İzledim

TEŞKİLAT – Sana Aşığım Zehra

Teşkilat 31. bölüm reytinglerinde Total’de zirvedeki yerini korudu.  Total’de bir önceki hafta ile hemen hemen aynı 8,63 reyting ile birinci sırada iken, AB’de 8,69 reyting ve ABC1’de 8,90 reyting ile 2. oldu. Bölüm değerlendirme yazısı konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

İlk Randevu: Birbirinin Acısına Ortak Olma

 

Benim için Teşkilat’ın 31. bölümü el ele tutuşarak sinemaya giden #ZehSer çiftiyle başladı. Onları el ele tutuşurken görünce bir operasyonun ortasında olduklarını hemen anladım. Bu sahneyi seyredince de aklıma birlikte gittikleri İsrail görevi esnasında havalimanında nasıl el ele tutuşup yeni evli bir çiftmiş gibi davrandıkları geldi. Öyle olunca da yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Bunun operasyon için yapılan göstermelik bir yakınlaşma olduğunu biliyordum ama anın sonuna kadar tadını çıkarmak istedim. Zira Serdar operasyona hazırlanan bir MİT mensubuna göre kendini bu sahte sevgililik oyununa fazla kaptırmıştı. Ülke sırlarını düşmana satmaya çalışan bir Vatan hainini durduracak bir ajandan çok sinemaya sevgilisiyle gittiği için sırıtarak etrafa neşe saçan şapşal bir aşığa benziyordu.

Kostüm departmanın şu son birkaç haftada Serdar ve Zehra’yı birbirleriyle uyumlu giydirdikleri gözümden kaçmadı. Serdar’ın montunun renginde bir kazak giyen Zehra gibi onun montunun renginde de bir kazak giyen Serdar ortaya izlemesi çok keyifli görsel bir şölen sunuyordu. Onları böyle uyum içinde görmek aralarındaki ilişkiye ve yaşamaları muhtemelen romantik anlara olan merakımı artırıyordu. Buna rağmen sinema gişesinde ekip arkadaşlarını görünce gördüğüm gündüz düşünden uyandım. Ama rol icabı da olsa Zehra’ya “hayatım” dediğini duymak dünyaya bedeldi.

 

“Sen, iyi misin peki? Bunda utanılacak bir şey yok. Sonuçta onca zamanı birlikte geçirdiğin bir insan.

Doğru. Onca vakti geçirdiğim insan. Gözümün önünde bombanın patlamasıyla muhtemelen parçalara ayrıldı (…)

Ceren için üzüldüğümü söylersem yalan olur ama senin için üzülmedim diyemem.”

 

Herkes az sonra sinemada gerçekleşecek olan alış-verişe odaklanırken Zehra ve Serdar’ın gündemi geçen haftaki bölümde patlattıkları bombanın Elçi & Ceren’i öldürüp öldürmediğiydi. Zehra’nın onu hiç sevmediği sır değil. Vatanı uğruna kızından ayrılan fedakâr bir Vatansever’in Ceren gibi bir haini sevmemesinde şaşılacak bir durum yok ama Zehra’nın ona karşı hissettiği bu yoğun düşmanlık hissinin Ceren’in sözde uçak kazasında ölenlere ulaşabilmek için kızına yanaşmaya çalışmasıyla başladığını söyleyebiliriz. Söz konusu Yağmur olduğunda Ceren’in ölmüş olma ihtimalinin tadını çıkarması gerekirken Serdar’la konuşarak ona destek olmaya çalışması ve hislerini içine atmasını önlemek için onu konuşturmaya çalışması aslında ona ne kadar çok değer verdiğinin de kanıtıydı. Serdar’ın canının yandığını düşünerek ona empati duyan Zehra adeta ilişkilerinin göstermelik değil; gerçek olduğunu haykırır gibiydi.

Bu sahnede Zehra’nın Serdar’a destek olduğunu izlemek varken çoğu insan neden MİT’i zayıf göstermişler diyerek sızlanmış anlamıyorum. Serdar ve Zehra, patlama sonrasında orada kalmadıkları için bu gibi durumlarda izlenen prosedürler sizin düşündüğünüzden biraz farklı işliyor. #ZehSer onların kesin olarak öldüğünü söylemediler sadece aksi olay yeri inceleme tarafından kanıtlanana kadar ölü olduklarını varsaydılar ki söz konusu patlamayı düşününce neden böyle düşündüklerini anlamak da zor değil. Bölüm sonunda karşılaştıklarında Serdar şaşırmadı zira ölmemiş olma ihtimalleri olduğunu gayet iyi biliyordu. O patlamadan nasıl sağ çıktıklarını eleştirmeye hakkınız var ki doğrusu neden yaşadıkları sorusu benim de hala aklımı kurcalıyor ama MİT’i kandırmışlar gibi ithamlarda da bulunmayın… 

 

İnandırıcı Olsun Diye Sinemada Aşk Başkadır 

 

Sinema salonuna dönecek olursak eğer bu bölümde izlemekten büyük zevk aldığım #ZehSer sahnelerinden birinin sinemadaki halleri olduğunu söyleyebilirim. Sinemada gerçekleşecek olan alış-veriş için oturdukları yerden devamlı etrafı süzerek Vatan haini mühendisin gelmesini bekleyen ekibin önlerindeki perdede yayınlanan filme hiç dikkat etmemeleri şaşılacak bir şey değildi ama Serdar’ın etrafı gözlemek yerine Zehra’nın yüzünü incelemesi ve kafasını onun olduğu tarafa doğru yaslaması ona âşık olduğunu bir kez daha tescilliyordu. Ona bakarken yüzünde beliren gülümsemeden ona olan hayranlığını gizleyemediği belliydi. Hemen sonrasında daha önce de yaptığı gibi Zehra’ya yürümek için eline geçen bu fırsatı kaçırmadan operasyonun ortasında kolunu Zehra’nın omuzuna atması beni hiç şaşırtmadı. Bölümü ilk defa izleyen herkes Serdar’ın Zehra’ya yürüdüğü bu ufak anlar için yaşadığını söyleyebilirdi.

 

“Ne yapıyorsun, Serdar?

Sevgiliyiz ya hani.

Fazla abartmasak mı?

İnandırıcı olsun diye.

Adam geldi mi?

Henüz değil.

Aşağılık herif.”

 

Serdar’ın eline geçen ilk fırsatta sevgili rolünü oynamalarından cesaret alarak Zehra’nın başını göğsüne yaslaması mevzusu hakkında söylenebilecek çok şey var aslında. Bulduğu ilk fırsatta kolunu kız arkadaşının omuzuna atarak aralarında fiziksel bir temas oluşturmaya çalışan ergen liseliler gibi davranan Serdar’ın davranışları bir garipti ama Zehra’nın başı Serdar’ın göğsüne yaslanana kadar sesini çıkarmaması ve Serdar’a engel olmaya çalışmaması da aralarındaki fiziksel temas arzusunun “çift taraflı” olduğunu gösteriyordu. Zehra Serdar’ına engel olmaya çalışmadı. “Ne yapıyorsun, Serdar” derken onun ne yapmaya çalıştığını iyi biliyordu. Bu cümleyle Serdar’a hem operasyonda olduklarını hem de ekibin onları görebileceğini anımsattı aslında. Serdar’ın masum olmayan gerçek motivasyonunu saklayabilmek için eylemini iş amaçlıymış gibi göstermeye çalıştı ama biz gerçeği biliyoruz. Niyeti Zehra’yı kalbinin üstünde yatırabilmekti ki Zehra’nın da bunu anlayıp 1 süreliğine de olsa Serdar’a ayak uydurduğunu söyleyebilirim.

 

 

Başı Serdar’ın göğsündeyken konuşabilmek için birbirlerine doğru döndüklerinde aralarındaki mesafenin azaldığını görüp birbirlerine sadece bir nefes uzaklıkta olduklarını fark edince heyecanlandım. İlk öpücük için biraz klişe olsa da sinemanın ihtiyaçları olan ambiyansı sağlayabileceğini düşündüm. Madem ilişkilerinin ilerleyişi konusunda liseli gençler gibi davranıyorlar; ilk öpücük de neden liseli tarzı olmasın dedim ki bu düşüncem de yalnız olmadığımı çok kısa bir süre sonra anladım. Çünkü Zehra ortamın romantik ambiyansını bozabilmek için “adam geldi mi?” diyerek yeniden operasyonda olduklarını hatırlatma çabasına girdi. Haliyle hem ortamın ambiyansı bozuldu hem de Zehra sayesinde operasyonda olduklarını hatırlayan Serdar gördüğü gündüz düşünden uyanarak elini omuzundan çekti.

Zavallı Serdar yüzünde hayal kırıklığına uğramış bir ifade vardı. Kız arkadaşına ilişkilerini ilerletme konusunda bir hamle yapmış ancak bu teklifi kız tarafından reddedilmiş ergenler gibi hemen operasyon moduna dönmek zorunda kaldı. Zehra’nın söylediği “aşağılık herif” sözü aslında tam da Serdar’ın aklından geçendi. Zehra’nın onun zihninden geçenleri zaman zaman okuyabildiğine eminim. Adamın Vatan için önemli bir sırrı düşmana satması yetmiyormuş gibi varlığı ya da yokluğuyla da Serdar’ın Zehra’yla sinemada yaşadığı romantik anlık ambiyansı mahvedebiliyordu.

 

 

Bu sahneyi çekerken Korana tedbirlerinin gerektirdiği gibi aralarda boşluklar bırakarak oturma kuralını ihlal ettikleri gerçeği bir yana tüm aksiyon gaz hidrat formülünü başka bir ülkeye satmaya çalışan Vatan haini mühendisin içeriye girip alışverişi gerçekleştirmesinden sonra başladı. O zamana kadar sıradan vatandaşlar gibi davranan ekip 1 anda ayaklanıp silahlarını onlara doğrultmaya başladılar ki bana sorarsanız görsel anlamda da çok estetik bir sahneydi. Ama doğruyu söylemek gerekirse anlaşmanın yapılacağı sinema salonunun hangisi olduğunu bildiklerine göre tüm sivillerin yerini MİT mensupları alır diye düşünmüştüm. Keza 2 tarafta silahlarını çektiğinde bu operasyon çok daha farklı bir şekilde sonuçlanabilirdi. Neyse ki kimse sivillere bir zarar vermedi ama bu işi şansa bırakmaları bana biraz garip geldi. Ekip arkadaşları Mühendisi ve bilgileri kendisine taşıdığı adamı kıskıvrak yakalarken Hulki’nin popcorn yeme sevdasına devam etmesi de komik geldi. Belli ki senaristler operasyondaki komedi ayağını ona yüklemişler.

Hakkı ve Serdar’ın teslimatın gerçekleştiğini gördükten sonra adamlara yaklaşmalarının ve sessizce işleri kontrol altına aldıklarını söylemek de mümkün ama formülü teslim alan adam ona doğrultulan silaha bu kadar çabuk teslim olmayabilirdi. O da operasyona ekip gibi kendisine destek olacak kalabalık bir orduyla ya da uyuyanlar hücresinden bir ajanla gelebilirdi. O yüzden taktiksel anlamda daha temkinli olmalıydılar. Keza izleyiciler arasında gerçekten de adama destek olmak için gizlenen bir terörist vardı. Hiç hesaba katılmamış olmasının avantajını kullanarak Hulki’yi rehin aldığında ne düşüneceğimi bilemedim. Elindeki popcorn kovasıyla açık hedef olan Hulki’nin silahsız olduğunu göz önünde bulundurarak onun için endişeleneyim mi yoksa karşısındaki Hulki diye adama mı acıyayım bilemedim. 

Karargâh ekibi silahlarını indirdiklerinde teröristin onu sıradan biri sandığını anlayan Hulki’nin yaptıklarını izlemek çok keyifliydi. Onun için endişelenmek yerine adama acımak gerekiyormuş. Hulki’nin rahatlığı ve elindeki popcorn yemeye devam etmesi beni çok güldürdü. Ki ekip arkadaşları da bir yerden sonra Hulki için endişelenmekten çok adamı başına gelecekler için uyarmaya çalıştılar ama o dinlemedi. O yüzden başına geleni hak etti. Masum diyerek Hulki’den bahsettiği anda herkesin yüzünü kaplayan gülümsemeden anlamalıydı; silahını dayadığı kişinin sıradan biri olmadığını. Hulki’nin popcorn bırakıp adamın işini bitirmesi tek bir hamlesine baktı. Avengers filmindeki Hulk’un Loki’yi yerden yere vuruşu gibi Hulki de önce adamı tokatladı sonra da adamı duvardan duvara vurarak yere serdi.

 

Ay Yıldız İş Başında

Vatan haini teröristler olarak öldürülmeyi hak etmemişler gibi bombanın öcünü almak istemeleri çok komik olsa da 9 canlı Elçi sayesinde sanal aleme yaptığımız yolculuğu ve hikâyede yapılan yeni açılımı sevdiğimi söylemeliyim. Bir süredir saha operasyonları yüzünden sanal alemde Gürcan’ın kazandığı zaferleri izleme fırsatı bulamamıştım.

MİT sunucularına girerek gaz-hidrat yataklarını ayrıştırmak için üretilen formülü çalmayı ve sonrasında da formülü kendi sistemlerinden tamamen silmeyi planlayan Elçi sayesinde tanıştığımız Bay X lakaplı hacker ilk gördüğümden beri kadın olabileceğini düşünüyordum. Nedenini bilmiyorum ama yüzünü gizlemesi, sesini değiştirmesi ve kendine özellikle Bay X demesi bana bunu düşündürttü. Haklı olduğumu bilmek güzeldi. Dost hackerlarının olduğu dünyada düşman hackerlarının da olması doğal. Siyah ve beyazın, iyilerle kötülerin ve hakla batılın savaşı bu. Ki Gürcan’ın madalyondaki kontrastı olarak 1 kadın karakterin dizide yer aldığını görmenin de eğlenceli olacağını düşünmüştüm.

Gürcan’ın Savunma Teknolojileri Mühendisliği olan STM’le gaz-hidrat ayrıştırma formülünü korumak için yürüttüğü operasyona geçersek başlangıç olarak siber saldırı sahnesindeki farklı milletten hackerların bir arada çalıştıklarını ve Gürcan’la STM’nin de onları durdurmak için sanal dünyada mücadele verdiklerini izlemeyi çok sevdim. En fazla hoşuma giden detay da Siber Güvenlik Birimi olarak bilinen STM 1991 yılında Ankara’da önemli projelerde devlete, özel ve sivil kuruluşlara siber güvenlik sağlamak amacıyla kurulmuş gerçek bir şirket olduğunu bilmekti. Bu karede Gürcan’la birlikte hareket ederek didos saldırılarını durdurmaya ve Bay X’i tuzak server çekmeye çalışan insanların gerçek İsimsiz Kahramanlar olduklarını bilmek güzeldi. Teknoloji çağındaki bir ülkeyi sadece hudutlarını koruyarak gözetemezsin aynı zamanda sırlarının güvenliğini de sağlayabilmen gerekir. Bu hususta da STM çalışanları gerçek birer kahramanlar. Bu yazıda onlardan bahsetmemek büyük 1 ayıp olurdu. O yüzden sanal saldırıya da yer verdim.

Dünyanın her yerinden hack katılan hackerların varlıklarına inat Gürcan’ın kendine Bay X diyen bilgisayar korsanını formüle ulaşamadan engellemesi çok havalıydı. Bunu yaparken adını bilmediğimiz İsimsiz Kahramanlardan aldığı yardımı da unutmayalım. Bu sahneyi izlerken aklıma geçen sezonun on üçüncü bölümünde yapmış olduğu hack geldi ve kendimi yeniden sezonlar arasında bir paralelliğin tam ortasında buldum. Ne yalan söyleyeyim bu paralellik hoşuma gitti. O zaman Fadi’nin planladığı saldırıyı durdurmak için çabalıyordu. Bu sefer de Devlet için hassas bazı bilgilerin çalınmasını engellemeye çalışıyordu. Ama ben en çok da bunu “Ay-Yıldız” imzasıyla yapmasını sevdim. Türk olmakla gurur duyduğum bir ülkenin dalgalanan bayrağının simgesini kullanarak Türk’ün gücünü kanıtlıyordu.

 

Paris Operasyonu: Neyi Bekliyoruz, Zehra

 

Gürcan’ın tüm yeteneğini ve STM desteğini kullanarak kendine Bay X diyen şahsın gaz-hidrat ayrıştırma formülünü almasını engelleyerek günün kahramanı olduğunu söyledim ya her kahramanın savaşta kaybettiği cepheler olması mümkün. Gürcan gizli formülün alınmasına engel oldu belki ama sistemdeki açıktan faydalanarak bilgisayara virüs yüklemesine engel olamadı. Hal böyle olunca da ekip bu bilgisayar virüsünü silebilmenin tek yolu olarak korsanının peşinden Paris’e gitmek durumunda kaldılar. Uzay’ın yokluğunda onun zekice planlarından yoksun kalacağız diye endişelendim ama Bay X’i kendiliğinden ortaya çıkarmak için önüne geri çeviremeyeceği bir yem atma fikri güzeldi.

 

“Beklemek. Beklemek sıkıcı, değil mi?

Bazen beklemek güzeldir.

Bazen değildir.

Benimle aynı fikirde olduğun için teşekkür ederim.

Hızlı öğreniyorsun, Zehra Hanım.

Ama bir şey söyleyeyim bu mantığı sadece ben kurabilirim.

Niye Serdar Bey? Mefhumu maarifin patentini siz mi aldınız?

Bu işte ilk kim söylemiş ona bakılır. “Ama yoksa sen şimdi beklemenin sıkıcı olmadığını ispatlamak istiyorsun.”

 

Teşkilat dizisinin bir klasiği haline gelen ve her bölümde izleme fırsatı bulduğumuz #ZehSer’in koltuk sahnesinden söz edecek olursam eğer dikkatimi çeken ilk ayrıntının aralarında geçen konuşmanın hem yirmi sekizinci hem de yirmi dokuzuncu bölümdeki koltuk sahneleriyle paralellikler taşımaları olduğunu söyleyebilirim. Serdar’ın beklemeyi sevmediğini söylediği sahnede hemen aklıma Zehra’nın da dinlemeyi hiç sevmediğini söylediği sahne gelince bu defa rolleri değiştirdiklerini anladım ve sahneden daha büyük bir zevk aldım. Zehra’nın “bazen beklemek güzeldir” dediği karede ise kendimi Elçi’yi öldürmek için çıktıkları K. Irak operasyonuna dönmüş gibi hissettim. Serdar ortamı yumuşatabilmek ve Zehra’yla yakınlaşabilmek için “aynı fikirde olduğun için teşekkür ederim” diyerek ona yürüdüğü andaki mimiklerini bu defa Zehra’nın kendisine yönelttiğini fark etti. Sonuna kadar bu anın tadını çıkarabilmek ve ona fark etmeden ettiği flörte bilinçli bir şekilde karşılık verebilmek için koltuktaki oturuş pozisyonunu değiştiriverdi.

Boynunu çevirmekle yetinmeyip bütün vücudunu da ona doğru döndürmesi tüm ilgisini ona yönelttiğinin kanıtı aynı zamanda da aralarındaki mesafeyi fark ettirmeden kapatarak ona bir nefes kadar yakınlaştığının da göstergesiydi. Birçok dizinin aksine çiftimize zorlama sahneler yazmak yerine Deniz ve Çağlar arasındaki organik bağı kullanan senaristlerimiz güzel sahneler yazmayı kafalarına koyduklarında en basit bir söylemi bile flört haline getirebiliyorlar. Birbirlerine “Serdar Bey” ve “Zehra Hanım” diyerek hitap etmeleri de bu flörtün bir parçası aslında. Üstelik #ZehSer flörtleşirken arka planda yer alan şöminenin alevleri de birbirlerine hissettikleri aşkla yandıklarını anlatmanın en iyi ve metaforik yoluydu. Bu yüzden bu sadece koltukta oturarak flört ettikleri sıradan bir sahne değildi. Aynı zamanda birbirlerini sevdiklerini doğrudan söyleyemeyen iki insanın aşklarını üstü kapalı şekilde anlattıkları birçok sahnenin rolleri değiştirerek yeniden canlandırılmasıydı. Aşklarını direkt itiraf etmedikleri halde ima ettikleri birçok kare vardı.

 

“Neyi beklediğine bağlı.

Neyi bekliyoruz, Zehra?”

 

Ancak bu konuşmanın en sevdiğim kısmının hangisi olduğunu soracak olursanız kişisel fikrimin bu 2 satır olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Duygularına göre hareket edemeyeceklerini söylediği halde tam tersi bir eylemde bulunup Serdar’la flört eden Zehra’nın bu ılımlı tavrından faydalanarak aralarındaki flörtü bir sonraki aşamaya taşımayı çok isteyen Serdar’ın “sen şimdi beklemenin sıkıcı olmadığını ispatlamak istiyorsun” diyerek aslında operasyonu değil; aralarındaki ilişkiyi kast etmesi şairaneydi. Bazı cümlelerin gerçek anlamları dışında başka bir şeyi ima etmek için kullanılmalarını yöntemini seviyorum. Sahneye ve cümleye görünenden daha derin bir anlam katmayı başarıyorlar. Zehra daha önce aralarında duygusal bir ilişki olamayacağını söylemiş olduğu halde kavuşmalarının beklemeye değer olduğunu ima eden ifadeyi ne anlama gelebileceğini bilerek mi söyledi yoksa bu anlama gelebileceğini hiç düşünmeden mi söyledi bilmiyorum ancak onun da artık hislerini eskisi kadar kontrol edemediği belliydi. Kendine hâkim olmaya çalıştıkça duyguları dil sürçmeleri ve cümle içindeki gizli mesajlarla kendini belli etmeye başlamıştı.

Önlerindeki şöminede yanan ateş gibi aşk ateşiyle yanıp kavrulan Zehra’nın “neyi beklediğine bağlı” diyerek açtığı yolda korkusuzca ilerleyen Serdar duygularını ifade etmek konusunda Zehra’dan daha cesurdu. Daha önce olduğu gibi hiçbir fırsatı kaçırmayan Serdar bu defa her zamankinden daha cesurdu. Arka planda çalan müzik ve şöminede yanan ateşin çatırtıları eşliğinde “neyi bekliyoruz” dedikten sonra önce uzun uzun birbirlerinin gözlerine sonrasında da birbirlerinin dudaklarına bakan #ZehSer çiftinin kafaları birbirlerine yakınlaştıkça öpüşecekler diye düşünüp çok heyecanlandım. Bu defa sahiden öpüşecekler diye kalbim yerinden çıktı. Üstelik hayallerimdeki gibi aşk ateşlerine yaraşır bir öpüşme olacaktı. Zehra’nın mantığına ve benliğine rağmen sonunda aralarındaki çekime karşı koymayı başaramayacaklar diye düşünürken çalan kapı ziliyle Serdar gibi benim de bütün hayallerim yıkıldı. Senaristlerimiz bazen gerçekten çok acımasız olabiliyorlar. #ZehSer sevenleri resmen göklere çıkarıp sonra da aşağıya bıraktılar.

 

Kıskançlık Operasyonu

 

Karargahtakiler sayesinde Bay X denen bilgisayar korsanının beklediği noktada onunla buluşmaya giden Zehra’nın bu yeni görünüşüyle Serdar’ın kıskançlık damarlarını kabartacağı daha mekâna bile adımını atmadan önce belliydi. Zehra’yı Rus iş adamına yem etmemek için İsviçre planına Ceren’i dahil eden, Kuzey Irak’ta hemşire kılığındayken Elçi’nin onunla flört etmesine sinirlenen ve en son da silah taciri Sergei’in ona güzel demesine tepesi atan Serdar’ın bu defa da Bay X ile buluşmaya gitmeden önce arabada rujunu tazeleyen Zehra’yı kıskanması hiç de şaşılacak bir şey değildi. Serdar’ın hakkını da yememek lazım. Zehra’ya gözlerini ortaya çıkaran koyu renk perukların yakıştığını söylemiştim ama ne yalan söyleyeyim kızıl saçları ve kırmızı takım elbisesiyle ortamları yaktığını da söylemeliyim.

Erkeklerin dikkatini fazla çekmesin diye daha fazla süslenmesini istememesi bir yana Zehra’nın kendine emredildiği zaman tam tersini yapma eğiliminde olduğunu keşfettiğinden beri “emir cümleleri” kurmaktan ziyade “rica cümleleri” kurmaya özen göstermesi de dikkatimi çeken bir detay oldu. Zehra’yı kızdırarak çelişik bir eylemde bulunabilmesi daha da kötüsü görevi layığıyla yerine getirebilmek ya da sade onu kızdırabilmek adına buluşmak için sözleştikleri adamla flört edebileceği korkusu ona yetti. Bu görüntüsüyle bardaki tüm erkeklerin dikkatini çekeceği düşüncesiyle Zehra’ya “dikkatli ol içeride” derken sadece bilgisayar korsanını değil; aslında tüm erkek cinsini kast etmişti, Serdar.

Zehra Serdar’ın kendisini kıskandığının farkındaydı. Onun gibi zeki bir kadının bunu anlamaması mümkün değildi. Bilinçli olarak olmasa bile en azından bilinçaltında bir şeylerin bilincindeydi. “Dikkatli ol” derken bütün erkek cinsini kast ettiğini anlamamış olsa da bilgisayar korsanının dış görüşünü kast etmiş olabileceğinin farkındaydı. Bu yüzden hem fiziksel olarak muhtemelen kendini alt edemeyecek biri olduğunu hem de kıskançlığa gerek olmadığını onun asosyal bir ergen olma ihtimalini dillendirerek ima etmeye çalıştı da Serdar pek ikna olmuşa benzemiyordu. Hele de bara gidip Zehra’nın tam karşısına oturması operasyonu gözlemekten ziyade Zehra’yı göz hapsine almak içindi.  

Zehra barda oturmuş bulaşacağı hedefi bilgisayar korsanının gelmesini beklerken bir adam yanına oturup Zehra’ya musallat oldu. Tam o anda aklıma iki şey geldi. İlki kadın olmanın özellikle de kendi başına barda oturan güzel bir kadın olmanın ne kadar zor olduğu. İkincisi de Serdar’ın aklına gelen en kötü durum senaryosunun gerçekleştiğine bizzat tanık olduğuydu. Adamın gerçek kimliğini bilmeden Serdar’ın Zehra’ya “dikkatli ol” dediği andaki bakışmaları çok anlamlıydı. Ki Serdar az kalsın adamı kovmak için Zehra’nın yanına giderek tüm operasyonu daha başlamadan bitirmiş olacaktı. Neyse ki Zehra kendi başının çaresine bakabilecek ve ona asılan bütün adamları püskürebilecek kadar güçlüydü de sorun çok büyümeden halledilmiş oldu. Zaten Zehra’ya asılarak midesini bulandıran adam da bunu birileri müdahale edecek mi peşinde birileri var mı diye görmek için yapmıştı. Ancak bu süreçte “burası sıcak oldu” diyerek ceketini çıkaran Serdar’ın önce kıskançlığını sonrasında ise gülümsemesini izlemek çok da keyifliydi.

 

Güzelliği Görecelik Kuramını Yıkacak Cinsten

 

“Kırmızılı. Güzel kadın.

Evet, güzel. Baya güzel. Fena bir şey.

Çok açık sözlüsünüz.

Öyleyimdir. Güzellik göreceli ama hanımefendinin güzelliği görecelik kuramını bile yıkacak cinsten.

Görecelik kuramının direkt olarak bununla bir ilişkisi var mı bilmiyorum ama güzel iltifattı. Duysaydı etkilenebilirdi.

Duyar belki bir gün.”

 

Serdar’ın operasyonu gözetlemekten ziyade barın öteki ucunda oturan Zehra’yı göz hapsine aldığını söylemiştim ya yanında oturan kadının bunu fark ederek Serdar’la konuşmaya başlamasına sevindim. Zira bu sayede Serdar’ın Zehra hakkındaki gerçek düşüncelerini de duyma fırsatı buldum. Zehra’nın kulaklıktan kendini duyabildiğini bilerek yüzüne karşı söylemek istediği her şeyi operasyonu bahane ederek ortaya döktü ki Zehra’nın sahiden de çok güzel olduğu konusunda kendisine hak verdim. Onun fiziksel güzelliğini hiç alakası olmadığı halde “görecelik kuramıyla” kıyaslayarak güzelliğinin fiziki evrenin ötesinde olduğunu ima edişi Zehra’yı bir tanrıça olarak gördüğünün kanıtıydı.

Aklıma ona Zehra’da ne bulduğunu soran Ceren’e verdiği cevap geldi. Ceren Zehra’yı bir süper kahramana hatta mitolojik bir varlığa benzettiğini söyleyerek onunla dalga geçmişti ancak dizi ilerledikçe Serdar’ın bu söylediklerine kalpten inandığına daha çok kanaat getirdim. Serdar’ın Zehra’ya hissettiği duygular sadece aşkla tanımlanabilecek şeyler değiller. Bunun ötesinde bir tutkunluk ve dini olmayan bir tapınma hissi duyuyordu. Zehra’nın onu duyduğunu bilerek “duyar belki bir gün” demesi de aslında bir gün belki duygularına ket vurmayı bırakır dileğini dillendirmesiydi. Zehra’nın iltifatlarını duydukça gülümsemesi de bana zincirlerini kıracağı o günün çok yakın olduğunu düşündürttü.

Zehra’ya bakarken gözlerinde çakan şimşekleri ve yüzünde beliren gülümsemeyi daha yeni tanıştığı bir kadın bile görebiliyorken ekiptekiler aralarındakini aşkı nasıl anlamıyorlar şaşırıyorum. Zehra söylediği her şeyi duyabildiğine göre onların da duyabilmesi gerekiyordu. Hulki gözlerinin önündeki romantizmi ve söylenen her sözcüğün tınısının kulağa şiir gibi geldiğini nasıl anlayamıyor? İnsan ekip arkadaşı için rol icabı da olsa böyle cümleler kurar mı hiç?

 

 

Arka planda çalan müzik eşliğinde Zehra ve Serdar’ın çaktırmadan bakışmalarını izlerken kalbim erimeye başladı. Tam o anda Serdar’ın artık duygularım anlaşılmasın diye mi yoksa operasyona odaklanabilmek için mi bilmiyorum ibresini yanında oturan kadına çevirmesine başta çok kızdım. Zehra hakkında o güzel sözcükleri söylemişken nasıl olur da başkasıyla flört edebilir demiştim ama sonrasında Zehra’nın da onu kıskandığını görünce sahneyi sevmeye başladım ki farkında olmadan ilgisini yanındaki kadına vermesinin bir nedeni de Zehra’yı kıskandırmak istemesiydi. Ki Zehra “dikkat çekmemeye çalışıyorsun ama abartma” dediğinde kendisini kıskandığını anlayan Serdar amacına ulaştığını bilmenin verdiği hazla ağzı kulaklarına vardı. Yüzündeki gülümseme bundan zevk aldığını gösteriyordu.

 

 

Operasyon #ZehSer çiftinin birbirlerini kıskanmaları ve romantizmleri açısından çok güzel ilerliyor olsa da Zehra’nın ona barmenle ulaştırılan kâğıtta yazan konuma giderken yakalanmamak için kulaklığını çıkarmasıyla bir anda tepe taklak olmaya başladı. Hiç kimsenin onunla iletişim kuramaması başta Serdar olmak üzere tüm ekip arkadaşlarını endişelendirmeye başladı. Ancak yılların saha deneyimi ve ajanlarının neler yapabileceğine duyduğu güvenle Halit Başkan müdahale etmek istemedi. Ama konu Zehra olduğunda duygularıyla hareket eden Serdar havalimanında da olduğu gibi Başkan’ın emrine karşı gelip Zehra’nın hayatını tehlikeye atamayacağını söyleyerek peşinden gitti…

Operasyonun karıştığı noktada bu oldu. Zehra aslında her şeyi güzel idare ediyordu. Bundan sonra tek yapmaları gereken Zehra’nın bindiği aracı takip ederek ya da ondan bir haber gelmesini bekleyerek Bay X’in gerçek kimliğini ortaya çıkarmaktı. Ancak Serdar hayatı için endişelendiği Zehra’nın peşine düşüp emre karşı gelerek bir çuval inciri mahvetmiş oldu. Tüm operasyon Zehra’yı gözü bağlı şekilde asansöre bindirdiklerini görmesi yüzünden çöküverdi. Zehra’nın kimliğinin açığa çıktığı ve bu adamların da onu kaçırıyor oldukları düşüncesiyle asansörü yakalayabilmek için merdivenleri ikişer üçer indiğini görünce aklıma Zehra’nın havalimanındaki teröristler tarafından rehin alındığını gördüğünde onu bırakmayacağını söyleyerek havalimanında nasıl hareket ettiği geldi. Şimdi bir kez daha Zehra’nın tehlikede olan hayatı için kahramanca hareket ediyor ve kendini arabaların önüne atıyordu ancak bu defa Zehra’nın hayatı gerçekten tehlikede değildi. Serdar’ın eylemleri gerçeği değil; onun korkularını yansıtıyordu. Otoparkta yüz yüze gelince aradıkları bilgisayar korsanının aslında bir kadın olduğunu öğrenmiş oldular ama bu da fayda etmedi.

Duygularının mantığını gölgelemesine izin veren Serdar tüm operasyonu ve barda ifşa olan arkadaşlarını tehlikeye atmış oldu. Hata yapan o olduğu halde az kalsın bedelini ödeyen Hulki oluyordu. Ama kabul ediyorum bütün barın kadına çalıştığını tahmin etmesi de mümkün değildi. Kadın yüz yüze buluşmalar konusunda bütün gerekli önlemleri almış. Bar kavgası arka fonunun karanlık olması nedeniyle biraz bulanık olsa da bizimkilerin ortalığı dağıtmalarını seyri güzeldi. Hele de Hulki’nin ekmek sorunu yaşadığı garsonu ilk dövmek istemesi tam ona yaraşır bir komediydi.

Zehra ve Serdar hacker yakalamak için tekrar bara döndükleri anda adamın teki onlara silah doğrultunca Serdar’ın içgüdüsel olarak onu koruyabilmek için kendini Zehra’ya nasıl kalkan yaptığını gören oldu mu?  

 

“Benim için gerekli ya da gereksiz endişelenmeni istemiyorum. Ben çocuk değilim. (…) Sadece işimizi yapalım.”  

 

Serdar’a kızmakta o kadar haklı ki. Zehra kendi başının çaresine bakabilecek kocaman bir kadın. Onun yüzünden plan altüst oldu. Gaz-hidrat formülü gibi çok hassas bir konuda hislerini operasyona karıştırarak hata yapması hiç profesyonelce değildi. Halit Başkan’ın ekibinde gönül ilişkileri istememesinin en büyük nedeni de bunun gibi insan hatalarının önüne geçmek istemesi. O yüzden Zehra’nın neden hislerine göre hareket etmediğini ve duygularını neden kontrol altında tutmaya çalıştığını anlamak zor olmadı. Zehra’nın tehlikede olduğu düşüncesiyle adamları dövmesi çok etkileyici olsa da hacker kim olduğunu öğrendikleri halde onu yakalayamamış olmaları büyük sorundu.

 

Sana Aşığım

 

Başarısız olan operasyonun ardından bilgisayar korsanını yakalayamamalarından kendini sorumlu tutan Serdar’ın operasyonda neyin yanlış gittiğini genel hatlarıyla bildikleri halde arkadaşları tarafından ele verilmediğini seyretmek çok vefalı bir hareket olması nedeniyle güzeldi. Özellikle de Zehra’nın operasyonun bozulmasının gerçek nedenini bildiği halde konuşmayıp gözlerini kaçırmayı tercih etmesi ilginçti. Operasyon öncesiyle operasyon sonrası oturma düzenleri bile mevcut durumlarını anlatmaya yetiyordu. Operasyondan önce Zehra ve Serdar yan yana otururken Zehra’nın onu azarlamasından sonra birbirlerine uzak köşelerde durmalarını hem Zehra’nın araya mesafe koymak istemesine hem de Serdar’ın suçunu bilen küçük bir çocuk edasıyla cezasını ayakta durarak ödemeye çalıştığına bağladım. Operasyonun başarısızlığına neden olan şey onun hisleri olduğundan bu hisleri beslediği insandan uzak durarak kendini cezalandırıyordu. Zira ekip arkadaşlarına da Halit Başkan’a da karşı kendini mahcup hissediyordu.

 

“Dinliyorum, söyle.

Asıl sen söyleyeceksin, Serdar. Sen böyle şeyler yapmazdın ne oluyor sana?

Gayet iyi biliyorsun ne olduğunu. (…) Evet, biliyorsun. Her şeyi gayet iyi biliyorsun.

Delirtmek mi istiyorsun beni? Neyi biliyormuşum ben?

Seni sevdiğimi. (Ne?) Doğru duydun. Bilmiyormuş gibi davranma. Zehra sana aşığım. Duydun işte. Tekrarlayayım mı bir daha?”

 

Zehra’nın operasyon sırasında kendisine fazla tepki vermiş olabileceğini düşünerek boynu bükük bir şekilde gidişini izledikten sonra derdini öğrenmek için yanına gittiğinde duymayı beklediği son şey kendisine aşkını itiraf etmesiydi. Serdar’ın onun için hissettiği duyguları bile bile operasyonda hata yapmasına neden olan şeyi sorgulaması Serdar gibi beni de biraz sinirlendi. Duygularını dillendirmemek başka bir şey gözünün önünde duran şeyi görmemezlikten gelmek çok başka şeydi. O yüzden Serdar’ın bu görünmezlikten sıkılarak hissettiği her şeyi ortaya dökme kararını almasına şaşırmadım. Hatta bıkkınlığının ona bir sonraki adımı atma konusunda cesaret verdiğini bile düşündüm.

Aylarca birbirlerine açılmalarını bekleyip birbirlerine karşı hissettikleri duyguları üstü kapalı şekillerde ima etmelerini izledikten sonra sonunda bir tarafın “sana aşığım” diyerek duygularını açıkça ifade etmesine kalbimi bıraktım. Daha önceki yazılarımda Serdar bu şekilde hareket etmeye devam ederse çok yakın bir vakitte kendini dizginlemeyeceği içgüdüsel ve duygusal bir eylemde bulunacak demiştim ya hem bu konuda hem de aşkını ilk itiraf edecek kişinin o olduğu konusunda haklı çıktığıma çok seviniyorum. Yalnız Serdar ciddiyetini hiç bozmadan gözlerinin içine bakarak “seni sevdiğimi” dediğinde Zehra’nın nutku tutuldu diyebilirim ama kanıtlayamam. Aralarındaki bu bir ileri iki geriye oyununa o kadar alışmıştı ki Serdar’ın hislerini itiraf etmesini hiç beklemiyordu. O yüzden ne diyeceğini de bilemedi.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim Serdar’ın aşk itirafından hemen sonra Zehra konuşmaya başlamadan önce verdikleri o es Zehra’nın şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememesinden mi yoksa sahnenin dramatik etkisini arttırmak için miydi bilmiyorum ama çok yerinde bir karar olmuş. Bildiği bir gerçeğin yüzüne çarpılmasıyla Zehra’nın yaşadığı şok ve Serdar’ın duygularını ifade edene kadar yaşadığı acının yarattığı yorgunluk anın etkisini arttıran unsurlardan biri oldu. Sessizlikle birlikte sahnenin artan dramatik etkisi bir yana söylenmeyenlerin etkisi söylenenden fazlaydı…

 

“Biz sadece arkadaşız mı diyeceksin? Eğer öyle diyeceksen çek silahını vur beni daha iyi.

Biz sadece arkadaşız. (…) Hem de iş arkadaşıyız.

Değiliz artık değiliz.

O yüzden mi bugün bütün operasyonu berbat ettin.

Bilerek yapmışım gibi konuşma. Ben seni orada alıp götürüyorlar sandım.

Sanmamalıydın.

Tamam, olan oldu. Sen işten başka bir şey düşünemez misin?

Hayır. Ben gidiyorum.”

 

 

Zehra’nın duygularının önüne geçmeye çalışmasını ve mantığının sesini dinleyerek var olanı görmezden gelmeye çalışmasını içinde bulunduğu durumun ahvalini düşünerek değerlendirmek daha adil olur. Zehra Vatan’ına hizmet edebilmek için evinden, ailesinden ama en önemlisi de kızından vazgeçmek zorunda kaldı. Bu ülkeye hizmet etmek için kızını ardında bırakmak zorunda kalmış olması ona Serdar’dan çok daha büyük bir sorumluluk yüklüyor. Ayrıca bu dizinin senaristlerinin kadın karakterlerini rom-com ve dram klişelerinin dışında mantığının sesini dinleyen soğuk kanlı karakter olarak yazdıklarını da unutmamak lazım. Zehra’nın Serdar’ın aşkını görmezden gelmeye çalışmasını eleştireceksek eğer Pınar’ın da Ceren’in de ilişkilerindeki mantıklı taraf olmalarını eleştirmemiz gerekir. Gürcan da Çetin de Pınar’a deli gibi aşıklar. Onun yanında çaresiz iki çocuğa dönüşüyorlar ama Pınar ikisine de sahiden yüz vermiyor. Elçi psikopat bir terörist ama Ceren istese onu parmağında oynatabiliyor. Eleştirirken adil olmak önemlidir

ANKET’E KATILDINIZ MI ? : TEŞKİLAT – Halit Başkan’ın Kızı Kim?

 

Halit Başkan’ın onları yalan makinesine bağlayarak sorgulayabileceği gerçeğini bildiğinden her şeyi olduğu şekliyle korumaya çalışan Zehra bir kere duygularına göre hareket etmeye başlarlarsa bunun dönüşü olmayacak sonuçlar doğurabileceğini biliyordu. Serdar sonunu düşünmeden duygusal hareket ediyordu ama Zehra’nın öyle davranmak gibi bir lüksü yoktu. Çünkü sonunu düşünmeden hareket edemiyordu. Sonunu görebileceği planlı şeyleri seviyordu. İşleri olduğu haliyle koruyabildiklerinde bir şeylerin adını koyma gereği duymadan sürdürebilme fırsatları olurdu. İstedikleri gibi flört edebilir ve adını koymaları gerekmezdi ama Serdar hislerini bu şekilde ortaya koyduğunda onu da seçim yapmaya zorluyordu. Serdar belirsizlikten ne kadar çok nefret ediyorsa Zehra da bu belirsizliğe ilişkilerini sürdürebilmek için sonuna kadar ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden Zehra’nın duygularını inkâr etmesini iyi anlıyorum…

 

“Senin de beni sevdiğini biliyorum.

Her şeyi berbat etmeden işimize bakalım olur mu? Şu anda bir krizin ortasındayız.

Ne diyorsun, Zehra? Ben hayatımı bu ülkeye adadım. Neredeyse çocukluğumdan beri bu ülke için çalışıyorum. Bana bunlarla gelme sakın. Neyin ne olduğunu en az senin kadar iyi biliyorum. Kaçacak mısın benden tamam kaç, dön arkanı. Ama bana bunu yapma.

Ne söylememi istiyorsun?

İçinden geçenleri. Hadi. Ne korkutuyor seni? Bana âşık olmak mı? Beni sevmek mi korkutuyor seni? Ne?

Sen. Seni sevmek. Sana âşık olmak. İstemiyorum. Ama artık çok geç.”

 

#ZehSer çiftinin aşkla yaptıkları ilk dans değildi bu. Daha önce defalarca birbirlerine hissettikleri duygunun karşılıklı aşk olduğunu ima ederek anlatmışlardı aslında. İkisinin de dudaklarından “seni seviyorum” sözcüğü sonsuza dek hiç dökülmeyecek olsaydı da gözlerindeki ateş ve birbirlerinin gözlerinin içine her bakışlarında hissettikleri o duygu birbirlerine âşık olduklarını anlamalarına yetiyordu ama Zehra’nın Serdar dışında tutunabilecek bir dalı kızı varken Serdar’ın Zehra dışında tutunabileceği bir dalı yoktu. Çünkü Serdar’ın hayatında kan bağı taşıdığı hiç kimse yoktu. O yüzden yola devam edebilmek için kan bağının ötesinde birisiyle arasında gerçek bir bağın olduğunu hissetmeye ihtiyaç duymasını anlayabiliyorum. Sevdiğini ve sevildiğini duymaya geçirdiği korkunç yıldan sonra ihtiyaç duyması gayet normaldi ama Zehra hissettiği sorumluluk duygusu ve altında ezildiği yüklerinden dolayı bunu ona veremezdi.

Nasıl ki Serdar’ın aşk itirafı onun adına bölümün en nefes kesici anlarından biriyse Zehra’nın da duygularını kontrol edemeyip tüm gerçeğini ve korkularını ifade ettiği sahne de bir o kadar etkileyiciydi. Zehra bu zamana kadar sadece imalarda bulunarak gösterdiği aşkını ilk defa kelimelere dökerek anlatmaya çalıştı. Aşkını inkâr etmek yerine ona âşık olmaktan korktuğunu ve bu aşkın onlara sadece felaket getireceğine inandığını dillendirdi. Onunla da kalmadı “istemiyorum” dediğinde Serdar’ın sevilmediğini düşünüp bir an üzülmesine neden oldu ama “artık çok geç” dediği zaman sonunda kendisinin de ona âşık olduğunu itiraf etmiş kadar oldu. Zehra sonunda duygularına yenilmiş oldu. O duygulara göre hareket etmeyeceğini defalarca söylemiş olsa da hislerinin karşılıklı olduğunu kabullenmiş oldu…

 

“Sana âşık olmam seni kaybetmem demek, anlamıyor musun? (…) Halit Başkan beni uyardı. Haklı. Biz bir ekibiz. Biz devletimiz için çalışıyoruz. Riskli görevlere gidiyoruz. Kritik görevler. Konuşturma beni işte.

Doğru. Yine de benim bunu duymaya ihtiyacım var galiba.

Benim bunu kendime itiraf etmem bile aylarımı aldı. Ben senden önce bunu kendimden saklıyorum zaten. Göremiyor musun? 

Duygularını saklamak da baya başarılısın o zaman.

Bu aşk bize felaketten başka bir şey getirmez. Bizi ayırırlar. Gözümüzün yaşına bile bakmazlar. Bütün bunlar olurken kimseye de kızamayız. Unutalım bunu. Bir daha bu konuyu açmayalım. Kapatalım artık.

Tamam, Zehra. Kapatalım. Dil susar zaten, sorun o değil de kalbimizi nasıl susturacağız?

Mantığımın sesini daha çok açarım. Başka çarem yok”

 

Zehra’nın sadece mantığıyla değil; hislerine göre hareket ederlerse MİT’in onları ayıracağı düşünerek onu bir daha göremeyeceği korkusuyla da hareket ettiğini söylesem kendini neden geri çektiği daha net anlaşılabilir aslında. Bu durumda aşkını itiraf ederek onu bir daha görememek yerine daima yanında olduğu ama hislerini hiç söylemedikleri bir alternatifi seçiyordu. Ona ve kendisine Devlet için çalıştıklarını hatırlatarak uğruna seve seve canlarını vermeye hazır oldukları bu Vatan’ın iyiliği ve refahı için kalplerini de gömmeleri gerektiğini söylüyordu bir bakıma. Ama dilini susturabilse bile bir gün yüreğini susturmaya gücünün yetmeyeceğini bilmiyordu ki yüreği yerine aklını kullanmayı seçen her insanın düştüğü bir gaflet uykusunda ama bir gün gelecek o da duygularına ket vuramayacak. Hissettiği duygular mantığının, aklının ve tüm korkularının önüne geçecek ki muhtemelen Serdar’a bir şey olduğunda olacak.

Zehra “artık çok geç” dediği anda müziğin girişiyle Serdar’ın ona doğru yürüdüğünü görünce heyecanlandım. Onu öpmek için ya da tutup kendine yakınlaştırmak için yanına çektiğini düşündüm. Ama Zehra onu durdurup kendisini de frenleyince hiçbir şey düşündüğüm gibi yaşanmadı. Ancak tüm imkansızlıklarına ve Zehra’nın karşı koymalarına rağmen Zehra’nın onun yüzüne dokunması ve başlarının birbirine değdiği o anda dünyada sadece onların kaldığı duygusunun bana geçmesi benim için çok anlamlıydı. Aşk kolay olmaz; dünyada acı çekmeden kavuşan aşıkların aşkları da efsane olmazdı. O yüzden Zehra ve Serdar’ın artık karşı koyamadıkları noktada iradeleri kırılana kadar imkânsızlıklar yolunda yürüdüklerini izlemeyi çok isterim. Ne de olsa aşk acısıyla yoğrulmuş hikayelere tutkunum.

Shakespeare hayranı olarak sonrasında Zehra’nın imkansızlıklarına ve kendi var oluşuna isyan ederek elini duvara vurduğu sahne -ki bu bir erkek karakter klişesidir kadında kullanıp cinsiyet kalıbını yıkmaları çok güzel- ve Serdar’ın kendiyle baş başa kalmaya ve içindeki aşk ateşini doğanın ayazıyla söndürmeye çalıştığı sahne gidişatlarının belki bir miktar acılı ve gözyaşlı olacağının sinyalini veriyordu ama #ZehSer’in aşkına duyduğum güvenim değişmiyordu. Operasyona gitmek için araca bindiğinde dün gece yaşanmış olan küçük kıyamete rağmen ilk fark ettiği ayrıntının yumruğunu duvara vurduğu için Zehra’nın elinde oluşan yara olması bu aşk için hala bir umut olduğunun işaretiydi. Serdar o an elini tutup yarasını sarmak ne olduğunu sormak istedi ama dün geceden dolayı kendisini geri çekiverdi. 

 

Çıkış Stratejisi: Sanal Hamle

 

Karargâh ekibi Bay X ismini kullanan bilgisayar korsanını yakalamayı başaramadılar ama bu operasyon sayesinde gerçek kimliğinin ortaya çıkmasına ve bilgisayarına el konulmasına neden olarak Adele endişelendirdiler. Öyle ki MİT’ten kaçabilmek için Elçi’nin yardımına sığınmaya karar verdi. Açıkçası gerçek kimliği ortaya çıktıktan ve ondan istenilen bilgiyi alamadıktan sonra Elçi’nin ona yardım değil; yardım kisvesi altında gizlenen bir katil göndereceğini düşündüm ama meğer Adele hanımın tek sürprizi kadın olması değilmiş. Elçi ona gerçekten de yardım elini uzatıp ekip yerini bulamadan Paris’ten çıkmasına yardım ederse kendisini Ariel gibi birkaç bölüm daha görebileceğimizi bile düşündüm. Düşman da olsa yeni yüzler görmeyi bir türlü ölmeyen eski yüzleri izlemeye tercih ederim doğrusu.

Bir düşündüm de Elçi gibi insanları tolere etme kabiliyeti olmayan bir psikopat onu bilgilerini Türklere verebileceğini söyleyerek tehdit eden bir insanın hayatını kurtarmak için neden zaman ve kaynak harcasın ki? Kızın elinde onun aleyhine ne var ki onu tehdit ettiği anda Elçi sadık bir köpek gibi yere yuvarlanarak söz dinlemeye başlıyor merak ettim. Yoksa karakterinin hikâyede olağan bir hacker ve Gürcan’ın kontrastı olmaktan daha önemli bir rolü mü var? Bunu ancak zaman gösterecek ama Gürcan’ın bilgisayarının şifresini kırabilecek yetenekte olmasını MİT sistemine sızmak ve ona anlaşma getirebilecek bir koz yakalamak için kullanması yetenekli ve de zeki olduğunu kanıtlıyordu.

twitter

 

Karargâh ekibi Gürcan’ın onlara ulaştırdığı konum sayesinde Adele’in saklandığı yeri Elçi’nin gönderdiği adamlarla gitmesinden hemen önce bulabildiler. Bu sayede adamları ekarte ederek Adele almayı başardılar. Ama Karargâh ekibinin en büyük yanılgısı operasyonlarının bu noktada bittiğini düşünmeleriydi. Onların tek bildiği Adele’in elindeki şifre anahtarını aldıktan sonra gaz-hidrat ayrıştırıcı formülüne dair bütün bilgilerin yeniden güven altında olacağıydı bilmedikleriyse Gürcan’ın Bay X’e ait bilgisayarın şifresini kırmasıyla karargâhta önce büyük bir kıyamet kopacağı sonra da sadece gaz-hidrat ayrıştırıcı formülünün değil; MİT’e ait bütün hassas öneme sahip bilgilerin açığa çıkma tehlikesi yaşayacaklarıydı. Adele’in kendini korumak ve olur da Türk Devleti’nin eline geçerse bir deliğe tıkılmamak için ransomware programıyla kendisini garantiye alması düşman olmasaydı çok zekiceydi diyerek övmek isterdim. Elçi’yle bu kadar iyi anlaşabilmelerini sağlayan ortak noktanın da paranoyaklıkları olduğunu böylece görmüş oldum.

Bu arada onu almak için gelen adamlar önceden belirlenmiş konuma onu götürmek için arabanın kapısını açınca içeride yüzünde “yoldan geçiyorduk bir uğrayalım dedik” edasıyla oturan Serdar’ın cool duruşunu ve “hoş geldiniz” diyerek yaptığı girişi sevdim. Serdar’a her hafta yazılan havalı giriş cümleleri gözümden kaçmadı. Millet operasyon yapma derdinde Serdar operasyonlara havalı girişler yapma peşinde. Onu aldıktan sonra operasyonu tamamlamak için harekete geçen karargâh ekibi amaç doğrultusunda ikiye ayrıldılar. Hulki ve Hakkı ardında bir ipucu ya da elle tutulur bir İstihbarat bırakmış mı diyerek çıktığı mekânı kolaçan etmek için geride kalırlarken Zehra ve Serdar’a da gaz-hidrat ayrıştırıcı formülü için gerekli anahtarı almak ve kadını güvenli evlerine götürme görevi kalmıştı sadece…

 

 

“Ceren ve Elçi. Yine.”

 

Tam her şey sessiz sedasız bir şekilde yoluna girmişken ve zafer köşede onları bekliyorken bölüm Serdar ve Zehra’nın ölümsüz düşmanları madalyondaki kontrastları Elçi ve Ceren’le yüz yüze gelmeleri ve aracın etrafını kalabalık bir terörist ordusunu sardığını görmeleriyle sona erdi. Haftaya Zehra ve Serdar’ın Bay X kaptırmamak için Elçi ve Ceren’le oynayacakları kedi fare oyununu şimdiden çok merak ediyorum. Özellikle de dün geceki konuşmadan sonra Serdar ve Zehra’nın baş başa bir operasyonda ne yapacaklarını çok merak ediyorum diyerek yazımı tamamlıyorum.

Haftaya Görüşmek Üzere… Hoşça Kalın…

Resimler için  @CatDoctor_  ‘a teşekkürler…

 

Göz atmanızı öneririz: Teşkilat Bölüm Yorumları

 

 

 

 

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap