ÇUKUR – Dudaklarında Soluklanayım

“İtten aç, yılandan çıplak /  Vurgun ve bela / Gelip durmuşsam oy kapına / Var mi ki, var mı ki doymazlığım? / İlle de ille sevmelerim / Sevmelerim gibisi / Oturmuş yazıcılar / Fermanım yazar / Etme gel, gel / Ay karanlık.”

 

 
   
 

Cem Karaca’yı severim. Ama bölüm ertesi bir tam gün bu parçayı dinleyecek kadar değil. Ne yaptın bana EfYam…  (Sizde dinlemek isterseniz tıklayın)

(For my foreign followers, please go to select language section for google translate. On the top right side of the screen for desktop, the last line on the hamburger menu bar for mobile)

 

Bölüm yazısı fazla dozda EfYam içerir, okumaya başlamadan önce uyarayım. Böyle planlamamıştım ama ekrandaki beyaz sayfalar doldukça bir baktım ne Kahraman var ne Karaca ile Azer ne de bölümün yıldızı Burak Dakak. Ancak yazının sonunda kısacık yer verebildim, affola…

 

Sayalım bakalım Efsun Yamaç’ın hayatını kaç kere kurtardı?

  1. Makbule onu bıçakladığında
  2. Azeri le kavgasında Azer’in adamlarından
  3. Ateşli silahla yaralandığında

Ve 4…

 

 

İzlediğimiz üçlüye bir tane de Cumali’nin kurşunlarından çıkan yaraların Cengiz Erdenet’in ona özel kurduğu sağlık merkezi ortamında iyileşmesi eklendi. Nasıl masaldaki asker Şifa’ya “beni iyileştiren senin şifalı ellerin.” dediyse Yamaç da Efsun’a “Bir daha vurulursam beni kimin iyileştireceğini biliyorum artık.” demişti. Dediği gibi de oldu. Bir kez da iyileştirdi onu Efsun, dolaylı da olsa…  Her şeyi geride bırakıp giderken Baba Erdenet’in teklifini kabul etmesi Yamaç’ın ondan uzak da olsa sadece nefes almasının bile ona yeteceğinin göstergesi değil mi?

Yamaç Efsun’un hareket bile etmesini istemezken; bölüm sonu geldikleri duruma bak. Üzdü!

 

 

Fandom içinde rastlamış olmam gerekir, hatırımda kalmış; Yamaç’ın Efsun’un yanında hep kedi gibi olduğuna dair. İzleyemediğimiz (!) masal sahnesinde tam da böyleydi işte. Yine savunmasız, yine uzaklaşıp onu daha da savunmasız bırakmasın diye sımsıkı sarılarak… Bu sahnelerde Yamaç bir gemi, Efsun ise fırtınalı denizde sığınabileceği bir liman sanki…

Efsun’un masalını da izlemek isterdim sevgili senarist.  Neden gelecek bölümlere ışık tutacak, üzerine kafa yoracağımız cümleler eklemedin sahneye?

 

 

Ve o günün sabahı… Belki hayal kırıklığının resmini çizemem ama fotoğrafını yazıya ekleyebilirim.

 

 

Yamaç’ın hayal kırıklığı ertesinde Efsun’a dokunmamak için mücadele edişi de dikkatimizden kaçmamış olmalı. Çünkü bazen tek bir dokunuşla tüm kırıklar eski halini almıyor mu?

 

 

Efsun Yamaç’ı hem bizim hem de onun tahmin edebileceğinden çok daha sevdi. Yamaç için -hayatta kalması için- hep doğru olan yolu seçti; hem de hayatını, değerlerini riske atarak. Peki bütün bunları Yamaç bilecek mi? Muhtemelen asla…

Bölüm özelinde; Cengiz Erdenet ile ittifak kurması, Nehir’e yaklaşımı, Nehir ve bebek konusunda engel olması için Yamaç’ı bulmaya çalışması, büyükannesi Makbule’ye karşı açık sözlü oluşu tam sevdiğim Efsun gibiydi.

Nehir Efsun’u Yamaç’a takmış olmakla itham etti. Şaka olmalı. Bir rüyanın peşinden takılıp giden, adamın büyük acısında bile onun dibinde biten ve acısına ortak olamayan, istenmeyen bir bebeğe hamile kalınca adamı ‘sen yoksan bebek de yok’ diyerek tehdit eden, ‘ben sana razıyım’ mottosu ile eve yerleşen Nehir’den duymak pek komik oldu…

Üstelik Ben yaşarım bu yarayla, ama sen… Sırtına sapladığı ilk bıçakla ölürsün.” tespitinde de hatalıydı. Efsun’un Yamaç’ı ölesiye severken ardında bırakıp gidebilecek güçte olduğunu görmedik mi?  Ama yorum yapmamayı tercih etti Efsun. Üstelik henüz sözle dile gelmemiş olsa bile Nehir’in “Seni seviyor mu?” sorusuna da çok rahat yanıt verebilirdi. (Zaten dört gözle de beklenilen cümleler serzenişle de olsa çıktı Yamaç’ın ağzından^^)

 

 

Aşk itirafına bakar mısınız?

“Ben sana güvendim ya… Sana geldim. O kadar yalnız kaldım ki bir tek sana geldim. Ama sen oyun oynadın benimle; masallarınla, gözlerinle ama ben (bip) kafama (bip), sana yanan kafama (bip) ne olacaktı ki zaten onları seçecektin”

 

Çok güzel be senarist! Sevdim, çok sevdim…

 

 

Yamaç’a göre ailesi bile onu yüzüstü bırakmışken Efsun mı bırakmayacaktı… Yamaç Efsun’un seçiminin ondan yana olmayacağından bu kadar eminken aksine Efsun Yamaç’ın düşündüğünün tam aksi olarak ona zarar gelmemesi için ailesinden hayatta kalan (Şifa yaşıyor olamaz değil mi?) tek ferdi karşısına alabilecek, hatta ölümle tehdit edebilecek bir kadın.

Yamaç “Bana o listede yer yok Efsun. Uzak dur benden.” dediğine o kadar çok pişman olacak ki…

Yamaç’ın Efsun dışında herkesi dinlediğini, empati kurarak anlamaya çalıştığını fark ettiniz mi? Bu yöntemi bir tek Efsun da kullanmıyor. ‘Alır ceketimi çıkar giderim’ modu! Yine dönüp dolaşıp ‘sevdiğinden daha çok sevildiğini bir bilse’ diyoruz…

 

 

Peki, Yamaç’ın Efsun’un kalbindeki yerini öğrendiği ana ışınlanabilir miyiz?  Ama ne kadar üzülsek de birbirlerini deli gibi severken yanlış anlaşmalar, söylenmeyenler yüzünden ayrı kalmalılar ki aralarındaki bu kayıp zamanı telafi edebilsinler ^^ Hem haftada 2 saat nasıl dolacak değil mi? Tüm içtenliğimle söylüyorum ki Yamaç’ın Efsun’un cesaretini, fedakarlıklarını bir gün öğrenmesini mutlaka isterim.

 

 

Nehir’in bebeği aldırdığını düşünmek istemiyorum ama o bebeği sevdiği adamla bir bağ kurmak, onu yanında tutabilmek için bir araç olarak gördüğünü de düşündüğüm için bu bağın kurulamayacağına inandığı noktada bebeğin varlığına da rahatlıkla son verebilir. Nehir’in bir çocuğa annelik yapabilecek yetisi yok ne yazık ki…

“Kızım biz seninle tımarhanede tanıştık! Tımarhanede! Benimle sağlıklı bir ilişki kurabileceğini düşünmüş olamazsın!”

Ama düşündü. Yamaç’ın Nehir’e söylediklerinin doğruluk payını izledikçe daha hak verdik. Yanılıyor muyum?

“Ayak bağı olacak hiçbir şey kalmadı. Ne ben ne o …”

Nehir bir rüyaya inandı, kalben inanmak istedi. Yamaç olmadan da sırf şeklen bile güzel bir rüya idi ama bitti: “Ama yine de teşekkürler, hiç değilse bu saatten sonra rüyalara inanmamak gerektiğini öğrettin bana”

 

 

Bu fotoğraf acısından öptüğün kadına yeni bir acı daha eklediğinin kanıtı Yamaç Koçovalı! Demek ki neymiş, alkol sağlığa (hem ruh hem de beden) zararlıymış!

 

Bir konuya açıklık getirmek lazım; Yamaç Efsun ile Nehir’in hamile olduğunu bildiği halde birlikte oldu ama bu bir aldatma mı? Bence değil.  (Başıma gelmesini istemem, o ayrı!)  Seni sevmediğini bildiğin, bilmekten öte emin olduğun adamın evine sırf ona yakın olabilmek için gidiyorsun ama adam başkasına aşık ise bu aldatmak mı oluyor? Oysaki Yamaç’ın Nehir’i Koçovalı evine getirmesinin nedeni Nehir’e duyduğu güvensizlik nedeni ile bebeğini korumak istemesiydi. Aralarında kurulmuş bir bağ yoktu. Bu durumda Yamaç’ın tek hatası, Efsun’a olan açık sözlülüğünü Nehir’e göstermemesidir. Net!

 

 

Nehir’e dair bölümde en sevdiğim Sultan’a çıkışı oldu. Sena’dan sonra özlenen hareketler bunlar ^^ En sevdiğim ama tek sevdiğim değil; Nehir’in VarYam’ın güzelliğini bozmadan seyretmesine de alkış. (Nehir karakteri için – bu karakteri içi boş hale getirenler utansın)

 

 

 

Peki diyelim ki bir bebek gitti (?); bir diğer bebek mi geliyor? Efsun hamile mi?

Efsun bölüm başında bir sahnede eli ilaca gittiğinde duraklamasından ‘acaba?’ demiştim ama babaanneye haddini bildirirken “Eğer Yamaç’ın kılına zarar gelirse, o değil ben öldürürüm seni ellerimle… Yamaç’tan uzak duracaksın, anladın mı beni. Ayrıca, Yamaç artık sadece benim sevdiğim adam değil, senin ailenin de bir parçası”  demesi boşuna değil ^^

 

 

Çukur’dan Yamaç’a kalan tek güzel şey Salih. Bu güzelliğe bir kez da Yamaç’ın vedasını yakalamak için çabalamasında gördük. Ardından telefonla yoklaması, yalnız bırakmaması da dikkatimden kaçmadı tabii…

 

 

Salih ve Yamaç’ın sahildeki dertleşmesi ne kadar güzeldi. “Güzel bi’şey değil mi, insanın çocuğunun olması” dediği sahnede Salih’in inanılmaz içten “güzel” demesi ‘sanki sahnede Salih yoktu da yakın zamanda baba olan Erkan Kolçak Köstendil vardı’ hissi verdi bana. Nasıl da yüzünde güller açtı. Dizi analizinde özel hayata girmek olmaz ama sormak istiyorum: “Çevrenizde yakın zamanda baba olan Erkan Kolçak Köstendil, Necip Memili gibi set dışı özel hayatta da görüştüğünüz arkadaşlarınız olduğu için genç yaşta baba olma konusunda etkileniyor olabilir misiniz acaba Aras Bulut Beycim?”  (Bu arada Erkan Kolçak Köstendil ile Necip Memili’nin kızını gıyaplarında beşik kertmesi yaptığım kayıtlara geçsin^^)

 

Diziye dönersek; Salih minicik müştemilatta bir hayat kursun kendine, onun evine -nasıl oluyor, kimdeydi tapular? – Arık Böke yerleşsin. Olur şey değil!  Ama Arık’ın mahallede olması eğlenceli olacaktır. Arık’ı sevdim, bakalım mahalle kültürüne ayak uydurabilecek mi? Yakın zamanda merak ettiğim konulardan biri de Efsun ile hasret gidermesi. Acaba büyün yaz üzerine konuştuğumuz Efsun’un Arık ile bir sırrı olması teorisi gerçekleşecek mi?

 

 

Bu bölüm aksiyonsuzdu ama Arık’ın tuzağa düştü sahne çok güzel kurgulanmıştı. Bu işin arkasında gizemli adam var belli. Peki Gizemli Adam Kim?  Ankete katıldınız mı?

ÇUKUR – GİZEMLİ ADAM KİM?

 

 

Bölümde bir ayrılık (daha kelimesini kullanamadım, malum Nehir hala hikayemizde mi değil mi belli değil.) yaşandı. Mahsun bir kez daha veda etti Çukur’a.  Ama bu kez (sözde) ölüm ile değildi bu veda. Hem belli mi olur, gün olur Yamaç’ın desteğe ihtiyacı olur, toplar Karakuzular’ı gelir. Ölünce diriltmek zor oluyor ^^  Resmi hesabın ‘Sen Kuzular’a sahip çıktın ve kendi evinizi, kendi Çukur’unuzu kurmak için bir yola çıktın. Kapımız sana hep açık Mahsun. Yine bekleriz. demesi de manidar…

Veda sahnesinde bir güzellik vardı belirtmeden geçemeyeceğim; bilinmezliğe yolculuğa annesi de ‘evet’ dedi.  Mahsun‘un annesi 30 yılı aşkın zaman görmediği, bilmediği, babasının katili oğlunu affetti ama ya Sultan Hanım? Bu nedenle Mahsun annesinin anneliği > Sultan Hanım’ın anneliği. Hatta düşündüm de;  Tüm annelerin anneliği > Sultan Hanım’ın anneliği…

Berkay Ateş’e en tatlı vedayı ekip arkadaşı Damla Sönmez, birlikte bir sahne yazmayan senariste selam göndererek yaptı. Haklıydı da…  İki başarılı oyuncu yazılan en basit sahnede bile çıtayı öyle yükseltir ki…

 

 

Mustafa Üstündağ’I özlemişim. Akın ile sahnesi inanılmaz güzeldi. Azer ile olan sahnesi ‘madem bölüm kaşesini ödüyoruz, bari sahne yazalım’ hissi uyandırsa da her şartta izlemek keyifli.

 

 

Kahraman sahnesinin yanı sıra Akın’ın sürekli tespih sesi duyması, dede – tespih bağlantısı ile suçluluk duygusu ve çektiği vicdan azabı çok güzel işlenmişti.

Akın: Amca gitme.

Yamaç: Ben şimdi gideceğim ama geldiğimde sen burada olmayacaksın.

 

Yazardan spoilerı da aldık.

 

 

Burak Dakak bu bölümde oyunculuk dersi verdi. Senarist erkan karşısında izleyip ‘neden ben bu karaktere daha çok sahne yazmadım’ diye hayıflanmıştır umarım.  Nefesinin kesildiği her sahnede ekran karşısında ben de zorlandım nefes almaya…

 

Ve kaderde Azer Kurtuluş için üzülmek de varmış.

 

 

Evcilik oynama hızında ilerliyor AzKar hikayesi. Azer Kurtuluş’un vedası böyle olmamalıydı. Yine de emeklerine sağlık, yolun açık olsun Cihangir Ceylan ^^ Azer’in ayrılmasından çok Fadik Ana ile ayrılacağımıza üzülürüm ben, Nur Sürer izlemek büyük keyifti.

 

 

 

Karaca’nın her zaman ona karşı sevgilerini sorguladığı ailesi için sevdiği adamın canını alması bana saçma geliyor. Azer’in İdris Koçovalı’nın katili olduğunu Sultan Hanım bile biliyorsa neden şimdiye kadar almadılar canını? Hem bakalım İdris Koçovalı’nın ölümünde torunu Akın’ın da payı olduğunu öğrendiğinde ne yapacak Sultan Hanım? Bu kez Akın’ın canını almak için kime silah hediye edecek?

 

 

 

Yazıda tweetlerini alıntıladığım  Fatima. , flakka   , aklıselimh.  ve nil.e verdikleri renk için teşekkürler…

 

4.sezonda da bölüm yazıları altındaki yorumlarda buluşmak üzere. Tüm yazılar bu linkte:  Çukur Bölüm Yazıları

 

 

 

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar