ÇUKUR – Kral Tsongor’un Ölümü İncelemesi

Çukur detaylarda gizli dersek yanlış olmaz.  Biliyoruz ki Kral Oidipus nasıl 2.sezonu belirlediyse, Kral Tsongor’un Ölümü Çukur  3.sezonun habercisi.

Konuk yazarım Balvin  Kral Tsongor’un Ölümü adlı kitaptan alıntılarla Çukur ile benzerliklerini derledi. Keyifli okumalar ^^

 
   
 

 

Bu yazıyı okurken aşağıdaki denklemler bize yol gösterecek, kitaptan alıntıları okurken benzerliği özümsemek için isim değişiklikleri kolayca yapmak için bu denklemleri aklınızın ucunda tutun.

 

Tsongor = Baykal

Sango Kerim = Arık Böke

Samilia = Efsun

Kouame = Yamaç

 

Öncelikle kitaptaki karakterin tanımına bakalım; Sango Kerim’den Samilia’ya… Çukur’un karakterlerine ne kadar da benziyorlar değil mi?

Sango Kerim

“Kralın huzuruna çıkan adam uzun boyluydu. Pahalı, koyu renk kumaşlarla giyinmişti. Mücevherden ziyade nazarlık taşıyordu. Yüzüğü yoktu. Boynundan sallanan küçük kutucukta nazarlıklar bulunuyordu.”

 

 

 

Samilia 

“Prenses Samilia’nın binlerce parfüm ve renk cümbüşü giysileri vardı. Bu kıyafetler özel olarak sarayda yetişmiş kadınlar tarafından dikilirdi. Yüzlerce takı ve mücevheri vardı. Kral Tsongor, kızını olabilecek en şatafatlı şekilde büyütmüştü.”

 

Kral Tsongor

“Kral Tsongor’un stratejist bir dehaydı. Bir ülkeyi fethetmeden önce oranın devlet mekanizmasındaki büyük başlara sızar, onları kendi tarafına çeker ve kaleyi içten içe fethederdi. En büyük silahının düşmanını yanına çekmek olduğunu vurgulardı.”

 

cukur koçova burak sergen baykal 5

 

Üçü de tanıdık gelmedi mi size?  Gelin biraz da karakterlerin iç dünyasına girelim;  Kral Tsongor’un kızı Samilia’ya verdiği önem ile Çukur: Yamaç’ın Dönüşü adlı kitapta Gökhan Horzum’un Baykal’ı anlattığı bölümü karşılaştıralım.

 

Samilia paha biçilmez biriydi. Tsongor, Kouame’ye öyle demiş, Samilia’nın paha biçilmez biri olduğunu söylemişti. Tsongor, Samilia için hayattaki tek değerli varlığı olduğunu belirtmişti. Kızına her şeyini sunuyordu. Krallığını, sınırsız zenginliğini.”

 

“Baykal’ın umurunda değildi aslında Emrah ya da Nazım. Baykal’ın neredeyse takıntı haline getirdiği Çukur’a, Koçovalılara, en önemlisi Yamaç’a karşı öne sürebileceği piyonlardan başka bir şey değildi ikisi de. Onun gerçekten değer verdiği bir tane çocuğu vardı sadece. Onu da herkesten sır gibi saklıyor.”

 

Her iki paragrafı isimlerin yerlerini yukarıda belirttiğimiz eşitliğe göre değiştirip tekrar okuyun, ne hissediyorsunuz?

 

Sanırım aynı fikirdeyiz, o zaman kitapta geçen olaylara göz gezdirelim. Bakalım ne benzerlikler bulacağız?

 

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 1 :  SANGO KERİM’İN DÖNÜŞÜ

 

Kral Tsongor kızı Samilia’yı Tuz Toprakları’nın prensi Kouame ile evlendiriyordu. Düğün günü sarayın kapılarının önünde bir adam belirdi. Kral Tsongor’la görüşmek istediğini bildirdi. Ve yalnızca kralla, tek başına… Kralın huzuruna çıkan adam uzun boyluydu. Pahalı, koyu renk kumaşlarla giyinmişti. Mücevherden ziyade nazarlık taşıyordu. Yüzüğü yoktu. Boynundan sallanan küçük kutucukta nazarlıklar bulunuyordu. Elçiler eşliğinde Kral’ın odasına girdi. Yabancı gözlerini Tsongor’a doğru kaldırdı. Ve gülümsedi. Yumuşacık bir dost gülümsemesiyle…

 

 

Kral Tsongor sıçrayarak ayağa kalktı. Kendine gelemiyordu. Sango Kerim karşısında duruyordu. Bir mutluluk yükseldi içinden ve tüm benliğini kapladı. Sango Kerim. Onu nasıl tanıyamamıştı. Gittiğinde bir çocuktu. Ve şu an karşısında duran bir adamdı. Sango Kerim. Kralın her zaman beşinci çocuğu gibi sevdiği Sango Kerim. On beş yaşına kadar çocuklarıyla birlikte büyümüş, çocuklarının oyun arkadaşı Sango Kerim. Buradaydı. Tam karşısında. Kibar. Gururlu. Gerçek bir göçebe prens.

 

“Samilia’nın yarın evleneceğini biliyor musun?” “Biliyorum, Tsongor” diye yanıtladı göçebe. “Bunun için geri geldin, öyle değil mi? Özellikle bugünü seçtin. Konuklarımız arasına katılmak için.”

“Evet, Samilia için geldim. Samilia bana ait olduğu için geri döndüm.”

Tsongor duyduklarına inanamadı. Neredeyse kahkahalarla gülecekti.

“Ama Sango… sen anlamadın galiba… Samilia… yarın evleniyor… Yani, demek istediğim, böyle duyguların olduğunu…

Sango Kerim ciddiyetle: “Ben duygularımdan söz etmiyorum, Tsongor. Ben bir vaatten bahsediyorum. Samilia’yı çocukluğundan beri tanıdığımı, onu sevdiğimi söylüyorum.”

 

 

“Benden ne istiyorsun, Sango?” diye sordu kupkuru bir sesle. “Kızını.” “Yarın evleniyor. Sana söyledim.” “Yarın evleniyor. Ama benimle.” Kral Tsongor öylece durdu. Genç adamı seyrediyordu. “Tamam, öyle olsun. Düşünmem için bana bir gecelik izin vermeni istiyorum senden. Sana cevabımı yarın, günün ilk ışıklarıyla birlikte vereceğim.” Kral Tsongor hemen kızı Samilia’nın çağırılmasını emretti.

Samilia huzura geldiğinde babasına kendisini neden getirttiğini sormadı, onun yaşlı kırışık alnını görür görmez önemli bir şeyler olduğunu hemen anladı.  “Baba, seni dinliyorum” dedi. Kral Tsongor arkasına döndü. Kızına baktı. Şu son aylarda ne yapmışsa, hepsini Samilia’nın düğünü için yapmıştı.

“Samilia, sen ve Sango Kerim, arkadaş olduğunuz günlerde birbirinize bir söz verdiniz mi?” Samilia cevap vermedi. Babasının söylediklerine benzer bir şeyler bulmaya çalışıyordu belleğinde. “İleride onunla evleneceğine dair söz verdiğin, onun da bu konuda sana söz verdiği doğru mu?” diye devam etti Tsongor.

 

 

“Sango Kerim’i ve çocukken yaşadıklarımızı hatırlıyorum. Birbirimize verdiğimiz sırlarımızı, birbirimize verdiğimiz sözleri hatırlıyorum. Hiçbir şeyi unutmadım. Neden öyle bakıyor bana? Bunlar geçmişte verilmiş sözler, şimdi hepsini gömüyorum. Yüzümün kızaracağı hiçbir şey yapmadım.”

Tüm bunlar geçiyordu kafasından, ama yalnızca: “Evet baba, doğru” diye yanıtladı.

Kral, bu saatten sonra kızını kime verirse versin karşı tarafın rahat durmayacağını ve büyük bir savaşın çıkacağını düşünerek, oğlu gibi sevdiği Sango Kerim ve söz verdiği Kouame’nin arasında kalmamak için intihar eder.

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 2 : KRAL TSONGOR’UN ÖLÜMÜ

Taziye günü tüm evlatları ölünün başı ucunda başsağlığı dileklerini kabul ediyordu. Tuz Toprakları Prensi Koaume içeriye giriş yaptı. Tüm kardeşleri teselli ettikten sonra sıra Samilia’ya gelmişti. Samilia ile Koaume bugüne kadar hiç karşılaşmamıştı.

 

 

Samilia sırasını bekliyordu. Garip bir heyecan tüm benliğini ele geçiriyordu. Kouame önünde diz çöktüğünde içgüdüsel olarak başını kaldırdı ve onunla bu kadar yakın olmak genç kızı yerinden sıçrattı. Oradaydı. Tam önünde. Güzeldi. Dudakları kalemle çizilmiş gibiydi.

 

 

Ama kendisine ateşli ateşli bakan gözlerini görüyordu. Ve bu bakışlardan Kouame’nin kendisini hâlâ istediğini anladı. Bunun için gelmiş olduğunu anladı. Bu yüz öyle söylüyordu. Bugün her şeyin bitmediğini söyleyen bu adamdan gözlerini ayıramıyordu.

 

 

Ardından Sango Kerim de saraya giriş yaptı. Samilia içeri giren adamı seyrediyordu. Şaşırıp kalmıştı. Bu oydu: Sango Kerim. Tüm geçmiş gözlerinin önünde canlandı. Yüzünü dikkatle inceliyordu ve bir an için onun aralarında yaşadığı günlere, babasının hâlâ hayatta olduğu günlere gider gibi oldu.

Bu anımsama ruhunu rahatlattı. Yaşamında sürüp giden, hiç değişmeyen bir şeyler vardı. Sango Kerim eskiden olduğu gibi yeniden çevresinde dolanıyordu. Tutkuyla bakıyordu kendisine. Oradaydı. Tam karşısında.

 

 

Bu felaketin ortasında güvenebileceğine inandığı bir şey vardı: Sango Kerim’in sarsılmaz sadakati.

Kouame’nin varlığını unutmuş değildi ve bu iki talibin karşılaşmasından doğacak öfke ve şiddeti hissediyordu. Sango Kerim’in yüzü kendisine başlı başına huzur veriyordu. Sanki uzaklardan gelen bir ses kendisini sakinleştirmek için kulağına geçmişteki çocuk şarkılarını fısıldıyordu

Sango Kerim odaya girdiği andan beri, hiçbir şey söylemeden, Kouame’yi süzüyordu. Herkes bekliyordu. Onunda, bütün bakışların üzerinde toplandığı Sango Kerim söz aldı. Kouame’ye yöneltti sözlerini. “Siz…tabiî ya… hemen koşup geldiniz. Hiç beklemeden. Bir gün olsun beklemeden”

 

 

 

Neler olup bittiğini anlamayan Kouame: “Kimsiniz?” diye sordu sakin bir sesle. Ama Sango Kerim onu dinlemiyordu. Sözlerine devam etti: “Kalkıp geldiniz… Onu tanımıyordunuz bile… Ama buradasınız işte. Evet… Ben onu sevdim. Çocukken saatler boyu onu seyrederdim.”

 

 

“Bir köşeye çekilir ve hep onu izlerdim, çünkü onun hareketlerini, davranışlarım, sözcüklerini öğrenmek istiyordum. Evet. Ben onu tanıdım…” Kouame bu adamın ne istediğinden hâlâ hiçbir şey anlamıyordu, otoriter ve kupkuru bir sesle: “Susunuz” dedi Sango’ya.

Sango Kerim’in yüzüne inen bir tokat gibi oldu bu söz. Sustu ve yüzü daha da sarardı. Sonra bakışları yeniden Kouame’nin üzerine odaklandı. Gözlerini küçümseyerek üzerinden ayırdı: “Samilia’yı almaya geldim.” Tsongor’un oğulları tek bir insan gibi ayağa kalktılar.

 

 

“Sango” dedi kralın büyük oğlu, “salonu terk etsen iyi olur, çünkü saçmalamaya başladın ve giderek küstahlaşıyorsun.” “Samilia’yı almaya geldim” diye yineledi Sango Kerim. Kouame bu kez kendini tutamadı. “Buna nasıl cesaret ediyorsunuz?” diye bağırdı.

 

 

Sango Kerim ona sakin sakin baktı ve cevap verdi: “Sizin yaptığınızı yapıyorum. Tıpkı sizin gibi, hakkım olan şeyi almak için, bir yas günü kalkıp geliyorum. Ben Sango Kerim’im. Burada Samilia ile büyüdüm, günlerimi Samilia’yla birlikte geçirdim.”

 

 

“Ve sizlere Samilia’yı birlikte götüreceğimi söylüyorum.” “Sen Sango Kerim’sin ve ben seni tanımıyorum” diye yanıtladı için için kaynayan Kouame. “Ne anneni tanıyorum ne de babanı, tabi eğer varsa. Burada bizlere hakaret ettiğin için seni elimin tersiyle yok edebilirim.”

 

 

Oda öfkeli bir uğultuyla doldu. Herkes aynı anda konuşuyordu. Bağrışıyordu. Bu, kararlı ve otorite dolu bir ses yankılanıncaya dek böyle sürdü. “En azından bugün ben hâlâ babama aitim. Çıkın buradan. Ve bırakın bizi, ağlayalım.”

Samilia ayağa kalkmıştı. Sesi gürültüyü bastırmıştı. Hepsi oldukları yerde taş kestiler. Sonra erkekler bu emri yerine getirdiler, durumun kendilerine bu şekilde hatırlatılmasının utancı içinde sarayı terk ettiler.

 

 

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 3 : AŞKIN BÜYÜSÜ

Sango Kerim istediğini alamayınca Massaba kentinin surlarına dayandı ve ilk savaşı başlattı. Massaba kentinin ağzı cesetlerle doldu. Bir tarafta Tsongor’un Oğulları ve Kouame öbür tarafta ise Sango Kerim vardı. Samilia tüm savaşı sarayın çatısından izliyordu. “Ben hiçbir şey istemedim” diye düşünüyordu, “yalnızca bana sunulanı kabul ettim, o kadar. Babam bana Kouame’den söz edip duruyordu ve onu görmeden sevdim. Bugün erkek kardeşlerim bir savaşa hazırlanıyor.”

 

 

“Kimsenin bana bir şey sorduğu yok. Ben buradayım. Hiç kımıldamadan duruyorum. Tepeleri seyrediyorum. Ben bir Tsongor’um. Şimdi istemenin tam zamanı. Ben de savaş ilan edeceğim. Beni bir mal gibi isteyen sizler… Ben kimsenin malı değilim.”

 

Samilia, bu olanlara dayanamayıp Kouame’yi sarayına çağırdı.

 

 

“Kouame” dedi Samilia, “sana söyleyeceklerim var.” Kouame başıyla onayladı, sessizce. “Beni tanıyor musunuz, Kouame?” diye sordu. Prens sessizliğini korudu. Kendisini sevmek için tanımasına hiç gerek olmadığını söylemek isterdi. Ama hiçbir şey söylemedi.

 

 

“Ve buna rağmen benim için dövüşüyorsunuz” diye devam etti Samilia. “Nereye gelmek istiyorsunuz?” diye sordu Kouame. Samilia onun sesindeki öfkeyi fark etti. Sakin sakin yüzüne baktı genç adamın. “Şimdi söyleyeceğim.”

 

 

“Babam bana sizden ilk kez söz ettiğinde onu, sözlerini içen çocuk gözlerimi açarak dinledim ve itiraf edeyim, çizdiği portrenize hemen o an vuruldum. Sizi tanımak için sabırsızlanıyordum, sevdiklerimi terk etmenin acısını bile bastıran bir sabırsızlıktı bu.”

 

 

“Sizin gelişinizden bir gece önce babam bana Sango’nun geri döndüğünü ve dönüş nedenini açıkladı. Söylediklerinin doğru olduğunu bilin, yeter. Birlikte büyütüldük. Oynadığımız oyunlardan, paylaştığımız SIRlardan binlerce anı var içimde.”

 

Burada hemen Kral Tsongor’un Ölümü alıntılarına ara verip soruyorum: Sizce Efsun’un Arık ile bir sırrı olabilir mi?

 

“Yanımızdan ayrıldığı gün yalnızca bana gidiş nedenini açıkladı. Hiçbir şeyi yoktu. Kendinde olmayanlara sahip olmak için. Zafere. Topraklara. Bir krallığa. Kendisini destekleyecek insanlara. Sonra da Massaba’ya geri dönecekti. Babamın karşısına çıkıp kızını istemek için.”

 

 

“Bunun için birbirimize yemin etmiştik. Gülümsediğinizi görüyorum, Kouame, gülümsemekte haklısınız. Hepimizin yaptığı gibi çocuk yeminleriydi bunlar, çocukça söz vermeler. Geçmişin gücüyle, geçmişin etkisiyle bir anda ortaya çıktığında, inanın bana, bu yeminler çok ürkütücü oluyor”

“Sango ile Samilia’nın yemini. Eğer Sango Kerim bugün Massaba surlarının önüne gelmemiş olsaydı ben de sizin az önce yaptığınız gibi gülümserdim.” Kouame bir şeyler söylemek istediyse de Samilia onu bir el hareketiyle susturdu, kendisini dinlemesini rica etti ve devam etti.

 

 

“Sango Kerim’i ortadan kaldırmak gerektiğini söyleyeceksiniz. Ama şimdi beni iyi dinleyin. Sizin olursam bu size sadık kalacağım mı demektir? Sango Kerim benim hayatımın bir parçası. Sizinle kalırsam sözüme de geçmişime de ihanet etmiş oluyorum. Beni anlayın, Kouame. Sango Kerim benim kim olduğumu biliyor. Babamı tanıyordu. Erkek kardeşlerimin benim bilmediğim sırlarını biliyor. Size gelirsem, Kouame, kendi öz yaşamıma yabancılaşacağım.”

 

 

Hemen yine araya giriyorum. İşte bir kanıt daha… Gökhan Horzum’un esinlenmelerinden biri daha…

 

Kouame afallamıştı. Bu kadının konuşmasını dinliyor, onun sesini sevdiğini, konuşma biçimini sevdiğini, vahşi saptamasını sevdiğini şaşkınlık içinde keşfediyordu.

 

Garip değil mi? Yamaç değil mi bu?

 

 

 

“Kararımı verdim. Bu akşam buradan gidiyorum. Bu kararımı bilen tek kişi sizsiniz. Bana tek kelime bile etmeyeceksiniz. Beni alıkoymayacaksınız. Beni engellemeyeceksiniz. Bunu sizden istiyorum. Sango Kerim’i bulmaya gidiyorum ve belki de yarın her şey sona erebilir. 

“Hepsi bu. Kadere karşı açılacak bir savaş da yok.” Konuştukça Samilia daha yumuşuyor, daha sakinleşiyordu. Ama o konuşmasını sürdürdükçe Kouame içindeki öfkenin giderek yükseldiğini hissediyordu. Samilia nihayet sustuğunda Kouame patladı:

 

 

“Bunun için artık çok geç, Samilia. Bugün kan aktı. Bugün arkadaşım Tolorus öldü. Hayır, geri dönmüyorum. Sizi geçmişinize teslim etmiyorum. Biz birbirimize bağlandık Samilia, siz ve ben. Biz birbirimize bağlandık ve artık sizi hiç rahat bırakmayacağım.”

 

 

“Bu akşam buradan gidiyorum” diye yineledi Samilia, “sizin için öldüğümü farz edin. Bunu iyice kafanıza sokun.” Geri çekildi ve odanın kapısına doğru yürüdü. Ama Kouame öfkeden kudurarak bağırdı:

 

 

“Kendinizi kandırmayın. Demek ki bundan böyle orada olacaksınız. Tamam. Anlaşılan kazanılması gereken bir savaş var ortada. Sizi bulmaya gideceğim. Şimdi bir savaş var ortada. Ve bu savaşı sonuna kadar götüreceğim.”

 

 

Kouame ona hiç bu kadar güzel, bu kadar yakışıklı görünmemişti. Bugüne dek onun karısı olmak için bu kadar büyük bir arzu duymamıştı içinde. Söylediklerine sonuna kadar inanıyordu. Bu konuşma için hazırlanmıştı. Her bir nedenin üzerinde tek tek durmuştu. Sadık olmak istiyordu. Sadakate inanıyordu.

 

 

Oysa, konuşmaya başladığında, içinde engelleyemediği, önüne geçemediği bir duygunun yükseldiğini ve tüm söylediklerini yalanladığını hissetmişti. Kouame’yi ilk karşılaştıkları günkü haliyle hatırlıyordu. Bir yaşam vaadi gibi. Söyleyeceklerinin sonuna gelmişti. Bir adım bile gerilemeden söylemişti söyleyeceklerini. Ama onu sevdiğine hiç kuşkusu kalmamıştı. Onu unutacağına yeminler ederek gözden kayboldu. Ama ondan ne kadar uzaklaşırsa ona o kadar tutulduğunu daha şimdiden hissediyordu.

 

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 4: KİME AİTSİN?

 

 

Samilia abileri ve Kouame’yi durdurma umuduyla Sango Kerim’in yanına gitti. O atından indi ve Sango Kerim’e doğru ilerledi. Sango Kerim şaşkındı. Burada, onun karşısında olduğuna inanamıyordu. “Hiç sevinme, Sango Kerim” dedi, “Çünkü karşında duran felaketin ta kendisi. Bu konaklama yerinde bana ev sahipliği gösterirsen, savaş durmayacak.”

 

 

“Savaş korkunç olacak. Kouame seni öldürmeyene dek durmayacak. Bunu bana kendi söyledi. Söylediğini kesinlikle yapacaktır da. Senin karşına geliyor ve senden bana ev sahipliği göstermeni istiyorum ama karın olmayacağım. Bu savaş bitmeden önce karın olmayacağım.”

 

 

“Burada olacağım. Bu anları seninle paylaşacağım. Sana göz kulak olacak, üzerine titreyeceğim, ama her şey bitmeden bana kavuşamayacaksın. Beni kovabilirsin. Bunda utanılacak şey yok. Hatta büyük bir krala yakışır bir davranış olur bu, böylece adamlarının canını kurtarabilirsin.”

Sango Kerim yere diz çöktü ve Samilia’yla arasındaki toprağı öptü. Sonra ona geçmiş yılların tüm arzusuyla bakarak: “Bu konaklama yeri senindir” dedi. “Baban nasıl Massaba’da hüküm sürmüşse sen de burada öyle hüküm süreceksin. Sana ordumu sunuyorum. Sana bedenimi sunuyorum.”

 

 

Sango Kerim tüm sadakatiyle: “Eğer sen kendini felaket diye adlandırıyorsan varsın öyle olsun, ben bu felaketi tümüyle kucaklamak ve ömrümün sonuna kadar onunla yaşamak istiyorum.”

 

Mazebu = Sultan, Olası bir Sultan-Efsun olayı…

 

 

“Zayıflamışsın, oğlum” dedi. “Kuşatma aylardır sürüyor, anne” diye yanıtladı Kouame. “Aynı zamanda yaşlanmışsın da” dedi Mazebu. “Bir an olsun ölmek ve öldürmekten başka bir şey yapmadık ki” diye yanıtladı Kouame.

Mazebu tok bir sesle: “Yüzünde Samilia’nın izini görüyorum. Sana bakıyorum ve sende onunla tanışıyorum. Yüzünde çizgiler oluşturmuş. Bu güzel.”

 

 

“Dinle beni Kouame ve sakın sözümü kesmeye kalkma. Uzun zamandan beri buradayım. Ama bu söylediklerime kulak ver, Kouame. Annenin sana söylediklerini dinle. O kadını istedin ve onun için savaştın. Bugüne dek alamadığın şeyi gelecek de senin önüne sunmayacaktır.”

“Samilia şimdiye dek senin olmamışsa, bundan sonra da olmayacaktır. Tanrılar ikinizi de kesinlikle ondan yoksun bırakmakta kararlılar. Güçleriniz de kurnazlıklarınız da birbirine eşit. Birbirinizi tüketiyorsunuz yalnızca ve savaş büyüdükçe büyüyor. Vazgeç, Kouame.”

 

 

“Ölülerini göm ve bu kentin üzerine tükür. Soluk yüzlü Samilia’ya tükür. İstesen de istemesen de hayat ağır ağır akıp gidiyor. Bu kadını Sango Kerim’e ya da onu isteyecek herhangi birine bırak kadından feryat ve kandan başka bir şey beklemek mümkün değil.”

 

 

İşte bunları söyledi Mazebu. Kouame, yüzü asık, hiçbir şey söylemeden dinledi. Gözlerini bir an olsun ayırmadı annesinden. “Yüzünün kızarmasını gerektirecek hiçbir şey yok. Seninle gelmemi isteme benden. Benim hâlâ alacağım bir kadın ve öldüreceğim bir adam var.”

 

 

Ama geride Sango Kerim’i, Samilia’ya sahip olan Sango Kerim’i bırakmak düşüncesi onu dehşete düşürüyordu. Gelecekte onların birbirlerine sarıldıklarını düşündükçe midesi bulanıyordu. Savaşma arzusunu da yitirmişti. Daha beceriksizleşmişti.

 

Bu bölüme hatırlayacağınız bir Yamaç Koçovalı repliği ile son verelim: “Seni başkasıyla düşünmek, bana ne hissettiriyor farkında mısın!?”

 

 

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 5 : HER ŞEYE RAĞMEN

 

Massaba’da savaş yükseliyordu. Kent düşme noktasına gelmişti. Sango Kerim zaferini ilan etmek üzereydi. Kouame ise öleceğini hissediyordu. Ve ölmeden önce soluğu Sango Kerim’in çadırında bulunan Samilia ile almak istedi.

 

 

Samilia’yı yatağına uzanmış, saçlarındaki onlarca süs iğnesini sabırla çıkartırken buldu. “Kimsin?” diye sordu kız, yerinden sıçrayarak. “Kouame, Tuz Toprakları’nın prensi” diye yanıtladı. “Kouame?” Kız ayağa kalkmıştı, gözleri fal taşı gibi açılmış, sesi titriyordu.

 

 

“Beni tanımamış olmana hiç şaşırmadım, Samilia, çünkü o eski Kouame’yle benzer hiçbir yanım kalmadı.” Bir sessizlik oldu. Kouame, Samilia’nın kendisine başka bir soru daha soracağını düşünüyordu, ama genç kız hiçbir şey sormadı. Soramıyordu. Donup kalmıştı.

“Beni adamlarına teslim etmen için bir kez bağırman yeter. İçinden nasıl geliyorsa öyle yap. Benim için hiç önemi yok. Yarın nasıl olsa ölmüş olacağım.” Samilia bağırmadı. Eskiden gördüğü adamı bir içinden türlü çıkaramadan, önünde yüzünü buruşturan insana bakıyordu.

 

 

Eskiden gördüğü adamı “İÇİNDEN BİR TÜRLÜ ÇIKARMADAN”, önünde yüzünü buruşturan insana bakıyordu. Yalnızca gözlerindeki bakış değişmemişti. Evet, ilk görüşmelerinde gözleri birleştiğinde karşılaştığı bakıştı bu. Kendisini çırılçıplak soyan bakış.

 

Bir kez daha kitaptan kesitlere ara verelim, bir tanıdık cümle daha: O yaralı adamı içinden bir türlü çıkaramamış!

 

 

“Ne istiyorsun?” diye sordu Samilia. “Ne istediğimi biliyorsun, Samilia. Bak bana. Ne istediğimi biliyorsun, değil mi?” Aslında, onun ne istediğini yeniden göz göze geldikleri anda anlamıştı Samilia. Kendisi için gelmişti. Kendisine sahip olmak için.

 

 

Onun ne istediğini anladı Samilia, istediğini verecekti. İçindeki arzu bir an olsun sönmemişti. Onu ilk kez gördüğü günden beri bir şeyler Kouame’ye boyun eğmeye zorluyordu Samilia’yı. Ama ilk gördüğü an Kouame’ye ait olduğunu anlamıştı. Elinde olmaksızın.

 

 

Birleşmelerine hiçbir zaman izin vermeyecek olan savaşa rağmen. Böyle yazılmıştı. Samilia yerinden kımıldamıyordu. Kouame yanma yaklaştı. Şimdi soluğunu göğsünde hissediyordu Samilia. “Yarın öleceğim. Şu an senin kokunu tanırsam bunun hiç de önemi yok.” Samilia gözlerini kapattı

Kouame ruhundaki savaş yaralarını temizledi. Son bir kez hayatın kokusuyla sarhoş oldu. Çadır, kucaklaşmalarının ağır kokusuyla kaplanıyordu Düşman kampından kaçmak ve kente ulaşmak için Kouame güneş doğmadan Samilia’nın yatağından çıktı. Samilia onun yüzünü okşadı. Okşamasına izin verdi genç adam. Yanağındaki bu el ona veda ediyordu. Samilia: “Git” diyordu Kouame’ye. “Git.”

 

 

Kral Tsongor’un Ölümü – Bölüm 6 : UNUTULAN KADIN

Bu kısımın dizide gerçekleşeceğini sanmıyorum ama yine de göz atalım mı?

 

 

“Seni dinliyorum” dedi Sango Kerim. “Samilia babasının kendisinden önce yaptığı şeyi yapsın. Kendini kendi elleriyle öldürsün. Barışı sağlamak için” dedi Kouame.

Sango Kerim sapsarı kesilmiş, ağzı bir karış açık kalmıştı. “Sen ne diyorsun?” diye sormaktan kendini alamadı. “Samilia hiç kimsenin olmayacak” diye yineledi Kouame, “Benim gibi bunu sen de biliyorsun. Ona sahip olmadım hepimiz öleceğiz. Samilia felaketin görünen yüzüdür.”

“Onu kolaylıkla mahkûm ettiğimi sanma. Karım olmasını bugünkü kadar hiç arzulamamıştım. Ama onun ölümüyle ordularımız savaşa son verecek, ölüp yok olmaktan kurtulacak.”  Kouame’nin yüzü kıpkırmızıydı. Söylediklerinin içini yaktığı görülüyordu. Atının üzerinde kıvranıyordu.

 

(Yamaç böyle yapmaz ama?)

 

 

“Havaya girme, Sango Kerim” diye devam etti Kouame. “Candan sevdiğin bu kadın kendisini bana sundu. Senin tarafını seçmiş olmasına rağmen, bir gece kendini bana teslim etti. Kendisi de söyleyebilir. Anlattıklarım doğru değil mi, Samilia?”

 

 

Buz gibi bir sessizlik oldu. Samilia sakin sakin duruyordu. “Doğru” diye yanıtladı. “Senin ırzına geçtim mi?” diye sordu Kouame yan çılgın bir halde. “Kimse benim ırzıma geçmedi, geçemez de!” diye yanıtladı Samilia.

Sango Kerim’in yüzü değişmişti. Öfkeden kaskatı kesilmişti. Ne kımıldayabiliyor ne de konuşabiliyordu. Kouame gitgide daha da coşarak sürdürdü konuşmasını. “Anlıyor musun, Sango Kerim? Hiçbir zaman ikimizden birine ait olmayacak. Yapılabilecek tek bir şey var.”

O zaman Sango Kerim atını Samilia’ya doğru çevirdi ve taş kesmiş savaşçılarının önünde ona seslendi. “Bunca zaman senin için savaştım” dedi. “Eskiden verdiğimiz söze sadık kalmak için. Bugünse kendini Kouame’ye sunduğunu, seviştiğini öğreniyorum.”

“Bu durumda evet, ben de onun tarafına geçiyorum ve ölmeni istiyorum.” Samilia ağır ağır peçesini çıkardı. Böylece savaşçılar uzun zamandır uğruna savaştıkları insanın yüzünü gördüler. Güzeldi. “Benim ölümümü istiyorsunuz” dedi. “Öyle olsun. Boğazımı kesin ve barışınızı imzalayın.”

 

 

“Eğer ikinizden birinin bunu yapacak cesareti yoksa adamlarınızdan biri ortaya çıksın ve şeflerinin yapmaya cesaret edemediği işi bitirsin. Tek başımayım. Beni çevreleyen binlerce adamın ortasında. Kaçmayacağım.”

“Ama hayır. Yerinizden kımıldamıyorsunuz. Hiçbir şey söylemiyorsunuz. İstediğiniz bu değil. Kendi kendimi öldürmemi istiyorsunuz. Ve karşımda durup bunu benden istemeye cesaret ediyorsunuz.”

 

 

“Ben hiçbir şey talep etmedim. Sonra ordularınızla babamın karşısına çıktınız. Savaş patladı. Hayır. Asla kendimi öldürmeyeceğim. Hayatı terk etmek istemiyorum. Bu hayat bana hiçbir şey sunmadı. Zengindim, kentim yerle bir oldu. Mutluydum, babamı ve kardeşimi toprağa verdim.”

“Kendimi Kouame’ye sundum. Evet. Bunu yaptımsa, o gece karşıma gelen adam zaten ölmüş biri olduğu için yaptım. Tıpkı bir ölünün şakaklarını okşar gibi seviştim onunla. Karanlıklar içinde ilerlerken yaşamın kokusunu mümkün olduğunca uzun duyabilsin diye seviştim onunla.”

 

 

“Buraya geliyor ve bunları tüm ordunun önünde açıklıyorsun, Kouame. Ama kendimi sana vermedim. Senin yenilmiş gölgene verdim. İkinizin de ölmemi istemeye cesaret eden ikinizin de tanrılar belasını versin. Babam Kral Tsongor’un laneti üzerinize olsun.”

 

 

“Samilia’nın size söylediklerini iyi duyun. Bıçağı asla kendi derime doğru çevirmeyeceğim. Eğer benim ölümümü görmek istiyorsanız beni kendiniz öldürün ve kirletin ellerinizi. Bugünden itibaren ben artık hiç kimseye ait değilim.”

 

 

“Senin de çocukluk anılarımızın da üzerine tükürüyorum, Sango Kerim. Senin de seni dünyaya getiren annenin de üzerine tükürüyorum Kouame. Savaşı bitirmek için sizlere bir başka çözüm sunuyorum. Bundan böyle artık kimsenin olmayacağım.”

“Saçlarımdan çekerek sürükleseniz bile beni herhangi birinizin yatağına sokamayacaksınız. Artık sizi savaşmaya zorlayan hiçbir şey kalmıyor. Çünkü bugünden sonra benim için dövüşmeyeceksiniz.”

Samilia, derin bir sessizliğin ortasında, kardeşlerine göz ucuyla bile bakmadan sırtını iki orduya çevirdi ve çekip gitti. Yalnızdı. Yanında hiçbir şey yoktu. Hayatını arkasında bırakıyordu…

 

 

Bunun öfkesiyle Sango Kerim ve Kouame son kez ordularıyla beraber savaşa giriştiler. Kouame’nin dostu Yaşlı Barnak önce Sango Kerim’i sonra ise Kouame’yi öldürdü. Savaş böylece bir hiç uğruna sona erdi.

 

Kitaptan alıntılar burada sonra eriyor.  Okudukça fark ediyoruz ki son olay hariç çoğu şey kitaptan uyarlanmış. Karakterler bile kitapla uyuşuyor.  Uyumlu olmayan son olayı Çukur’dan ayıran Kouame. Kouame Yamaç’la tek bir konuda benzerlik taşıyor. O da Samilia’ya olan aşkı. Onun dışında bir benzerliği yok. Zaten Yamaç bambaşka, Gökhan Horzum tarafından özgün yaratılmış bir karakter.

Efsun ile Samilia ise çok benziyor. Arık Böke şu an fiziksel olarak, dış görünüşüyle kitapla örtüşüyor. Kral Tsongor da birebir Baykal’ın kendisi. Oğulları da kitaptakilerle birebir kopya. Yukarıda bahsi geçmedi ama Tsongor’un kitapta 2 oğlu daha var. Sako ve Dagna. Bunlar babaları öldükten sonra taht kavgasına giriyorlar ve Dagna, Sako’yu öldürüyor. Sako yere düşmeden önce Dagna’yı yaralıyor. Ardından Dagna yolda yarasından dolayı ölüyor. Bildiğimiz Nazım ve Emrah’ın ölüm sahnesi. Tsongor’un stratejik zekâsı kitapta övgüyle bahsediliyor. Baykal da öyle biri. Tsongor için düşmanlarını en yakınına çekip onları kullandığı bahsediliyor. İşte size Baykal!

 

 

Sonuç olarak Kral Tsongor’un Ölümü adlı kitap Çukur senaryosu çok benzer. Zaten Efsun bize tanıtılırken babaannesinin elinde bu kitabı görüyoruz.

Gökhan Horzum 2.bölümden spoiler’i vermiş diyebilir miyiz? Yukarıda da belirttiğim gibi buradan çıkaracağımız sonuç Efsun ve Arık’ın arasında bir sır olabileceği mi?

 

Kitabın derinliklerinde siz de kaybolmak isterseniz; Kral Tsongor’un Ölümü yazarı  Laurent Gaude. Kitabı satın almak için linke tıklayınız.

 

Dizi ile ilgili diğer yazılara göz atmak isterseniz  İzledim / Çukur  kategorisini ziyaret edebilirsiniz…

 

Kral Tsongor'un Ölümü Çukur 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar

  • kreatinizm

    Emeğinize sağlık. Çukur dizisini ilk sezon itibariyle izledim ardından malum sahneye kadar 2.sezonu izlemiş bulunup bırakmıştım. 3.sezona ise 20.bölüm itibariyle başladım. Efsun ile Yamaç’ın kimyası dolayısıyla. Baştan sona izlemiş bulundum. Kalanları tamamladım yani. Yazıyı okurken gözümün önünden Yamaç’ın Efsun’un evine girip çıkmaları geçti 🙂 Senaristimiz her ne kadar karakterleri harcasa da böyle şeylerde çok ince davranıp nefret düzeyini en aza indirgiyor. Kitapla benzer gitmesi pek canımı sıkmadı. Güzel olacaksa, hoş bir şekilde seyir zevkini etkiliyorsa benim için problem yok. Hayal olarak yazdığı Nehir-Yamaç ilişkisini bozup böyle gereksiz üçgenlere sokmasaydı keşke diyorum. Nehir’in senaryosu da doldu. Yani katkısı yok artık, olacaksa da olsun. Eğer böyle duracaksa gerek yok çünkü Efsun ile Yamaç’ın ilişkisini etkiliyor sadece dizide barınmasıyla. Sevip sevmediğimden değil yani. Hayal olarak bıraksaydı çok güzel olurdu. Karakter ne amaçla dizide şuan hiçbir fikrim yok. Zaten karaktere güvenmemiş bile senaristimiz. Nehir karakterinin hikayede ‘kendi başına’ bir olayı yok. Karakterin hamileliğini bile 2. bir kişi ile sahnesi varken öğreniyoruz. Tek başına, kendine ait bir düşüncesini göremedik. 1 ay boyunca hamile bir karakter yazdı ancak karakterin bebek ile bağını yazmadı. Bebek ile bir bağını yazmadıysa ben de buradan o bebeğin doğmayacağını ve karakterin gidici olduğunu düşünürüm. Hoş, elinde bulunan Nehir severleri de göndermek istemiyor. Bu durumda da Nehir’i böyle tutarak sosyal medyadaki kaosları sıcak tutup, etkileşimi kırmayacak. Bu kısa vadede kâr edecek olsa da uzun vadede çok büyük zarar getirecek Çukur’a. Ya karakteri belli bir çizgiye oturtup, ana hikayede bir rol versin ya da öldürsün. Diğer türlü karakterin varlığı Yamaç’a da, dizinin sosyal medya kısmına da zarar. Yamaç karakterinin yapmasa bile “2 kadını idare ediyormuş” gibi gösterilmesine devam etmeye sebep olmasın bu iş.

    • balvin

      Merhaba, hoş geldiniz. Yorumunuz için teşekkürler.

      Bu konuda size kesinlikle katılıyorum. Nehir’in şuan dizide 25 bölümlük varlığını garipsiyorum. Ne için, hangi amaçla, hikayede ne gibi bir rol verilmek istendi hala çözebilmiş değilim ben de. Aynı örnek Akın Koçovalı’da da var. 15-20 bölüm boyunca Akın’ı hain gördük fakat şuan ilerleyen senaryoyla bağlantısı neydi bilemiyoruz. Yani 15 bölüm bu karakteri boşuna izlemiş gibi olduk. Ucu bir yere çıkmadı. Babası gelip bir kitap üzerinden bir yanlış anlaşılma olduğunu söyledi ve karakter 180 derece dönerek pişman oldu. Nehir de aynı şekilde öyle bir karakter. Sadece “uğursuz ve lanetli” olduğunu biliyoruz. Kolye hikayesinden bir şey beklememiştim zaten. O kolye, sadece yanlış anlaşılmaların devamı olsun diye yazılmış. Karakter Yamaç’ı umursamıyor ve feci derecede bencil. Üstüne umursamadığı, derdiyle ilgilenmediği bir adamdan kendi acılarını umursamasını, dinlemesini istiyor. Neden böyle bir karakter yazmak istemiş hiç çözemedim. Ayrıca sosyal medya yönetimi sırf fanların kaosundan etkileşim kazanmak için son günlerde de yaptığı paylaşımlarla “kitleyi sıcak tutma” çabasına girdiğini sanıyor dediğiniz gibi. Ancak bu tamamen yaratılan Yamaç karakterini iyice yerin dibine sokuyor, seyirci gözündeki karakteri alçaltıyor. Şuan ortada bir üçgen olmamasına rağmen varmış gibi gösterip, bazı seyircileri de umutlandırmak hoş değil. Zaten anket yaptıkları gün bu bataklığa girmişlerdi, o günden sonra da iyice sıvıyorlar.

      • Yazarın kolyeler ile bir derdi olabilir mi? 🤔 Gösteriyor ama detayını açıklamıyor.

    • Nehir’in hayal olarak kalması gerektiğini düşünen bir kişi daha 🎈Ahh Gökhan Horzum ahh…

      • kreatinizm

        Hadi biz yanıldık analiz yaptık tutmadı diyeceğim de hayal olarak yazmasa o sahnelerin açıklamasını nasıl yapacaktı ki hala yapamıyor. Fakat bir yerde de iyi oldu. Eğer Nehir hayal olsaydı bu sefer “Keşke hayal olmasaydı, bu kız daha iyiydi, en azından düşmanın kızıyla olmazdı” diye sesler yükselirdi. Bazen Nehir’i yazmasındaki amacı Efsun olarak görüyorum. Nehir’i çok bencil, umursamaz bir geçiş olarak yazıp Efsun’la sonradan yazarak Efsun’un önemine vurgu yapmak istemiş olabilir. Ayrıca Sena’dan sonra hemen Efsun’la olması da bu ilişkinin üstünde gölge olabilirdi. Yine direk Efsun’la olsaydı bu sefer Nehir’le keşke olsaydı diyecekler için bunu ortaya atmış olabilir. Nehir’den sonra insanlara bir ‘oh’ çektiririm düşüncesini kullandıysa bu mantıklı geliyor. Tabii bebeği katmasına gerek yoktu. Onun dışında hayal de değilse bir mantık bulamıyorum. Karakterin tek başına Çukur’a katkısı yok. Tek başına bir sahnesi bille yok. Karakterin dizide varolması için yanına bir karakter lazım oluyor.

  • Aboudiaby

    Efsun ve Yamaç sahnelerinin özenle yazıldığı aşikar diğer çiftlere göre bunu herkes kabul ediyor. Doğrusu da bu tarafsız bir gözle bakan bir insan Damla Sönmez ve Aras Bulutun kimyasının her çiftten önde olduğunu görür. Bunu görmeyen sadece kitlelelere bağlı fanlar artı ilk defa bir kadın oyuncunun fazla ödülü var diye eleştirildiğini görüyorum her oyuncuya oyunculuk eleştirisi yapılabilir ama arada tutarlı olmak lazım mesela bu sezon 3.sezon 10.bölümde Efsunun Yamaç ve Nehiri çatıda gördüğü sahnede çoğunluk Efsuna üzülmüştür aslında Nehire üzülmesi gerekiyordu ama fanları hariç kimse Nehire üzülmemiştir. Hazal Subaşı genç bir oyuncu ama her genç oyuncu da çok iyi oyuncu olacak değil genç oyunculara oyunculuk eleştirisi yapılınca fanlarının ama o genç ilk işi ilk başrolü falan demesinden çok sıkıldım mesela Aras Bulut Mete karakterine hayat verdiğinde 20 yaşındaydı ve ilk işiydi o zaman herkes anlamıştı Arasın çok büyük bir oyuncu olacağını Memo karakterinin deki oyunculuğuna gelmesinde tabii ki çok emek var ama o yetenek vardı. Damla Sönmezin Sibel karakterinde tabii ki çok büyük bir emek var ama Damla 21 yaşında Altın Portakal kazanmış Damla Sönmezden sonra ki yıl yardımcı kadını kazanan oyuncu koskoca 70 yaşında ki Ayşen Gruda. Damla Sönmez özellikle Sibel performasından sonra kendi jenarasyonun en yetenekli 3-4 kadın oyuncusundan biri olduğunu kanıtladı ama popülerlikte bir liste yapsanız Damla jenarasyonunun da ilk 20 ye bile giremez belki 20.olur.Bunun yüzünden Damlayı değil sistemi eleştirmek lazım

  • tawazaki

    selamlar… cukura bu sezon basladım. daha dogrusu kısa videolardan efsun ve yamaç çiftini izleyerek bağlandım. aylardır dizi yok ve o kadar teori geliyor ki sıkıntıdan hepsini de okuyorum. Şimdik bu kitabı görmüstüm ama anlam yuklememistim. meğer cukurda bunlar önemliymis yeni anladım. senarrist arkadas efsun ve yamacı az yazıyor ama öz yazıyor, bu kadar az sahnelerinin olmasına karsılık cok guzel etki bırakmaları hem oynayana hem yazanın başarısı. kral tsongorun ölümü kitabından da maşşallah cok guzel esinlenmiş veya kopyalamış mı ne diyelim bilemedim :)) sonuç olarak esinlense bile senaryoya iyi aktarmış ve keyifle izletiyor bana bunu onun icin bir problem yok. bu yazıyı okudukca efsun ile yamacın hangi hikayeden dogdugunu öğrenmis bulundum. tesekkurler hepinize.

  • tawazaki

    selamlar… cukura bu sezon basladım. daha dogrusu kısa videolardan efsun ve yamaç çiftini izleyerek bağlandım. aylardır dizi yok ve o kadar teori geliyor ki sıkıntıdan hepsini de okuyorum. Şimdik bu kitabı görmüstüm ama anlam yuklememistim. meğer cukurda bunlar önemliymis yeni anladım. senarrist arkadas efsun ve yamacı az yazıyor ama öz yazıyor, bu kadar az sahnelerinin olmasına karsılık cok guzel etki bırakmaları hem oynayana hem yazanın başarısı. kral tsongorun ölümü kitabından da maşşallah cok guzel esinlenmiş veya kopyalamış mı ne diyelim bilemedim :)) sonuç olarak esinlense bile senaryoya iyi aktarmış ve keyifle izletiyor bana bunu onun icin bir problem yok. bu yazıyı okudukca efsun ile yamacın hangi hikayeden dogdugunu öğrenmis bulundum. tesekkurler hepinize..

  • teletabi

    Kasım ayı gibi kitabı okumuştum. Sırf kral oidipus gibi bir örnek var diye kitabı bir kütüphaneden aldım. Okuduğumda pek anlam çıkaramadım. Ben de Souba’yı Yamaç zannetmiştim. Ancak alakası yokmuş. şimdi burada okuyunca benzediğini gördüm. cümle cümle kesitler okumak daha iyi oluyor. alttaki Çağatay-Arık fikrine pek katılmıyorum ben de. Efsun Yamaç Arık şeklinde tasarlanmış bu. fazla da bu senaryonun üstüne gidileceğini sanmıyorum. Arık ölecek nihayetinde. Yazı çok güzel olmuş ellerinize sağlık

  • incell

    https://twitter.com/Nighttyyyyy/status/1258830352216477697
    balvin?? :))) Kouame ve Sango Kerim için Çağatay ve Arık Böke diyolaaa :))
    sen ne diyorsun buna?

    • balvin

      Okudum şimdi :). Normal olarak baktığın zaman mantıklı duruyor. Yani mücevherler alması, altın sikke, laciverttaşı (lapis luzuli) vermesi vs. “Savaş ganimeti” iması falan bunlar mantıklı duruyor ama o mantığı yerle bir eden şeyler de var. Örnek olarak Samilia, Kouame’ye aşık fakat Efsun’un Çağatay’dan iğreniyor, nefret ediyor. Veya Samilia, Kouame’ye olan aşkından dolayı onunla sevişiyor. Yani Çağatay olması burada imkansızlaşıyor.

      Ayrıca Kouame ve Samilia’nın birbiriyle konuştukları sahneler bildiğin Yamaç-Efsun sahnelerinin kopyası 🙂

      Yazıdan da örnek verecek olursak :

      Ama geride Sango Kerim’i, Samilia’ya sahip olan Sango Kerim’i bırakmak düşüncesi onu dehşete düşürüyordu. Gelecekte onların birbirlerine sarıldıklarını düşündükçe midesi bulanıyordu. Savaşma arzusunu da yitirmişti. Daha beceriksizleşmişti.

      Bu bölüme hatırlayacağınız bir Yamaç Koçovalı repliği ile son verelim: “Seni başkasıyla düşünmek, bana ne hissettiriyor farkında mısın!?

      Veya “Kouame afallamıştı. Bu kadının konuşmasını dinliyor, onun sesini sevdiğini, konuşma biçimini sevdiğini, vahşi saptamasını sevdiğini şaşkınlık içinde keşfediyordu.” Yamaç işte bu 🙂

      • incell

        haklısın 🙂 fakat çağataya uyarlayınca da çok az benzerlikler var. ama yamaç olması daha makul duruyor. üstelik yamaçın olmadığı bir esinleme? biraz garip geliyor. kral oidipus da yamaç ile ilgiliydi. gokhan horzumun yamaç için ne kadar çaba gösterdiğini biliyoruz. şimdi kalkıp esinleme yapacak ama yamaçı burada kullanmayacak falan garip olur. üstelik kouame ve sango kerim arasında kan bağı yok. kouame başka bir ülkenin prensi deniliyor.

        • sevim

          Kouame eksinlikle Yamaç’tır. O tweet zorlama olmuş. İstersek herkesle bir benzerlk bulabiliriz. Samilia Kauame’ye aşık. Bundan daha fazla kanıta gerek yok. Gökhan Horzum repliklere kadar Kouame’yi Yamaç’a uyarlamış.

    • okudum ben de.. adam öyle bir esinlenmiş (!) her yere çekiliyor 🙂

      • incell

        güzel esinlenmiş ama. bir parça oraya bir parça buraya şeklinde. fakat balvin’in yaptıgı daha mantıklı geldi. yani repliklerine kadar aynı gidince üstelik arada da bir aşk olunca konum oraya çıkıyor.

  • hayalmeyal

    vallahi okuyunca sok gecirdim resmen.. aa bu bildiğimiz efsun yamac ya. arık böke,baykal beyimiz…. hepsi var hepsi… okurken ee yuh artık dedim. bu kadar da olmaz canım ya. bunu yakalayan ve paylaşanlara da tesekkurlerimi sunuyorum. disqus hesabı actım sırf bunun icin. altta videoda da gordugum kadarıyla repliğine kadar copy-paste.

    beklemezdim bu kadarını senaristten. gokhan horzum u uyarlama yapıyor diye elesitirirdm ama bu kadarını gorunce yerden yere vurasım geldi. fakat yine de kızamıyorum kendisine. aman şimdi bunları görüp değiştirmesin senaryoyu mazallah öyle huyları var 🙂 senaryo alıntı olsa da oyuncular da üzerine kata kata bu hikayeyi farklı boyuta taşıyor. arık böke çok meraklıyım onun hakkında.

    ben bi soru sormak istiyorum. kitap kac sayfa ve bu bahsedilen karakterler dısında birileri var mı? hikaye sadece bu üçlü üzerine mi kurulu? kral tsongorun karısı var mı kitapta? belki şifa hakkında bir seyler ogrenebiliriz oradan.

    • balvin

      Kitap 191 sayfa, bahsedilen karakterler dışında biri var mı derken diziyle eşleşen olarak kastediyorsanız Sako ve Danga karakterleri var Nazım ve Emrah ile eşleşiyor onun dışında yok. Hikaye sadece bu üçlü üzerine kurulu değil, kitap 2 hikaye üzerinden gidiyor. Biri savaş ve üçgen öbürü ise Souba’nın (en küçük kardeş) babasının vasiyetini gerçekleştirirken başından geçenler olarak ikiye ayrılıyor. İki hikaye eş zamanlı devam ediyor.

      Kral Tsongor’un karısı hakkında bir cümle dahi yok. Kral ölünce konuşmaya devam ediyor bu arada. Mezarında konuşuyor hizmetkarı Katabologna ile. Savaş çıkınca kahroluyor, savaş hakkında düşüncelerini söylüyor, kızı,oğulları hakkında. Yani ölüp gitmiyor.

      • hayalmeyal

        teşekkür eederim bilgi için^^

  • karakterlerden esinlenmesi (esinlenmekten biraz daha fazla ama) neyse de replikler bile kitaptan. Pes

    “Ne istediğimi biliyorsun, Samilia. Bak bana. Ne istediğimi biliyorsun, değil mi?”

    Bana Bak!

    https://twitter.com/_rwnx2/status/1250202399924465665

  • baiano

    kitap bildiğin kopya olmuş resmen… yani ilk sezondan beri esinlenmiş bundan o açık. sadece 3.sezonluk bir şey değil bu. Bahsettiğiniz üzere emrah ve nazım karakterlerinin ölümünü de aynı yazmış onu geçiyorum baykalı da böyle tasarlamış… acaba şuana kadar ki diğer karakterleri de böyle yarattı mı? izlenimi oluştu bende. 3.sezonu komple bu yönden ilerletiyor gibi. fakat şu kafama takılan bir sey. yani erdenetler bence planlı gibi durmuyordu. bu hikayeyi tasarlayacaktı evet başından belli bu. ama erdenetleri kullanamadan bir sekilde yapacaktı bence. cünkü derin bir iz göremedim. evet cagatay icin kabataslak bir sey vardı ortada ama tam değildi. eksik kalmıştı yani yolun ortasında planlamıştı onu öyle duruyordu. acaba erdenetler olmasaydı kafasında kurdugu plan neydi? onu çok merak ediyorum

    ben kitabı görmeden önce de arık böke’nin efsun’a karşı tamamen nazik, kibar ve saygılı davranacağını düşünüyordum. şimdi kitaba da bakınca doğrulandı bu durum. aralarında da sır varmıs. efsunun acaba nefret nedeni bu sırra bağlı olabilr mi:?? ayrıca efsun arık’a zarar vermek istemeyecektir benim şahsi görüşüm bu. kitapta da öyle zaten. yani cagataya duydugu nefreti duymaz ve onun kuyusunu fazla kazmaz gibi.

  • Bu kitap hangi ara gösterildi? Ben mi kacırdım anlamadım ki. senaristimiz yine uyarlamalara başlamış. valla bu dizide özgün bir şey bulursam dişimi kıracağım. yamaç dışında özgün bir şey kullanamıyor. Efsun’u kitaptan alıp yapıştırmış diziye. Arık Böke’nin yüzüksüz, nazarlıklı, koyu kumaş elbiseli tanımını da kullanmış. Erdenetleri böyle kullanacak galiba. Yani iki üç moğol esintisi koyup özgün bir karaktermiş gibi göstermeye çalışıyor ama cık yemezler.

    benim garibime giden kral tsongor denen şahsiyet neden boyle cabuk intihar etti. ver kızını birine öldür gitsin öbürünü tabii savaş çıkarrısa. belki başka açıklaması vardır şimdi atladım ben ama…

    son kısımdaki olay biraz degisik. yani aşık, tutkulu diyoruz ama bir adam aşık oldugu kadın icin öldürsün kendini demez. belki de aşk değil de takıntıdır bu kouame dediğimiz adamdaki. yamaç höt zöt yapıyor efsuna, arık böke ne yapacak merak ediyorum.

    arık böke karakteri müzikleriyle birlikte baya ses getirecek. bundan eminim. sadece efsun konusundan dolayı saldırmasın adam. yani karakteri de tam tanımıyoruz sert mi acımasız mı ki hayvan sevgisini gördük. çok açık değil.

    benim sorularım olacak kitap hakkında. mesela kitapta sango denen adamın abisi kardeşi var mı? yani cagatay falan geciyor mu? veya babası var mı? kitap burada efsunun gitmesiyle mi bitiyor?

    • balvin

      Kral Tsongor öyle hemen intihar etmiyor. Yanında bir hizmetkarı var Katabologna adında. Geçmişte Tsongor çok vahşi, kindar ve acımasız bir kralken Katabologna’nın bulunduğu bir köye saldırıyor ve oradaki herkesi öldürüyor. Şans eseri Katabologna hayatta kalıyor. Aylar sonra Katabologna, Kral’ın karşısına çıkıyor. Bir gün onu öldüreceğini söylüyor. Kral da onu öldürmüyor aksine bu günden sonra savaştan vazgeçtiğini insan öldürmeyeceğini söylüyor. Katabologna’ya yanımda hizmetkarım ol, sırdaşım ol, günü gelince beni öldürmene izin veriyorum diyor. İşte Sango Kerim geldiği gün de Katabologna, Kral’a onu öldüreceği günün geldiğini söylüyor. Katabologna hançeri çekiyor. Fakat öldüremiyor, çünkü yıllar geçtikçe onu sevmeye başlıyor. Kral da savaş çıkmasın, çıkarsa birini öldürmek zorunda kalacağım, ayrıca kızımın sevdiği adam ve çocukluk arkadaşlarından birinin canını alamam, zaten zamanında çok kötülük yaptım diyor, elinden hançeri alıp kendini öldürüyor.

      Kitap Samilia’nın gidişiyle bitmiyor. Souba vasiyeti gerçekleştirdikten sonra geri dönüyor ülkeye. Abilerinin öldüğünü, Sango ve Kouame’nin de öldüğünü görüyor. Üzülüyor ardından tahta geçiyor. Samilia’yı arıyor ve bulamıyor. Bir saray yapıp “Samilia’nın Sarayı” adını veriyor. Samilia belki duyar da geri döner diye. Burada bitiyor.

      Kitapta Sango Kerim’in ailesi yok yani geçmiyor. İki tane dostu var. Rassamilagh ve Bandiagara adında. Onlar da isim olarak var. Yani planlarını onlara anlatıyor vs. Altı boş karakterler kitapta bunlar.

  • dalavere

    Eylül ayından bu yana bu kitabın detaylı özetini arıyordum, nihayetinde buldum. emeği gecen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

    gökhan bey baya araklamış karakterleri. onu da geçiyorum sahneleri bile araklamış. yamaçın aşırı tavırlarını kitaptaki karakterde de görüyoruz. efsun konusuna gelince de efsunla benzer bir karakter. betimlemelere bakınca Efsun’u yazmış oldugunu görüyorz. arık böke bu kadar saplantı yapmaz bence. veya yapar mı merak içindeyim.

    şimdi çoğu kişi twitter gibi ortamlarda efsunun gücünden bahsediyor. işte cok güclü bir kadın, queen vs ben buna katılmıyorum. efsun aksine gücsüz bir kadın. sadece yamaca olan tavırlarına bakarak bu kadın güclü pas vermiyor, adamı kovuyor diyip güclü dersek komik olur. efsun gücsüz ama cok zeki bir kız. yani insanları kolay manipüle edebiliyor tabii bunu da kendisine biçilen el ve gözler sayesinde artı olarak babaannesinin yetiştirme tarzından kapmış. cagatayı kedi gibi oynattı. arık’a da bunu yapacak mı bilmiyorum. efsunun dediğim gibi bir saftirik tarafı var. her şeye çok çabuk inanıyor. karakter o yönden biraz garip geliyor bana. hem bu kadar zeki gibi yazılıp bu kadar kolay inanmasını çözemiyorum. veya yaşadığı duygulardan dolayı onu zayıflatıyor olabilir bu durum. zaten suoba+samila demişsiniz. souba böyle saf bir karakter miydi? yani zayıf mıydı? o zaman tamamen inanacağım karışım bir karakter yaptığına.

    dizi haziranda başlıyormus sete. 3 bölüm cekeceklermis sonra sezon finali. bu durumda arık böke 3 bölüme ölecek mi? yoksa 4.sezona mı sarkacak? ölecekse çok saçma olur.

    • balvin

      Souba, tamamen saf, hiçbir şeyden haberi olmayan, ailenin en küçüğü. Mesela vasiyeti gerçekleştirirken şehileri geziyor. Orada karşısına şehirlerin valileri, halktan insanlar çıkıyor. Oradaki konuşmalarında, hareketlerinde tamamen saf, temiz bir çocuk olarak anlatılıyor.

      Bence Arık Böke’nin bir saplantısı olmaz ama çok kibar davranacaktır Efsun’a. Kitapta da öyle. Kouame hırçın davranırken o Samilia ile kibar konuşuyor, ona çok değer veriyor, saygı gösteriyor. Dizide de böyle olacağını düşünüyorum.

  • baby fiesta

    oo yazı gelmiş… ellerinize sağlık. yorumlarda da bahsettiğiniz üzere baya bir benzerlik varmış kitapla. ben de internetten özetine baktım ama düşündüğümden bambaşka çok farklı bir kitapla karşılaştım şimdi. demek ki kitabı okumadan, özetine bakarak yorum yapmak yanlışmış. sanki gökhan horzum çukur için 3.sezon kitabı çıkarmış da okuyormuş gibiydi. bildiğimiz Baykal, bildiğimiz efsun, tek bir bölüm izlediğimiz arık bökeyi bile kitapta bulmuşuz. aman başka karakterler de çıkmasın sonra 🙂
    kitaba gelince son kısım yani son bölümdeki olayları okumasam çok güzel diyordum ama son kısmı baya rezaletmiş kitabın. dediğiniz gibi Kouame adlı karakter Yamaç ile sadece Efsuna olan aşkı ve tutkusu yönünden benziyor. onun dışında hiçbir benzerliği yok. zaten yazıda da geçtiği gibi gökhan horzumun kendi karakteri yamaç. ancak efsuna olan duygularını buradan ilhamla yola çıkarak yazmış. olaylar silsilesi böyle mi olur bilemedim yani arık ile yamaç sadece efsun üzerinden mi savaşır? orası kesin değil. ancak efsun yüzünden de aralarındaki kızışma yükselecektir.
    merak ettiğmden soruyorum kitap birebir benziyor lakin kitapta başka eşleşen karakterler var mı?

    • sevim

      Katılıyorum Yamaç’ın Efsun’a olan tutkusu Kouame’nin Samilia’ya hissetikleriyle çok benzerlik gösteriyor. Sezon finaliyle ilgili spoiler içerir nitelikte kitap. Buradan yola çıkarak belki Efsun’un savaştan kaçıp Yamaç’ı geride bırakacağını düşenebiliriz.

      • balvin

        Efsun’un sezon finalinde gideceğine inanıyorum ben. Çünkü Yamaç’a her yardımında “son kez, son defa” kelimelerini hep kullandı. Üstelik babaannesini arayıp “geleceğim oraya” demesi de boşuna yazılmadı bence.

    • balvin

      Kitapta başka eşleşen karakterler var. Dagna ve Sako adlı iki ağabey var. Bunlar Nazım ve Emrah’ı temsil ediyor. Bu iki kardeş, babaları ölünce taht kavgasına giriyor. Birbirlerini öldürüyorlar aynı Nazım-Emrah gibi. Küçük olan kardeş, büyük ağabeyi öldürüyor. Ağabey ölürken kardeşi yaralıyor. Yaralı olan da yolda ölüyor.

      Fazla sayıda karakter var kitapta. Katabologna, Yaşlı Barnak, Rassamilagh, Bandiagara, Tolorus vs. Onları tam eşleştiremedim. Senaryo ilerledikçe tekrar gözden geçiririm.

      Kitapta 5 ana karakter var. Samilia, Sango Kerim, Kouame, Tsongor ve Souba…

      Souba en küçük kardeş ve Prenses Samilia’nın da en sevdiği kardeşi. Aynı şekilde Souba’nın da en sevdiği kardeşi Samilia. Kral intihar etmeden önce oğluna vasiyet veriyor. Kral Tsongor’un çok büyük bir imparatorluğu var. Kral oğlundan 7 dikili mezar taşı dikmesini istiyor vasiyet olarak. Her dikili taşı farklı şehirlerde dikmesini istiyor. Oğlu bu vasiyet yolunda babasının çirkin ve karanlık yüzünü keşfediyor. Ancak eninde sonunda vasiyeti gerçekleştiriyor.

      Şimdi ben kitabı ilk gördüğümde biraz şaşırmıştım. Daha 2.bölüm ortada fol yok yumurta yok. Kitabı da en son 2 yıl önce okuduğum için konuyu hatırladım biraz ve Souba’yı Yamaç sanmıştım. Babasını öldürmüştü daha sonra babasının geçmişini detaylı öğrenecek sandım. Daha sonra olmayınca kitap Makbule’nin önünde diye Souba erkek olmasına rağmen Efsun diye düşündüm. Çünkü başlarda Efsun bu yoldaydı. Yani babasının kirli yüzünü öğrenecek, taraf değiştirecek ve Yamaç’la aşk yaşayacak diye düşünmüştüm. Daha sonra kitabı karantinada okuma fırsatı buldum ve okuduğumda Samilia’nın birebir Efsun olduğunu gördüm. Okudukça gözümün önünde Efsun-Yamaç sahneleri geçti. Arık Böke’nin tanımı da yakalayınca tamam dedim bu hikaye kesin böyle.

      Belki Souba adlı kardeş 4.sezonda ortaya çıkar çıkmaz orasını bilemiyorum. Ancak çıkacağını sanmıyorum. Makbule’nin “soyum kurudu” sözlerinin üstüne bunun gerçekleşeceğine ihtimal vermiyorum. Bence Gökhan Horzum Efsun’u tasarlarken Souba+Samilia yoluna girmiş. İşte burada kitap biraz ayrılıyor. Çünkü Souba ne olursa olsun, babasının ne kadar kötü bir adam olduğunu öğrenirse öğrensin o vasiyeti gerçekleştiriyor. Efsun burada kesin Samilia, birebir kopya yani şu konuda Samilia’dan farklı diyemem bile tamamen aynı ama Souba tarafı da var işte. O tarafı biraz kestiremiyorum.

  • elzem

    Twitter kullanmayanlar için nimet oldu, yazı için balvin teşekkürler. Yazıyı buraya taşıdığınız için Aslı Hanım size de teşekkürler. Okurken çok keyif aldım. senaristimiz baya araklamış mı yoksa esinlenmiş mi artık doğru kelime neyse kitapla benzer gitmiş. Yani yazıda fotoğraflar olmasa dahi okuduğumuz zaman direk kimin hangi karakter olduğunu anlayabiliyoruz. Efsun ve Arık karakterlerini yaratırken direk burayı kullanmış, dış görünüşlerine kadar.

    Dizi zaten genel itibariyle sahneleriyle olsun fazla alıntı sahnelerle sürüyor. hatta bu iş dizi müziğine kadar uzanmış. Rizetin yazısının altında vardı bir yorum. nehir-yamaç müziği bildiğin başka bir filmden kopyalanmış. senaryosu bile aynı. nehirin intiharına sinyal vardı galiba orada. Zaten dizinin ana konusu godfather üzerine kurulmuş.

    Arık Böke beni ilk gelişiyle heyecanlandırmıştı. Şimdi bunu okuyunca daha da çok heyecanlandırdı. Bakalım, görelim…

  • sevim

    Şahane bir derleme olmuş. Ellerine sağlık. Yamaç efsun aşkının başından beri tasarlandığının en büyük kanıtı. Ayrıca Arık ve Efsun geçmişini çok merak ediyorum.

    • balvin

      Merhaba, yorumun için teşekkürler.

      Efsun ve Arık’ın arasında bir sır olduğu kitapta geçiyor. Bize nasıl sunulacak bilemiyorum. Dizide nasıl anlatacaklar bu geçmişi, ben de merak ediyorum açıkçası. Efsun ile aralarının iyi olduğu kesin gibi duruyor buradan bakınca.

      • sevim

        Yorumlamanı çok beğendim. Kitapta sır hakkında bir bilgi var mıydı?

        • balvin

          Hayır yoktu. Yani Samilia, ne zaman Sango Kerim hakkında bahsetse bir sırdan söz ediyor. 3-4 kere bunu dile getiriyor. Ancak kitapta sır diye vurgulanan aslında ikisinin geçmişteki bağını netleştirmek için. Gökhan Horzum da bunu kullanmak istiyor herhalde. Aralarında bir sır olur mu onun kesinliği yok. Fakat çoğu spoiler sayfası dediğim gibi bir sırrın olacağından bahsediyor.

  • incell

    Balvin, ellerine sağlık. Bunları kitap içinden bulup hazırlaman, Asl’nın da bizimle buluşturması sebebiyle teşekkür ediyorum size. Kitap bize 3.Sezon 2.Bölüm’de gösterilmişti. Ben bi esinleme bekliyordum ama bu kadarını değil. Yani geçen sezon Kral Oidipus gösterilmişti, sadece kitaptan Yamaç’ın babasını öldüreceğini öğrenmiştik ve sezon finalinin kapanışını kitapta geçen dizelerle bitirmişlerdi.

    Bu kitaba bakınca Gökhan Hoca’dan bu kadar da uyarlama beklemiyordum. Yani fiziksel olarak da esinlenmiş karakterlerden. Olay örgüleri de benziyor. Yamaç ile Efsun arasındaki etkileşimi de kullanmış. Spoiler sayfalarında da bahsedildiği üzere Arık ile Efsun’un arasında bir sır olacağı söyleniyordu. Kitaba da bakınca doğrulanıyor bu durum.

    Umarım Arık Böke kolay harcanmaz, iz bırakarak ayrılır. Kitapta çocukluk arkadaşı denmiş. O vakit aileler birbirini tanıyordu. Cengiz Erdenet-Baykal tanışıklığı var mıydı acaba?

    • sevim

      Erdenet ve Kent aileleri aile dostları. Geçmişten gelen bir tanışıklıkları olduğu Çağatay’ın Makbule’yi ziyaretinde verildi.

  • Sevgili Balvin, inanılmaz keyifle ekledim. Emeğine sağlık ^^

    • balvin

      Rica ederim ^^