İzledim

KADERİMİN OYUNU – Benim İçin Öldün Artık

Kaderimin Oyunu 20. Bölüm reytingleri Total’de 2,93 reyting ile 11.,  AB’de 1,87 reyting ile 14. ve ABC’de 2,46 reyting ile 10. oldu. Bölüm izlenimleri konuk yazar Bade‘den. Keyifli Okumalar…

 

Seyircisi olduğum bir diziye ilişkin çok fazla sosyal medya yorumları okuyan biri değilim. Kim ne düşünüyor, benimle hem fikir olanlar var mı diye özel olarak araştırma yapmam. Denk geldiğim yorumları okurum, zaman zaman cevap yazarım, hepsi bundan ibaret. Helin’le ilgili yorumları da okumamış olmama rağmen kendisinin çoğu seyirci tarafından eleştirildiğini, yaylım ateşine tutulduğunu tahmin edebiliyorum. Linç yemeyeceksem ben bu savaşta Helin’in tarafında olduğumu belirtmek isterim. İzlediği stratejinin doğruluğu ve etikliği tartışılır ancak verdiği tepkilerde, yuvasını korumak için mücadele etmekte bana göre haklıdır.

 

 

Helin’in Asiye’yle Cemal’in aşk yaşadığını sanmasıyla yaşadığı yıkımın ardından gelişen olaylar silsilesini doğal karşılıyorum. Aldatılmışlık hissi her kadını öfkelendirir, ona acı verir, hatta mantığını yitirerek kendisini bile kaybetmesine neden olabilir. Bu bağlamda Helin’in resmi yırtması, evin camlarını kırması, limon ağacını sökmesi, konağa döndüğünde ruh gibi ortalıkta dolanması olağan eylemler. Asiye’yle Cemal’i el ele, göz göze görmeden yargısız infaz yaptı diye düşünenler olacaktır belki ama bazen hissetmek için görmek veya duymaz gerekmez. Kaldı ki hastanede Asiye-Cemal-Nergis üçlüsünün birbirlerine sıkıca sarılması, Asiye’yle Cemal’in birkaç saniye aralıkla konağa gelmeleri, sofradaki kaçamak bakışmaları gibi bugüne kadar süre gelmiş ve Helin’in fark edememiş olduğu için kendini suçladığı yakınlaşmaları mevcut.

Helin’in öğrendiği gerçeği paylaştığı ilk kişi annesi oldu. Helin’in, annesinin Asiye-Cemal geçmişini bildiği halde kendisinden saklamış olduğunu öğrenmesiyle artan öfkesi Nedret’in Asiye’nin cinayet işlediğini itiraf etmesiyle yerini şaşkınlığa bıraktı. Bugüne kadar Helin’in mutluluğun bozulmaması adına saklanan bu sırrın artık bir önemi kalmayınca Nedret Hanım kararını verdi: Hemen emniyete gidilerek Asiye ihbar edilecek. Daha önce de defalarca dile getirmiş olduğum gibi Nedret’in kızı üzülmesin diye bu sırra ortak olan herkesi tehdit etmesini ve yönlendirmesini, şimdi ise kızını üzenleri cezalandırmak istemesini hem manasız hem şımarıkça buluyorum. Helin, hayatı tanımayan genç bir kız mı ki üzülmesinden sakınılması gerekiyor? Ya da camdan mı inşa edildi de üzülüp ağlayınca kırılıp tuzla buz olacak? Yaşanan her acı, karşılaşılan sorunlarla mücadele edebilmek bir tecrübedir, bu da insanı olgunlaştırır. İyi eğitim almış, 30’lu yaşlarda, bir çocuk annesi kadın ihanet gibi oldukça yıkıcı ama aynı zamanda pek çok kadının yaşayabileceği bir acıyla başa çıkamıyorsa veya bunu sindiremiyorsa bu, onun zafiyetidir. Nedret Hanım, bu hamleleriyle kızına iyilik yerine kötülük yaptığının farkında değil. Helin cephesine gelecek olursak ise, kendisi tam da emniyete gidiş yolundayken Cemal’in Asiye hapse girse de onu beklemekten asla vazgeçmeyeceğini düşünerek – ki bence de çok yerinde bir tespit – Asiye’yi ihbar ederek Cemal’i ona daha fazla bağlamak yerine Cemal’in ondan soğumasını sağlayacak bir plan yapmaya karar veriyor. Bunun da yolu öncelikle Necmi’yle iş birliği yapmaktan geçiyor. Öyle ki Antalya’ya gitmeye karar veren Necmi’nin – gözlerim yaşardı – yüklü bir para karşılığında otobüsten inmesini sağlıyor. Helin’in yerinde olsam çocuğum küçük vs. diye düşünmeden eşime gururla amiyane tabirle tekmeyi basardım ama Helin’i de yuvasını korumak adına Asiye-Cemal ikilisinin arasını açma girişimlerinde bulunduğu için de yargılayamam. Nasıl bir plan kurduğuna ve bunun hangi sonuçlara gebe olacağını göreceğiz ama öncesinde her şeyden habersiz olan Asiye-Cemal-Mahir cephesinde neler olup bittiğine bir bakalım.

 

 

Mahir: “O eve taşınmayı düşünüyor musun?”

Asiye: “Niye sordun şimdi bunu?”

Mahir: “Yok yani, şimdi Cemal yeni bir ev, yeni bir hayat kuruyor ya, belki çocukları alıp oraya gitmek istersin”.

Asiye: “ Böyle bir şey mümkün olamaz çünkü Nedret Hanım ihbar eder bizi, biliyorsun”.

Mahir: “ Yani böyle bir şey olmasa, cinayet mevzusu bir şekilde hallolsa sen Cemal’e döner misin?”

Asiye: “ Cemal değişiyor, değişmeye çabalıyor. Bilmiyorum, bir şans verir miydim, öyle bir şey ister miydim? Kafam çok karışık”.

Mahir: “ Asiye, yapma Allah aşkına. Bu adam sana neler yaptı. Lütfen bunları unutma Asiye”.

Asiye: “Mahir kapatalım bu konuyu lütfen”.

Mahir: “ Hayır kapatmayalım, konuşalım. Rica ediyorum, bu adamın yalanlarına inanma. Onun derdi benimle, beni kıskanıyor. Ayrıca terk edip gittiği karısının kendisine böyle mutlu bir hayat kurmasını da hazmedemiyor, böyle çocukça bir kafası var”.

Asiye: “ Bu yüzden mi çocuklarla ilgileniyor? Bir düzen kurmaya çalışıyor, ev tuttu”.

Mahir: “ Evet. Buradaki büyük ödül çocuklar değil, sensin Asiye. Çocuklarla gözünü boyayıp seni kazanmak istiyor”.

Asiye: “ Mahir, bu kadar planlı davrandığını düşünmüyorum”.

Mahir: “ Bu kadar planlı davranıyor. Sakın inanma bak. Kendine yazık edersin. Bu adam sana neler yaptı. En zor gününde seni iki çocuğunla bırakıp gitti. Bunu sakın unutma. Yine yapacak. Zoru görünce kaçacak, bunu sen de biliyorsun, hissediyorsun”.

 

 

Asiye’yi onun Cemal’in evine gittiğini bilen Mahir’e bunu saklayarak sadece tuhafiyeye gittiğini söylemesini ve o esnada odaya giren Nergis’i de annesinin orada olduğunu deşifre etmesiyle onu Mahir’e karşı zor durumda bırakmasını ve adeta hava atarcasına babasının evini övmesini ne kadar yanlış bulduysam Mahir’i de Asiye’ye Cemal hakkında kestiği ahkam nedeniyle o kadar hatalı buldum. Öncelikle kendisinin de dillendirdiği gibi Asiye’nin ne kocası ne sevgilisi olmadığı için ona eve taşınıp taşınmayacağına, Cemal’i affedip affetmeyeceğine dair sorular sormasıyla haddini biraz aştığını düşünüyorum. Asiye’nin gözünde Mahir bir yol arkadaşı. Arkadaşlar fikir ayrılıkları yaşayabilirler, çatıştıkları konularda düşüncelerini beyan ederler, şöyle yapsan daha iyi olur şeklinde nasihatlerde bulunabilirler ama nihayetinde birbirlerinin kararlarına saygı duyarlar. Fakat Mahir yıllardır kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını kendisi almış, iki çocuklu kocaman bir kadının hayatına açık şekilde müdahale etmeye çalışıyor. Cemal’i henüz birkaç aydır tanıdığı düşünülürse onun planlı hareket ettiğinden veya asla değişmeyeceğinden, yine Asiye’yi üzeceğinden nasıl bu kadar emin olabiliyor diye sormak isterim kendisine. Evet, belki Cemal değişmeyecek, belki yine zora gelince kaçacak, bunu bilemeyiz ama onca badire atlatan Asiye elbette ki Cemal konusunda vereceği kararın sorumluluğunu da alacaktır. Cemal, Mahir’e ne kadar takıntılı ise Mahir de Cemal’e o kadar takıntılı ve onu kıskanıyor. Çünkü Cemal’den bahsederken Asiye’nin gözlerinin nasıl parladığı fark edilmeyecek gibi değil. Mahir’in kabul etmekten kaçındığı bir diğer gerçek ise Asiye’nin ve çocukların sonsuza dek o konakta yaşayamayacakları. Ama Mahir tam tersini düşünmek ve buna alışmak istediği için dozajını ayarlayamadığı bir sahiplenme ve koruma içgüdüsünün esiri oluyor. Zamanında Nergis’e ben sevgiyi de nefreti de en uç noktalarda yaşarım dediğinde ne kadar doğru söylemiş.

Cemal, Nergis’in de gazıyla kuracağı yeni düzene kendisini öylesine kaptırdı ki kaç yıllık karısının hüznünü ve moralsizliğini fark edemedi bile. Hoş, yeni bir hayat kurma peşinde olmasa da fark eder miydi tartışılır. Yazılarımı yakından takip edenler son birkaç bölümdür Cemal’i fazla eleştirmediğimi, onu çoğunlukla samimi bulduğumu okumuşlardır. Ancak bu bölüm itibariyle kendisinin gerek hal ve tavırları gerekse de ukalaca üslubu nedeniyle yeniden sinir katsayımı yükselttiğini belirtmek isterim. Değişmeye çabaladığını, çocuklarına sahip çıkmak istediğini görüyorum ama bu süreçte Ahmet’i ihmal etmesiyle, Mahir’e laf atmalarıyla, Uğur’un kendisini benimsemesi yönündeki aceleciliğiyle hanesine yazılmış olan artı puanlar siliniveriyor. Bu kadar rahat ve aceleci davranmasının en büyük nedenlerinden birisi Nergis elbette. Resmen “canım babam” ile yatıp “canım babam” ile kalkıyor. Baba – kız ilişkisini sorgulamak haddim olamaz ancak Nergis’in bu kadar çabuk babasına düşkün hale gelmesini yanlış ve abartılı buluyorum. Hadi geçmişleri olduğu için onun babasını hemen affetmiş olmasını sineye çekelim de Uğur’un üzerine bu kadar düşmeleri yersiz. Cemal’in bir baba olarak çocukların üzerine gidilmemesi gerektiğini biliyor olması gerekli. Uğur, babasının kendisini çirkin bulduğu ve sevmediği için terk ettiğini düşünüyor, bu da onun yumuşamasını geciktirecek bir sebep. Çocuğu biraz kendi haline bıraksalar, içi soğuyunca, düşününce belki kendi ayağıyla gidecek öz babasının yanına.

 

 

Cemal – Nergis ikilisinin Uğur’un üzerine gitme girişimleri bir yanda dursun, onu Cemal’in evine birlikte gitmek konusunda ikna etmeye çalışmalarına ne buyurulur? Boşboğazlığı dillere destan olmuş Uğur’un bu evin varlığını ağzından kaçırmayacağı ne malum? Böyle bir düşüncesizliğe ve riske anlam veremiyorum. Uğur, sırf ablası gidiyor diye onlara katılmaya razı oldu olmasına da eve gittiklerinde bu kez hayal kırıklığı yaşayan onlar oldu zira evin harabeye dönmüş olduğunu görmeleriyle birlikte ev sahibinin kira sözleşmesini feshettiğini, evi de başkasına kiraya verdiğini öğrenmeleri birkaç dakikalarını aldı. Cemal istediği kadar itiraz etmeye çalışsın ama nafile… Emlakçının belirttiği gibi bir aya kadar tarafların cayma hakkı mevcut. Ortak velayet için görüştüğün avukat arkadaşını arayarak bu bilgiyi de teyit ettirebilirsin Cemal Kaya! Kira sözleşmesinin feshedilmesinin veya Nergis’in resminin yırtılmış olmasının beni onlar gibi öfkelendirip üzmediğini söylemek isterim. Hayalperest bir insan olmama, kurulan hayallere saygı duymama rağmen bariz bir şekilde ütopik olan bu hayalin destekçisi değildim. İçimden “Boş bir hayalin hazin sonu” diye geçirdim, yalan yok. Cemal öfkeli, Nergis öfkeli… İlk başta Mahir’den şüphelenen Cemal, ki artık ayağına taş değse ondan bileceğine eminim, tam da ona hesap sorarken Nedret’in evi harabeye çevirme suçunu üzerine almasıyla daha da bileniyor. Bin kere daha ev yıkılsa bin kere daha kurarım havalarında… Asiye haklı olarak ev tutma işini bir süreliğine askıya alması önerisinde bulunuyor ama Cemal gözünü karartmış. Nergis’in ise katil olduğu gerçeğini unutarak nasıl bu kadar rahat gelecek hayali kurabildiğini, dolayısıyla yeni ev kiralama konusunda babasının tarafında olmaya devam ettiğini anlamakta güçlük çekiyorum.

 

 

Bir de nereden tutsak elimizde kalan mavi elbise olayı var… Cemal, Asiye’ye doğum günü hediyesi olarak mavi bir elbise satın almış. Kendisinin hediyeyi verirken “Doğum gününü unutmadım, unutmam” mealini taşıyan bakışlarından hiç etkilenmediğimi söylemek isterim. Bu adamın her yıl Asiye’yi doğum gününde andığını, aradığını gördük mü? Hayır. Tıpkı 8 Nisan gününde olduğu gibi o günü de yalnız geçirdiğini, zihninde anılarını canlandırdığını gördük mü? Yine hayır. Dolayısıyla bu hediye merasimi olağan. Herkes herkese hediye alabilir, buna özel bir anlam yüklemeye gerek yok. Asiye’nin ise bu elbiseyle kahvaltıya inmesini oldukça gereksiz buldum. Hadi giyseydi de akşam yemeğinde giyseydi. Kahvaltı için ağır kaçan bir elbise. Öte yandan bugüne kadar Asiye’nin tercih ettiği giysiler, modeller ve renkler belli, anında dikkatleri üzerine çekeceği belliydi. Bu gereksizlikten çok daha anlamsız olan şey, elbisenin Nergis tarafından alındığını söylenince Gülsüm’ün “Sen hiç dışarı çıkmıyorsun ki, ne ara aldın?” sorusunun üzerine Cemal’in Nergis adına kendisinin almış olduğunu söylemesiydi. Mahir, Fikret, Gülsüm dururken Nergis’in yapmış olduğu seçimin Cemal tarafından alınması tam bir dam üstünde saksağan durumu. Birisi de çıkıp demiyor ki sen kim oluyorsun da Nergis hediye konusunda senin yardımını istiyor? Keşke Mahir sessiz kalmasaydı da Cemal’den önce davranarak kendisinin aldığını söyleseydi. Uğur’a sahip çıktığı gibi Nergis’i de korusaydı, Cemal’in de yersiz böbürlenmelerini görmeseydik. Bu sahne, elbiseyi ilk ve son görüşümüz oldu zira Helin tarafından hangi arada Asiye’nin odasından alındığını görmediğimiz elbise kesilerek çöp konteynerini boyladı. Helin’in elbiseyi kesmesini son derece çocukça buldum. Psikolojisi şu an hiç iyi değil, mantık dışı ve kendisine yakışmayacak hareketler yapıyor. Nedret’in kızımın psikolojisi bozulmasın derken kastettiği bu hal ve hareketlerdi sanırım.

 

 

Geçen bölüm otelin koridorunda Raci’yle Meral’in öpüşürken fotoğrafını çeken Ayhan meğer Zahide için çalışıyormuş. Bu fotoğrafı Zahide’ye göndermesiyle tahmin edileceği üzere kıyametin kopuşuna tanık olduk. Yasak aşkın fotoğrafını masadaki herkese tek tek gösteren Zahide’ye Meral’in onun arkadaşı olmasından mütevellit Asiye’ye yüklenmesi dışında hak verdiğimi söylemek isterim. Sabah uyanıyorsunuz ve telefonunuza gelen bir mesajla kocanızın başka bir kadınla öpüştüğünü görüyorsunuz. Evlerden ırak diyeyim… Zahide’nin çemkirmesi de ortalığı ayağa kaldırması da olağan. Mesele şu ki Raci’nin bugüne kadar sayısız kadınla beraber olmasını sineye çeken Zahide’nin bu ilişki için aynı tepkisizliği korumayacağı. Zahide’nin uğradığı ihanetlere sessiz kalmış olması sadece onun kocasına çok aşık olmasıyla açıklanabilir mi bilemiyorum zira boşanma sürecinde Raci’den alacağı nafaka onun çok uzun bir süre rahat bir yaşam sürmesini sağlardı. Bu ihanete bu kadar tepki vermesini ise iki sebebe bağlıyorum. Birincisi; Meral’in onun gözünde Raci’nin yanına yakışmayacak ölçüde basit, sıradan bir kuaför olması. İkincisi; Meral’in Raci için bir anlık heves olmadığını, kocasının ona karşı yoğun duygular beslediğini hissetmesi, dolayısıyla da onu kaybetme endişesi taşıması. Velhasıl kelam kopardığı kıyamet işe yarıyor. Meral, Harun Bey’in talimatıyla hem işten hem de otelden çıkartılırken Zahide ise kocasına adeta sülük gibi yapışarak onu bir dakika olsun yalnız bırakmıyor. Ancak göz ardı ettiği bir şey var ki yasaklar her zaman cezbedicidir, görüşmek isteyen adam illaki bir yolunu bulur ve görüşür. Raci, aşık ve gemileri yakmaya hazır. Meral uğruna babasının onu servetinden menetmesini göze alır mı ve duygularına engel olamamış olan Meral bu kez de iradesine sahip olamayarak Raci’nin telefonlarına cevap vermeyi isteyecek mi, göreceğiz.

 

 

Koskoca İstanbul’da hiç hastane yokmuş gibi Harun Bey’le birlikte doktora gelen Mahir ile Kadın Doğum Uzmanı’na kontrole gelen Zuhal’in karşılaşması alışılagelmiş bir dizi klişesi olarak arşivlerdeki yerini aldı. Öncelikle Zuhal’in bebeğinin babasının başka bir adam olabileceği ihtimali Mahir’i gördüğünde heyecanlanmasıyla, gözlerinin parlamasıyla ortadan kalktı. Ondan umudu kestiği için bebeğini babasız büyütme isteğini de anlayabiliyorum ancak Mahir asla çocuğuna sahip çıkmayacak, çocuğunun annesini de ortada bırakacak bir adam değil. Öte yandan babasına danışılmadan bir canlının dünyaya gelme hakkı elinden alınmamalı. Mahir’in ise Zuhal’i Kadın Doğum Uzmanı odasının önünde gördüğünde hamilelik olasılığını aklına bile getirmediği belli ama onu görmekten ve onun Londra’ya gitmeyeceğini öğrenmekten mutlu olduğu da. Zuhal’i merak ettiği için onun kapısına dayanması sadece Mahir’in iyi niyetli ve düşünceli olmasıyla açıklanabilir mi yoksa hala içten içe Zuhal’den hoşlanıyor mu bilinmez ama bu ziyaretin ve yeniden holdingdeki işine dönecek olmasının Zuhal’i umutlandırmaya yettiği aşikar. Bu bebeğin Zuhal’i daha sakin, uysal ve duygusal bir kadına dönüştüreceğini düşünsem de Mahir ile birlikte olmalarını hala desteklemiyorum.

 

 

Gelelim Helin’in Asiye ile Cemal’in arasını açma planlarına… Necmi’den cinayetin sebebini öğrenen Helin bugüne kadar çizmiş olduğu iyilik timsali ve sevgi pıtırcıklığı imajına tamamen zıt bir şekilde Nergis’in başına gelen olaya verdiği sıfır tepkisizlikle bu cinayetin Cemal’e aşk cinayeti olarak lanse edilmesine karar veriyor ve anında senaryoyu yazıyor: Asiye ile Halil sevgiliydiler, Halil başkası ile nişanlanınca Asiye kıskançlıktan aşığını öldürdü. Bu savaşta Helin’in tarafında olduğumu belirtmiştim ancak ailesini korumak pahasına bile olsa masum bir kadına iftira atarak kurduğu bu çirkin oyunun hiçbir şekilde destekçisi olamam. Başka birinin mutsuzluğu üzerine bir yuva inşa edilemeyeceği gibi kurulmuş bir yuva da başkalarının üzerine basmadan, iftiralar atmadan ayakta kalabilmeli. Hayattaki tek motivasyonu para olan aylak Necmi’den insanlık kırıntısı görmeyi bekleyemeyiz elbette ancak Helin’in böylesine dramatik bir olayı kendi lehine çevirmeye çalışması kendisini seven bir seyirci olarak beni üzdü. Öte yandan kendisine aşk cinayeti yalanının Cemal’i Asiye’yi uzaklaştıracağından nasıl bu kadar emin olabildiğini sormak isterim zira ayrılmış olduklarına, Cemal başka bir yuva kurmuş olduğuna göre Asiye de pekala başka ilişkilere yelken açabilir.

Hain plan hiç vakit kaybetmeden hayata geçiriliyor. Necmi’nin Asiye – Mahir hakkında önemli itiraflarda bulunacağını söylemesiyle onun gönderdiği konuma hem isteksizce hem de merakla giden Cemal Necmi’den duyduklarıyla hayatının şokunu yaşıyor. Sevdiği kadının katil olabileceğine, aşk cinayeti işlemiş olabileceğine inanmıyor, inanamıyor. Necmi’nin yalan söylediğine dair üstüne gittikçe Necmi ona doğruları söylediği konusunda ısrar ediyor, yetmiyor, Asiye’yle Mahir’in evli olmadıkları gerçeğini de itiraf ediyor. Duydukları karşısında yıkılmış ve hayal kırıklığına uğramış olan Cemal emin olmak adına eve dönüş yolunda polis arkadaşını arayarak Asiye Yılmaz ismini araştırarak kendisine acilen dönüş yapmasını rica ediyor. Bundan sonrası malum…

twitter

 

Helin, kocasının bu yalana inanarak Asiye’den soğuyacağından emin bir şekilde bu ayrılığın şerefine Asiye’nin doğum günü için büyük bir kutlama organize ededursun Mahir-Uğur iş birliği sayesinde düzenlenen Kara Bela konseptli doğum günü partisi bölümün tebessüm ettiren belki de tek sahnesiydi. Küçük, mütevazi ama samimi, sıcak bir kutlama oldu. Gözlerinden yıldızlar fışkıran bir Asiye ve onun mutluluğuyla mutlu olan bir Mahir gördük. Son dönemde Mahir’den uzaklaşmış olan Nergis bile oldukça pozitifti. Asiye Mahir’e iltifatlar düzerken Nergis – Uğur ikilisinin bir anda arabaya geçmeleriyle radyodan yükselecek romantik bir şarkı eşliğinde çiftimizin dans edeceğini umduğumu itiraf etmeliyim. Hayaller yine başka bahara kaldı : ( Şu kutlamayı Cemal’in almış olduğu mavi elbiseye değişmem.

 

 

Aynı hisleri konaktaki doğum günü kutlaması için besleyemeyeceğim maalesef. Helin’in imalı bakışlarının ve iğneleyici konuşmalarının sinir bozucu olması bir yanda dursun Asiye’nin mum üflemeden önce gözlerini Cemal’den alamaması, adeta gel beni öp dercesine bakışlar atması çok daha can sıkıcıydı. Dilek tutarken de Cemal’i dilediğine eminim. O kadar kaptırmış ki kendisini Cemal’in ona eskisi gibi bakmadığının, mum üflerken bir tek onun alkışlamadığının farkında değil. Asiye bu gidişle tutarsızlığın el kitabını yazacak. Bu kadarla kalsa iyi, Cemal yanına yanaşarak konuşmak için onu yukarı çağırdığında hiç tereddüt etmeden peşinden gidiyor. Sebep? Cemal kaçıyor mu da hediyelerini bile açmadan onun yanına gidiyorsun?  Bir de ortamdan ayrılırken uydurduğu bahane kendisine gelen tebrik telefonlarını cevaplamak. Asiye’nin Meral dışında da pek çok arkadaşı ve tanıdığı var da biz mi görmedik? Kısa bir süre öncesine kadar Helin bu ikiliyi aynı odada yakalamışken rahatlığın ve korkusuzluğun bu kadarına da pes.

 

 

Cemal: “Necmi her şeyi anlattı. Halil diye bir aşığı var dedi. Ondan sonra adam Asiye’yi terk edip başka biriyle nişanlanınca Asiye kaldıramadı, gitti adamı bıçakladı dedi. İnanmadım, ağzını burnunu kırdım o herifin. Ondan sonra dedim ki şu attığım dayak içime sinsin. Polis bir tanıdığım var, onu aradım. Asiye Yılmaz cinayet işledi mi diye sordum. Sen bana bunu sordurdun. Allah kahretsin, o cevabı duymasaydım. Evet dedi. Cinayet işlemişsin, Amasya’dan kaçmışsın, aranıyormuşsun. Sen nasıl yaparsın böyle bir şeyi ya? Bir şey oldu, değil mi? Bir şey mi yaptı o adam sana?  Bir şey yapmış olması lazım. Saldırdı mı, vurdu mu, dövmeye mi kalktı? Bir şey söyle, bir şey yaptı de, mecbur kaldım de…”

Asiye: “Ne diyeyim ya ne diyeyim? Sen çoktan yargılamışsın beni zaten. Evet ben öldürdüm Halil’i. Ben öldürdüm sonra da çocukları aldım, kaçtım. Oldu mu?”

Cemal: “Çocuklarımı alacağım senden. Duydun mu? Alacağım. Onlar senin gibi kaçak bir hayat yaşamayacaklar. Artık Mahir’e mı sığınırsın, teslim mi olursun umurumda değil. Ama onlar senin gibi kaçak bir hayat yaşamayacaklar, duydun mu? “

Asiye: “Bitti mi?”

Cemal: “Bitti. Bu sefer her şey bitti. Sen de benim için bittin”.

Asiye: “Sen zaten beni silmeye çoktan razıymışsın. Hiç önemli değil. Sadece bu konuştuklarımızı Nergis bilmeyecek. Tamam mı?”

Cemal: “Ben ne diyeceğim Nergis’e? Ben ne diyebilirim o kıza ya? Annen aşığını nasıl öldürdü mü diyeceğim? Biliyor musun tek bir şeye seviniyorum. Ben ne yaparsam yapayım seni şu kalbimden söküp atamıyordum, şu an bitti. Hiçbir şey hissetmiyorum sana karşı. Senden kurtuldum ya. Bugün Asiye, benim için senin doğduğun gün değil, öldüğün gün…”

 

 

Helin’in kurmuş olduğu oyun ne kadar zalimce ise Cemal’in de Asiye’ye tabir-i caizse yargısız infaz yapması da o kadar zalimceydi. Yok efendim, bunu çocuklarına nasıl yaparmış da nasıl bir anneymiş de…  Sen Asiye gibi anneye kurban ol Cemal, o kadın tek başına iki tane aslan gibi evlat yetiştirdi. Esas sen nasıl babasın da senelerce çocuklarını arayıp sormadın diye karşılık vermek isterim kendisine. Öylesine yargıladı ki Asiye’yi, öylesine ağır sözler kullandı ki ona karşı, “O adam sana bir şey mi yaptı” diye sormasının hiçbir hükmü kalmadı. Ne konuşabilirdi ki Asiye? Tek aşkı, sevdiği adam kendi mahkemesinde onu yargıladı, sonra da darağacına gönderdi. O dakikadan sonra yalan dese ne olur, Halil sevgilim değildi, şerefsizin tekiydi dese ne olur. Asiye’yi esas üzen kendisine iftira atılmasından ziyade Cemal’in onu bir kalemde silip atması oldu. Ve Cemal’in son sözleri bir hançer gibi saplandı yüreğine: “Bugün benim için senin doğduğun gün değil, öldüğün gün…”

Artık ikisi için de sözün bittiği yer…. Cemal büyük öfkeyle ve acıyla arkasına bile bakmadan odadan çıkarak kendi balkonunda hüngür hüngür ağlayadursun – sevdiği kadını böyle yargılayan bir adama üzülemem – yaralı Asiye ise yıllardır saklamış olduğu aile fotoğrafını yırtarak kendi adına da bu ilişkiye nokta koyuyor. Bundan sonra birbirlerine karşı düşmanca tutumlar sergileyecek olsalar da her ikisinin de birbirlerini kalplerinden atamayacaklarını tek düşünen ben değilimdir sanıyorum. Asiye’nin yerinde olsam sırf inat olsun diye bile Mahir’le evlenebilirdim. Geçen bölüm yazımın son cümlesini yinelemek isterim. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

 

Göz atmanızı öneririz: Kaderimin Oyunu Bölüm Yorumları

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap