İzledim

KADERİMİN OYUNU – Yarın Gün Bir Başka Doğacak

Kaderimin Oyunu 25. Bölümü  Total’de 2,45 reyting ile 10.,  AB’de 2,01  reyting ile 8. ve ABC’de 2,29 reyting ile yine 10. oldu. Bölüm izlenimleri konuk yazar Bade‘den. Keyifli Okumalar…

 

Yirmi beş haftadır sanırım ilk kez bu kadar gönülsüz geçtim bilgisayarımın başına. Finalde Asiye-Cemal ikilisinin yeniden birlikte olacağının emarelerinin verilmesinden beri hayal kırıklığımın peyderpey artmasıyla doğru orantılı olarak dizimizi ilgiyle ve merakla seyretme motivasyonum da azaldı. Elbette yazılan her hikayenin tüm seyircileri memnun etmesi beklenemez. Bilhassa aşk üçgeni & dörtgeni içerikli dizilerde saf dışı bırakılan ship’lerin fandom’ları hüsrana uğrayan taraf olur. Ancak Kaderimin Oyunu özelinde yönetmenin bir röportajında dizinin hikayesinin Asiye-Mahir aşkını temel alacağını ima etmesiyle, bölümler boyunca Cemal’in Asiye’nin çocuklarla ve Mahir’le kurduğu mutlu aile tablosuna uzaktan bakmak zorunda kalmasıyla ve Asiye’nin Cemal’i hiçbir zaman affetmeyeceğini söylemesiyle tabir-i caizse ağzımıza bir parmak bal çalındıktan sonra Cemal’in fazlasıyla parlatılarak hikayenin ekseninin Asiye-Cemal ikilisine kaydırılmasını benim doğruluk ve etik anlayışıma zıt olması sebebiyle kabullenmek istemiyorum. Bu bağlamda isteksizce kaleme aldığım bu yazımda sürçülisan edersem şimdiden affınıza sığınıyorum.

 

 

Geçen bölümü Helin’in Cemal’i vicdan azabıyla yaralamak ve onun ailesiyle yeniden bir araya gelmesinden ötürü duyduğu mutluluğu bozmak adına Ahmet’i kaçırmasıyla noktalamıştık. Helin’in bir anda kötüye evirilmesiyle ve yanlış tutumlarıyla ilgili düşüncelerimi önceki haftalardaki yorumlarımda dile getirmiştim. Yeniden aynı şeylerden bahsederek kendimi tekrarlamak istemem. Kendisinin Ahmet’in henüz tam anlamıyla iyileşmediği gerekçesiyle Uğur’la oynamasını engellemişken onu sonu bilinmeyen bir maceraya sürüklemiş olmasının çelişkisi ve günahsız bir çocuğu babasından ayırma haksızlığı bir yanda dursun Helin’in psikopatlık derecesine varan ani değişiminin altı doldurulmamış bir dönüşüm olduğunu düşünmekteyim. Artık kabak tadı vermiş olan Asiye-Cemal flashback’leri yerine Helin’in terk edilmekle ve yalnız kalmakla ilgili travmaları olduğunu seyredebilmiş veya kendisinin mütemadiyen sevgi kelebeği modunda  – arada Zahide gibi fesat ve entrikacı yüzünü görmüş olsak mesela – bir yaşam sürdürdüğü görmemiş olsaydık taşlar yerine daha sağlam oturabilirdi ancak bu donelerin eksikliğiyle bu dönüşüm benim nazarımda Cemal’in Helin’den ayrılmasını haklı bir sebebe dayandırmaktan ve Asiye’yle Cemal’in daha geç kavuşmasına yol açacak şekilde süreyi doldurmaktan öteye geçemiyor.

Helin’in son sözlerini söyledikten sonra telefonunu kapatmasının ardından Cemal’in oğlunu bir daha göremeyecek olmasının şokuyla duyduğu aşırı endişeye ve öfkeye de Helin’in annesiyle işbirliği içerisinde olduğunu düşünerek onun nereye kaçtığı konusunda Nedret Hanım’a önce telefonda sonra da konağa yaptığı ani baskınla hesap sormasına da hak verdim. Helin’in son zamanlardaki tavırlarında haddini aşmasındaki gücü annesinin onun her zaman destekçisi olacağını bilmesinin verdiği güvenden ve rahatlıktan almasından mütevellit Nedret’in bu kaçma eyleminden haberdar olduğunun düşünülmesi olağan. Ancak kendisi belki de ilk kez suçsuz. Kızının kendisine zarar verme ihtimalinden dolayı adeta yıkılan Nedret’in acısı ve üzüntüsü öfkeden deliye dönen Cemal’i de inandırdı ve Cemal onun üstüne gitmeyi bıraktı. Allah düşmanımı bile evlat acısıyla sınamasın diye düşünenlerdenim ama yine de linç yemeyeceksem Nedret’in üzülmesinden etkilenmediğimi söylemek isterim. Bunun sebebini “Ne ekersen onu biçersin” ve benzeri atasözleriyle kısaca açıklayabilirim. Nedret Helin’in bu planından haberdar olsaydı onu muhakkak durdururdu evet ama Helin’in bu kaçışında kendisinin de geçmişteki muhtelif gaz verişlerinden ötürü sorumluluğun bulunmasının yanı sıra bu olayda masum olmasının yine geçmişteki manipülasyonlarını ve tehditlerini affettirmeyeceği bir gerçek. Anne olmadığım için kendisiyle tam anlamıyla empati yapamayacağımdan ötürü kendisinin kötü bir anne olup olmadığı yönündeki içsel hesaplaşmasına dair yorum yapmamın da haddim olmadığını düşünüyorum ama sanırım ben evladımı korumak pahasına bile olsa başkalarının üstüne basarak, onları manipüle ederek ilerleme stratejisini tercih etmezdim.

 

 

Nedret’ten umduğunu yanıtı alamayan Cemal iyice deliye dönerek Helin’i ve oğlunu kendi çabalarıyla aramaya karar vermişken polis arkadaşından arabanın bulunduğu haberi gelmesiyle soluğu Raci’yle birlikte olay yerinde aldı. Uçurumun kenarında terk edilmiş bir araba, arabanın içerisinde Helin’in telefonu ve yerde Ahmet’in mavi kamyoneti… Helin’in arabayı oraya park etmesinin de, Ahmet’in yere düşen oyuncağını fark ettiği halde orada bırakmasının da intihar süsü vermek amacıyla bilinçli olduğunu düşünüyorum.  Nitekim dalgıçların hazırlanmaya başlamasıyla ve denizde arama yapılacağını öğrenen Cemal’in oğlunu sonsuza dek kaybedecek olmasının korkusunun artmasıyla eş zamanlı olarak ışınlandığımız konakta Helin’in kendisine zarar vermeyeceğini düşünen Zahide’nin kayınvalidesiyle kayınpederini telkin etmeye çalışırken “Şu an dünyanın bir ülkesinde hangi kokteyli içsem diye düşünüyordur bence ” şeklinde yorumuyla kendisini kaybetmeye ramak kalmış olan Nedret’in zihninde adeta şimşek çaktırıyor ve bir hışımla soluğu Helin’in odasında alan Nedret kızının kasadaki yüklü miktardaki parayı ve pasaportlarını almış olduğunu görünce ölüm yerine yurtdışı seyahatini tercih ettiğini anlamasıyla hem konak ahalisi hem de Nedret’in vakit kaybetmeden haber verdiği Cemal derin bir nefes alıyorlar.

 

 

Havalimanları, terminaller, limanlar polisler tarafından kuşatıladursun Helin’le Ahmet’i gecenin karanlığında ilk kez gördüğümüz bir eve giriş yaparken görüyoruz. Ev sahibi, Helin’in senelerdir görüşmediği arkadaşı Şeyma. Önceden onu arayarak geleceklerini haber vermiş olan Helin eve yerleştikten sonra annesiyle şiddetli bir kavgaya tutuştuğu için evi terk ettiği ve Cemal’in de sonradan aralarına katılacağı bir yurtdışı tatili planladığı yalanını söyleyerek Şeyma’nın çalıştığı şirkete ait olan gemilerden biriyle yurtdışına çıkmak konusunda ondan yardım istiyor. Şeyma hemen müsait bir gemi buluyor bulmasına da bu kez Ahmet’in yurt dışına çıkabilmesi için babasının imzasının gerekliliği engeline takılıyorlar. Helin gibi eğitimli ve defalarca yurt dışına çıkmış bir kadının bu prosedürden haberdar olmamasını garipsedim. Telaştan aklına gelmemiş olduğunu varsayıyorum. Bu engel de Helin’i yıldırmıyor ve rota Kaş’a çevriliyor. Helin, planlarıyla öylesine meşgul ki Ahmet’in babasından ayrılmış olduğu için duyduğu üzüntüyü umursamamakla birlikte onun su ihtiyacını kendisi karşılamak yerine aşağıya inerek Şeyma’dan su istemesini salık veriyor. Bu çocuğun iyi bakıma ve yorulmamaya ihtiyacı vardı değil mi? Helin’in bu umursamazlığı kendi ipini çekmesine yol açıyor zira Ahmet’ten Helin’le Cemal’in kavga ettiğini ve ayrı yaşadıklarını öğrenen Şeyma Helin’in kayıt dışı işler uzmanı olduğunu düşündürten arkadaşından pasaportsuz bir şekilde yurtdışına çıkmaları konusunda yardım istemesine kulak misafiri olmasının akabinde Ahmet’in babasından kaçırıldığı gerçeğiyle yüzleşmesiyle Cemal’e otel aracılığıyla ulaşması da kaçınılmaz oluyor. Evladıyla sınanmış olmanın acısıyla saatlerdir ayakta zorlukla kalabilen Cemal oğlunun izini bulmasıyla jet hızıyla Şeyma’nın evine ışınlanıyor. Baba – oğul birbirlerine kavuşmalarının mutluluğunu yaşayadursun anlamsız planını hayata geçiremeyen Helin Şeyma’ya sövgüler eşliğinde hayal kırıklığıyla ve öfkeyle kürkçü dükkanına geri dönüyor.

 

O gece Cemal ve ailesi için ne kadar stresli ise Mahir için de o kadar mutlu ve heyecanlı geçti. Baba olacağını öğrenmesiyle haliyle soluğu Zuhal’in evinde aldı. Mahir’in bu gerçeği kendisinden saklamış olduğu için Zuhal’e sitem etmesinin çok haklılığı bir yanda dursun onun karnına dokunmak için izin istemesi ve elini Zuhal’in karnında nazikçe gezdirmesi nahifliğine ve sempatikliğine düşen kaç kişiyiz? Ben kendi adıma düştüğüm yerde saatlerce kalabilirim. Kızlarının varlığını hissettikten sonra heyecanı daha da artan Mahir bundan sonraki planlarını, Zuhal ve bebekleri için yapacaklarını teker teker sıralıyor sıralamasına da çocuklarına soyadını vermek için hemen evlenme isteği Zuhal tarafından reddediliyor. Zuhal’in Mahir’e çok aşık olmasına ve ona dokunmak, onunla aynı yatakta uyumak gibi aralarındaki mesafeyi azaltacak fırsat ayağına kadar gelmesine rağmen bu teklifi hiç tereddütsüz elinin tersiyle itmesini gururlu bir duruş olarak takdir ettim. Temelinde aşk olmayan, mantık veya zorunluluktan yapılan evlilikler bir süre sonra taraflar için çekilmez bir hal alabiliyor. Zuhal de sırf çok sevdiği Mahir’i çocuk yüzünden kendisiyle birlikte olmaya mecbur bırakarak mutsuzluğa sürüklemeyi istemediği için içi acıya acıya hayır dedi. Mahir, kendisinden bekleneceği şekilde bu karara saygı duyacağını söyledi. Ancak Mahir artık Asiye’den umudunu tamamen kestiği , Zuhal’le birlikte de daha çok vakit geçireceği için zamanla gönlünün ona doğru koyması kaçınılmaz olacaktır. Bu gözler arkadaşlıkla başlayıp aşka dönüşen geçiren ne ilişkiler gördü : ) Öte yandan bu haber hem Mahir’in ailesi hem de Asiye tarafından sevinçle karşılandı. Karı – koca rolü yaptıkları süre boyunca Mahir’le göstermelik bile olsa temas etmekten kaçınan Asiye’nin bu haberi alır almaz aşırı mutlulukla Mahir’e sıkı sıkı sarılmasına gözlerim yaşardı : ) Aralarındaki bu temasın sarılmadan öteye geçemeyeceği gerçeğiyle yine Mahir’in harcandığı ayıbı hatırıma geldi elimde değil.

Cemal-Helin-Ahmet üçlüsünün konağa dönmeleriyle birlikte bağırış çağırış ve hesaplaşmalar olacak, kıyamet kopacak sanmıştım ancak tam aksine gece sakin bir şekilde devam etti. Ahmet’in kendisiyle babasının ilgilenmesini istediğini söyleyerek annesine trip atması olağandı. Eşler tartışabilir, küsebilir, boşanabilirler de ama ne olursa olsun sorunlar çocuklara yansıtılmamalı, ayrılığın bedelini de onlar ödememeliler. Bu bağlamda Ahmet’in henüz 6 yaşında olması bile bu didişmeden uzak tutulması için yeterli bir sebep iken babasına çok düşkün ve ölümcül bir hastalıktan yeni kurtulmuş olması ona karşı daha hassas olmayı gerektiriyor. Helin, oğlunu babasından uzaklaştırmaya çalışırken, hatta babasını ona karşı kötüleme potansiyeli bile taşırken Cemal’in Ahmet’e anneye küsülmemesi gerektiğini söyleyerek zor zamanlar geçiren Helin’e baba-oğul anlayış göstermeyi salık vermesi çok doğru bir hareketti. Helin son zamanlarda hem bir birey hem de bir anne olarak çok yanlış tutumlar sergilemiş olsa da bu hatalar onun iyi bir anne olduğu gerçeğini değiştirmez bana göre. Cemal de bunun farkında.

 

twitter

 

Helin: “Ben sana çok kızgınım, çok kırgınım. Sana çok öfkeliyim, bu öfkeyi atamıyorum içimden. O yüzden ne yapacağımı bilmiyorum, saçmalıyorum, savruluyorum. Aslında her şey bu yüzden oluyor”.

Cemal: “Haklısın. Bana kızmakta haklısın. Kendimi sana karşı savunmayacağım. Ama sadece şunu bilmeni istiyorum, ben senden Asiye’yle birlikte olmak için boşanmıyorum”.

Helin: “ Yalan söyleme”.

Cemal: “ Neyin yalanını söyleyeceğim sana? Asiye beni affetmedi ki. Benim bundan sonra tek derdim çocuklarım. Ben hayatımı onlara adayacağım”.

Helin: “ Doğru mu söylüyorsun? “

Cemal: “ Evet doğru söylüyorum. Hadi artık lütfen kapatalım bu mevzuyu. İkimiz de yeterince saçmaladık”.

Helin: “ Ben hayatım boyunca seninle mutlu mesut yaşayacağım ve öyle öleceğim zannediyordum ama öyle olmadı”.

Cemal: “ Evet olmadı. Ne yazık ki olmadı. Ama daha fazla zorlaştırmaya gerek yok. Anlaşıp boşanalım. Olur mu Helin? Bunu lütfen düşün. Benim için hala çok değerlisin. Ben birbirimize olan sevgimizi saygımızı kaybetmek istemiyorum. Benim tanıdığım, sevdiğim Helin güçlü bir kadın. Bütün bunların üstesinden gelebilir. Ben buna inanıyorum, tamam mı? “

 

Oğlunun kendisinden uzaklaşmasıyla yaptığı hatanın farkına varan Helin utancından ve pişmanlığından köşesine çekiledursun son yaşananlardan ötürü Helin’e olan öfkesi iyice artan Cemal’in bu haleti ruhiyesine zıt bir şekilde adeta sinirlerini aldırmışçasına Helin’in yanına gitmesi ve ikilinin uzun bir aradan sonra iki medeni insan gibi konuşması kendi adıma hem şaşırtıcı hem memnun edici bir gelişme oldu. Cemal’in de kabul ettiği gibi aralarındaki sorunlar kartopundan çığa dönüştü ve en başta oğulları olmak üzere tüm sevdiklerine zarar vermeye başladı. Kavganın işleri daha da sarpa sardırdığının acı bir şekilde ortaya çıkmasıyla Cemal öfkesini, Helin de hırsını bir kenara bıraktılar ve sükunetle uzlaşmaya çalıştılar. Olayların bu noktaya gelmesinden sadece Helin’i sorumlu tutmak haksızlık olur. Eğer Cemal Asiye’yle tekrar karşılaştığı zaman düzeni bozulması diye sessizliğini korumak ve onunla köşe kapmaca oynamak yerine büyük sırrını Helin’e itiraf etmiş olsaydı işler bu kadar çığırından çıkmazdı. Cemal’in şu anki mülayimliğini yanlışlarının farkına varmasıyla duyduğu pişmanlığa bağlıyorum. Helin’in saçmaladığını, yanlışlar yaptığını kabullenmişken mutluluklarının(!) Asiye tarafından bozulduğu ve Cemal’in de kendisinden ona olan aşkı yüzünden ayrıldığı konusunda kendisini kandırmasına devam etmesini anlayamıyorum. Bu arada senaristlerimize aklıma fazlasıyla takılan bir soruyu sormazsam içimde kalır. Cemal’in tanıdığı güçlü kadın Helin’i biz neden göremedik acaba? Madem kendisi güçlü kadın, madem olumsuzlukların üstesinden gelebilir, o halde neden haftalarca Nedret’in manipülatörlüğünün temel dayanağı olan “Kızım bunları kaldıramaz, kızım yıkılır” isyanlarına maruz kaldık?

Ertesi sabah güneş Helin için bir başka doğuyor zira Cemal’in Asiye’yle birlikte olmayacağını öğrenince içi rahatlıyor ve boşanmaya razı oluyor. Bir şeyi istiyorsan yaparsın, istemiyorsan yapmazsın bu kadar basit. Eğer Cemal Asiye’yle birlikte olmayacaksa boşanırım, birlikte olacaksa boşanmam şeklindeki bir düşünceyle hareket etmek bana göre çocukluktan başka bir şey değil. Bu yetmezmiş gibi bir de boşandıktan sonra Cemal’i kendisine yeniden aşık edeceğine inanıyor. Cemal sana hiç aşık olmadı ki yeniden olsun Helin’ciğim? Sanırım Helin’in bu kendini kandırma halleri Cemal’in yokluğuyla birlikte düşeceği boşlukta kendini avutmak, hayata tutunmaya devam etmek için sarıldığı bir motivasyon kaynağı. Helin’i psikopatlığa evirilmesi gibi normal hallerine dönmesi de jet hızıyla gerçekleşti.

 

 

Dizimizin gidişatı beni hiç memnun etmese de beni etkileyen güzel ve şık sahnelerin hakkını da teslim etmeliyim. Cemal’in sık uğradığı mekana gelmiş olan Necmi’yi kıl payı elinden kaçırmasıyla Gülsüm’ün mutfaktaki telefon konuşmasına kulak misafiri olan Zahide’nin sanırım hiç kimsenin ummadığı bir şekilde Asiye’nin evine giderek ona finansörlüğünü üstlenmiş olduğu Necmi’nin evinin adresini vermesi bölümdeki favori sahnem oldu. Asiye’den ve çocuklarından çok da hazzetmediğini bildiğimiz Zahide’yi ilk kez bu kadar duygusal, ilk kez annelik içgüdüsüyle bu kadar hassaslaşmış olarak gördük. Kendisinin de bir kız annesi olarak Nergis’in kaderini tamamıyla değiştirecek olan adımı atması Zahide’nin geçmişte çevirdiği entrikaları, kurduğu oyunları telafi etmekle kalmayıp dizinin yirmi beş haftalık mazisindeki en şık jestler listesinde üst sıralardaki yerini aldı. Kendilerine sunulan bu lütufla mutluluktan ağlayan Asiye’nin Zahide’yle kucaklaşmasına kalbini bırakan kaç kişiyiz? Bu arada Zahide’den konu açılmışken kendisinin bir restoranda tanıştığı ve saatlerce sohbet ettiği yazar Kıvanç Bey ile yelken açacağı yeni bir aşk için hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Vakit kaybetmeden Necmi’nin evine çıkarma yapan ve onu Nergis’in lehine tanıklık yapması için ikna etmeye çalışan Cemal çok fazla uğraşmak zorunda kalmıyor zira Necmi ilk kez insanlık göstererek hiçbir bedel talep etmeden tanık olacağına söz veriyor.

 

 

Ve beklenen mahkeme günü… Öncelikle mahkemede maktulün avukatını ve yakınlarını neden göremediğimiz konusunda birilerinin beni aydınlatmasını rica ediyorum. Cinayetin ertesinde Halil’in annesini perişan halde görmüşken böyle kritik bir günde ortalıklarda görünmemesini tuhaf karşılıyorum. Herkes için zor ve stresli bir gün ama elbette ki en zor Nergis için… Mahkeme sonucunun özgürlükten mi yoksa tutsaklıktan yana mı olacağına dair endişesi bir yana hafızasından sonsuza dek silmek istediği o lanet günü dakikası dakikasını anlatmak zorunda kalmasına hangi kalp dayanabilir ki? O, içi kanaya kanaya zorlukla da olsa anlattıkça gözyaşları sel olup aktı, Cemal’in öfkesi ve pişmanlığı, Asiye’nin acısı dudaklarından dökülemeyen kelimelerin tercümanı oldu. Ve heyecanla beklenen kararın açıklanmasıyla doğacak yeni bir günün ışığı da kendini göstermeye başlıyor: Nergis davadan beraat ediyor. Gözyaşları tebessüme dönüşüyor, gözlerdeki endişenin yerini mutluluk alıyor. Adliye çıkışında Nergis’in herkesle teker teker kucaklaşması duygusal anlara sahne oldu. Cemal’in deyimiyle yarından itibaren gün bir başka doğacak. Nergis özgürce gezebilecek, eğitim alabilecek, plan yapabilecek, hayal kurabilecek. Sanki onları aylardır saklayan ve koruyup kollayan, gerektiğinde ailesini bile karşısına alacak ölçüde fedakarlıklar yapan, Nergis’in avukatını tutan Mahir değilmiş gibi adliye çıkışında özgürlüğe doğru ilerlerlerken kendisinin yine saf dışı bırakılmasına sinirlenmiyorum, sinirlenmeyeceğim.

 

 

Aynı günün akşamında organize edilen kutlama yemeği yeni başlangıçlara, ilişkilerde yeni sayfaların açılmasına vesile oldu. Öncelikle Cemal’in “evladı” olarak Ahmet’i de o sofrada görebilmiş olmayı isterdim. Bünyem aylardır kaosa, kavgaya, çatışmaya öylesine alışmış ki bu aşırı mutluluğu ve pozitifliği garipsediğimi itiraf etmeliyim: ) Benim için bu gecenin en kayda değer gelişmesi Harun Bey’in Raci aracılığıyla Nergis’e onun üniversitesi eğitimi için burs sağlayacağı bilgisini iletmesi oldu. Cömertlik ve yüce gönüllülük eşittir Harun Demirhan. Mahir’in Zuhal’in yanında son derece mutlu olduğu da gözümden kaçmadı. Zuhal’in geçmişte Asiye’ye olan tavırları nedeniyle ondan özür dilemek istemesiyle birlikte ikilinin arasındaki ilişkide dostluk yönünde yeni bir sayfa açıladursun Asiye’nin Mahir’in ikinci şansı hak ettiği konusunda Zuhal’e amiyane tabirle gaz vermesini destekliyorum. Mahir Asiye’yle mutlu olmadı, bari çocuklarının annesiyle mutlu olsun ne yapalım.

 

 

Asiye-Cemal cephesinde ise işler tam da hikayenin yeni eksenine uygun olarak ilerlemekte. Asiye’nin tadıyla dillere destan olmuş kabak tatlısı üzerinden ikili arasında ufak ufak cilveleşmeler kendini gösteriyor. Nergis’in babasının kulağına eğilerek “Bence o da seni seviyor” demesi de tam kendisinden beklenecek bir hareket. Bana göre sahnenin tek güzel yanı Asiye’nin saçına çok yakışan papatya.

Cemal’le Helin tek celsede boşanmalarının akabinde görünürde dostça ayrılmış olsalar da Helin’in aynı sakinlikle ve dost olarak kalacağını söylemek zor zira sanki acelesinden ölecekmiş gibi, yangıdan mal kaçırır gibi Cemal’in henüz adliyenin kapısında telefonda Asiye’yle konuştuğunu duyunca sessiz kalmayacağını tahmin etmek hiç zor değil.

 

 

Asiye: “ Demek seni affetmeyeceğimi biliyorsun öyle mi? Hani ben sana kızsam da seni kovsam da bacadan girip kapıdan çıkardın?”

Cemal: “ Bir dakika, doğru mu anladım?  Sen şimdi gitme mi diyorsun? Kalmamı mı istiyorsun? Rüya değil, değil mi bu? Valla bak, rüya değil, gerçek değil mi? “

Asiye: “ Gitme Cemal. Bir daha terk etme bizi tamam mı? “

Cemal: “ Bırakır mıyım hiç ya? Ölürüm de bırakmam ben sizi, ölürüm de bırakmam. Ey İstanbul halkı, duy beni, Asiye’m beni affetti”.

 

Replik almış olmam sizi yanıltmasın, sadece görev icabı bu diyaloglara yer verdim diyeyim. Cemal’in en büyük hayali pansiyon işletmeciliği olan Asiye’ye pansiyon satın almasıyla başlayan ve Asiye’nin Cemal’i affetmesiyle devam eden süreçle ilgili yapacak yorumum dahi yok. Aslında söyleyebileceğim çok şey var da yirmi beş haftadır Cemal’e, Asiye’ye, bu ilişkiye dair o kadar söz söyledim ki ne kendimi tekrar etmek ne de yeniden sinir katsayımı yükseltmek isterim. Gururun, sadakatin, özverinin göz ardı edildiği bir temele oturan bir ilişkinin destekçisi olamam. Gözümüzün önünde Mahir gibi bir rol model olmasaydı da bu ilişkiye bakış açım değişmezdi. O halde tüm erkekler eşlerini aldatsın, ailesini terk etsin, onları arayıp sormasın, yıllar sonra çıkıp gelsin, üç beş doğru hareket yaptı diye affedilsin. Bence böyle bir dünya yok, olmamalı.

Asiye’yle Cemal yıllar sonra birbirlerine kavuşmanın, dokunmanın mutluluğuyla dünya üzerinde sadece ikisi varmışçasına sıkıca sarıladursunlar kendilerini uzaktan izleyen davetsiz misafirimiz Helin artık o çok tanıdık hırsıyla ve öfkesiyle bu mutluluğun uzun süreli olamayacağının emarelerini veriyor. Birilerinin hem Asiye’yi hem Helin’i gururun kelime anlamı konusunda aydınlatmasını rica ediyorum.

 

Göz atmanızı öneririz: Kaderimin Oyunu Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap