İzledim

TEŞKİLAT – Zalimin Masasında Oturan da Zalimdir

Teşkilat yeni sezona zirvede başladı. Geçen sezonun  en çok izlenen dizilerinden olan Teşkilat’ın bu sezon reytingleri geçen sezonki oranların yaklaşık yarısı kadar olsa da zirveyi kimseye kaptırmayacak gibi. Dizinin 15. Bölümü Total’de 6,97 reyting, AB’de 7,58 reyting ve ABC1’de 8,35 reyting ile tüm kategorilerde birinci oldu. Bölüm değerlendirme yazısı konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

Ben Neredeyim?

 

Söz konusu Ethem yönetimindeki Teşkilat yazar grubu olduğunda artık bir klasik haline gelen bölümler arasındaki paralellikler yeni sezonun ilk bölümünde de değişmeyen bir gelenek olarak varlığını sürdürmeye devam etti. Uçakla MİT binası olan Kale’ye yapılacak saldırıyı tek başına durdurmayı başaran Serdar’ı geçen sezonun sonunda bindiği ambulansın kamyon kasasına girmesiyle aslında hain bi oyunun parçası olduğunu öğrenmiştik. Kaçırıldıktan sonra Serdar’a ne olduğu konusunda bütün yaz teoriler üstüne teoriler üretirken sanırım hiçbirimizin aklından geçen şey onu eli kanlı bir şekilde Polonya’daki bir tren vagonunda kim olduğunu ve nerede olduğunu hatırlamaz bir şekilde bulmak olmamıştır ancak elimizdeki durum tam olarak da oydu. Kendinin kim olduğunu bilmediği gibi kanının eline bulaşmış olduğu insanların da kim olduğundan ve onları neden öldürmüş olabileceğinden de haberi yoktu.

Serdar geçen sezonun sonunda Fadi’yi konuşmaya ikna etmek için onu oğluyla tehdit ettiğinde cinayet filmlerini ya da katil kim tarzı casus filmleri sevdiğini söylemiş olduğu aklıma geldi de eğer hafızasını kaybetmiş olmasa noir filmlerden ya da Agatha Christie romanlarından fırlamış gibi görünen trende cinayet filmini izlemekten hoşlanırdı.  

Serdar’ın o anda yaşadığı dehşetin, korkunun, paniğin ve kafa karışıklığının Çağlar tarafından mimikleri aracılığıyla ziyadesiyle iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Onu fragmandaki gibi masaya bağlanmış vücuduna birtakım kimyasal karışımları veriliyor şekilde göremeyince ister istemez aklıma “Alias” dizisi geldi. Bu diziyi daha önce de J.J. Abrams yapımı casus dizisine benzettiğim çok olmuştu. Ama Serdar’ı böyle görünce aklıma ikinci sezon finalinde Sydney’in ankesörlü telefonla Michael’ı aradığında aslında kaçırılmasının üstünden 2 yıl geçtiğini ve o 2 yılda neler yaptığını hatırlayamadığını anladığı sahne geldi. Acaba Serdar’ı kaçırıp casus filmlerine özgü şekilde yeniden programlamış olabilirler mi diye kafamda senaryolar uçuşmaya başlamıştı ki Serdar’ın hiçbir şey hatırlayamadığını idrak ettim.

Bölümler arasındaki paralelliklerden söz etmiştim ya bu sezonun ilk bölümüyle geçen sezonun ilk bölümü arasında gözüme takılan ilk benzerlik açılışın Serdar’la yapılmış olmasıydı. Ancak bu defa bi kontrast durumu söz konusuydu çünkü geçen sezona Serdar’ın unutamadığı çocukluk travması ve geçmişiyle başlarken bu sezona hatırlayamadığı geçmişiyle başlandı. Üstelik ilki her ne kadar 90’lı yıllara yönelik bir flashback sahnesi de olsa her iki bölümün açılış sahnesi de başka bir ülkenin sınırları içinde vuku bulmaktaydı. Geçen sezon Almanya bu sezon ise Polonya…

Üstelik bölüm boyunca Serdar’ın kendisine verilen kimyasallar yüzünden kaçırıldığı dönemde neler yaşadığına ve ilk başlarda sadece uzaktan görebildiğimiz karanlık figürün kime ait olduğuna dair bulmacasının parça parçaya bir araya getirilmesi şeklindeki hikâye anlatımından da çok memnun kaldığımı söylemeliyim. Tutulduğu yerde bulunan televizyon ekranlarındaki parazitlere gelince o konuda birçok teori mevcut. Bu parazitlerin aslında parazit olmadığı devlet içindeki gizli örgütleşmelere özgü bir mesajlaşma biçimi olduğunu söyleyenden uzaylılar tarafından yapılan bir yayın olduğuna kadar birçok teori var ama sanırım benim favorim insan zihnini itaat etmeye programlamak için kullanılan bir nevi hipnoz yöntemi olduğu çünkü bunun gerçek olması Serdar hususundaki endişemi de destekliyor.

Serdar’ın kim olduğunu hatırlayamadığı halde polislerle dar alanda yapmış olduğu yakın dövüş sahnesi hem dövüş tekniği hem de kamera çekimi açısından önceki sezona kıyasla çok daha profesyoneldi. Bu sahne sayesinde insan zihninin unutma özelliğine rağmen kas hafızasının unutmadığı gerçeğini gözlerimle görmüş oldum.

 

Serdar Nerede?

 

Serdar kim olduğunu ve ona neler olduğunu çözmeye çalışırken gizli kahramanlar ekibinin diğer üyeleri de aradan geçen bu zaman zarfında taş üstünde taş bırakmaksızın buldukları her ipucunun peşine Serdar’ı bulma umuduyla koşuyorlardı. COVİD-19 diziler üzerindeki etkisinin geçen sezona göre daha hafif olduğu bu dönemde ellerindeki fırsatı iyi değerlendirerek başka ülkelerde çekim yapma fırsatı bulan Teşkilat ekibi bu defa Belçika’da Serdar’la ilgili olduğunu düşündükleri bir ipucunun peşindeydiler. Açıkçası Hakkı’nın takip konusundaki yeteneğini, Pınar’ın kılık değiştirmelerini ve Hulki’nin kaba saba hallerini çok özlemişim. Hakkı’nın takipteki sabrı ve soğukkanlılığının üstüne kimseyi tanımıyorum. Ben olsam bu işi hayatta yapamazdım. Ama operasyon yönetiminin de Zehra’da olduğu belli.

Operasyonun temelinde “Serdar’ı bulmak” gibi can sıkıcı bir motivasyon olsa da bu ekibin yeniden bir araya gelerek operasyon düzenlediklerini görmekten büyük keyif aldım. Gizli operasyon üssünden teknik destek sağlayan Gülcan ve Uzay’ın da desteğiyle hedefin kimlik doğrulamasının yapıldığı ve herhangi bir kovalamaca sahnesi yaşanmadan arabaların hızıyla doğru orantılı olarak artan aksiyonu izlemesi çok eğlenceliydi. Kimlik değiştirme ve ortama uyum sağlama konusunda bukalemundan farksız Pınar’ın adamı kendi rızasıyla korumalarının olduğu arabayı geçecek şekilde hız yapmaya -tek kelime etmeden- ikna edebilme yeteneğine hayran oldum. Nasıl bir salak korumalarını ardında bırakır diye düşündüm ama sanırım kadınları tehdit olarak görmeyen biri ancak bunu yapabilir herhalde.

Uzay’ı en son herkesi kurtarmak ve bombayı durdurmak için kahramanlık yapıp metroya bindiğinde görmüştüm. Sonrasında ise Zehra’nın gözünden bombanın patladığına şahit olmuştum. İki sezon arasında gerçekleşen zaman atlaması yüzünden neler yaşandığını göremedik ama bir çocuğun hayatını kurtarmaya çalışırken Uzay’ın patlama yüzünden birkaç kez ameliyat olmak zorunda kaldığını öğrendik ki bu durum Uzay’ın kişiliğine nasıl sirayet edecek şimdiden merak ediyorum. Normalde her konuyu matematiksel istatistiklerle değerlendiren mantık insanı Uzay’ın bacağındaki ağrının nedeniyle hatırlattığı patlama anını tekrar tekrar yaşamasının neden olduğu “travma” eninde sonunda kararlarını etkileyecektir diye düşünüyorum. Ki bu zamana kadar onu sadece Ebru söz konusu olduğunda duygularıyla hareket ederken görmüştük ama bu sezon yaşadığı TSSB yüzünden daha insan bir Uzay görmemizin olasılıklar dahilinde olduğunu düşünüyorum. Keza sözde ölüyken psikoloğa gidebilmek pek mümkün görünmüyor.

Yalnız polisleri atlatabilmek için buldukları yolun o ülkenin kolluk kuvvetlerinin sistemine sızmaktan ziyade oyalama ve haberleşme sistemine sızarak hedef şaşırtma yöntemi olmasına sevindim keza hayatlarında hacker özellikle de black hat nedir bilmeyen insanlar Gürcan’ın başka ülkelerin sistemlerine sızabilmesini eleştiriyorlar ama gelin görün ki diğer ülkelerde özellikle de Amerika’da yapılan dizilerde hacker bırakın kolluk kuvvetlerini FBI, NSA ve DHS gibi sistemlere ya da füze başlıklarına erişip uçakları düşürdüklerinde ağızları açık bir şekilde izliyorlar. Yazık!

Hedefi yakalandığı sahnede en sevdiğim detay korumalarının olduğu aracın hemen yanına yanaşmasına güvenip kapısını açtığında Zehra ile burun buruna gelmesiydi. Zehra’yı daha önce bir aracın içinden operasyonu yönetirken görmüştük ama asıl kadraja elinde silahınla girmesi karakterini özetleyen en güzel karelerden biriydi. Deniz resmen Zehra’yı oynamak için doğmuş. Ben her seferinde Deniz’in masküler/güçlü kadın karakterlerin oyuncusu olduğunu söyleyip duruyorum ama onu hala bu karakteri oynamakta yetersiz bulan bir grup kıskanç anti-fan var ama kusura bakmasınlar, keza Teşkilat’ın en büyük şanslarından biri bu karakteri oynaması için Deniz’le anlaşmış olmaları.

Kaçırdıkları adamın uyanmasıyla Serdar’ın kim tarafından neden kaçırıldığı ve nerede tutulduğuna dair sorgulama da başladı. Ne yalan söyleyeyim normal bir zamanda orantısız güç kullanıyor diye Hulki’nin sorgularda yer almasını istemem ama adam yüzlerine pişkin pişkin gülerek Serdar için “çoktan ölmüştür” deyince Hulki’nin ona bir Osmanlı tokadı yapıştırmasını çok istedim. Ancak daha Serdar’ın nerede olduğunu öğrenemeden kendini tutamayıp adamı öldürecek diye de korktum. Halbuki bu korkum çok yersizmiş ona ulaşmak için beni konuşturamasınlar diye adam gözlüğünün sapını şah damarına soktu. Konuşturulmamak için yüzüğünde zehir saklayanı dişinde siyanür kapsülü bulunduranı görmüştüm de gözlüğünü cinayet aleti olacak şekilde tasarlamayı daha önce hiç görmemiştim. Helal olsun! O yaratıcılıktan tam puan aldı da o adamı bulmak için ekibin harcadığı koca bir ay çöpe gitmiş oldu.  

                                                             

Ceren’in Sıradaki Oyunu

 

Kim olduğunu ve nerede olduğunu bilmeden peşine düşen polisler yüzünden trenden mecburi iniş yapmak zorunda kalan Serdar’ın kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde eli silahlı bir grup adam tarafından kaçırılmaya çalışılması ve onu kaçırmaya çalışan adamları öldürmeye başlayan kaynağı belirsiz güç kafamdaki çarkların yeniden dönmesine neden oldu. Adamlar kaçtıktan sonra ekranda beliren motosiklet kaskıyla yüzünü gizleyen figürü Ceren olduğundan adım kadar emindim. O anda da aklıma 2 ihtimal geldi. İlki Serdar’ın kaçırıldıktan sonra tutulduğu yerden gerçekten kaçtığı ve Ceren’in de bu fırsatı değerlendirmeye çalışan iyiyle kötü arasındaki bu savaşta üçüncül bir güç olduğu ikincisi ise Ceren ile bu adamların aynı örgütlenme için çalıştığı ve hiçbir şey hatırlamayan Serdar’a ona güvenmesi için bir oyun oynadıklarıydı. Bu da aklıma şu soruyu getiriyor: Vurulan adamların öldüğüne emin miyiz çünkü sayı üstünlüğü onlarda olduğu halde buraya almaya geldikleri şeyi yani Serdar’ı almadan gitmeleri bana mantıksız geldi.

Ceren kaskını çıkardığında onu tanımayan Serdar’ın hafıza kaybı yaşadığını sanki ilk kez görüyormuş gibi öyle bir tepki verdi ki kendisini tebrik etmek istiyorum. Dışarıdan bir duyan onun söylediklerinde samimi olduğuna kesinlikle inanırdı ama söz konusu o olduğunda hiçbir şey hakkında kesin konuşmamak lazım. Yılanın deri değiştirdiği gibi yüz değiştiren Ceren’in beneklerini değiştirmesinin pek mümkün olduğunu sanmıyorum. Bence Serdar’ın karşısına çıkarak şansını denemek istedi. Ne de olsa Serdar onun bir hain olduğunu unutmuş olduğu için can güvenliği vardı.

Serdar’a pansuman yapmasına, onu kötü adamların elinden kurtarmasına ve karargâh ekibi ona ulaşmadan önce kafası hala karışıkken hikâyeyi kendi ağzından anlatmaya çalışmasına nereden bakarsan bak bütün bu eylemlerin altında Serdar’ın güven oyunu ve sempatisini kazanma amacı yatıyor. Geçen sezon Serdar’ın hayatına sızabilmek için oynadığı oyununun bir benzerini şimdi de hafızasını kaybetmiş Serdar’a uygulamaya çalışan Ceren belli ki hiç değişmemiş. Serdar’ın bir İstihbarat ajanı olduğunu kendisinin ise onun hayatına sızmakla görevlendirilmiş bir hain olduğunu söylemesine sakın kanmayın. Çünkü en iyi yalan çekirdeğinde iyi bir gerçeğin yattığı yalandır.

Ceren “sen beni çok sevdin ama ben bu sevgiye hiçbir zaman layık olamadım şimdi çok pişmanım” ayağına yatıp sempatisini kazanmaya çalışıyor. Gerçi bir ara Serdar’a kendisini iyilerden gösterip ekip arkadaşlarının yozlaşmış ajanlar olduğunu söyleyerek Serdar’ı onlara karşı zehirler mi diye düşündüm ama ekip arkadaşlarının onu bulacağı ihtimalini düşünmüştür diye tahmin ediyorum. Özellikle Ceren ve Serdar arasında geçen diyaloglarda öyle bir detay var ki üstüne konuşmadan geçemeyeceğim. Kendisine sevgili olduklarını söylediğinde Serdar’ın ona inanmaması ve gerçekten sevgili olsalardı hafızası olmasa bile onu hatırlaması gerektiğini söylemesinin üstünden çok zaman geçmemişken hastanede ikinci kere karşılaştığı kendini vurmuş olan Zehra’ya aralarında duygusal bir ilişki olup olmadığını sorması aslında #ZehSer çiftinin ne kadar gerçek olduğunu anlatmıyorsa başka ne anlatır bilmiyorum.

Ekipteki Duygusal Değişimler

 

Teşkilat dizisinin yeni sezonu başlamadan önce yapılan haberlerde bu sene baş rolde teknolojinin olacağıyla ilgili çok sayıda haber yapılmıştı. Bahsedilen teknolojilerden biri de dünya çapında yüz tarama teknolojilerinin hiç hızını kesmeden dünyanın öteki ucundaki bir insanı kamera ve haberleşme gibi teknolojiler aracılığıyla bulabilmeyle ilgili. Serdar’ın eşkal uyan tüm istihbarat için haberleşme ağı ve görüntüleme teknolojilerini taraması sağ olsun, Gürcan sayesinde ekip de Serdar’ın yaşadığını ve Polonya da olduğunu öğrendi ki açıkçası ben bu sürecin çok daha yavaş gerçekleşeceğini düşünüyordum. Serdar’ın karargâh ekibine kavuşması bölüm sonunu bulur diye inanmıştım. Ama senaristler ilk bölümdeki olayların akışını yavaşlatmadan Serdar ve ekip cephesinin eş zamanlı hızlanmasına karar vermişler. Açıkçası önceki bölümlere kıyasla daha uzun olan bu bölümü böyle akıcı yazdıkları için çok teşekkürler.

Belçika polisinin dikkatini çekmeden ülkeden ayrılabilmek için zaten intihar etmiş bir adamın ölümüne intihar süsü vermeye çalışmalarını ironik bulsam da Hulki adamın cesediyle dip dibe olmaktan rahatsızlık duyuyorken Pınar’ın bu ölümü soğukkanlılıkla karşılaşması bana fazlasıyla ilginç geldi. Uzay hareketleri öngörülemez olduğu için ondan korktuğunu söylüyor ya haksız da sayılmaz aslında. Bir diğer nokta da şu ki bu dizide kadın karakterler erkeklere göre çok daha soğukkanlı ve mantıklı hareket eden karakterler. Pınar ve Zehra Ulu Dişi Kurt efsanesinin bir parçası olan Asena’lar olarak yaptıkları vatan görevinin hakkını veriyorlar ki istisnaları saymazsak Ethem ve ekibi ayakları güçlü kadın karakterler yaratmayı seviyorlar. Ben de erkek hâkim izleyici kitlesine sahip aksiyon dizisinde ayakları yere basan güçlü kadın karakterlerin olabileceğini gösterdikleri için onların kaleminden çıkan işleri seviyorum.

Serdar’ın kayıp olmasının üzerinden geçen bir buçuk aylık süreçte karargâh merkezinde meydana gelen en büyük değişikliklerden birinin TSSB yaşayan Uzay’ın verdiği duygusal tepkiler olduğunu daha önce de belirtmiştim ancak yasal anlamda ölü olmasından ötürü gidemeyeceği psikoloğun yerini terapi yöntemi olarak gördüğü bebeğinin kalp atışlarıyla doldurmasının üzerinde azıcık da olsa durmak istiyorum. Uzay ilk tanıdığımızda asla çocuk istemediğini söyleyen bir adamdı çünkü OCD hastalığıyla sınırlı bir yaşam tarzı sürdüren Uzay hayatındaki her ihtimali önceden hesaplamak isteyen ve sürprizlerden hiç haz etmeyen bir kişilik yapısına sahipti. Ancak çocuk demek her ihtimalini önceden hesap etmesinin mümkün olmadığı çok bilinmeyenli bir denklem demekti. Zaten baba olacağını öğrendiği ilk dönemlerde hesap yapmaktan gece gözüne uyku girmemeye başlamıştı ama şimdi görüyorum ki Uzay’ın geçen sezona kıyasla bu sezon daha insani bir yönünü göreceğimize dair yaptığım çıkarımda haklıymışım.

Duygusuz biri gibi görünmek için harcadığı tüm çabaya rağmen Ebru’ya olan aşkını bana hissettirdiği gibi şimdi de çocuğuna olan sevgisini hissettirmeyi başarıyor. Ki normalde her şeyi matematiksel istatistiklerle hesaplayan adam bebeğinin cinsiyetinin kız olduğunu akılsal/ istatiksel çıkarımlarda bulunarak değil; tamamen yüreğinde hissederek biliyor. Eskiden olsa birinin cinsiyetinin ne olduğunu hissetmesinin imkânsız olduğunu söylerdi. Bebeğinin ultrason fotoğrafına bakarken ve kalp atışını dinlerken yüzündeki o gülümseme ve gözlerindeki parlama her şeyi anlatmaya yetiyor. Karısı için patlayacak metroya koşa koşa giden çocuğu onsuz doğacak diye endişelenen Uzay’ın duygusal gelgitlerini umarım bu sezon daha sık görürüz. Özellikle Uzay-Ebru odaklı bir hikâyeyi görmek isterim çünkü orada büyük bir aşk var. Sadece o değil; Zehra’nın bi anda hasta mahremiyetine çok değer verip Uzay’a bir daha böyle bir şey yapmamasını söyleyip kızmasının altında bebeğe ait bu görüntülerin ona kendi kızını ve ona olan özlemini anımsatması bence. O yüzden bu sezon daha aksiyonlu ama daha insancıl ajanlar izleyeceğiz gibi geliyor.

Ufak bir dip not olarak sevdiklerine ve ailelerine dair resimleri iliştirdikleri bir alan yapmış olmalarını ve bu alanının ışıklarla donatılarak büründürüldüğü atmosferi sevdiğimi söylemek istiyorum. Onlar bu topraklar üzerinde yaşayan Türk milletinin güvenliği, bu topraklarda gururla dalgalanan Türk bayrağının asla düşmemesi ve bu ülkenin “Vatan” dediğimiz her karış toprağını düşmanlara karşı müdafaa edebilmek için ailelerinden ve hayatlarından vazgeçtiler. Ölmeden ölmeyi göze aldılar ama sonuç olarak onlar da duyguları olan birer insan. Bu yüzden özlemlerini bir nebze dindirmek ve kendilerine ne için savaştıklarını hatırlatmak için böyle bir köşe yapmış olmalarına sevindim. Bebeğin anne karnındaki resminin bir çıktısını alarak onu diğer fotoğrafların yanına iliştiren Zehra sadece Uzay’ı değil; beni de ziyadesiyle çok duygulandırdı. Bu sezonun “biz bir aileyiz” teması belki benim yüreğime daha çok dokunacak.         

   

Serdar Sakin Ol!

 

Eminim hepiniz silahını Ceren’e doldurttuğunda Serdar’ın onu vurmasını istemiştir. Yaptığı her şeyden ve yaşattığı acılardan sonra (Hulki’nin babasını öldürmesi, Yağmur’a resim atölyesinde yaklaşması, Başkan’ın vurulmasındaki rolü, Ebru’yu metro saldırısında öldürtmeye çalışması) kesinlikle affedilmeyi ve ikinci bir şansı hak etmiyor. Üstelik telefonunu uçak modundan çıkararak ekip arkadaşlarının kim olduğu konusunda kafası çok karışık Serdar’la yüz yüze gelmelerini sağlamaya çalışması ve onu sevdiğini söylemesi hala yalan söylediğinin kanıtıyken hafızasını kaybetmiş Serdar söylediği tek kelimeye bile neden inansın. Serdar’ın hiçbir şeyi hatırlayamazken bile içgüdülerinin onu kendisine yalan söylendiği konusunda uyarmasına bayıldım. Keşke insanlar daha fazla içgüdülerini dinlese.

İtiraf etmeliyim ki karargâh ekibinin her yerde onu aradığını duyduğumdan beri ilk kez bir araya geldikleri sahnenin nasıl şekilleneceğini merak ediyordum. Ceren’in telefon sinyalleri sayesinde Serdar’ı bulma umuduyla ama bunun bir tuzak olabileceğinin farkında olarak kulübeye girip Serdar’ı gördüğünde Pınar’ın gardını düşürmesine bayıldım. Normalde soğukkanlı davranmasına alıştığım Pınar’ın bir süredir kayıp olan arkadaşına görür görmez sarılmasını ve gülümsemesini izlemek çok güzeldi. Aynı şekilde daha kim olduğunu bile bilmeyen Serdar’ın onları gördüğünde yüzünde beliren korku, panik ve onları tanımamasının neden olduğu boş bakışlar duygu geçişleri bakımından mükemmeldi. Şüpheden sevince, sevinçten kafa karışıklığına geçişler o kadar hızlıydı ki takip edemedim.

Serdar’ın yaptığını kafa karışıklığı ve hafıza kaybına veriyorum ama yanına giden ilk kişi Pınar değil bir başkası da olsaydı başına aynı şey gelirdi herhalde. Söz konusu bu ekibin üyeleri olduğunda her birinin birbirine karşı bir zaafı olduğunu söyleyebilirim. Birbirlerini “aile” olarak gördüklerinden birbirleri için göze alamayacakları tehlike yok ama bu aynı zamanda birbirinden gelecek tehlikelere de gözlerinin kapalı olduğu anlamına geliyor ki yaptıkları meslekte bu tehlikeli bi zaaf. Geçen sezon bunu bir iş olarak gören ekip protokollere göre hareket edip birbiri hakkında hiçbir şey öğrenmemeye kararlıydılar ama bu sezon karşımda duygusal bağlar kurmuş ve birbirine kenetlenmiş bir aile var. Dünya onları öldü sanırken birbirlerinden başka güvenecek kimseleri olmayan bu insanların aile olması normal

Bu dizide erkeklerin tepkilerinin kadınlara kıyasla daha duygusal olduğunu söylemiştim. Serdar ona sarıldığı için gardını düşüren Pınar’ın silahını elinden alıp onu rehin aldığında herhangi bir hamle yapmaktan kaçınan Hakkı ve ekip arkadaşını yaralamaktan itinayla kaçındığı için silahını ilk indiren kişi olan Hulki karşı karşıya oldukları duruma duygusal tepkiler verirken karşısındaki ekip arkadaşı olduğu halde Serdar’ın içlerinden birini vurmasını engellemek için onu omuzundan vuran Zehra oldu. Üstelik diğerleri Serdar’a silahını bırakması için dil dökerken Zehra sadece onu hatırlayıp hatırlamadığı noktasında iki cümle etti o kadar. Sonrasında birbirleriyle sadece göz teması kurdular.

Zehra onu bi kere kalbinden vurdu omuzundan vursa ne olur mesajını veren senaristlere de buradan selam olsun. Zehra’nın ateş ettikten sonra yüzünün aldığı şekil, gözlerindeki bakış ve nefes alışverişindeki hızlanma bunun onun için ne kadar zor bir karar olduğunu da kanıtlar cinsten. Sevdiğin değer verdiğin ama en önemlisi uzun bir zamandır aradığın bir insanı bulduğun dakika vurmak zorunda kalmak kolay bir karar değil. Sadece omuzundan vurmak bile olsa söz konusu olan sevdiği ve değer verdiğin bi insanın canının yanmasına neden olmak. Bu ve Serdar’ın bilincini yitirmeden önce gördüğü son yüzün Zehra’nın yüzü olması #ZehSer ilişkisinin bilinçaltında başladığının habercisi.

 

Terör Saldırısını Tespit Etme Çabası ve Serdar’ın Krizleri

 

Dizinin başladığı günden beri karargâh ekibinin gündemi hep kalabalıktı ancak bu bölümde değişen gündemlerinin hızına ben bile yetişemedim. İlk öncelikleri arkadaşlarını bulmalarını sağlayacak hedefi bulup konuşturmaktı. Sonra Serdar’ı gidip Polonya’dan almak oldu. Bunlar yetmezmiş gibi ani bi atamayla başlarına geçen yeni Başkan’la uyum sağlama savaşına girdiler. Daha adamla tanışalı beş dakika bile olmamışken bu sefer de gündemlerine Türk topraklarında yapılacak bir terör saldırısını bulup durdurmaya çalışmak gündemlerine jet hızıyla giriş yaptı. Haber ajansından verilen haberle de kahramanlar ekibinden önce izleyiciye hedefin neresi olduğunun gösterilmesini pek doğru bulmadım. Bana soracak olursanız hedefin “Mavi Vatan” gemisi olduğunun Kemal ve ajan gemiye çıktığında gösterilmesi çok daha doğru olurdu. Seyirciye acaba hedef neresi diye düşünecek teori üretecek zaman bulurdu.

Ekip terör saldırısının yerini ve kaynağını öğrenip durdurmaya çalışırken Serdar’ın da hastane yatağında yaşadığı travmanın neden olduğu parça pörçük hatırlamaya başladığı flashback anlarıyla boğuştuğunu söylemek yanlış olmaz. Kim olduğunu ve onu yakalayan insanların gerçekten de dostu olup olmadığını bilmeden hiç bilmediği bir yerde özellikle de kolunda bir serumla uyanmanın da hiç yardımcı olmadığını söylemeliyim. Çağlar bölüm boyunca gözlerindeki şüphe, kulaklarındaki çınlama, yüzündeki dehşet dolu bakışlarla mükemmel bir oyunculuk sergiledi.

Her flashback sahnesinden sonra ona hafızasını kaybetmesine neden olan kimyasalların verildiği anı biraz daha net ve detaylı bir şekilde hatırlamaya başlaması bana birbirine zıt iki fikir verdi. İlki her şeyi parça parça hatırlaması durumunun kimliğini de hatırlaması konusunda düşündüğümüzden daha hızlı bir sonuç sağlayacağı ikincisi de ona tam olarak ne olduğunu ve bunu ona kimin yaptığını hatırladığında kulağına fısıldanan cümlenin onun için tetikleyici görevi göreceği. Umarım ikincisi olmaz keza böyle bir durumda yeniden programlanmış bir Serdar görürüz ki ekip arkadaşlarına bilinçsiz bir şekilde ihanet ettiğini görmek yüreğimi parçalar. İlkinin olmasını umut ediyorum.

Kabustan uyandıktan sonra üstündeki tedirginlik ve nerede olduğunu bilmemenin yarattığı panikle hastane içinde sorun çıkarması beklendik bi durumdu ama keşke onunla hastaneye konuşmaya gelen kişi Halit Başkan değil; ekip arkadaşlarından biri olsaydı. Tamam şimdilik onların da kim olduğunu hatırlayamıyor ama burada önemli olan onun kimleri hatırlayabildiği değil; duygusal bağ kurduğu bir insan tarafından kendisine empatiyle yaklaşılması. Özellikle de ailesini nasıl kaybettiğini hatırlatma hususunda daha şefkatli ve nazik bir yaklaşım daha doğru olurdu. Zira Halit Başkan’ın tutumu soğuk, mesafeli ve insani nezaketten uzaktı. Ama onunla konuşmak için hastaneye giden kişinin neden o olduğunu da anlıyorum. Çünkü ekibin lideri artık o. Haliyle de ekibindeki herkes onun sorumluluğu. Üstelik sahada çalışmayı seven yapısı olayları bizzat yerinde kendi çözmeyi seven bir kontrol delisi olduğunu da kanıtlıyor. Ama Serdar’la konuşması için ekipten birini göndermiş olsaydı belki de ona hafızasını kaybetmiş olması açısından yeni bir travma yaşatmadan daha sakince düşünmesini sağlayabilir belki biraz da güvenini kazanabilirlerdi.

Ekibin Halit Başkan’la yapmış oldukları ilk toplantıyı da ilginç bulduğumu söylemeliyim. Kendini tanıtırken ne kadar kabaysa toplantı sırasında bir o kadar düşünceliydi. Ekip arkadaşlarını ne kadar merak ettiklerini bildiği için konuya Serdar’ın iyi olduğuyla girmesi ve iyiliği için bile olsa onu vurmak zorunda kalan Zehra’nın vicdan azabını hafifletme çabası bunlar hep ekip üyelerini düşündüğünün bir göstergesi. Bence Halit Başkan göründüğü kadar kaba bir insan değil. Sadece aldığı sorumlulukları fazlasıyla ciddiye alan bir insan ve henüz ekip üyelerini şahsi olarak tanımıyor. Haliyle yetenekleri hakkında ne kadar bilgi sahibi olsa da sırtını onlara yaslayacak kadar güvenmiyor. Tüm ekibi bir masa etrafında çalışırken görmek ne kadar hoşuma gitse de Uzay’ın zekasını ve panolarını daha çok özlemişim.

Dizinin Ortadoğu Demokrasi Platformu olarak “Think Tank” kuruluşlarına değinmesi bana ilginç geldi. Yirmi birinci yüzyılla birlikte ülkelerin dış politikalarında etkin güç sahibi bu kurumlar görünüşte sadece araştırma ve analizler yaparak bunların sonuçlarına göre devletlere önerilerde bulunan bir düşünce kuruluşu gibi görünüyorlar. Ancak bu sadece bir göz yanılması çünkü aslı işlevleri kendilerine yakın ya da uzak bütün iktidarlar üzerinde “baskı kurarak” yönlendirmeler yapmak. Sivil bir danışmanın bir devletin dış politikalarını yönlendirme gücünü kendinde bulmasıdır.

Zehra’nın Türkiye gibi çıkarlarına uygun hareket etmeyen ülkelere karşı ambargo koyma yetkisinden söz etmesine rağmen asıl ilginç olan bizim ülkemizde buna benzer kurumların var olmaması. Bunun iyi bi şey olduğu çıkarımında bulunabilirsiniz fakat bu politikaları dengeli bir şekilde yapacak altyapı kurumlarının eksikliğini yabancı medyanın kapatıyor olması aleyhimize işleyen bir durum. Çünkü söz konusu olan yabancı medya olduğunda Türkiye’nin tüm dünyaya nasıl yansıtıldığını ve ne gibi karalama çalışmalarının yürütüldüğü malum. Ortadoğu’da yaşanan “Arap Baharı” diye adlandırılan süreci mutlaka duymuşsunuzdur. O süreç Think Tank kuruluşları sayesinde bu Ortadoğu ülkelerine götürülen sözde “demokrasiden” kaynaklanıyor. Bunu düşününce durumun vahimiyetini anlamışsınızdır.

 

#ZehSer Buluşması: Çünkü Ben Doğruyu Söylüyorum

 

Bölümün en merak ettiğim anlarından biri Serdar ve Zehra’nın araya silahlar girmeden baş başa kalıp konuştukları sahneydi. Neyse ki bölüm beni hayal kırıklığına uğratmadı da çok geciktirmeden hastane odasında yalnız konuşma fırsatı buldukları sahneyi izleyebildim. Daha Zehra kapının eşiğinden yüzünü gösterdiği anda Serdar’ın tutumunun değiştiğini söyleyebilirim. Alıkonulduğu süreçte kendisine verilen kimyasallar yüzünden hafıza kaybı yaşadığından dolayı hiçbir kişisel bağını hatırlamayan Serdar herkese karşı üstelik Ceren’e karşı bile son derece kuşkucu, soğuk ve robot edasında duygusuz bir tavır alırken Zehra’yı görünce onu yeniden vurup vurmayacağı mevzusu üzerinden bir espri yaptı ki espri genellikle ilişkilerde rahatlığın ve samimiyetin göstergesidir. O daha kendini savunma fırsatı bulamadan Serdar onu vurmasına neden olabilecek şeyler için bahaneler bulmaya başladı.

 

“Neydi adın senin?

Gerçekten hatırlamıyor musun?

Şaka yapar gibi bir halim mi var?

Yani senden bekleyeceğim bir performans.

Komik biriydim yani?

Daha çok alaycı diyebiliriz.”

 

Tam da bu yüzden Serdar’la geçmişini ve Ceren’in ona anlattıklarını konuşacak kişinin ekipten biri olmasını istedim. Çünkü ekip arkadaşları Serdar kendini hatırlamasa bile onu çok iyi tanıyorlar üstelik bazı karakter özellikleri kişinin farkında olmadan yaptığı eylemler ve aldığı kararlar şeklinde kendini gösterdiğinden hafıza kaybından etkilenmez. Ekipte Serdar’ı en iyi tanıyan aklından geçeni bile okuyan kişi Zehra olduğundan bu görevi layığıyla en iyi o yapardı. Ki Zehra’nın onu hastanede görmeye gelmesinin altında nasıl olduğunu merak etmesi gibi duygusal bir motivasyon yattığını söylemek yanlış olmaz. Zehra kendi gözleriyle onu tanıyıp tanımadığını görmek istedi. Serdar özlemi zor! Üstelik istemeden de olsa Serdar’ı yaralayan da kendisi. Haliyle biraz suçlu hissetmesi gayet normal bir duygu. Yalnız gözlerini trende açtığından beri önüne gelene sesini yükselten Serdar’ın bu sahnede Zehra karşısında kedi gibi olmasının aklı hatırlamadığı halde kalbinin bir şeyler hatırladığının en büyük kanıtı.

 

“Adını hala söylemedin.

Zehra.

Zehra. Bizim aramızda bir şey mi oldu?

Nasıl bir şey?

Duygusal bir şey. Öpüşmedik, değil mi biz?

Hayır. Saçmalama.

Ne bileyim değişik bakıyorsun. Sanki benden hoşlanmışsın gibi.

Yani sen zaten bütün kadınların kendinden etkilendiğini düşündüğün için hepsi sana öyle bakıyor sanıyorsun.”

 

“Akıl unutsa da kalp hisseder” diye boşuna dememişler. Karşısında oturan kadınla ilgili hiçbir şey hatırlamamasına rağmen aralarında duygusal bi bağ olduğunu sezebiliyor. Adını hala söylemedin dediği anda Serdar bu bölümde ilk kez tebessüm etti. Üstelik o tebessümün varlığını da Zehra’ya borçluyuz. Kısa bir anlığına karşımda bildiğim ve sevdiğim Serdar varmış gibi hissettim. Duygulardan ya da çok ciddi konulardan bahsetmek istemediğinde devreye soktuğu alaycılığını bu kez Zehra’nın karşısında takınarak bir şeylerin üstünü örtmeye çalışıyormuş gibiydi.

 

 

Bu arada “daha önce hiç öpüşmedik değil mi” diye sorduğu anda aklım hemen geçen sezonda yer alan bir sahne geldi. Bu sahnenin paraleli olan o sahnede de ellerindeki senaryoda “beni öptüğünde dünya duracakmış sandım” gibi cümleleri okuyarak iki aşık karakterin provasını yapıyorlardı. Üstelik sadece o da değil; FHVK döneminde ilk kez öpüşmeleri aklıma geldi ve yüzümü kocaman bi gülümseme kapladı. Senaristler oraya atıf mı yaptılar acaba?

Zehra’nın aralarında bir şey olmamasının yanı sıra ilişkilerinin boyutu konusunda her zaman iyi anlaşamadıklarını söyleyerek dürüst davranmasına sevindim. Her zaman çok iyi anlaşamamalarına neden olan gerilimi birbirlerinden hoşlanmalarına bağlayan Serdar’a karşı Zehra’nın neden böyle bir şeyin olmadığını Ceren’le olan ilişkisinin boyutu, Ceren’in ona söylediği yalanların ilişkilere ve karşı cinse dair güvenini zedelediği ve özünde Ceren’i sevmiş olması üzerinden anlatmasına en çok da her konuda açık ve dürüst olmasına bayıldım. Keşke Serdar da Ceren’in bütün anlattıklarını söylediği konusunda dürüst olsaydı ama neyse ki Zehra onun aklını okudu da yalan söylediğini anladı.

Bu bölümde açık bir şekilde Zehra’yla flört eden Serdar’ın dudaklarından dökülen en güzel cümle sanırım

“Neyse sen yine de hafızam yerine geldiği zaman hatırlat senden hoşlanayım. Baya güzel kadınsın.”

Serdar’ın sözleştikleri gibi Ceren’le buluşabilmek için odasından ve hastaneden kaçmayı nasıl başardığını görünce ağzım açık kaldı. Adam kendiyle ilgili hiçbir detayı hatırlayamıyor ama kimseye çaktırmadan ele geçirdiği makasla odanın kapısını kıyafetlerinin aslı olduğu dolapta duran askıyla da araba kapısını açmayı başarıyor. Böyle sahneler izleyince ister istemez kas hafızası denen şeyin gerçek olduğunu düşünüyorum. Makasla kapı kilidi açmayı bilmem ama kıyafet askısını kullanarak kilidin açıldığı mandal tarzı sistemlerin çok eskide kaldığını söyleyebilirim. Çaldığı araba o kadar eski ki sanki o çalabilsin diye bizzat oraya konulmuş. İnsanın arabası da o kadar eski olunca camını tam olarak kapatmamış olması hiç sorun olmuyor. Serdar’dan başka kimse o arabayı çalmazdı. Düz kontak denen araba hırsızlığı numarası yeni teknolojilerle donatılmış arabalarda artık tarih oldu diyebilirim; kalmadı. 

 

Acı Kayıp: Mavi Vatan’da Patlama

 

Önce Yıldırım sonra da Halit Başkan üstüne konuştuklarından beri Ceren’in Serdar’ı uyardığı büyük saldırının Mavi Vatan’da olacağını biliyordum ama nasıl gerçekleştiğini görmek çok başka bi deneyim oldu. Her şey aslında sondaj veri kayıtlarında fark edilen önemli bir hatanın -ki sağlıklı veri aktarımıyla ilgili- düzeltilmesi için kendisiyle önceden anlaşılmış bir yazılım şirketteki yazılım mühendislerinin gemiye çağırılmasıyla başladı. Irkçılık olarak düşünülmesin ama Kemal’in yanındaki adamın tipini görüp ve aksanını duyar duymaz onun içlerine yerleştirilmiş bir hain olduğunu anladım. Onun yanında duruyor olmasının bile Kemal için çok tehlikeli olduğunu düşündüm. Kemal hakkında kişisel bir fikrim yok ama Yağmur’un tek ebeveyni ve babası olmasından dolayı ona bir şey olmasını istemedim.

Uzay Ceren’in telefonundan çekmeyi başardığı birkaç fotoğraf ve belgeyle saldırının nereye yapılacağı konusunda elinden geldiğince bir ipucu yakalamaya çalışıyordu ama hakkını yemeyelim bu defa işi gerçekten çok zordu. Elinde olan malzemelerle koca bir bulmacayı çözmesi onun zihni için bile fazla teferruatlıydı. “Sezar’ın hakkı Sezar’a” diye bir söz var ya Uzay elinden geldiğince çabuk cevaplara ulaşmaya çalıştı fakat bu plan kim bilir ne zaman yapılmıştı. Adamlarını o şirkete sokmaları ve onu Mavi Vatan’a gidecek kadar güvenilir ve kalifiye bir yazılım mühendisi olarak bu işe atamaları için nereden bakarsan bak altı ay bilemedin bir yıllık süre geçmiştir diye düşünüyorum. Ve bizim ekip ise bu saldırının varlığından haberdar olalı en fazla kırk sekiz saat olmuştur diye düşünüyorum.

Uzay onca resmin içinden Hakkı Dayı’nın da yardımlarıyla aradığı şahsı tespit etti sonra da bu resimlerin çekildiği günü bulup tüm havaalanı kayıtlarına ulaşmayı başardı. Kimse kusura bakmasın ama ekip başarısız olsa da Uzay elindeki imkanlarla elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Tabi Hakkı’nın engin takip yeteneklerini de yamana atmamak lazım. Bir bakışta adamın vücut dilinden hemen anladı aradıklarının o olabileceğini. Gürcan da adresini bulup takibe Pınar ve Hakkı’yı gönderdi ama adam çoktan Mavi Vatan Bir gemisine binmişti bile. Ne diyebilirim ki gerçek dünyada iyi insanlar bazen ne kadar çok çabalarsa çabalasınlar kazanan taraf olmayabiliyorlar. Bu henüz kazananın belli olmadığı bir savaş. İnsanoğlu dünyaya adım attığı günden beri devam eden ve kıyamete kadar da devam edecek olan iyiyle kötü arasındaki savaş. Cepheler kaybedilebilir ama savaşı daima iyilerin kazanır…

 

twitter

Bölümü izleyen izleyicilerin eleştiri yağmuruna tutukları sahnelerden biri de karargâh ekibi tarafından kimliği tespit edilen ajanın Mavi Vatan’a elini kolunu sallayarak girmesi olmuş ancak bir detayı sanırım gözden kaçırmışlar. Bu adam bizzat gemideki mürettebatlardan biri tarafından veri hatasını düzeltmesi için çağırılan mühendislerden biri olarak gemiye alındı. Nereden bilsinler, adamın alnında ben ajanım yazmıyor ki üstelik o yazılım şirketine kim bilir ne zaman sızdı. Bunun gibi gemilerin veya sondaj platformlarının çevresinde kesin bizim görmediğimiz ama onların aldıkları güvenlik önlemleri vardır. Ama biz içeriye davet edildikleri ana şahitlik ettik. Dışarıdaki önlemler ve güvenlik koridoru sıkı olduğundan bu gemilerde çalışacak güvenlik görevlilerinin savaş taktiklerinden ziyade savunma ve asayişi sağlamada iyi olup olmamalarına bakıyorlar. Kaldı ki çalışan güvenlikler asker bile olsa karşılarında eğitimli bir ajan söz konusu. Ama en azından biri onu yaralamayı başarmış olsaydı daha gerçekçi olabilirdi. 

Mavi Vatan’a kabul edildikten sonra biz izleyiciler olarak onun bir hain olduğunu bildiğimiz için şüpheli hareketlerde bulunduğunu fark ediyoruz ama -kimsenin çalışırken onun başında durmamasını garip bulsam da- mürettebattan hiç kimse hareketlerinde bir gariplik olduğunu veyahut geminin sondaj verilerini çaldığını anlamıyor. Gemiyi sabotaj etmeye gelmesi yetmiyormuş gibi bir de Türkiye’nin alın terinin bir sonucu olan sondaj verilerini de çalması düpedüz hazıra konmaya çalışmak. Türk mühendisleri çalışsın bulunan kaynakların keyfini Avrupalı devletler çıkarsın ama yok öyle bir dünya. Geçen sezon finalinde adını çok duyduğum “uyuyanlar” şebekesinin bir parçası olarak zararsız yazılım mühendisi rolünde adam mükemmel bir iş çıkardı. Dışarıdan bakıldığında gerçekten de zararsız biri gibi görünüyordu. Zavallı güvenlik görevlisi onların işi koruma ve asayiş sağlama. Mühendisi merak edip içeriye girdiği zaman başına ne geleceğinden habersizdi. Bense o tornavidayı gördüğümden beri neyin gelmekte olduğunun çok farkındaydım. Hatta anneme ölümün çok kanlı ve acılı olacağını söylüyordum ki malum sahne cereyan etti.

TRT 1’in kan göstermeme konusundaki hassasiyetini adamı tornavidayla defalarca yaraladığı sahneden anlamak mümkün ancak güvenlik görevlisinin gafil avlandığı halde epey savaştığını da inkâr etmemek lazım. Ki haini duvara doğru savurduğu anda silahına uzanıp en azından bir el ateş edebileceğine dair bir umudum da vardı ama olmadı. Ben hatanın sondaj odasında aranması gerektiğini söylediğinde Kemal’in ondan şüphelendiğini de düşünmüştüm ama ne yazık ki bunların hiçbiri olmadı. Ama beni yiyip bitiren bir mantık hatası vardı. Eğer güvenlik görevlileri her adımlarında onlara eşlik ediyorlarsa neden hiç kimse onunla birlikte giden güvenlik görevlisinin neden dönmediğini sorgulamadı ya da tuvalete yalnız gönderilmeyen adamın sondaj odasına tek başına gitmesine nasıl izin verildi.

Eleştiri yapacaksak nasıl hain olduğunu anlamayıp gemiye girmesine izin verildi gibi anlında hain yazmıyorsa anlamanın pek de mümkün olmadığı saçma şeyleri değil; hikâye içinde bunun gibi gerçekten eleştirilmesi gereken noktaları eleştirelim. Belki de hayatlarında hiç çatışma görmemiş güvenlik görevlilerinin donanımlı bir ajanla nasıl başa çıkamadıklarını değil. Tabi eminim ki adamda gemiden çıkmadan önce bu kadar fazla engeli aşmak zorunda kalacağını tahmin etmemiştir. Ancak ben öldürdüğü insanlar içinde en çok yanlış zamanda yanlış yerde olan Kemal için üzüldüm. Çünkü o tanıdığım ve bildiğim bir karakterdi. Eski karısının öldüğü haberini televizyonda görünce ne kadar üzüldüğü beni çok etkileyen aile yakını performanslarından biriydi. Yağmur gerçekten yetim kalmış oldu. Ah Kemal Ah! Aşağıya inip ona yardım etmeye karar vermeseydin kim bilir belki de şüphelenip ekranına bakmasaydın en azından patlamadan sağ çıkabilme ihtimalini olurdu. Ama boynuna geçirilen o tel sahnesini izlemeyi içim almadı. Değersiz bir çöpmüş gibi ortada bırakıldığı gözlerindeki yaşamın akıp gitmiş olduğu sahne beni çok etkiledi. 

 

Ceren ile Buluşma

 

Karargâh ekibi içinde Serdar’ı en iyi tanıyan Zehra diye boşuna demedim. Ceren’in anlattığı her şeyi söylemediğini, bazı şeyleri sakladığını ve er ya da geç Ceren’le buluşmaya gideceğini anlayıp peşine takılması gerçekten ondan beklenir türden akıllı bir hamleydi. Serdar resmen onları kendi ayağıyla Ceren’in burnunun dibine kadar götürmüş oldu. İzlenildiğini fark etmediğine göre ya adamlar işinde çok iyi ya da Serdar henüz eski formuna kavuşamadı. Benim asıl aklıma takılan şey şu ki hafızasını kaybetmiş bir insan ona söylenmiş bir adresi nasıl bulur? Yol bilmez adres bilmez bir insansın yanında ne telefon ne de konumu bulmanı sağlayacak teknolojide bir araç var. O zaman yolu nasıl bulup da Ceren’in söylediği buluşma noktasına gitti düşündüm düşündüm ama bir cevap bulamadım.

Ceren’i her sahnesinde yaptıklarından pişman olmuş ve sevdiği adamdan af diliyormuş gibi gösterseler de nedense ben suçlu olduğuna ve Serdar üzerinden ekibi de “manipüle etmeye” çalıştığına daha fazla inanmaya başlıyorum. Ceren’in Serdar’ı sevdiğine bir an için bile inanmasam da Ceren ona sarıldığında uzaktan onları izleyen Zehra’nın kıskanç bir edayla “Ne bu samimiyet?” demesine neden olduğu için bu sahnelerin varlığına kızmadım. Serdar sanki alışkanlıkmış gibi farkında olmadan Ceren’e sarıldığında mekanik hareketine bu kadar tepki veriyorsa içinde biraz duygusallık olsaydı kim bilir ne yapardı Zehra merak ediyorum. Söz konusu Ceren olduğunda Zehra daima alarm durumundaydı. Geçen sezon “müstakbel eşin-sevgili nişanlın” gibi cümlelerle rahatsızlığını belli ediyordu zaten. Öyle ki bu vurguları bazen Serdar’ın da dikkatinden kaçmıyor o da evlilik hazırlıkları konusunda tavsiye istiyordu.

Ceren onların iyi insanlar olduğunu kendisinin ise çok kötü bir insan olduğunu söyleyerek yaptıklarından pişmanlık duyan eski hain rolünü çok güzel ve inandırıcı oynadığını söylemeliyim. Rolünün hakkını veriyor tabi onu yıllarca iyi kız klişelerine tıkan yapımcılara inat bu karakteri oynayan Ezgi de rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Beni affedin ben de sizinle bildiklerimi paylaşayım tarzı bir tezgâha yavaş yavaş zemin hazırlıyor ama herkes inansa bile Zehra asla inanmaz. Böyle bir oyunla ekip arkadaşlarını da kandırmasına asla izin vermez. Kaldı ki ne Ceren’in bu itirafına ne de silahı boğazına dayadığında tetiği çekeceğine inandı. Ki ben de inanmadım. Gerçekten pişman olan insan hatasını telafi etmek adına her şeyi göze alırdı. Saldırı hakkında detaylar paylaşmak için çok geç kaldı. Eğer şirket bağlantısının daha önceden paylaşmış olsaydı adamı yakalayabilirlerdi. O zaman Kemal de hayatta olabilirdi.

Mavi Vatan gemisine yapılacak saldırıyı Kemal’in şirketindeki hainle ilişkilendirmeyi başarabildiklerinde ise Kemal çoktan hayatını kaybetmişti ama en azından gerekli tedbirler alınabilseydi geminin patlamasının önüne geçilebilirdi diye düşünüyorum. Tamam üç insan çoktan hayatını kaybetmiş ve verilerde bu hain tuzağı düzenleyen ellere doğru yola çıkmıştı ama geminin patlamasına engel olunabilseydi daha fazla insan hayatını kaybetmek zorunda kalmaz, çevre felaketi de yaşanmazdı. Çantanın gizli bölmesinde de o kadar patlayıcı saklayabilmek de yetenek herhalde.

Onun Serdar’ı kendine inandırmak için silahını boğazına dayayarak sözde intihar edecekmiş gibi oynadığı büyük büyük rollerin ve dramatik tiratlarının karşısında “Senden başka güvenebileceğim kimse yok” diyen Serdar’ı tekrar kandırmasını engellemek için duruma müdahale eden Zehra’nın takındığı minimalist tavır ve sadece bakışlarını ve iki kelime kullanarak yaptığı ikna aslında Serdar’ın üstünde kimin daha çok etkisi olduğunu da gözler önüne sermiş oluyor. Serdar’ın kendisine “Hak etmeyene, hak etmediği bilgiyi vermek zulümdür” diyenin kim olduğunu hatırladığı anda gözlerinde meydana gelen değişim programlandığı konusunda beni korkutsa da düşecek gibi olduğu zaman Zehra’nın onu tutup ayakta durmasına desteği olması, kokusu ve göz göze geldikleri an beni umutlandırdı. İçgüdü olarak ayakları kaçmaya hazır olsa da o an için Zehra’nın “bana güvenebilirsin” demesine inandığına çok eminim.

 

 

Bana soracak olursanız hainle ilgili durum ancak iki şekilde ele alınabilirdi. Ya o da yaralanıp bu sabotaj sürecinde gemide ölecekti ya da patlamadan sağ kurtulup Kemal’in anısı için bütün ekip peşine düştüğünde yakalanacaktı. Yağmur’un iyiliği için her ne kadar ikincisinin duygu yoğunluğu ve aksiyonu daha izleyici çekici olacak olsa da ilkinin olmasını tercih ederdim. Ama senaristlerin neden ikinciyi tercih ettiğini anlayabiliyorum. Üstelik önümüzdeki hafta Yağmur ve Zehra ayağında yaşanacak olan duygu selini ve Kemal’e bunu yapan adamı yakalamayı kafaya koyan ekibin aksiyonlu maceralarını şimdiden tahmin edebiliyorum diyerek patlamayla sonuçlanan bu felaket anıyla yazımı tamamlıyorum. Bu devlet için çok kıymetli olacak verileri çalmaları, bize meydan okuyup gemimizi patlatmaları yetmemiş gibi bu adamın kaçma girişimi sırasında denize dökülen petrolün neden olduğu çevre felaketi önümüzdeki bölüm çok başımızı ağrıtacakmış gibi görünüyor.

Haftaya Görüşmek Üzere… Hoşça Kalın…

 

25.MGD (Altın objektif) ödül töreninde, Çağlar Ertuğrul yılın en iyi aksiyon dram erkek oyuncu ödülünü alırken, Teşkilat yılın en iyi aksiyon dram dizi ve Deniz Baysal da yılın en iyi aksiyon dram kadın ödüllerini aldı. Tebrik ederiz.

 

Göz atmanızı öneririz: Teşkilat Bölüm Yorumları

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap