İzledim

TEŞKİLAT – Beni Yalnız Bırakma

Teşkilat 44. bölüm analizinden önce tam da yeni bölüm bayram nedeni ile yokken konuk yazar Hande‘nin kaleminden özel bir #ZehSer yazısına ne dersiniz? Keyifli okumalar…

 

Senin İçin De Kolay Değil

 

Teşkilat’ın 44. bölümü sıklıkla görmeye alışkın olduğumuz gibi kendinden önceki bölümünün kaldığı yerden başka bir deyişle geçen haftaki bölümde üzerinde durmadığım Milli Savunma sanayisi için çok önemli bir isme düzenlenen bombalı terör saldırısını durdurmak amacıyla olayın vuku bulacağı mekâna giden Halit Başkan’ın karşısında intihar bombacısı olarak öz kızı olduğunu yeni öğrendiği Ceren’i bulmasıyla başladı. Ancak ben bu haftaki yazımda daha doğrusu bu haftaki bölümle ilgili ilk yazımda sadece #ZehSer sahnelerinden söz etmek istiyorum. Son zamanlarda o kadar az #ZehSer sahnesi alır olduk ki koca bölümde sadece 7-8 dakika olarak yer alan çiftimizi hak ettikleri gibi ele alıp bölümün geneline sirayet eden ikiye ayrılmış hikâye tarzı içinde kaybolmalarının önüne geçmeye çalıştım…

Gelelim bölümün yegâne #ZehSer anlarından biri olan koltuk sahnesine. Zehra ve Serdar yan yana gelip flörtleşme ve dertleşme moduna geçmeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki koltuk sahnelerini özlemiş olduğumu bile yeni fark edebildim. En son yan yana oturduklarında nane şekeri kutusundan çıkan hafıza kartının içindekilere bakıyorlardı. Ama o zaman aralarındaki mesafe bir nefes uzaklığında olsa da söz konusu olan Serdar’ın ölen ailesi olduğundan ortam romantik bir an yaşamaya pek uygun değildi. En son karşı karşıya oturduklarında da Mete Başkan karargâha tüm ekibi uyarmaya gelmişti. O yüzden bu sahneyi de izlerken ister istemez anı kimin bozacağını düşünüp durdum.

“Uyumayacak mısın?
Hayır, hiç uykum yok.
Ağır bir gün oldu.
Evet, daha çok Halit Başkan için.
Kesinlikle ama senin için de kolay değil. O kadar zaman geçirdiğin insan gözlerinin önünde.
Biliyorsun daha kötülerini yaşadım.”

Bu diyalogda dikkatimi çeken ilk detay Zehra’nın sevdiği adama karşı göstermiş olduğu hassasiyetti. Mete Başkan öldüğünden beri sadece yasını tutmayıp Serdar’ın da nasıl olduğuyla ilgilenen Zehra bu dünyanın en şefkatli aşık kadınlarından biri olabilir. Önce Mete Başkan sonra ailesinin katili ve babasının hala hayatta olduğu gerçeği derken hayatıyla ilgili bildiğini sandığı ve tutunduğu her şeyin domino taşları gibi devrildiği bir zamanda “uyku ve beslenme” düzeni gibi temel ihtiyaçlarıyla ilgilenen bir kadın var hayatında. Âşık olmak demek de benden önce o demek, değil midir? Serdar’ın sadece temel ihtiyaçlarıyla da ilgilenmiyor. Aramızda duygusal bir ilişki olamaz dediği halde Serdar konuşup içini dökebilsin diye duygularını rahatlıkla paylaşabileceği güvenli bir ortam da yaratıyor, daha ne olsun…

Aralarında kendiliğinden gelişen bu organik bağa rağmen #ZehSer çiftinden elektrik alamadıklarını ve onları yapay bulduklarını söyleyenlere pes demek istiyorum. Acaba Zehra Serdar’a daha ne kadar düşünceli ve sevecen olabilir.

Bu diyalogda dikkatimi çeken ikinci detay ise mevzu bahis Ceren olduğunda Zehra’nın bir zamanlar sevdiğin kadın söylemini bırakmış olması oldu. Ceren’den artık eski sevgili gibi değil de eski bir tanıdığıymış gibi bahsediyor ki bu düzeltmenin yapılmasına sevindim ancak bu konuşmaya pek bir anlam veremedim. Halit Başkan’a kızını öldürmek zorunda kaldığı için üzülmesini anlarım. Başkan da Ceren’in değil; Ayşe’nin (hani Melisa’ydı) yasını tutuyor da onu tanıdığı ilk günden beri kendisine yalan söylediğini öğrenen Serdar onu öldürebilmek için fırsat kollamıyor muydu? Ceren’in yüzüne karşı seni öldürürüm nidaları atmıyor muydu? Daha birkaç hafta önce Zehra onu Serdar’ın elinden almadı mı? Serdar’ın neden ölümünün arkasından sarsılan taraf olduğunu hiç anlamadım. Halit Başkan için üzüldü onu anladım da Zehra neden sanki bir yakınını kaybetmiş gibi Serdar’ı teselli etmeye çalışıyor onu hiç anlamadım.

Ama Serdar’ın gözlerinin içine daha yakından bakabilmek ve aralarındaki mesafeleri azaltabilmek için gidip yanına oturması detayına bayıldım. Serdar bu yaşananlardan sonra “hayat kısa” diyerek soluğu sevdiğinin yanında almış.

 

Özür Dilerim

 

“Özür dilerim. Haklısın.
Neden özür diliyorsun?
Hatırlattığım için.
Aklımdan çıkmıyor ki.”

Serdar çok küçük bir yaşta ailesinin gözünün önünde yanmasını ve manevi babası olarak görüp her daim gölgesine sığındığı Mete Başkan’ın da yavaş yavaş ölümünü izlemek zorunda kalmış. Bu yüzden de hayatı ve kişiliği katiyen unutamayacağı acılarla örülmüş durumda. Hal böyleyken onun acılarını bir anlığına bile olsa unutabildiğinden söz etmek pek mümkün değil. Ancak yaşadığı acıların onu nasıl etkilediğini ve nasıl şekillendirdiğini iyi bildiği halde en azından onun yanındayken acı çekmek zorunda kalmasın diye gücü yettiğince travmalarını unutturmaya çabalayan Zehra’yı çabasından ötürü taktir ettim. Serdar bu acıları hiçbir zaman unutamayacak olsa da denemesi anlamlıydı.

“(…) Başkan da aynı şeyi söyledi. Çok zor bir durum. Aklım başka kalbim başka konuşuyor dedi.
Çok zor kesinlikle. Kendi kızını öldürmek zorunda kaldı. Çaresizce bir anda.
Ona destek olmamız lazım.
Ben bugün Müsteşar’la da konuştum. O da bu konuda kesin talimat verdi. Bir süreliğine Halit Başkan’ın yanında olmamı istedi. En azından acısı ve kafa karışıklığı dinene kadar.”

 

Dediğim gibi daha önce yaşamış olduğu acıları özellikle de ailesinin gözünün önünde yanmasını ve Mete Başkan’ın gözünün önünde kan kaybından ölmesini düşününce Ceren’in ölümünün duygusal manada onu etkilemesi katiyen mümkün değildi. Ölen kişi artık ailesi olarak kabul ettiği ekip arkadaşlarından biri ya da Zehra olsaydı etkilenebilirdi. Ama tanıştıkları günden beri kendisini kandıran ve öldürmeye de çalışan Ceren için yıkılacak kadar üzülmezdi. Bu sahneyle buna vurgu yaptıklarına inanmak istiyorum. Çünkü en fazla beş dakika süren sahnede #ZehSer’in Ceren konuştuklarına inanmak istemiyorum. Ceren’in ailesiyle ilgili bildiği her şey yalanmış; hayatı elinden alınmış anladık da o hayatla ne yapmayı seçtiği onun kendi sorumluluğuydu. Şimdi suçu kadere atarak Ceren’i temize çekmenin bir anlamı yok. Hele de geçen hafta kendisine ona hiç acımadığını söyleyen Zehra’nın bu hafta birdenbire “Ceren’e üzülüyorum” demesi olsa olsa senaryodaki tutarsızlık diye yorumlanabilir. Buna rağmen Halit’in yaşadığı travmayı düşünüp onun için üzülmelerini ve intikamını alma biçiminden ötürü Yıldırım’dan nefret etmelerini yerinde buldum.

Halit Başkan’a ve kızı Ayşe’ye üzülmelerini anlarım ama Ceren’e üzülmelerini katiyen anlayamam ki üzüntülerinin odağına kendi kızını çaresizce öldürmek zorunda kalan Halit Başkan’ı koydukları doğal sohbeti sevdim. İkisinin de Halit Başkan’ı ve yaşadığı acıyı düşünürken çok sevimli ve içten göründüklerini söylemeliyim. Ayrıca Serdar’ın ona Müsteşar’la yaptığı özel konuşmayı anlatması da aralarındaki bağın diğerlerinden farklı olduğunu göstermiş oldu…

 

Öldürmek İstediğim Adam Tüm Cevaplara Sahip

“Müsteşar’la sadece Halit Başkan hakkında mı konuştunuz?
Zehra, cevabını bildiğin soruları sorarken ifaden değişiyor.
Cevap, hayır.
Evet, hayır.
Baban hakkında da konuştunuz. (DOĞRU) Ve şu anda bu konuyu konuşmak istemiyorsun.
Bilmiyorum ki gerçekten konuşmaya çalıştıkça düşünmeye çalıştıkça delirecek gibi oluyorum. 30 yıl…babam 30 yıl boyunca hayattaymış ve benimle temas bile kurmaya çalışmamış. Babamın bir mezarı var ve ben o mezar başında kim bilir kaç defa dua ettim. (…) Gördüğüm yerde öldürmek istediğim adam bütün cevaplara sahip.”

Zehra’nın onun sadece söylediklerini değil; söylemediklerini de anlama yetisine bayılıyorum. Karşısındaki insanın bir kaşını kaldırmasıyla ne demek istediğini bilemiyorsan birine sahiden “âşık oldum” demeyeceksin. Zira âşık olan insan sevdiğinin bir bakışıyla bile ne demek istediğini ve de neleri söylemekten kaçındığını bilir. Zehra da Serdar’ın bir bakışından kendine söylemediği şeyler olduğunu hemen anladı. Ama daha da önemlisi sevdiğini bakışlarından tanıma durumunun #ZehSer söz konusu olduğunda tek taraflı olmamasıydı. Serdar Zehra’nın onu açık bir kitapmış gibi okuduğunu hatta içini gördüğünü bildiği kadar onun hal ve tavırlarına bakarak sevdiği kadının içini okumayı da biliyordu. Müsteşar’la neler konuştuğunu ondan saklamasının hiçbir anlamı yoktu. Çünkü Zehra ona zaten cevabını bildiği soruları yöneltiyordu. Zehra bu soruyu ona yöneltiyorsa cevabını bilmediği için değil; konuşmasını sağlamak için yöneltiyordu. En güzeli de Serdar’ın sevdiği kadının onu konuşmaya teşvik etmeye çalıştığını biliyor olmasıydı.

İnsanın hayatında konuşmadan anlaşabileceği birinin olmasının ne kadar büyük 1 nimet olduğunu çok iyi biliyorum. Her insana da nasip olmaz bir ömürden sadece bir kere karşına çıkabilecek bir mucize olduğunun da farkındayım. Bu hafta hayatındaki erkeklerin hissettikleri kaybolmuşluk hissini de suçluluk duygusunu da yıllardır kendisiyle bir bağlantı kurmayan babanın yarattığı hayal kırıklığını da ardında saklanan öfkeyi de Zehra’yla özelde paylaşmayı seçmelerinin Zehra’nın onlara verdiği sevgi ve samimiyete bağlasam da üst üste denk gelmelerini de ilginç buldum. Serdar dışarıdan duygularını kontrol edebilen bir adam gibi görünse de yüreğinde kopan fırtınaları daima Zehra’ya açmasını seviyorum. Onun yanında kendini yaralarını ona açabilecek kadar güvende hissediyor. Halit Başkan’dan babasının durumunu ekibe anlatmamasını istedi ama babasının yaşadığını hemen Zehra’ya söylemiş; gizlememiş. Bir ara ondan da saklayacak diye korkmuştum neyse ki öyle olmadı. Kaldı ki Müsteşar’la konuştuğunu da anlatmış. Aralarındaki bu karşılıklı güveni ve birbirlerine her şeyi anlatma alışkanlıklarını tüm kalbimle kucaklamak istiyorum.

Bunun ayrıntının senaryoyla ilişkili olmadığını biliyorum ama Serdar’a yaşadığı her şeyden sonra ayakta kalabilme gücünü ve daima yanında olacağı güvencesini aşılamaya çalışan Zehra Serdar’ın elini tuttuğunda ister istemez bu tuttuğu elin Çağlar’ın sağlık sorunları yaşadığı sağ eli olduğunu düşünmeden edemedim. 2 haftadır sol eliyle alışkın olduğumuz performansını sürdürmeye çalışan Çağlar’ın yaralı elini tutan partnerinin hassasiyetine kalbimi bıraktım ki Serdar’ı ayakta tutan bir güç varsa onun da Zehra olduğu çok açık. Güçlü olamadığı anlarında ona güç aşılayanın Zehra olması Serdar’ın güçsüz olduğu anlamına gelmez. Sadece zor zamanlarında sırtını yaslayabileceği bir insan olduğu anlamına gelir. Zehra’nın onun hayatındaki ışık olduğu ona umut aşılayabildiği sahnelerden belli. İki eliyle Serdar’ın elini kavradığı andaki samimiyeti bir yana Serdar’ın da baş parmağıyla elini okşaması detayına bayıldım. Bana mezarlık başında ona destek olmak için elini omuzuna koyduğunda Serdar’ın da onun elini tuttuğunu hatırlattı ve başka bir adamın kılığına girdiği operasyonda yalnız kaldıklarında aralarında oluşan elektriklenmeyi; özlemişim.

 

Beni Hiç Yalnız Bırakma

“Zehra beni hiç yalnız bırakma, lütfen. Ben uzun yıllar yalnızlığı iyi bir şey sanıyordum. Huzuru orada arıyordum. Ta ki seninle tanışana kadar.”

Bu 4 cümle bile Serdar’ın ilk ve tek aşkının Zehra olduğunu özellikle de dizinin tek gerçek çiftinin #ZehSer olduğunu kanıtlamaya yeter ancak ben yine de üzerine biraz konuşmak istedim. Serdar Zehra hayatına girene kadar ailesinin ölümünü kendi gözleriyle görmüş ve bu nedenle de ağır bir travma yaşamak zorunda kalmış hiç büyüyememiş bir çocuktu. Ailesinin ölümünden sonra bu dünyada kendini yapayalnız kalmış gibi hissetmeye başladığından zamanla kalbindeki o kocaman boşluğa da alışmıştı. Ve bu boşluğu sadece evlenip kendi ailesini kurmasının dolduracağını düşünüyordu ki Ceren’in de onun için işlevi buydu. Serdar onun yanındayken kendini hiçbir zaman tam anlamıyla yanında biri varmış gibi hissetmedi. O yüzden Ceren’in sadece yanında olması yeterli değildi. Çünkü Serdar kendini hala eksik gibi hissediyordu ki haksız da sayılmaz. Serdar’ın ona işinden bahsedememesini ve bu konuda yalanlar söylemesini anlarım da Serdar ona geçmişinden de ailesinden de hiç bahsetmedi. Onun yanındayken de yalnızdı çünkü kendini anlatamıyordu. Ama bu yalnızlığı Zehra’yla tanıştığı anda son buldu. Serdar onunla bir bütün oldu…

Serdar’ın kendini yalnız hissetmemesi için Zehra’nın tek başına varlığının yeterli olması bile bu aşkın büyüklüğünü anlatmaya yeter aslında. Ona kalsa Zehra’nın bir an bile olsa yanından ayrılmasını istemez. Çünkü Zehra onun da dediği gibi içindeki boşluğu dolduran kadın. Arka plandaki müzikle beraber Serdar’ın o dört cümleyi gözlerinin içine bakarak söylemesi ve bu defa iki eliyle kavrayan tarafın o olması benim için çok anlamlıydı. Birbirlerinin gözlerinin içine kaybolmalarıyla Serdar’ın ona doğru fısıldayarak konuşması benim için o sahneyi büyüleyici kılan detaylardı. Zira “kalpleri birbirine yaklaşan aşıklar fısıldayarak anlaşırlar” kabulünü oldum olası sevmişimdir. #ZehSer arasında ısrarla bir ilişki olmasına karşı çıkılsa da birbirlerinin gözlerinde kaybolarak mutlu oldukları o anı seyretmek güzeldi.

Zehra’nın “Vatan görevi her şeyin üstündedir” diyerek Serdar’la duygusal bir ilişki yaşamayı reddetmiş olduğu halde Serdar ona “beni hiç yalnız bırakma” dediğinde duraksayıp gözlerinin içine bakmasını ve “Ta ki seninle tanışana kadar” dediğinde de ona gülümsemesini sevdim. Serdar ve Zehra’nın #ZehSer olmalarına senaristler bir türlü fırsat vermiyorlar diye kızıyor olsak da bazı sahnelerde öyle bir eğilim gösteriyorlar ki Zehra ve Serdar’ın hallerine dikkatli bir gözle bakan herkes onları bir çift sanırdı. Birbirlerinin varlığını taktir eden, konuşmadan anlaşan ve birbirlerinin dertlerine ortak olan çiftler gibi davranıyorlar zira. Ki inanın bana onların sahip olduğu bu kimyanın ve uyumun çok daha azına sahip evli çiftlerle tanışmış bir insanım. Bu dünyaya birbirlerini bulmaya gelmişler ama senaristleri bunu göremiyor. Sadece el ele tutuşup birbirlerinin gözlerinin içine kaybolduklarında çıkan kıvılcımları fark edemiyorlar. Halbuki biz #ZehSer severler kanalın imkanlarının sınırlı olduğunu bilmemize rağmen her hafta bu çifte düşüyoruz.

Serdar’ın bütün bunları söylemesinin altında yatan bir diğer nedenin de Halit Başkan’ın kızının ölümünden sonraki halini görmüş olması diye düşünüyorum. Karşısında sevdiği insanı kaybederek yıkılmış bir adam gördü ve kendini onun yerine koydu. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz zamanın bir garantisi olmadığını ve onları hiç beklemediğimiz anda kaybedebileceğimizi anladı. Bunun üstüne kendi sevdiğini yani Zehra’yı kaybetmeden önce onun kendisi için nasıl bir anlam ifade ettiğini anlatmak istedi ama bunu yaparken fazla ciddileşip Zehra’yı korkutup kaçırmak da istemedi. O yüzden de duygularını doğrudan değil; Zehra’nın anlayabileceği bir şekilde dolayı yoldan anlatmaya başvurdu…

 

Bir Telefon Macerası

Serdar’ın Halit Başkan’la Yıldırım’ı bulmak için giriştiği maceradan fırsat bulup bir süredir ayrı kaldığı için istemsizce özlem duyduğu Zehra’yla bir telefon konuşması yapması detayına bayıldım. Öncelikli olarak çiftimizin şansızlığına dem vurmak istiyorum. Halit Başkan’la olduğu gibi ne zaman Zehra’yla baş başa bir operasyona çıksa Irak’a ya da İsrail ve Suriye’ye giden Serdar’ın benim hiç romantik bulmadığım ama aşıklar şehri olarak kabul gören Fransa’ya Halit Başkan’la gitmesi nasıl kozmik bir şaka bilmiyorum ama en azından başları kalabalık olsa da birbirlerini arayıp sormayı hiç atlamamaları detayı beni bir nebze de olsa sakinleştirebildi. Karargahtaki herkes İstiklal Projesi’nin baş mühendisinin teröristler tarafından kaçırılmasına odaklanırken ekibe liderlik etmesi gereken Zehra’nın aklının onda yani sevdiği adamda olduğunu bilmek de güzeldi. Eğer bardağın dolu tarafını görmeyi tercih eden bir pozitivistsen.

“Serdar, ne yaptınız? Merak ettim sizi.
Yolunda her şey yolunda. Şimdi güvenli evdeyiz.
Yıldırım’la ilgili bir ipucu var mı? Fransız’la görüşme nasıl geçti?
Maalesef. Yıldırım’ı bize verecek en sağlam kaynak bu herifti ama bize herhangi bir bilgi vermeyi reddetti.
Siz de şimdi onun için bir koz arayışındasınız.
Aynen. Öyle.”

Siz nasıl yorumladınız bilmiyorum ama bu #ZehSer sahnesinde arayan tarafın Zehra olduğunu bilmek içimin kıpır kıpır olmasına neden oldu diyebilirim. Bu ilişkide çabalayan tarafın Serdar olmasından şikâyet edip artık Zehra’nın da ciddi bir adım atması gerektiğini düşünen biz #ZehSer severler için izlemesi son derece keyifli bir sahneydi bu.

Sahneyle ilgili ilk bakışta dikkatimi çeken en önemli detay “merak ettim sizi” dediği sahnede aslında uzun zamandır ondan ayrı operasyona çıkan Serdar’ın bizzat kendisiydi. Serdar olsa duygularını gizlemek için bir bahane aramaz; arayıp doğrudan onu merak ettiğini söylerdi ama Zehra bunu onun kadar özgürce yapamazdı. Bu yüzden Yıldırım’ı ve Başkan’ı bahane ederek son görüştüklerinde kafası ve duyguları karma karışık olan Serdar’ın yanında o yokken kendini iyi hissedip hissetmediğini emin olmak istedi. Tabi, bu yaptığında onu en son yalnız bıraktığında kendisine haber verme gereği bile duymadan Lukas’ın peşine düştüğünü bu yüzden tüm Alman İstihbaratının da onun peşine takıldığını anımsamasının etkisi de büyük. Zehra’ya hak da veriyorum; bu çok doğal. İnsan sevdiği için endişelenir.

Dikkatimi çeken ikinci detay da “Yıldırım’la ilgili bir ipucu var mı? Fransız’la görüşme nasıl geçti?” cümleleri olmuştu. Zehra’nın sadece söz olsun diye değil; gerçekten geçmişi ve babasıyla ilgili gerçekleri öğrenebilmesi için Yıldırım’ı bulabilmesini canı gönülden desteklemesi çok iyiydi. Zehra sadece sevdiğinin derdiyle dertlenmeyip aynı zamanda bu derdine şifa olabilecek tek şeye -ki bu durumda o Yıldırım oluyor- de ulaşabilmesini tüm içtenliğiyle dilediğini de gözler önüne seriyordu. Yıldırım’ı bulma konusunda Serdar’ın en büyük destekçisi oydu. Keşke şartlar imkân verse de onu ararken yanında olabilseydi o zaman her şey daha güzel olurdu. Ama yanında olamasa da duygusal desteği bir an için bile ihmal etmemesi güzeldi. Özellikle de “Fransız’la görüşme nasıl geçti?” ayrıntısına bayıldım. Serdar Halit Başkan’ın peşinden giderken “Fransız’ın” kim olduğunu bile bilmiyordu ancak buna rağmen Zehra’nın bu ismi biliyor olmasının tek bir açıklaması olabilirdi. O da Serdar’ın Paris’e gittikten sonra da Zehra’yla konuşmuş olduğu.

twitter

Bu sahnelerin altında yatan ayrıntılar ister istemez senaristlere isyan etmeme neden oldu. İstediklerinde #ZehSer’i çok güzel yazabildiklerini bildiğim bu ekip bize gereksiz sahneler izletmek yerine Halit Başkan’ın peşinden gitmeye hazırlanan Serdar’ın Zehra’yla vedalaşmasını ve Fransız kod adlı adamla ilgili önceki aramasını gösterselerdi çok daha iyi olmaz mıydı? 140 dakikalık bölümde telefonla da olsa birkaç kere konuşmalarını izlesek çok güzel olurdu. Zehra’nın orada olmadığı halde Serdar’ın bir sonraki adımının koz arayışı olacağını biliyordu madem biraz da onun Zehra’ya giriştiği operasyonla ilgili yani kayıp mühendisle ilgili akıl verdiğini görseydik muhteşem olurdu. Kocaman bölüme sadece 2 dakika telefon görüşmesi sahnesi yazıyorsunuz madem onu da biraz uzatsanız ölür müydünüz?

 

İltifatlar Havada Uçuşurken

“Sana daha önceden çok zeki biri olduğunu söyleyen oldu mu? Çünkü benim tanıdığım en zeki kadın sensin.
Sen de tanıdığım en iyi iltifat eden adamsın.
Bu da benim için iltifat oldu. Sağ ol.”

Serdar’ın söz konusu Zehra’ya iltifat etmek olduğunda aklına gelen ilk iltifatın zekâsı olması dışında ona iltifat etme fırsatını asla kaçırmama huyunu sürdürdüğünü görmekten ne kadar büyük bir zevk aldığımı sözcüklerle anlatmam. Sanki bu dünyaya sadece Zehra’ya iltifat etmeye gelmiş gibi onu gördüğünde ya da sesini duyduğunda şair kesilen Serdar benim favori Serdar’ım. “Sana daha önceden çok zeki biri olduğunu söyleyen oldu mu” cümlesini duyduğum ilk anda Serdar’ın Zehra’ya olan aşkını Ceren’e anlattığı sahneyi düşünmeden edemedim. Zehra’nın aslında hiçbir rolü olmadığını sadece öyle dikildiğini söyleyen birçok Deniz anticisinin aksine Serdar’ın gözünde Zehra’nın masal kahramanı hatta bir süper kahraman olduğunu hatırlatan o sahnenin bir paralelinin yazılması güzel oldu. Serdar onu zihninde ve kalbinde öyle bir konuma yerleştirmiş ki Zehra’yı “tanıdığım en zeki kadınlardan biri” olarak değil; “tanıdığım en zeki kadın” olarak tanımlıyor. Onun gözünde Zehra’nın konuma ulaşabilecek başka hiçbir kadın yoktu ve bugüne kadar onun ulaştığı konuma ulaşabilmiş “mükemmeliyetteki” başka bir kadın hiçbir zaman da olmadı…

Bu sahneyi görüp bu diyalogları okuyunca aklıma Serdar’ın kayıp olduğu dönemde zihnine yapılan programlamayı düzeltmek için baş başa Almanya’ya gittikleri zamanki paralel sahne de geldi. Eğer yanlış hatırlamıyorsam yirmi beşinci bölümde Zehra’ya ölseydim beni nasıl biri olarak hatırlardın diye sorduğu sahnede Zehra’ya ettiği iltifatların ilki inatçıysa bir sonrakisi “zeki, ülkesine aşık, fedakâr, cesur, yetenekli, güzel çok güzel” sıfatlarıydı. O sahne ona olan hislerini gerçek anlamda dile getirme fırsatını ilk bulduğu hatta bu duyguların Zehra’da da bir karşılığı olduğunu ilk anladığı sahne olması bakımından mükemmeldi. O zamanları düşünmeden edemiyorum; çok güzel zamanlardı. Daha o zaman Zehra’yı nasıl gördüğünü söylemişti aslında. Zehra onun gözünde mükemmel kadının ete kemiğe bürünmüş haliydi. Elçi’nin peşinden sınırın öteki tarafına beraber operasyona gittiklerinde “gördüğüm en müstesna gülüşe malik insansınız” diyerek Osmanlıca üzerinden Zehra’ya yürüdüğü sahnede tam bu duyguyla ilişkiliydi. Onu da dile getirmeden geçmek istemedim. Uzun bir aradan sonra Zehra’sına yürüme fırsatı bulan Serdar’ı özlemişim. Zehra’nın Serdar’a fazlasıyla hak etmiş olduğu krediyi vermesine sevindim. Serdar gerçekten de güzel iltifat ediyor.

“Sesini duymak iyi geldi, Serdar. O kadar alışmışım ki çevremde olmana. Yokluğun hemen hissediliyor.
Senin de öyle. Siz de bir ipucu arıyordunuz bu Doktor kod adlı herif için. Bulabildiniz mi?
Patlama ardından öldü sanılan Mühendis’in yaşadığını tespit ettik. Kaçırıldığını düşünüyoruz. Nereye götürdüklerini bulmaya çalışıyoruz. Tüm bu olayların arkasında Doktor var. Bu yolun da sonu ona çıkacak belli. Zehra Halit Başkan çağırıyor gitmem lazım.
Tamam, kolay gelsin. Bu gece hepimiz için uzun olacak belli.”

Son olarak dikkatimi çeken ayrıntı da iltifatların bu defa tek taraflı kalmamış olmasıydı. Biz bu zamana kadar kendi rızasıyla sevdiği kadına iltifatlar yağdıran Serdar’ın aksine herhangi bir zorlama olmaksızın duygularını dile getirme konusunda daha ketum davranan bir Zehra gördük. Çünkü Zehra için mantığının sesi yerine hislerine kulak vererek hareket etmek çok daha zordu. O bu göreve katılabilmek için kızını arkasında bırakmak zorunda kalmış bir anneydi haliyle de yüklendiği sorumlulukların ağırlığı çok daha büyüktü ama Serdar ailesini erken yaşta kaybetmiş büyüme fırsatı bulamamış küçük bir çocuk olarak sevmeye ve sevilmeye açtı. O yüzden Serdar daha duygusalken Zehra’sı daha çok mantığıyla hareket eden bir kadındı. Buna rağmen Zehra cephesinde birtakım kıpırtılar olduğunu görmek umut vericiydi. Serdar’ın onu kandırmasına hiç gerek kalmadan Zehra’nın “Sesini duymak iyi geldi, Serdar. O kadar alışmışım ki çevremde olmana. Yokluğun hemen hissediliyor” demesi ve onu özlediğini söylemesi çok büyük bir adımdı. Bir insanın sesini duymayı özlediğini söylemekten çok daha güzel bir sevgi tanımı varsa da ben bilmiyorum.

Zehra hiç fark etmeden Serdar’ın uydusu gibi etrafında olmasına öyle alışmış ki yokluğunda yoksunluğunu açıkça hissettiğini fark ediyordu. Birbirlerine adlarıyla seslenirken yüzlerinde oluşan gülümseme ve Zehra’nın bu iltifatlarını söylemeden önce kısa bir süreliğine de olsa duraksaması bu sahneyi olduğundan daha güzel ve anlamlı kılan birer detaydı. Söz konusu ilişkilerini resmiyete döküp doyasıya yaşamak olduğunda Vatani görevin daha öncelikli olması gerektiğini söyleyip aralarında duygusal bir ilişki yaşanamayacağını belirten Zehra’nın yokluğunda sevdiği adamın varlığını özlediğini hatta bunu yokluğunun hissedildiği şeklinde dile getirmesi söyledikleriyle yaptıklarının birbirlerini tutmadığının en iyi göstergesiydi. Günleri ne kadar kötü ve zorlu geçmiş olursa olsun birbirlerinin seslerini işittikleri anda tüm dertlerinin bir nebze de olsa diniyor olması aslında birbirlerine sadece âşık olmadıklarının aynı zamanda da muhtaç olduklarının kanıtıydı. Bazı fanları aralarındaki aşkın onları zayıflattığını düşünedursun; onlar birbirlerine konuşma yoluyla destek olup güç veriyorlardı. Aşkın zayıflık değil; kudret olduğu temasını hatırlatanlar sağ olsun…

Serdar’ın sesini duymanın Zehra’ya iyi geldiğini ve yokluğunu hissettiğini söylemesinden sonra alışkın olduğumuz dur durak bilmeyen flörtüne kaldığı yerden devam eder diye düşünmüştüm. O olmasa da en azından kendini övme eylemine geçer diye beklemiştim ama ilginç bir şekilde bu olmadı. O yüzden biraz hayal kırıklığı yaşamış olsam da aşk dertleri paylaşmak anlamına geldiğinden hem Zehra’ya daha fazla iyi gelmek hem de onun yükünü konuşarak azaltabilmek için onun operasyonunun nasıl geçtiğini sormasına sevindim ama keşke Halit Başkan Serdar diyerek araya girmiş olmasaydı da sahnenin devamını da izleyebilseydim dedim. Kim bilir belki Serdar da ona operasyonu için fikirlerini söyleyip yardımcı olabilir hiç değilse yeni bir flört sahnesine öncülük edebilirdi. Senarist grubu keşke uzun aradan sonra #ZehSer yazarak bize böyle bir kıyak geçmeye borçlu olduklarını düşünselerdi ama nerede?

Son zamanlarda benim kontrolüm dışında yaşanan aksilikler nedeniyle bölüm yorumlarımın geç geldiğinin farkındayım ancak bayram nedeniyle yaşanacak bu arayı en iyi şekilde değerlendirebilmek için hepimizin ortak sorunu olan #ZehSer sahnelerinin azlığına dikkat çekmek için en azından şimdilik sadece #Zehser sahnelerine değinmeye karar verdim. Umarım bayramdan sonra diziye yeni bir soluk gelir ve siz de bu yazıyı beğenmiş olursunuz. Hepinize iyi bayramlar…

Tekrar Görüşmek Üzere Hoşça Kalın…

 

Yazıdaki fotoğraflar için  @mariamtarekviv, @zehse_ryaghaz , @CatDoctor_ , @SaraCagden  ve kapak resmi için @orili_sa ‘a teşekkürler…

 

Göz atmanızı öneririz: Teşkilat Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap