İzledim

KADERİMİN OYUNU – Sen Bu Hayatta Başıma Gelmiş Olan En Güzel Şeysin

Kaderimin Oyunu 15. Bölümde Total’de 3,24 reyting, AB’de 2,22 reyting ile 11. ve ABC’de 2,78 reyting ile 9. oldu. Bölüm izlenimleri konuk yazar Bade‘den. Keyifli Okumalar…

 

Kapakta Asiye-Mahir ikilisinin bulunduğuna ve başlığın olumlu olduğuna bakmayın, bu yazıda ilk kez bol bol Mahir eleştirisi okuyacaksınız. Mahir’i bağrımıza basmış olsak da , Mahir kırmızı çizgimiz olsa da onun yanlışlarını gördüğümüzde eleştirmek yazar objektifliğinin gerekliliklerindendir.

Bölümü, Nergis’in yeniden aile olabilmek uğruna suçunu itiraf etmek için gittiği emniyette amirin karşısında konuşamayıp gözyaşlarına boğulmasıyla açtık. Nergis’in gözleri kızarana dek ağlaması bu kararının sadece duygusal olduğunu doğrular nitelikteydi zira mantığını yitirmemiş olsa kendisi hapisteyken yeniden aile olamayacaklarını akıl edebilirdi. Amirin kendisini sakinleştirme çabalarına karşılık Nergis’in gözyaşlarının bir türlü dinmemesinin Asiye’yle Mahir emniyete varana dek zaman kazandıracağını tahmin etmek zor değildi. Telaş içerisinde oraya gelen ve itirafın gerçekleşmiş olabileceği ihtimaliyle korku içerisinde olan Asiye – Mahir ikilisi amirin itiraf öncesi Çocuk Şube’den bir görevliyi odasına çağırdığını öğrenmesiyle rahat bir nefes aldılar. Amirin başka bir suçlu için odadan ayrılmak zorunda kalmasıyla Asiye’nin Nergis’i kararından vazgeçirme girişimi de başlamış oldu. Asiye adeta yalvarırcasına kızını konuşmaması konusunda ikna etmeye çalışması dirençle karşılaştı. Nergis’in direncinin temel dayanakları olan “Babamla aranızdaki tek engel benim. Bırak da teslim olayım, sonra çok mutlu olacağız, söz veriyorum” gerekçesi ne kadar mantıksızsa “Ömrüm boyunca kaçak yaşamak istemiyorum” gerekçesi de o kadar doğruydu. Nergis’in, nefsi müdafaadan az bir ceza alma olasılığı bulunsa bile kendisinin de dediği gibi Asiye kızının mutsuzluğu ve tutsaklığının üzerine nasıl bir yuva inşa edebilir? Öte yandan geçmiş bölüm yazılarımda da birkaç kez dile getirmiş olduğum üzere mütemadiyen polisten kaçma durumuna da acil çözüm bulunmasını talep ediyorum. Nergis, genç bir kız, yarın bir gün üniversiteye gidecek, evlenecek, yuva kuracak. Sahte kimlikle, yaşam alanını sadece Demirhan konağıyla sınırlayarak nereye kadar sürecek bu kaçak göçek hal?


Asiye’nin çareyi Nergis’in ağzını açtığı anda suçu kendi üstüne alacağını söylemede bulmasıyla kızını susturma çabası başarıyla sonuçlandı sonuçlanmasına da oradan çıkabilmek için odaya dönen amire mantıklı bir gerekçe sunmak gerekiyordu. Bu tip olaylarda soğukkanlılığı korumak önemlidir. Panik ve telaş hali insana her zaman hata yaptırabilir, açık verdirebilir. Bu bağlamda sakinliğini korumayı başarabilen Mahir devreye girerek “Kızımız sosyal medyada birisiyle tartışmış. Tartıştığı kişi de bizim komşumuzun oğlu oluyor. Tartıştığı kişi de senin IP adresini aldım, seni şikayet edeceğim, bela olacağım başına falan diye konuşunca Nergis korkmuş, kendini suçlu hissetmiş, kendince böyle bir iş yapmış, size gelmiş efendim” şeklindeki son derece mantıklı bir siber suç nedeni uydurarak Nergis’i ikinci kez ipten alıyor. Amirden bir daha polisi boş yere meşgul etmemesine dair tatlı bir uyarı işiterek Asiye’nin rahat nefesleri eşliğinde Nergis azat oluyor olmasına da bu travmayı atlatması kolay olmayacak görünüyor.

Gülsüm’le Emine annenin mutfakta Nergis hakkında konuşmalarına kulak misafiri olan Cemal – birilerinin bir şeylere kulak misafiri olması da Demirhan Konağı’nın geleneği haline geldi- merakına yenik düşerek “ Bir şey mi oldu Nergis’e? “ diye sorunca Gülsüm isimli sert kayaya çarptı. Cemal’in kızını merak etmesi, onun için endişelenmesi gayet doğal ancak Gülsüm’ün de bildiği gerçeklerden ötürü Cemal’e bilenmiş olmasından bağımsız “Siz kafanızı yormayın. Aile meselesi” diyerek onu durdurması da doğal. Görünürde Cemal, Asiye’nin ve çocukların hiçbir şeyi değil. Bu nedenle Gülsüm yerine başka biri de bu söylemde bulunsa veya “Niye onlarla bu kadar çok ilgileniyorsun?” diye sorsa abes olmazdı.

Mahir’le Cemal’in birlikte holdinge giderken yolda geçirdikleri süre gergin dakikalara sahne oldu. Cemal’in Nergis hakkında Mahir’in ağzından laf almaya çalışmasına istinaden Mahir’den gelen “ergen tripleri” cevabından tatmin olmamasıyla başlayan kız çocuğunun hassaslığı ve kız babasından öğütler muhabbeti Cemal’in Asiye – Mahir ilişkisini sorgulamasıyla ve Mahir’in doğru, iyi adam olduğu yönündeki kibarca laf sokmalarıyla gergin bir hal aldı. Cemal’in bu sorgulayıcı tavırlarının Mahir’e geçen haftaki bilek güreşinin rövanşını almak istediğini düşündürtmesi doğaldı. Kendisine yapılan her hamleyi hazır cevaplığıyla göğsünde yumuşatan Mahir’in Cemal’in rövanş mevzusu üzerine söylemiş olduğu “Sağa çekip dövüşürüz diye düşünmüştüm ama sen efendi bir adam olduğun için bu pek mümkün değil” sözünün akabinde arabayı sağa çekerek durdurmasıyla hem Cemal’i şaşırtmayı başardı hem de yine kolay lokma olmadığını gösterdi. Geçen bölüm yorumumda da belirtmiş olduğum üzere Mahir gerektiğinde çirkefle çirkefleşebilme, oyunu kuralına göre oynama potansiyeline sahip bir adam. Zamanında Necmi’yi dövmesiyle bunun sinyallerini almıştık. Mahir, arabayı sağa çekerek “Seninle dövüşebilirim de ama mizacımdan ötürü sükunetimi korumayı tercih ediyorum” mesajı vermek istedi Cemal’e. Öte yandan Cemal’in kendisi için kadınların rüyalarını süsleyen adam, örnek partner imajı çizmesinden mütevellit onun “Mahir gibi” olmak için, kendisinin yerinde olabilmek için böyle imalarda bulunduğunu hissettiği itirafına katıldığımı belirtmek isterim. Sadakat, güven, anlayış konularında sınıfta kalmış olmasının farkındalığında olan Cemal’in Asiye’nin her fırsatta Mahir’i övüyor olmasının da hayal kırıklığıyla Mahir’e bilenmesi, onun yerinde olmak istemesi olağan. Kendisi her ne kadar inkar etse de Mahir’i kıskandığını düşünmekteyim. Sizler de bu konuda hemfikir misiniz?
Arabadaki gerginlikten konaktaki gerginliğe uzanıyoruz. Son yaşananlardan ötürü Nedret’e bilenmiş olan Nergis’in sırf onu çileden çıkarmak için onun mutfağa geldiği esnada rahatlıkla duyabileceği bir sesle annesine “babam” sözcüğünü vurgulayarak Cemal’le yaptıklarını/yapacaklarını anlatmasının gereksiz bir gövde gösterisi olduğunu belirtmeliyim. Nergis’in bu hamleleri sadece Nedret’in öfkesini arttırmaktan, dolayısıyla da onların bu konaktaki varlığını tehlikeye sokmaktan başka işe yaramaz. Kaderleri Nedret’in iki dudağının arasında olduğu, bu nedenle de onun suyuna gitmesi gerektiği halde Nergis’in bu gerçeği göz ardı etmesi ve Asiye’nin tüm uyarılarının da bir kulağından girip öbür kulağından çıkması tam bir asilik göstergesi ve bize yeniden babasının kızı dedirtiyor.

 


Raci’nin hasta Meral’i elinde ıhlamur demliğiyle ziyaret etmesi Bir Evlilik Dramı olarak adlandırabileceğimiz olaylar silsilesinin de başlangıcı oluyor. Öncelikle Meral’in evli bir adamı – gelen kişinin onun patronu olmasından bağımsız – hangi kafayla odasına, üstelik de uçan kuşun bile tespit edilebileceği Demirhan Oteli’ndeki odasına aldığını merak ediyorum. İstediğiniz kadar kardeş kardeş oturmuş olun, bir otelde bir erkeğin bir kadının odasına girdiğinin görülmesi bile o odada aşna fişne durumlarının gerçekleştiği düşüncelerine mahal vermeye zemin hazırlar. Neyse, sadede gelelim… Meral’in ikram ettiği kurabiyelerden yiyen Raci ıhlamur servisi sırasında fincanın Meral’in elinden aniden kayıp da tüm ıhlamurun üstüne dökülmesiyle yanıyor. Pantolonunu kurutmak için banyoya kapandığı esnada bu kez fenalaşan bir Raci görüyoruz. Öğreniyoruz ki kendisinin fıstığa alerjisi varmış ve dakikalar önce yemiş olduğu fıstıklı kurabiye nedeniyle kıvranıyor. Üzerinde boxer, Meral’in odasında, Meral’in yatağında kısacası her açıdan ofsayt bir durumda yatarken ve doktor gözetimindeyken kocasını özlediği için otele gelmiş olan Zahide Esat’la birlikte odaya damlamasın mı? İşte bu andan itibaren seyreyleyelim eğlenceyi… Zaten Meral’e takık olan Zahide, odanın ona ait olduğunu öğrenmesiyle adeta terör estiriyor. Esat’ın da bir kadını durduramamasına veya odanın kapısının önünde durup Meral’in içeriye girmesine engel olmayı akıl edememesine pes diyorum. Zahide’nin yerinde hangi kadın olsa Meral’in kıyafetlerini kesmek kadar ileri gitmese bile benzer tepkiler verirdi zira Raci’nin yakalandığı pozisyon çok da tartışmaya açık değil. Konağa döndüklerinde Raci yaşananları olduğu gibi anlattı anlatmasına da ailenin diğer üyelerinin kahkahalarıyla ve Zahide’nin iyice artmış öfkesiyle karşılaştı. Ne yalan söyleyeyim, gülmekte haksız değiller. Bu kadar tesadüfün arka arkaya yaşanması pişmiş tavuğun bile başına gelmemesi durumu. Bu arada Zahide’nin gazabından nasibini alan diğer kişi de Asiye oldu. “Senin en yakın arkadaşın kocamı ayarttı” diye yükleniyor kadına. Bir Zahide Demirhan klasiği. Senin kocan da iradesine sahip olsaymış, baştan çıkmasaymış kardeşim.


Asiye’yi nasıl Mahir’e karşı olan donukluğu, başkalarının yanında ona yeterli sevgi gösterilerinde bulunmadığı konusunda eleştirdiysem Mahir’i de özellikle Cemal’in ve Raci’nin bariz olarak fark edebileceği derecede Zuhal’e yakınlık göstermesini eleştirmek durumundayım. Toplantıda sanki sadece ikisi varmışçasına birbirlerinin gözlerinin içerisine bakarak konuşmaları ve Mahir’in mekan bakmada Zuhal’e eşlik edebilmek için toplantısını ertelemesi Cemal – Raci ikilisinin gözünden kaçmadığı gibi Mahir’i de bariz bir çelişki yumağının içerisine attı. Şimdi, sorularımızı sorarak ilerleyelim. Mahir’in Asiye’ye aşık olduğunu kendi ağzından birkaç kez net bir şekilde duyduk mu? Cevabımız, evet. O halde kalbinde başka bir kadın varken neden Zuhal’in sana yaptığı kurlara karşılık veriyorsun? Onunla arkadaşlığının ötesinde bir yakınlık kuruyorsun? Duruma diğer bir açıdan bakıp Zuhal’in Mahir’in kafasını ve de kalbini karıştırmış olduğunu varsayalım. Bu durumda da demek ki Asiye’yi yeterince sevmiyormuş da kendisine ilgi gösteren başka bir kadına da yönelebiliyormuş diye düşünmez mi insan? O halde yeterince sevmediğin bir kadın için neden kaç yıllık kardeşinle onu karşına alma uğruna kavga ettin? Hani nerede tutarlılık? Öte yandan Mahir gibi zeki ve farkındalığı yüksek bir adamın Zuhal’in kendisinden hoşlandığını fark edemeyip de mekan baktıkları esnada Zuhal’in bunu itiraf ettiğinde şaşırmasına ben de şaşırdığımı belirtmeliyim.

.

twitter

Cemal: “Nergis ne yapıyorsun burada tek başına?”
Nergis: “ Hiç”.
Cemal: “Hiç değil. Anlarım. Bir şey olmuş, sabah da üzgündün. Ne oldu babacığım, neyin var söyle?”
Nergis: “Biz yeniden asla bir aile olamayacağız değil mi baba?”
Cemal: “Bunu bana sormayacaksın kızım, annen böyle istedi”.
Nergis: “Kızma anneme de. O da çok zor şeyler yaşadı”.
Cemal: “Kızmıyorum ben hiç kimseye. Siz gözümün önündesiniz ya, o bana yeter. Artık bana düşman gibi bakmıyorsun, hatta gözümün içine bakıp bana baba diyorsun ya ben başka bir şey istemem”.

 

Cemal’le Nergis’in inişli çıkışlı bir ilişkisi var. Nergis, pek grisi olmayan, bir anda parlayan ama çabuk da sönebilen bir karakter. İki gün önce ağzına geleni söylediği, küstüğü babasına üç gün sonra “Canım babam” diyerek sımsıkı sarılabiliyor. Aralarında ne yaşanırsa yaşansın birbirlerinden kopamıyorlar. “Et tırnaktan ayrılmaz” deyiminin ötesinde Nergis pek çok açıdan babasının kızı olduğundan, ona benzediğinden aralarında özel bir bağ olduğu aşikar. Nergis tüm mahzunluğuyla salıncakta sallanırken Cemal’in onun yanına gelerek nasıl olduğunu merak etmesini, üzgünlüğünün nedenini öğrenmek istemesiyle başlayan sohbet duygusaldı. Cemal’in ailesini yıllarca arayıp sormaması ve burada karşılaşana dek çocuklarının aklına bile gelmemesi konusunda ona hala kızgın ve onu affedemeyecek olsam da çocuklarına olan sevgisine inanıyorum. Bu arada her konuda flashback yazan senaristlerimizin Cemal’in pişmanlıkları, ailesine duyduğu özlem gibi konularda neden yazmadıklarını sormak isterim. 15 haftadır seyrettiğimiz Asiye – Cemal geçmişinde onların aşkına inandık, tamam. Artık Cemal’in pişmanlıklarına, geçirdiği zor günlere inanma zamanı gelmedi mi?

Cemal’in Nergis’in moralini düzeltmek adına geçmiş günleri yad edercesine birlikte kurabiye yapmayı önermesi jestine karşılık Uğur’la Ahmet’i de yanlarına alarak mutfağı ele geçirip kurabiye yapmaları keyifli dakikalara sahne oldu. Üç evladıyla birlikte ilk kez bir faaliyet yürüten Cemal’in mutluluğuna diyecek yoktu. Yüzünde tebessümle onları seyreden annesinin karşısında babasıyla ve kardeşleriyle eğlenen Nergis de yıllardır özlemini duyduğu mutlu aile tablosuna kısa bir süreliğine de olsa kavuştuğu için aynı mutluluktaydı. Hayır, bu kez aile tablosunda Cemal’in ne işi var diye söylenmeyeceğim. Sahne samimiydi, tatlıydı ve bana hissiyatı geçti. Ancak Helin’in mutfağa uğramasıyla suratı düşen Nergis’in bozulup işi yarım bırakarak hışımla mutfaktan çıkmasının çocukça olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Helin sanki Asiye’nin varlığından haberdarmış da karı-koca arasına girmiş gibi, onun yüzünden ailesi dağılmış gibi Nergis’in ona karşı bitmek bilmeyen takıntısı haksızca. Kaldı ki öz kardeşi olan Ahmet’i dünyaya getirmiş, onu bu yaşa getirmiş bir anne Helin. Bu bile ona saygı duyması için başlı başına bir neden. Nergis’in, annesinin olgunluk yönünü biraz örnek alabilmesini umuyorum.

Demirhan Konağı’nda gergin ve olaysız geçmeyen bir akşam yemeği nadirdir. Zuhal’in doğum gününü kutlamak için Helin-Cemal ve Asiye-Mahir çiftlerinin de katılımıyla çardakta neşe içerisinde yenen yemek Helin’in Zuhal’e kolye hediye etmesiyle başka bir boyuta eviriliyor. Zuhal’in gözünün Helin’in kolyesinde kaldığı itirafının akabinde Helin’in o kolyenin Ahmet’in doğumunda Cemal tarafından hediye edildiğini söylemesiyle Asiye’nin bir anda mahzunlaşması bir kenarda dursun Zuhal’in kolyesini takmak için ayaklanan Mahir’e “Sana ne oluyor Mahir?” diye sormak isterim. Kadın sanki defalarca uğraşıp takamadı da ve yardım istedi de hemen atlıyorsun. Kadın sana ilgi duyduğunu itiraf etmişken, dolayısıyla da senin ona göstereceğin her türlü yakınlığa dünden razı iken biraz kendini ağırdan satsan diyorum.

Asiye’nin üzgün hali Helin’in de gözünden kaçmamış ki kolye takma merasiminin ardından Asiye’nin neden üzgün olduğuna dair meraklı bakışlara odaklanıyoruz. Asiye’ciğimiz Uğur’un doğumundan sonra çektiği maddi sıkıntılardan ötürü küpelerini satmak zorunda kalmış. Hatta çok da cüzi bir rakama razı gelmek durumunda kalmış. Ama kendisinin de dediği bu hayat mücadelesi onu çok daha güçlü bir kadına dönüştürmüş, çocuklarına tek başına yetebilmiş. Her şerde bir hayır vardır diye boşuna dememişler. O an Cemal’in adeta yer yarılsa da yerin içerisine girmek tabirini doğrularcasına kıvranması, nereye doğru bakacağını bilememesi gözlerden kaçmadı.

 

Cemal: “Bu aşağıdaki durumla ilgili konuşabilir miyiz?”
Asiye: “Neyi konuşacağız Cemal? Beni kucağımda çocuğumla bıraktıktan sonra karına aldığın pırlanta kolyeyi mi?”
Cemal: “Özür dilerim, çok özür dilerim. Ben bu kadar zor durumda olduğunu bilmiyordum. Yani ailen destek çıkmıştır diye düşündüm”.
Asiye: “Annemle babam seninle evlendiğim için yüzüme bakmadı. Bir mesleğim mi vardı elimde? İki çocuk, biri bebek… Çalışsam onları kime, nasıl bırakacağımı bilemedim. Ne bir eşim ne bir dostum ne bir ailem, kimse yoktu ki. Bir kere ya, bir kere arayıp sormadın, bir şeye ihtiyacınız var mı diye sormadın. Şimdi geçmiş karşıma özür diliyorsun utanmadan”.
Cemal: “Haklısın, ne desen haklısın”.
Asiye: “Ben haklı olmak istemiyordum ki Cemal. Ben çocuklarımın karnını doyurmak istiyordum. Bir çocuğun canı çekmesin diye manavın önünden geçmemek nasıl bir his biliyor musun sen? “
Cemal: “Biliyorum Asiye”.
Asiye: “Nasıl, nereden bileceksin? Sen orada karını, çocuğunu hediyelere boğarken biz ekmek alacak para bulamıyorduk biliyor musun? “
Cemal: “Lütfen yeter”.
Asiye: “Ya sen duymaya katlanamıyorsun bunları, bizim her günümüz böyle geçti ama. Sen dünyayı benim başıma yıktın, öyle gittin”.
Cemal: “Özür dilerim, çok özür dilerim. Ama bu kadar zor durumda olduğunuzu gerçekten bilmiyordum. Ben hatamı anladım, affettirecektim kendimi sana. Tek bir şans istedim, vermedin”.
Asiye: “İyi ki vermedim Cemal. Çünkü ben seni affedemedim, affedemeyeceğim de. Bugün bir kez daha görmüş oldum bunu. Çünkü ben hiçbir şeyi unutmadım, ömrümün sonuna kadar da hatırlayacağım”.

 

İşte Cemal’in terkinden sonra geçen Asiye’nin sekiz yılının özeti… Yemek sofrasında yerin dibine girmek isteyen Cemal’in özür dileme temalı bu sohbetle bu kez yerin on kat altına girmek istediğine bahse girebilirim. Daha ilk dakikadan falso veren bir Cemal var karşımızda. Sen evlendiğin kadının ebeveynleriyle görüşmediğini bilmiyor musun da onların maddi destek sağlamış olabileceğini düşünüyorsun? Hadi, Asiye’yi affettiler ve barıştılar farz edelim, “mış”, “miş” lere , olasılıklara dayanarak böylesine ciddi kararlar alınabilir mi? Çocuk büyütmenin son derece masraflı olduğu, bu nedenle de gelecek her ekstra gelirin fazlasıyla önem arz ettiği gerçeği bu kadar netken Cemal’in büyük bir servet içerisinde yüzdüğü halde Amasya’ya para göndermeyi düşünememesinin affedilebilir yanı yok bana göre. Cemal’in Asiye’ye “Biliyorum” dediği şey, kıt kanaat geçinmenin ne demek olduğu zira kendisi de sırf bu nedenle ailesini terk etmişti. Kendisinin yıllar önce mücadele edemediği, şimdi ise dinlemekten rahatsız olduğu gerçeklerle Asiye senelerce baş etmeye çalışmış. İşte tam da bu nedenle Cemal’in yüzsüzce hala affedilmekten dem vurarak o çok beklediği tek şansı alamadığı için Asiye’ye sitem etmesi elmayla armudu aynı kefeye koymak gibi olur. Bir tarafta sözünü tutamayan, terk eden, arayıp sormayan Cemal; diğer tarafta ise sırf evlatlarının geleceği için şans vermeyi reddeden Asiye… Bence konu tartışmaya kapalıdır. Öte yandan Cemal’i asla affetmeyeceğini söyleyen sevgili Asiye, umarım üç beş bölüm sonra bu lafını yutmazsın.

Mahir’in Asiye’nin üzgün olduğunu bildiği halde onun peşinden gitmeyip de Zuhal’le ve Helin’le birlikte içmeye devam etmesi ve Zuhal’i yolcu etmek için dakikalarca bahçede beklemesi kendisinden beklenmeyecek şaşırtıcı hareketlerdi. Sonuçta Zuhal, hepsinin hayatına Helin’in arkadaşı olduğu için girdi. Tamam kibar, centilmen bir adamsın da en yakın arkadaşı bile Zuhal’le bu kadar ilgilenmezken sana ne oluyor acaba? Helin’in telefonla konuşmak için yanlarından uzaklaşmasıyla baş başa kalmalarını fırsat bilen Zuhal’in aniden Mahir’in dudaklarına öpücük kondurması ise gecenin sürprizi oldu. Eee, sen iki gündür tanıdığın kadına gerçekten evli olmadığın sırrını verirsen ve onun sana karşı olan ilgisini bilmene rağmen ona yakınlık göstermeye devam edersen kadın da gelir, uluorta yerde çekinmeden seni öper. Bir de adeta dili tutulmuşçasına her an aile üyelerinden birine yakalanma riskinin olduğu bir ortamda bu hareketi neden yaptığına dair Zuhal’i uyaramadığı gibi aksine bundan hoşlanmış gibi bir tutum da sergiliyor. Ah Mahir ah! Nitekim korkulan oluyor ve bu öpüşmeyi yukarıdan en olmaması kişilerden biri, Cemal görüyor. Mahir’e olan takıntısı son günlerde ayyuka çıkan Cemal’in ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra Mahir’in açığını bulduğu için duyacağı gururu tahmin etmek zor değildi. Büyük bir hazla ve keyifle bu haberi vermek için kendini Asiye’nin odasına attı atmasına da son derece sert bir tepkiyle karşılaştı. Öncelikle Cemal’in bu konuda haklı olduğunda hemfikir miyiz? Sonuçta bugüne kadar çizilmiş dürüstlüğe ve sadakate önem veren bir Asiye imajı var. Bu bağlamda Cemal’in Asiye’nin Mahir’den ayrılmasını umması ve Asiye’nin “Seni ilgilendirmez. İşimize karışma” diyerek onu odadan postaladığında çileden çıkması doğal karşılanabilir. Asiye’nin durumu ise tabir-i caizse aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu. Cemal’e “ İyi ki haber verdin. Mahir’le yollarımı ayıracağım “ dese bir türlü, demese de bu işin işinde bir bit yeniği olmasından şüphe ettireceği için bir türlü. Ancak Cemal’in ikili ilişkilere müdahil olmasının gereksizliğinden ve hadsizliğinden – bu açıdan da Asiye haksız sayılmaz – dem vurarak bu çıkmazı bertaraf ediyor etmesine de Cemal’in de bulduğu açıktan içeri girip de Asiye-Mahir ilişkisini kurcalaması da olası.

Raci’nin giysileri Zahide tarafından yırtılmış olan Meral’in mağduriyetini gidermek adına farklı bedenlerde bir gardırop dolusu kıyafet göndermesi son derece şık bir jestti. Raci’nin Meral’le tanıştıktan sonra nahif ve duygusal bir yönünü görmeye başladığımızı düşünüyorum. Gecenin bir yarısı Raci – Harun ikilisinin sabah otelde yaşananlar konusundaki yüzleşmesinin sonunda Raci’nin “Kalbimi ve aklımı ele geçiren bir kadın karşıma çıkarsa ne Zahide’yi ne seni tanımam” şeklinde kafa tutuşu – bu kadının Meral olacağını düşünen kaç kişiyiz – onun gerçek aşka aç olduğunu düşündürtedursun Raci’nin aslında bugüne kadar bize çizilen imajın ötesinde olup olmadığını zamanla göreceğiz.
İlayda – Necmi ilişkisi ise tehlikeli sularda yüzmeye devam ediyor. Gizli gizli buluşmayı sürdürmeleri İlayda’nın Necmi’den hoşlandığını net bir şekilde göstermekle birlikte Alican’ın Necmi’nin kiralık arabayla hava attığı konusunda İlayda’ya uyarılarda bulunması nafile çaba olarak görünüyor zira serseri Necmi bir şekilde İlayda’nın aklını çelmeyi başarmış. Ah Alican’cığım bırak ne halleri varsa görsünler, burnunun dibinde açılmamış bir çiçek var, biraz da onu görsen diyorum.

Mahir’in Zuhal’le yakınlaşmasını ne kadar tutarsız ve onun tarafından öpülmesine hiçbir tepki vermemesini yanlış bulduysam sanki icazet almak istermişçesine bu ilişkiden Asiye’ye bahsetmesini de o kadar sempatik buldum. Bir eylemde bulunmadan veya bir söz söylemeden önce acaba Asiye yanlış anlar mı veya kırılıp incinir mi endişesiyle defalarca düşünmesi yetmezmiş gibi bir de kendisini ona hesap vermek zorunda hissediyor. Bu bölümü Mahir’in tutarsızlıkları ve hataları silsilesi bölümü olarak addetsek bile Mahir’in güzel kalpli, ince düşünceli bir profili olduğu gerçeği değişmez. Tüm bu olan biten, itiraflar karşısında ise Asiye’nin tek cümlelik yorumu da onun değişmeyecek gerçeği olarak hafızalara kazınıyor: “Sen bu hayatta benim başıma gelen en güzel şeysin”. Asiye’nin samimiyetinden şüphemiz yok, cümlenin derin manası da tartışılmaz ama keşke başına gelen en güzel şeye hak ettiği sevgiyi ve ilgiyi biraz daha göstersen Asiye’ciğim. Adam elden gidiyor : )

Geçen bölüm Cemal’e döndürmüş olduğu ibresiyle bizleri hayal kırıklığına uğratan Meral bu hafta yüz seksen derecelik dönüş yaparak yine Mahir taraftarı olarak çıkıyor karşımıza. Bu dizideki karakterlerin tutarlılık sorunu bulaşıcı galiba : ) Her fırsatta Asiye’yi Mahir’e doğru yöneltmeye çalışan Meral, Mahir’in hayatında başka bir kadın olduğundan haberdar olur olmaz adamın elden gittiği konusunda kalbimden geçenleri okumuşçasına ikisinin güzel bir çift olacağını söyleyerek Mahir’e alıcı gözle bakması yönünde nasihatler veriyor. Meral’in bu shipperlığına Asiye’nin hayır, kesinlikle olmaz diye kestirip atmaması, çekimser kalması gözlerden kaçmadı. Ertesi gün ise otelin lobisinde Mahir – Zuhal ikilisini sohbet ederken gören Meral’in ipleri ele almasının zamanının geldiğini düşünerek anında soluğu onların yanında almasıyla Zuhal’in bir yabancının varlığından rahatsız olmuşçasına toplantısı olduğunu söyleyerek oradan ayrılması aynı hızda oldu. Ve o dakikadan itibaren, Mahir’le baş başa kaldığı andan itibaren Meral adım adım hedefine ulaşıyor. Mahir’in aşkını Asiye’ye itiraf etmesi gerektiği konusunda ikna ediyor. Cansın Meral.

Hayatında belki de ilk kez sevdiği kadına nihayet açılabileceği için içi içine sığmayan Mahir’in giriştiği hummalı hazırlıkları yüzümde koca bir tebessümle seyrettiğim doğrudur. Senelerdir atıl duran ve özenle süslediği “Kara Bela” ismini verdiği minibüsünün arka fonda yer aldığı romantizm kokan konsept mütevazı ama bir o kadar da tatlıydı. Tüm hazırlıkların tamamlanmasının ardından Asiye’nin ortama teşrif etmesiyle Mahir’in heyecanı katlansa da eveleyip gevelemeden, lafı dolandırmadan aşkını itiraf ediverdi. Bu itirafla yaşadığı şaşkınlığı hızlıca atlattıktan sonra Asiye’nin verdiği “Sen benim yol arkadaşımsın” temalı cevapla dakikalardır kulaklarıma doğru açılmış halde duran ağzım bir anda kapandı. Biz ne aşklar gördük, yol arkadaşlığıyla, dostlukla başlayan… Tüm dünyanı başına yıkan Cemal’e bile bir şans vermeyi kabul etmiştin, peki başına gelen en güzel şey olan Mahir böyle bir şansı hak etmiyor mu Asiye? “Ama arkadaşız”, “ama aramızda farklı bir şey olamaz”, “ama sevemeyiz” gibi düşüncelerle kalbe şart koşulabilir mi? Karşına Mahir gibi birinin çıkması mucizesini yaşamışken bir de aşk mucizesi yaşamayacağının garantisi var mı? Aniden kestirip atmak neden neden?

 



Aldığı yanıtla adeta yıkılan ama renk vermemeye çalışan Mahir bulunduğu itiraftan pişmanlık duymuşçasına Asiye’ye tüm söylediklerini unutmasını, ilişkilerini arkadaş olarak sürdürmeye devam edeceklerini söyleyerek Asiye’nin konağa çocukların yanına dönmesini tavsiye ediyor, Asiye de tıpış tıpış kalkıp gidiyor. Mahir’in hayal kırıklığıyla baş başa kalmak, acısını yaşamak için yalnız kalmak istediği aşikar da burada Asiye’ye çok kızdım. Zaten adamı reddetmişsin, onu hüsrana uğratmışsın, bari o gece yanında kal da onu teselli et, onun başını koyup ağlayacağı omuz, uzanıp uyuyacağı diz ol. Dilimde tüy de bitse Asiye’nin ruhsuzluğunu eleştireceğim kimse kusura bakmasın.


Yalnız kalır kalmaz gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlayan Mahir fazlasıyla üzdü. İçimden “Pamuk gibi adama bu yapılır mı? “ diye geçirdiğimi itiraf etmeliyim. Ama, kocaman bir ama diye vurgulayarak oradan otelin barına ışınlanarak kafayı çekmeye başlayan Mahir’in ve sonrasında yaşanan olaylar silsilesinin da fazlasıyla sinirlendirdiğini söylemek isterim. Yeterince can sıkıcı bir konu olduğundan ötürü kısaca özetleyeceğim müsaadenizle. Mahir’in Zuhal’le mesajlaşması sonucu ikisinin de aynı otelde olduğu ortaya çıkınca içimden defalarca geçirdiğim “Hayır hayır, sakın bunu yapma. Şeytana uyma” temennilerim ve ekranın içerisine dalıp kendine gelmesi için onu var gücümle sarsma isteğim eşliğinde saniyeler içerisinde Mahir’i Zuhal’in kapısının önünde görüyoruz. Sonrası ise hayli tanıdık bir dizi klişesi: Sevdiği kadından darbe yiyince kendini alkole veren ve geceyi başka bir kadının kollarında geçiren erkek. “Bu kadar zayıf bir adam mısın Mahir?” diye sormayalım da ne yapalım şimdi. Zuhal’in baştan çıkarmasına bile gerek kalmadan bu kez öpen, ilk adımı atan Mahir oldu. Şunu görmekle bile yeterince hayal kırıklığı yaşamışken Mahir’in alkolün etkisinden ötürü sabah uyandığında bu yaptıklarını hatırlamayacak veya pişman olmasını fena halde umduğum ama buna dair hiçbir emare görmediğim için hayal kırıklığımın ikiye katlandığı doğrudur. Ne izledik biz şimdi? Bu gece ilk ve tek olarak mı kalacak yoksa zaman zaman Mahir – Zuhal ikilisinin tekrar birlikte olduklarını görecek miyiz? Peki, Mahir’i böyle klişe ve ucuz bir adama dönüştürerek senaristlerimiz neyi amaçlamaktadırlar? Sanırım pek çoğumuzun cevabı aynı: Seyirciyi Mahir’den soğutmak, böylece de Asiye’nin Cemal’e yönelmesini meşrulaştırmak. Biz, böyle basit numaralarla Mahir’den soğumayız o ayrı da üçgenlerde taraflardan birinin illa kötü, antipatik olması şartı mı var? Bırakın, herkes neyse öyle kalsın. Kaybedeni, hüsrana uğrayanı sevilmeyecek bir karaktere evriltmek klişesi kabak tadı veriyor. Ancak her şey bir yana, şunun da göz ardı edilmemesi gerekir ki Mahir’in bu yaşadıkları, Cemal’in geçmişte yaptıklarından daha şerefsizce değil. Sonuçta Mahir, Asiye’yle evli değil, sevgili değil, onunla hiçbir bağı yok. Ama Cemal Helin’i hayatına evliyken ve çocuk sahibiyken almıştı. Yine elma ile armudu bir tutmayalım lütfen. Yazar özel notu: Umarım Zuhal hamile kalmaz.

Mahir, geçirdiği geceden ötürü pişmanlık belirtileri göstermeyedursun aynı sabah otelde farklı bir telaş var. Müşterilerden birinin odasından pırlanta kolyesinin çalındığı iddiasıyla oteli birbirine katmasının yankıları sürmekte. O esnada Helin’le birlikte otelde bulunan Cemal, müşterinin suçlamalarından rahatsız olunca olaya el atıyor ve odaya giren çıkanı tespit edebilmek için 303 no’lu odanın bulunduğu koridoru gösteren kameraların karşına oturuyor. Ve o da ne? Kadrajda 304 no’lu odanın kapısına dayanmış Mahir ve onu içeri alan Zuhal görünüyor. Zeki bildiğimiz Mahir’in Demirhan Konağı’nın bahçesinde öpüşmesi, Demirhan Oteli’nde ilişkiye girmesi düşüncesizliğine ve aymazlığına diyecek söz bulamıyorum. Mahir’in bulduğu açığından içeri sızmaya çalışan Cemal’in eline geçen yeni bir koz daha. Mahir’in Zuhal’in odasında ne işi olduğunu ne kadar süre orada kaldığını kurcalamayacağını düşünmek abes olurdu. Nitekim Mahir’in odadan sabah saatlerinde ayrıldığının ortaya çıkmasıyla yaklaşmakta olan krizin ayak sesleri de duyulmaya başlıyor. Kardeşiyle en yakın arkadaşının yasak ilişkisinin deşifre olmasıyla hem şaşıran hem de öfkelenen Helin haklı bir şekilde hesap sormak için Zuhal’in karşısına dikildiğinde onun “Biz yanlış bir şey yapmıyoruz” edalarında son derece rahat tavırlar sergilemesi Helin’i daha da huzursuz ediyor. Konağın bahçesinde birilerine yakalanma ihtimalini umursamadan Mahir’i öpme cesaretini gösteren bir kadından deşifre oldukları için mahcubiyet duymasını bekleyemezdik elbette. Burada da yapacağını yapıyor ve Helin’in üzerine gelmesine daha fazla dayanamayarak Mahir’in gerçekten evli olmadığı bilgisini yumurtluyor. Helin duyduklarıyla büyük bir şaşkınlığın içerisine sürüklenedursun yine olmaması gereken zamanda olmaması gereken yerde bulunan Cemal onların yanına geliyor ve işin aslını o da öğrenmek istiyor. Zuhal aynı boşboğazlığı Cemal’e de gösterir mi veya Helin bu sırrı içinde tutamayıp kocasıyla paylaşır mı göreceğiz. İki alternatife de hayır diyerek Zuhal’in boşboğazlığına dair de iki kelam etmek isterim. Zuhal’in Demirhan Konağı’na geldiği ilk gün onun bana güven vermediğini dile getirmiştim. Hislerimde ve düşüncelerimde yanılmadım. Kim tarafından olursa olsun, sana emanet edilmiş olan sır şartlar ne olursa olsun saklanmalıdır. Zuhal’in yaptığı, kendi paçasını kurtarmak için karşısındaki kişiyi ateşe atmak değil de nedir? Hani sen bu adamdan hoşlanıyordun Zuhal? Onun zor durumda kaldığını, mutsuz olduğu görünce hoşuna gidecek mi? Ah Mahir ah, iki gündür tanıdığın insana kalbini açmayacaktın. İyilikten maraz doğar diye boşuna dememişler.


Eş zamanlı olarak ışınlandığımız müştemilatta gördüğü kabus sonrasında korku içerisinde uyanan Uğur’un imdadına Emine anne yetişiyor. O yaştaki bir çocuğun kabustan etkilenerek saçma şeyler söyleyebilmesi olağan ancak Uğur’un söylemleri “Beni seviyor musun? Senin torunun olmasam da sever miydin?” şeklinde adım adım boşboğazlığa doğru eviriliyor. Bu dizide boşboğazlık de bulaşıcı… Ve nihayetinde Emine anneyi şoka uğratan bombayı patlatıyor: “Mahir abi bizim gerçek babamız değil, biz oyun oynuyoruz”.

Aferin Uğur, iyi halt ettin çocuğum. Emine annenin sevgisinde bir azalma olmaz olmasına da ne gerek vardı yine ortalığı bulandırmaya? Gerçekleri herkes birer birer öğreniyor, çember iyice daralıyor. Bakalım gelecek bölümler daha ne deşifre olacak sırlara gebe?

Göz atmanızı öneririz: Kaderimin Oyunu Bölüm Yorumları

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap