İzledim

ÇUKUR – Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti…

Bölüm bıraktığımız yerden değil ‘Büyük Kavga’ ile başladı. Detaylarını sonradan gördük ki, İdris Koçovalı unutulan yeşil Volvo’su kurulmuş, almış yanına ‘helal süt emmiş, namuslu’ (minnak bir detay geliniyle fingirdiyordu rahmetli) damat adayını, arabanın iki köşesinde ‘sırıtık’ kötü vezirler, arkada şakşakçı mahalle olmak üzere ma-aile davul turna eşliğinde Çukur meydanında damat tıraşına geliyorlar. Bu eğlenceli(!) konvoya eşlik eden iki kişi daha var. Has Koçovalı biraderler: Selim ve Çukur’un babası Yamaç…

 

Sırıtışlarına bakar mısınız? Delirmemek elde değil… Sizi gidi kötü kalpli vezirler sizi…

 

Ve damat tıraşı seremonisi başlıyor. Kimin gözünün önünde? Vartolu Saadettin’in. Tıraşı kim yapıyor? Mahallenin berberi ‘linçci’ Muhittin. Kime yapıyor? Saadet’in evleneceği adama. Saadet kim? Vartolu’nun sevdiceği. Bu evliliğe ön ayak olan kim? İdris Koçovalı. O kim? Öz be öz babası. Organizasyona ses çıkartmayan kim? Yarı kan kardeşleri. Alkışlayan kim? Daha birkaç gün önce Vartolu Yamaç’ı kurtarınca ‘Sağ olasın Vartolu, Çukur unutmaz bunu’ diyerek ona alkış tutan Çukur ahalisi… (İdris Baba(!) ‘düğünümüz var’ deyince adamın sevdiğinin başka biriyle evlendirildiği düğünde göbek atmaya en önde gidiyorlar, unutmadıkları pek belli!)

Medet ‘Abi, gözünü seveyim unut’ derken dilime dolanan şarkı Sadiş’den Salih’ine gelsin;

Unut sevme beni
Bu aşkın sonu
Ne yazık ki hicran
Gözyaşı dolu

 

çukur

Gelin olmuş gidiyor(s/d)un be kız Sadiş Sadiş…

 

 

 

Ya Bela Oldu Ya Bela Getirdi

 

 

“Biz efendiliğimizden ödün vermemeliydik. Bu herif buraya geldiği ilk günden beri bunu yaptık. O her seferinde vurdu; bel altı vurdu, bel üstü vurdu. Ben haklıyım diye diye vurdu. Ya bela oldu ya bela getirdi, her seferinde. Ben onun yaptıklarından çok çektim, bırak da biraz o çeksin.”

 

Yamaç’ın bu cümlelerinin temelinde haklılık payı var: Vartolu hem bela oldu hem de bela getirdi. (Belalarına rağmen seviyoruz, o ayrı <3) Yamaç onu ‘Babamın oğlu’ olarak kabul ettikten sonra da bu pek değişmedi. Peki Yamaç bu cümleleri kime kuruyor? Selim’e… Koçova Mahalle’sinin tam göbeğindeki hainle dertleşiyor, farkında değil ^^

Ve kavga… Yamaç’ın Vartolu’nun Sadiş’in içinde olduğu arabayı taramasına göndermeyle ‘En azından ben nereye sıktığıma bakıyorum’ dediğinde ‘çok iyi laf soktu’ diyen ama ardından yüzünde beliren yarım gülümsemeyle ‘bu kavga kesin iki kardeşin oyunu’ diye düşünen yalnız ben miyim? Gülümsemeden hikâye çıkartan benim gibi izleyicilere kalp, çok tatlıyız <3 , bu sefer yanıldık ^^

Kavga iki kardeşin oyunu değilmiş, üzdü… Ama kavgadan geriye kalan en güzel şey kamera arkası bu net… (Resmi hesap neden sildi ki?)

 

 

[wp_ad_camp_1]

Selim Hamamda Ne Dedi?

Selim’in cinsel eğiliminin farklı olduğu geride kalan bölümler içinde çok ince alt metinlerle izleyiciye verilmişti. RTÜK çatısı altında izlenebilecek en doğru yol olduğunu kabul etmek lazım, tebrikler… Bu bölüm bu konu yine üstü kapalı da olsa daha detaylı bir şekilde işlendi. Hamamdaki sessiz diyalog Cemil’in aydınlanmasını sağlarken ölüme yürümesinin ilk adımı oldu;

 

 – Sen de biliyorsun bu düğün formalite. Ama yine de insan bir havaya giriyor abi

–  Sen merak etme, gerçeğini de yaparız. Sen birilerini sev de…Hamam burada, kaçmıyor ya

–  Senin dediğini yaparsak da yaşlanacağız be Selim abi…

– Ben ona da kabulüm. Ona da varım yani…

 

İtiraf edeyim, Selim Cemil’de farklı bir eğilim gördü de mi böyle cümleler kurmak için cesaretini topladı bilemiyorum. Adamın -belki de ilk defa, ciddi ciddi âşık olduğunu ‘Cemil’e dokunmaya kalkarsan, beni de kaybedersin.’ cümlesinden anladım. Sen neymişsin be Cemil, hem Selim’i hem eşi Ayşe’yi kendine aşık ettin^^

Ama bu konunun Cemil’in Selim’in abisinin katili olduğunu çözmeden ve Selim’in Cemil – Ayşe arasındaki ilişkinin içeriğini tam olarak öğrenemeden ölmesine üzüldüm doğrusu. Özellikle Selim’in elindeki kan ortaya çıkmayacaksa ‘neden başka biri değil de öldürdüğü adamın kardeşi?’ sorusunu sorsak yanıt alabilir miyiz ki?

Selim ‘ya benim olacaksın ya kara toprağın’ klişesiyle – daha doğrusu gerçeklerin ortaya çıkacağının korkusuyla, içi kanayarak Cemil’in nefesini kendi eliyle keserken sosyal medya Ramiz Dayı ve Ezel’i anıyordu bu sahneyle…  (Tuncel Kurtiz’i de rahmetle anıyoruz.)

 

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Oscar Wilde

 

Ve yorgan gitti kavga bitti misali, damat öldü düğün iptal. Sadece yürürken ayağına taş değse Vartolu’dan bilen Koçovalı’lar Cemil’in ölümünü de ondan bilirler mi? O kadar da olmaz diyerek, teorimi buraya bırakıyorum. Ölümün terasta olması boşuna değil: ‘heyecanı geçsin diye hava almak için çıkmış, düşmüş ölmüş… Vah yazık’

Öner Erkan’ın Selim karakteriyle devleştiği konusunda hem fikiriz değil mi? Hele bir de şu tweetdeki videoya göz atınca;

 

 

 

Meliha Sancaklı Kim?

 

Şanar Benlidere (Haldun Dormen) ve Aliço

 

Sen var ol be Aliço! Senin azmin sayesinde önemli detaylara ulaştık…

Meliha’nın İdris’in hayatına girişi düşündüğümüz gibi 70’lerin başlarına, Meliha’nın assolistlik dönemine değil, Meliha’nın sahneden koptuğu döneme denk geliyor. Bu dönemde İdris evli, hatta iki çocuk babası (Cumali ve Kahraman). Büyük aşk diyor Meliha’yı bilenler… Büyük aşk… Peki Sultan’ın Mihriban’ın varlığıyla aileyi terk etmesi söz konusu iken Meliha’da evde sus, pus oturduğunu düşünmemiz mantıklı mı? Kesinlikle değil. Demek ki Mihriban’ın Kasım’la evlendirilmesi, ölümü ertesinde çocuğunun Çukur’dan gönderilmesi kötü kalpli kraliçe Sultan ve veziri Paşa’nın ilk vukuatı olmamalı. Üstelik öyle bir vukuat ki bu, İdris’in Meliha’ya dair özel bir günde ağıtlar yakmasını göz ardı edecek kadar… Peki Paşa’nın ‘İdris’in bir oğlu varmış’ konusu açıldığında ziyarete gittiği kadın kim? Meliha mı? Mihriban mı?

İzleyemediklerimiz sırf Meliha ile sınırlı değil. Ayşe ile Kahraman’ın arasında ne olduğunu, Akşın ve Acar’ın Vartolu’nun varlığı konusundaki hislerini, Vartolu’nun Celasun’un ihaneti konusundaki aksiyonunu, İdris’in evden kovduğu Sultan’ı ‘arada laf soksa da’ neden kolayca affettiğini, Sultan’ın barış sağlamak için balayından tutup getirdiği oğlunu neden savaşın göbeğine kendi elleriyle atmak istediğini, Selim’in sevilmemesinin nedenlerini,  Celasun’un -kalbinin yumuşadığının göstergesi olan onlarca sahne olmasına rağmen, Vartolu Saadettin’e bu kadar hızla kin doluşunu, Karaca’nın giderek uysallaşmasının ardında yatanları da bir gün öğreneceğiz elbet ama bu bölümde Meliha’nın kim olduğuna açılan kapı ile idare ediverelim ^^

 

Sena ve Geçmişi

Benim açımdan havada kalan bir konu da Sena: Sena ve ailesi, Sena ve Emrah… Özetle geçmişi…

 

 

Sena – Emrah arasındaki durumu çözmek için kısa süreli İstanbul’a gelen Güzide Hanım, havasından mı suyundan mı, Sena’nın manzaralı evinin konforundan mı, dırdırcı emekli kocadan (sahi Sena’nın babası nerede?) kurtulduğundan mı bilmem, İzmir’e dönmeyi hiç düşünmez oldu.

Üstelik sen benim gerçek evladımsın diyemediği Emrah ile iş birliği yaparak Sena’nın iyiliği(!) için psikolojisinin çökmesine sebep oluyor ve geçmişteki detayları bilmesek de bir kez daha Emrah’ın psikolojik şiddetine maruz bırakıyor.  Bu mudur kızının uygun görmediği evliliği bitirme yöntemi? Sahi bu hikayede kim doğru ebeveyn ki?

 

[wp_ad_camp_1]

 

Kral mı Baba mı?

 

 

Vartolu Saadettin Koçova Mahallesi Yeşillendirme ve Güzelleştirme Derneği girişinde taht koltuğu benzeri bir sandalyede oturarak İdris Koçova’nın gözünün içine bakarken yerin altındaki yüzleşme aklıma geldi:

 

Kralmış!  Ben Çukur’un kralı değilim, tahtım mahtım yok benim. Bir kuru sandalyem var kahvemde, gider onda otururum. Ben Çukur’un babasıyım… Babası! Kral olmak kolay. ‘Ali kıran baş kesen’. Herkes kral… Öyle mi! Zor olan Baba olmak. Zor… Gerektiğinde kızacaksın gerektiğinde saçını okşayacaksın. Bak rahmetli Kahraman’ıma, bak Yamaç’a… ‘Çukur evimiz Yamaç babamız’ diyorlar şimdi. Nasıl bir gururdur o, biliyor musun sen? Sebepsiz değil ama. Selim; o kendisi istemedi bende vermedim izni.

Kral olmak istersen; Yaptırmam! Ölürüm yaptırmam. Ya sen ölürsün ya da ben; ama bu sefer gerçekten ölürsün. Gözümden bir damla yaş akarsa namerdim. Bak bana… Ha diyorsan ki; ben Çukur’un babası olurum! O ayrı.

Buyur, dene… Hodri Meydan.

 

Bakmayın ‘Buyur, dene… Hodri Meydan…’ demesine… Aradan geçen günler içinde; KRAL olmasına da BABA olmasına da izin vermedi İdris Koçovalı. Özellikle son hamlesi düğünle kanatlarını kırdı Salih’in… Düğün öncesi yüzleşmede bu o kadar belliydi ki. O ki 7 yaşında masum, savunmasız bir çocukken ayrıldığı Çukur’a -bir başka deyişle elinden alınan hayatın cinayet mahalline, yıllar sonra kendisi de bir katil olarak döndü. Birçoklarının yanı sıra kardeşinin de katili idi o artık. Masum bir çocuktan bir katile evrilmesini haklı gösterecek nedenler vardı sarıldığı: Kötü kalpli kraliçe ve veziri onu kendi elleriyle dibi görünmeyen karanlık bir kuyuya atmıştı, o kuyudayken içinde yeşeren kötülük iyiliği teslim aldı. Var olabilmek için kötülüğü seçti Vartolu, yoksa yok olacaktı.

 

Bırak İnsan Kalayım!

 

 

‘Kötüyüm ben’ diyor Vartolu. İlk defa da değil üstelik, biliyor kendini. Biz de biliyoruz. Ama içinde bir yerlerde gizlenmiş iyiliğin adım adım ortaya çıkışını ve bu iyiliği ortaya çıkartanın kim olduğunun da farkında: Sadiş…  İşte tam da bu nedenle sadece âşık olunan kadını kaybetmeye değil, giderek iyileşmeye başlayan insanlığına giden ince bir bağın kopma ihtimaline isyan bu.

 

” Bir elimde umut diğer elimde mermi var. O umudu elimden alırsan diğer elimde mermi kalır. Umudum elimden kayıp gitmesin ‘BABA’ “

 

Vartolu ‘baba’ dedi ama ekrana baktım. Ben bir ‘baba’ göremedim. Ya siz?

 

 

 

 

 

‘Yazı uzun, eklenen resimler ve tweetlerle daha da uzatılmış bi’ de üstüne video mu?’ demeyin, izleyin… Çok keyifli ^^

 

 

 

Not 1:  Yazıya alıntıladığım tweetleri ile renk veren  Purple , Babamın oglu ve Sln‘e; video için ise  İnfinty‘e teşekkürler…

Not 2: Yazı başlığı Selvi Boylum Al Yazmalım’dan alıntıdır.

 

Dizi ile ilgili diğer yazılara göz atmak isterseniz  İzledim / Çukur  kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap