İzledim

BABA – Sevinç ve Keder Hep Yan Yana

Düğün telaşı yaşadığımız Baba 11. bölüm reytinglerine göre Total’de 3,61 reyting ile 5., AB’de 4,31 reyting ve ABC1’de 4,66 reyting ile 3. oldu. Reytinglerde düşüş olsa da sıralamada yükselme var. Bölüm yorumu Gözde‘den… Keyifli okumalar ^^

Geçtiğimiz haftaki yazıda başlık seçerken Büşra’nın Kadir’e söylediği “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” cümlesinden ilham almıştım. Gerçekten de Büşra’nın hisleri doğru çıktı ve pek çok şeyi kökünden değiştirecek olaylara tanık olduk. Benim bölümdeki şikayetim akışın fazla hızlı olmasıydı ve özellikle ilk yarıda bazı sahnelerin çok hızlı değişmesiydi. Yoksa dizi hala “Kendilerine kalan miras ile İstanbul’a gelip dağılan aile.” ekseninden kaymış değil. Yani ana konu hala yerli yerinde duruyor, sadece ilk bölümlerde çok yavaş ilerliyorken senaristimiz birden fazla gaza bastı.

 

 

Geçtiğimiz bölümü Sedez Süt Fabrikası’ndaki patlamayla noktalamıştık. Elif, Kadir ve yanlarındaki güvenlikçinin ciddi bir yara bile almamaları sevindirici oldu, şahsen bölümün yarısında hastanede yatan başrol sevmem. Ancak gösterilen patlama oldukça büyükken işçilerin en fazla ağır yaralanması da saçma oldu, fabrikanın duvarı bile yıkılacak ama kimse ölmeyecek öyle mi? Kadir’in kendinden önce işçileri düşünmesi tam onluk bir hareketti. Elif gibi önce ben diyen bir kadının olay yerinden uzaklaşmak istememesiyse Elif’in olumlu değişimi açısından hoşuma gitti. Bunun tabii ki Kadir’in işçilere yardım edişini seyrederken ona hayranlık duymasıyla falan ilgisi yok, bu tamamen Elif’in hayata bakışının değişmesiyle ilgili. Zaten öyle olmasaydı Ferit’in bu gözdağı karşısında tekrar onun safına da geçer, sadece kendini önemserdi. Ferit’in bölüm boyunca süren tehditlerine de boyun eğer, yeniden Ferit’in Ornaz’daki kayyumu / yöneticisi olmaya devam ederdi. Ancak o Kadir’i, onun ailesini, o şirkette çalışan insanları da düşünüyor artık.

 

Firuz: “Benden sana naçizane bir tavsiye. Ailene iyi bak Kadir ağa. Ailene çok iyi bak. Ailene gözün gibi bak. Neden dersen, sen düşmanı dışarıda arıyorsun, arama.”

Kadir: “Ben böyle manalı sözleri anlamıyorum. Bir şey diyeceksen açıkça söyle.”

Firuz: “Yani şunu diyorum. Sen dostunu seçerken iyi seç, düşmanı anan bile doğurur. Sen şimdi biraz düşünedur bunları bu Firuz ağa ne demek istedi diye…”

 

Kadir hemen soluğu Firuz’un yanında alacağı belliydi. Bu beklendik sahnenin önemli noktası Firuz’un Kadir’e üstü kapalı Servet hakkındaki uyarısıydı. Aslen söyledikleri doğru olsa da artık Kadir’in karşı cephesinde, Ferit ve Servet ile iş birliği içindeki birinin bu uyarıyı yapması çok saçma değil mi? Herhalde Kadir ona parasını kurtarması ve daha fazlasını kazanmasının yolunu açtığı için iyilik yapası tuttu. Aynı şekilde Ferit’in de Elif’e şirketin başına Servet’in geçeceğini söylemesi saçmalığın dibiydi. Sanki Elif bunu Kadir’e söylemeyecek. Neden adamın arkasından gizli bir iş yapıyorken kulağına kar suyu kaçırasınız ki? Bu olsa olsa Kadir’in kulağına kar suyu kaçtığı halde Servet’in kasadaki şirket hisselerini niye aradığını önemsemediğini, hatta gidip evin kasasına koyduğunu, Ceyhun’a anahtar vermenin yeterli olduğunu sanmasını yani tedbirsiz davrandığını ve düpedüz aptalca davrandığını bize gösterme amaçlı olur. Eğer Kadir, o hisselerin hamiline olduğunu ve Servet’in onları üzerine kayıt ettirip her şeyin üzerine konmaya çalıştığını biliyor ve ona büyük bir oyun kurduysa o zaman laflarımı yutup ona aferin derim. Babasından, sağdan solan gelen bilgileri, Servet’in yüzüne yüzüne söylediklerini birleştirip kafayı çalıştırmış derim. Ama şirket yönetmekte, oyunu bu dünyanın kurallarına göre oynamakta ne kadar yetkin olamadığını düşününce Kadir aptallık yapmışsa da hiç şaşırmayacağım.

 

Tüm bu olumsuzluğun tek güzel yanı Elif ile Kadir’in birlikte daha fazla zaman geçirip yakınlaşması, birazcık durup kendi için nefes alması. Kadir artık biraz da kendi için yaşamalı. Elif Kadir’e o kadar iyi geliyor, onu o kadar rahatlatıyor ki Kadir onun yanında kendini güvende hissedip huzurla uyuyabiliyor. Ben yan yana şezlonglara uzatıp sohbet etmelerini, ardından Elif’in yanında uyuyakalabilmesinde Kadir’in karakterine ters bir şey görmedim. Sonuçta Elif ile yan yana uyuduğunun farkında bile değildi. Ha farkında olsa, hatta üzerine birliktelik yaşasalar o zaman Kadir de değişti derim. Emin’e söylediklerinin bir anlamı kalmadı derim. Lakin insanlar değişebilir, bunu da yadırgamam. Kadir, Elif’in yanında uyanmış olmaktan hiçbir rahatsızlık duymadığına, aksine bu çok normalmiş gibi davrandığına göre Kadir de ona karşı bir şeyler hissediyor diyebiliriz. Yoksa yüzünden ufak da bir pişmanlık görürdük. Koştur koştur uzaklaşmaya çalışırdı oradan. Elif zaten abayı yakmış, adamı uyurken seyretmesinden belli. ^^ Yalnız bu bölümde KadEl için Büşra’nın düğününde dans edeceklerine dair beklentim vardı, yıkıldım. ^^

 

Baba dizisi Ferit Karaçam öldü mü?

Ferit Karaçam’ı bağlı olduğu tekerli sandalyeyi havuza iterek onu öldüren şu an Kadir gibi görünse de hepimiz bunu onun yapmadığını, aksine dışarı çıktığında onu havuzda görüp kurtarmak istediğini çok iyi biliyoruz. O kişinin Servet veya Firuz ile iş birliği olabilir. Başta bende Ferit’i öldürmek için yeterli motivasyonu olduğundan dolayı onu suya itenin Ahmet olduğunu düşünmüştüm ancak gördüğümüz el bir kadın eline benziyor. Ahmet manikür yaptırmıştı ancak Firuz onu dövdüğü için ellerinde yaralar oluşmuştu. Bu elde yara falan yoktu. Ayrıca Ahmet yapmış olsaydı senaristler bunu gizemli bir hale getirmezlerdi. Aklıma gelen ilk isim Ferit’in tehditlerine maruz kalan Elif. Ancak Elif çok sevdiği Büşra’nın kayınpederine bunu yapar mı? Böyle olursa KadEl ilişkisi de imkansızlaşır. Bir de Elif’in elinde dövme var diye biliyorum. Diğer adayım da babasının isteğiyle bunu yapabilecek Kübra. Münevver Servet’e iyi bir baba olmadığını gerekçeleriyle açıkladığı halde hala gelip babasını teselli eden Kübra pekala babacığı için bunu yapmış olabilir. Üçüncü ihtimal ise bizi çok şaşırtacak biri olabilir. Olay çok kısa sürede gerçekleştiği için Ferit’in orada yalnız bırakılması konusunaysa takılmamayı tercih ediyorum. İlhan ile konuştuklarında yalnızlardı ve İlhan yanından ayrılıp gelin odasına döndüğünde olay gerçekleşti. Korumalar zaten İlhan geldiğinde de orada değillerdi, Ferit’in yanında Vedat vardı o da salona dönmüş diğer işlerle ilgileniyordu.

 

 

Kadir’in Firuz ile Servet’in lafıyla nezarete atılması çok sinir bozucu ancak Kadir oradan mutlaka çıkacaktır. Bunu yapan güvenlik kameralarını bozmamış ya da görüntüleri de silmediyse zaten Kadir hemen aklanır. Savcı bu kadar süre beklenmese belki nezarethanede de sabaha kadar kalmazdı. Normalde birinin çıkıp Firuz’a “Madem Ferit Bey ile en son konuşan oydu, neden ittiğini gördünüz de engel olmadınız?” diye sorması gerekmez miydi? Ayrıca şirketin hiç mi deneyimli avukatı yok da Elif’in avukat arkadaşı konuyla ilgileniyor? Bence İlhan, Kadir’den başka bir şüpheli olmasa da babasını öldürenin Kadir olmadığını savunacaktır. Servet’ten, Ahmet’ten böyle bir canilik beklenir ama Kadir’den beklenmez, bunu İlhan da anlamış olmalı. Tamam zamanında Kadir, Ahmet’i bıçakladı ama yaşlı ve sakat bir adamı da öldürecek kadar cani olmadığı belli. Elif de Burak onu hisseler için aradığında “Benim önceliğim Kadir’in özgürlüğü.” dedi ya bir kez daha bu kadın Kadir’i gerçekten seviyor dedim. Ayrıca ailenin Servet için emniyete gitmeyip Kadir için gitmesinde de bir anormallik yok. Kadir şu an o ailenin reisi konumunda ve ailesi Kadir’in bunu yapmayacak tıynette olduğunu da çok iyi biliyor, ayrıca Fazilet Servet’in suçlu olduğunu da biliyordu, yanlış yapan için kapılarda bekleyip ağlaşacak değil ya?

 

 

Emin karakterinin bu kadar geri planda kalması bana normal gelmiyor ancak sahnelerinin azaltılmasının Haluk Bilginer’in kendi tercihi olabileceğini düşünüyorum. Emin’in Alzheimer olduğu da bu nedenle bu kadar çabuk ortaya çıktı ve Kadir ile Emin arasındaki çatışma da rafa kalktı. O yüzden de böyle dertleşme sahneleri görüyoruz ikisi arasında. Tolga Sarıtaş ve Haluk Bilginer’i karşılıklı seyretmek elbette çok hoş ama ben Kadir ile Emin’in çatıştıkları zamanları özledim. Emin’e bu sakinliğini, Kadir’e laf çarpıtmamaları, inatlaşmamaları yakıştıramıyorum. Emin acilen eve dönsün, birilerine söylensin, hatta arada ilaçlarını unutup Resmiye’nin hayalini görsün. Adam bakkal dükkanına tıkıldı kaldı yahu.

 

 

Açıkçası şu ara aralarındaki ilişki dinamiği bakımından Emin ile İlhan sahneleri daha keyif verici. Birbirinin dünyasına, diline yabancı iki insanın iletişim kurabilmeleri, birlikte bir şeyler yapmaları, birbirlerini yeniden tanıyor oluşlarını seyretmek bir hayli zevkli. İlhan’ın onları bir arada gören Büşra’ya dediği gibi İlhan Büşra’ya, onun vazgeçilmezi ailesine, özellikle en kıymetlisi babasına yakınlaşmaya çalışıyor. Onunla olabilmek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Ve bana göre babasıyla iletişim kurmaya çalışmak pahalı hediyelerden romantik sürprizlerden çok daha değerli Büşra için. İlhan doğru yoldasın koçum.

Yalnız Emin İlhan’a “Ben senin baban değilim.” demişti demesine ancak Ferit’in ölümü ve Servet’in yaptıklarından sonra Emin ile İlhan arasında baba oğul ilişkisi başlayacak gibi görünüyor. Ve Emin kendi evlatlarına iyi bir baba olamadı ancak ömrünün son yıllarında damadına iyi bir baba olmaya çalışacaktır.

 

Büşra: “Ne yapıyorsun burada?”

İlhan: “Sana yaklaşıyorum.”

Büşra: “Yaklaşıyorsun?”

İlhan: “Hıhı. Senin izlerini takip ediyorum. Şimdilik babandaki izleri takip ediyorum. Babasının kızı Büşra kimdir, onu tanımaya çalışıyorum. Belki sonra başkalarında da görürüm seni. Ağabeylerinde, annende, yeğenlerinde. Çünkü mutlaka onlarda da bir parçan vardır. Bir şey söylemek zorunda değilsin şu an. Ben seni beklerim. Benim için ailenden de vazgeçmene gerek yok. Ama bizden de vazgeçme, olur mu? Çünkü benim vazgeçmeye hiç niyetim yok. Seni sonuna kadar bekleyeceğim.”

 

Sonunda Büşra’nın Ahmet kurtulması bayram sevinci gibi. Keşke Servet de şuna yüz vermese de Ödemiş’ine geri dönse. Ferit’in boşanması için verdiği para ve araba buna fazla bile. Ama bu da Servet gibi yüzsüz, hakkından fazlasının peşinde koşunca gördü hanyayı konyayı. Şiddet yanlısı değilim ama Büşra’ya senelerce yaptıklarının ona yapılması ilahi adalet. Bir de kalkmış hala damatmış gibi köşkün önünde dolanıyor it. Ahmet ile ilgili en keyiflendiğim sahne İlhan’ı gördüğü an. Büşra’nın müstakbel kocasının nasıl yakışıklı, nasıl karizmatik ve ona neler yapabilecek güçte bir adam olduğunu görmüş oldu. Ferit öldükten sonra da hala Büşra’nın eteğinde dolanırsa İlhan’ın ona yapabileceklerini gözlerinde gördüm, Ahmet de görmüş olsa iyi eder.

 

 

Yalnız Ferit’in de oğlunun ondan bugüne kadar kendi için istediği tek şeyi yerine getirmiş olması çok anlamlı. Geç kalmış olsa da oğluna babalık yapası tuttu. Adamın üzerine resmen ölüm iyiliği çökmüştü. Hatalarıyla çok geç kalmış da olsa yüzleşmesi, karısına ve İlhan’a yanlış yaptığını kabul etmesiyle onun içinde de ufacık bir insanlık kırıntısı olduğunu görebildik. Keşke bu kadar geç kalmasaydı baba olduğunu hissetmekte de İlhan bu denli sevgiye muhtaç, Ferit’in kopyası, neredeyse hiç sevilmeyen, korkulan, tiksinilen bir adama dönüşmeseydi. Özündeki, annesi gibi narin ve iyi olan tarafı bu kadar geç ortaya çıkmasaydı. Bu adam hep yaşadığını hissetseydi. Bir de gider ayak sarıldılar ya, daha yeni gerçekten baba oğul oldular ya, İlhan Ferit’in ölümüne normalden çok çok daha fazla üzülecek. Tam artık mutluyum derken yine mutsuz bir adama dönüşüverecek. Hatta eskisi gibi bir adama dönüşecek diye çok korkuyorum.

 

“Hayatım boyunca çalıştım. İşten başka hiçbir şey bilmedim. Daha çocukluğumdan itibaren öyle gördüm, öyle bildim. Yaşamak bu dedim. Evliliği bile bu yüzden iş olarak kabul ettim. Hata ettim. Annen… Annen iyi bir kadındı, güzel kadındı, yumuşak huyluydu, narindi. Ben, ben, ben ona iyi bakamadım, mutsuz ettim. Sen benim yaptığımı yapma. Büşra’ya iyi bak. O da sana iyi baksın. Bu gerdanlığı da annenden diye düşün. Hayatta olsaydı, eminim, o da Büşra’nın olmasını çok isterdi.”

 

 

Bu bölümde beklediğimden de fazla İlBüş sahnesi seyrettik ama kesin bu günleri mumla arayacağız. E düğünümüzün olduğu bölümde de o kadar sahnemiz olsun. Maşallah senaristimiz hiçbir detayı atlamamış. Öyle güzel sahneler yazılmış ki çiftimize, öyle bir aşık İlhan seyrettik ki yakında sözlüklere “İlhan Karaçam gibi sevmek.” diye bir deyim eklense yeridir. ^^ Unutmadan, İlhan çok güzel “Büşra” diyor, bu isim bundan önce bu kadar güzel söylenmemiştir.

İlhan’ın Büşra’ya yaklaşma çabalarıyla Büşra’nın geçtiğimiz bölümdeki manasız terk etme, uzaklaşma isteği kırıldı ve İlhan’a duyduğu özlemle ayakları onu bugüne kadar kendini en mutlu hissettiği yere, İlhan’ın ona evlilik teklif ettiği yere götürdü. İlhan bir şey söylemeden Büşra’nın teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorması da önemliydi, çünkü onu burada yüz üstü bırakan, terk eden oydu; bir nevi barışma teklifi de ondan gelmeliydi. Bence yeni bir yer yerine İlhan’ın Büşra’ya burada tekrardan evlilik teklif etmesi daha anlamlıydı, kaldığımız yerden devam ediyoruz der gibiydi. İlhan’ın Büşra’ya yaptığı kelebek benzetmesi ne kadar da doğru. Büşra bir tırtıl gibi yıllarca ailesinin onu hapsettiği, Ahmet ile birlikte kalmak zorunda kaldığı bir kozanın içindeydi. Onun kozası hapsolduğu kurallar, anlayışlar, kağıt üzerinde bir evlilikti. Ve o bu kozadan hem kendi isteğiyle hem de ona destek olanlar sayesinde kurtulmayı başardı ve bir narin bir kelebeğe dönüştü. Ama Büşra eğer sadece bir kelebek olarak kalacaksa İlBüş için düğün gününden başka mutlu oldukları bir gün daha göremeyeceğiz demektir. O yüzden Büşra birkaç güne soluveren bir gül veya kelebek yerine ömrü uzun bir kuşa dönüşse daha yerinde olur. Bu arada Büşracığım beni çok kırdılar dediğin ailen değil miydi geçen bölüm hazine diye bahsettiğin? Biraz dengeli mi olsan canım? İnsan kendini bu denli kıran insanlar için ne hazine der ne kendini incitmeyeceğini vadeden bir adamı üzer.

 

Büşra: “Teklifin hala geçerli mi?”

İlhan: “Yaşadığım sürece. Ama her defasında baştan almamız gerekebilir.” 

Büşra: “Neden?”

İlhan: “Çünkü sen bana bin kere de on bin kere de evet desen, ben bıkmam. Evet, yüzüğü cebimde taşıyorum. Büşra, benimle… Bak ben göründüğüm gibi biriyim. Görmediğin yanlarım da var ama o başkalarına karşı. Sana karşı değil, sevdiğim kadına karşı değil. Seni ilk gördüğüm andan beri yaşadığımı hissediyorum. Ki çok ilginç bir şey bu benim için çünkü kalbim atmaz pek. Ama sen kalbime öyle bir girdin ki… Hayatıma, ruhuma… O kadar şefkatli, o kadar kırılgan. Kelebek gibi. Sonra diyorum ki onun kozası vardı yıllarca içinde uğraşıp durduğu. Sonunda içinden bir kelebek çıkardı, geldi benim kalbime kondu. Kelebeğin ömrü kısa olur derler. Ben seninle bir güne bile razıyım. Sen de razı mısın?”

Büşra: “Bir şartla. Beni çok kırdılar İlhan. Çok incittiler beni. Seviyor gibi yapıp sevmediler, değer veriyor gibi yapıp vermediler. Sevgime, emeğime ihanet ettiler. Yıktılar, parçaladılar beni. Ben bir daha bunu yaşayamam. Bir daha bu kadar kırılıp dökülemem. Bir daha toplayamam kalbimin kırılan her köşesini. O yüzden beni incitme olur mu?”

 

 

İlhan: “Ben size çok teşekkür etmek isterim Fazilet Hanım. Çok mükemmel bir kız yetiştirmişsiniz. Tabii size, size kendi kızınızı anlatmaya niyetim yok tabii ki. Siz zaten onu tanıyorsunuz, biliyorsunuz. Bu kadar saf, bu kadar pırıl pırıl, bu kadar temiz. Benim gibi bir adamı bile hayata bağladıysa, içine bir umut kırıntısı yerleştirebildiyse, her şeye rağmen hayat güzel, yaşamak güzel dedirttiyse, ben size çok teşekkür ederim. Çok sevinir, sizi görürse çok sevinir. Hiçbir zaman böyle olmasını istemedi o. Hiçbir zaman sizden, ailesinden ayrı kalmak istemedi. Ben görüyorum, çok üzülüyor. Ama ben de bir şey yapamıyorum çünkü karışmamı istemiyor. Buraya da ona söylemeden geldim. Çünkü duyarsa kızar. Ama yine de… Böyle işte. Beni misafir ettiğiniz için çok teşekkür ederim Fazilet Hanım.”

 

Valla Fazilet, Büşra seni düğüne çağırmaya geldiğinde ona bir sürü geri kafalı cümle kuracağına İlhan gibi damadın olacak diye sevinsen iyi ederdin. Adam hiç üşenmedi düğün günü kalktı seni davet etmeye ve senin gibi Büşra’yı kırıp dökmüş bir anneye teşekkür etmeye geldi. Belki söyledikleriyle biraz olsun utanmışsındır. Senin görmediğin, yok saydığın kızın birileri için gerçekten ne kadar değerli görüp ona hak ettiği anneliği yapmadığın için pişman olmuşsundur. Kızını böyle seven bir adam yerine Ahmet ile evliliğini sürdürmesini istediğin için ne kadar da geri kafalı davrandığını anlamaya başlamışsındır.

Zaten Büşra’nın bu anneye rağmen böyle biri olabilmesi de onun yetişmesinde Fazilet’in de belirttiği gibi Binnur’un çok emeği olmasından. Büşra, Ahmet ile ilgili dertlerini bile kalkıp annesine anlatması gerekirken Binnur’a anlatabiliyordu. Aynı şekilde Kadir de Cemal’in etkisiyle böyle bir adam olmuş. Sadece Fazilet ve Emin’in yetiştirdiği Yaşar ve Servet’e bakarsanız durum ortada bence.

Keşke İlhan düğünden önce Kadir’le de böyle bir konuşma yapsaydı. Kadir, İlhan’a kardeşini üzmemesini, onun arkasında olduğunu söyleseydi. Ne düğün öncesi ne de nikah kıyıldıktan sonra aralarında böyle bir konuşmanın geçmemiş olması eksiklik hissettirdi.

twitter

 

Büşra’nın düğünden önce Emin’i ziyaret etmesini, elini öpüp hayır duasını almak isteyişini çok iyi anlıyorum ama Emin uyurken gizlice elini öpüp ona söylediklerini anlamam imkansız. Seni mutsuz eden bir adamdan boşanmayı başarıp mutlu olacağına inandığın bir adamla evlendiğin için neden babana layık olamadığını düşünüyorsun ki? Hiçbir evlat ebeveynlerine layık olmak zorunda değil, ebeveynlerine layık olmak için onların istediği hayatı yaşamak zorunda değil. Sen de Emin istediği için sana her türlü şiddeti uygulayan bir adamla evli kalıp ömür boyu çile çekmek zorunda değilsin. Emin’in değerlerini size uygun bulmadığı bir adamla evlenmek istemen de kabahat değil, birbirinize saygı duyarak bu evliliği pekala yürütebilirsiniz. O yüzden sen değil, asıl seni çocukluğundan beri kendi kurallarına hapsettiği, oyun oynarken bile kısıtladığı, üniversiteye zoraki gönderdiği, kız olduğun için değersiz hissettirdiği, şiddet gördüğün, acı çektiğin bir adamla boşanmana izin vermeyip sana kucağını açmadığı için Emin senden özür dilemeli.

 

 

Büşra’nın çok çirkin gelinliğine rağmen İlBüş düğünde o kadar güzellerdi ki gözlerim kamaştı. Gelinlik maalesef Büşra’nın zevksizliğiymiş. Halbuki Cansu’nun o ilk gösterdiği gelinlik çok çok daha güzel olurdu, güzelim gerdanlık da gelinliğin içinde görünmez olmazdı. Sözde dantelden bir gelinlik ama dantelden çok evin perdesiyle dikilmiş gibi. İçinde de çift kat atlet varmış gibi bir görüntü. Koskoca Karaçamların gelinine hiç yakışmadı üzgünüm, bizimle değilsin.

O kadar bizden bir hava vardı ki İlBüş’ün düğün sahnelerinde, yani sanki bir tanıdığım evlenmiş de onun düğün görüntülerini seyrediyor gibi hissettim. Her ikisinin de ama özellikle İlhan’ın o tatlı heyecanlı, Büşra’nın bir peri kızı gibi halleri, İlhan’ın geline yardım eden, kürsüye çıktıklarında duvağını düzelten damat halleri çok güzeldi. Ayrıca ilk defa bir dizide nikah merasimi doğru şekilde yapıldı ya senaristi bu açıdan tebrik ederim. Büşra’nın sevincine rağmen ara ara gözünün kapıya takılması da bana doğal geldi. Evet, bir tercih yapmıştı ama yine de insan annesini hatalarına rağmen sevebiliyor ve onsuz kendini düğününde yalnız hissediyor. Fazilet düğüne gelip sevinç ve gururla kızını seyrettiğinde onun anneliğini ne kadar kötü bulsam da yalan yok duygulandım. Fazilet’in ilk defa Büşra’nın annesi olduğunu hissettim.

İlhan’ın gelini yanağından zarifçe öpmesi ve birbirlerinin gözlerinin içine bakarak şarkı söyleyerek yaptıkları ilk dansın da ne kadar nahif olduğunu söylemeden geçmeyelim. Büşra sonunda oturmakla dans etmek arasında bir seçim yaptı ve söylediği gibi İlhan o an onun yanında oldu. İlk dansın anlamlı ve güzel olması için öyle şatafatlı koreografilere gerek yok işte. Sadece birbirine aşık, mutlu, gelin ve damat yetiyor da artıyor.

 

 

Açıkçası ben Büşra’nın düğününe gelmesi için annesiyle özel olarak konuştuğu gibi Kadir ile de konuştuğunu görmek isterdim. Kadir İlhan’a ne kadar karşı olursa olsun gidip ondan da gelmesini rica etmeliydi. Aile büyüğü diye annesine gitmeyi tercih etti belki ancak Kadir ile de aralarında özel bir ağabey kardeş ilişkisi vardı.

Büşra onu özel olarak davet etmese de Kadir düğünü Elif’ten öğrense de Büşü’sünü orada yalnız bırakmamasıyla, işte bu bizim bildiğimiz Kadir dedirtti. Kız kardeşini ne kadar çok sevdiğini, ondan vazgeçmediğini, her daim yanında olacağını, kıymetlisi olduğunu bakışıyla, duruşuyla, her sözüyle hissettirdi. Onların tıpkı ilk bölümlerdeki gibi birbirlerine kenetlenmiş olduklarını, gerçek bir ağabey kardeş gibi olduklarını görmek çok iyi geldi. KadBüş’ü böyle görmeyi çok özlemişim.

 

“Kendin için en doğru olanı yaptın. Buna hiç itirazım yok. Benim tek isteğim bir daha incinme, kırılma, daha fazla mutsuz olma. Çok mutlu ol aksine. Kahkaha at mesela, sık sık gül, bırak gülüşün inletsin ortalığı. Sakınmadan, çekinmeden, utanmadan, mutlu olduğun için birilerinden özür dilemeden. Yaşa güzel kardeşim. Bu hayat sana verilmiş bir armağan. En güzel şekilde yaşa. Ha işler istediğin gibi gitmez, beni bul. Ağabey de mutsuzum de başka bir şey söylemene gerek yok. Nerede olursam olayım, ne durumda olursam olayım koşar gelirim. Çok güzel olmuşsun Büşü.”

 

 

Büşra ile İlhan’ın evlendikleri gece hemen birlikte olamayışları benim beklediğim bir şeydi. Büşra hem yetiştirilme şeklinden hem de yaşadığı evlilikten dolayı bu konularda çekingen ve ürkek olduğu için karşısındakinin ona tıpkı İlhan gibi nahif yaklaşması, onu zorlamaması, ikisi için de özel olacak bir şeyin, bir ilkin doğru zamanda, doğru duygularla yaşanması ve güzel hatırlanması gerekiyordu. O yüzden İlhan’ın bu konudaki tutumu, söylediği her kelime tam anlamıyla sadece dizilerde değil gerçek hayatta da olması gereken eş tavrı. Ayrıca Ahmet ile arasında bir şey yaşanmadığını duyduğunda asla bunu kendi egosu için bir zafere dönüştürmemesi, bunu umursayışı da çok yerindeydi. Ne bir erkeğin ne de bir kadının ilki olmak bir övünç kaynağı olmamalı. O yüzden böyle karşısındakini bilerek incitmeden, kırmadan, böyle anlayışlı, nazik yaklaşan İlhan şu an açık ara dizilerde aşkına en hayran olduğum erkek karakter.

 

Büşra: “Belki daha önce söylemem gerekiyordu biliyorum ama nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Ben evliyken bizim aramızda gerçek bir karı-koca ilişkisi hiç yaşanmadı. Yani demek istiyorum ki ben daha önce hiç kimseyle birlikte olmadım İlhan. O yüzden nasıl, ne yapacağımı bilemiyorum. Korkuyorum.”

İlhan: “Ben sana çok aşığım Büşra. Her şeyinle, her halinle, bakışınla, duruşunla, gülüşünle, varlığınla. Ben sana çok aşığım. Ne yaşadıysan yaşadın. Geçmiş geçmişte kaldı. Artık yeni bir hayat başlıyor bizim için. Hiç acelem yok. Beklerim. Beklerim. Ben sana bir söz verdim. Asla bilerek incitmeyeceğim seni. Asla.”

 

Varsın ilk gecelerini sadece sarılarak uyuyarak geçirsinler, ne olmuş. Onlar her şeyden uzakta huzurluydu, mutluydu, böyle bir olmuşlardı ya gerisi laf-ı güzaf. Tam İlhan’ın rüyası gerçekleşmiş oldu, sevdiği kadınla evlendi, aynı sabaha ilk defa birlikte uyanmanın verdiği o müthiş sevinçle doluydular derken gerçekten de bir günlük mutluluk gelen telefonla kabusa dönüştü. Ama İlhan artık kabuslarıyla tek başına mücadele etmek zorunda değil, en acılı anında ona elini uzatan Büşra’sı var yanında.

 

 

Gelelim şirket hisselerinin Servet’e devrine. Açıkçası dizide duyana kadar bu konuya bayağı yabancıydım. O yüzden de bu konuda biraz araştırma yapmam gerekti. Hamiline (isimsiz) hisse senedi diye bir şey gerçekten var, Mehmet Ali Saruhanlı’nın da bunu yapmış olması çok tehlikeli olsa da gelir vergisinden kaçmak için yapması anlaşılabilir. Malum aşırı derecede malı mülkü varmış. Emin’in de mirasçı olarak hisseleri adına kaydettirme diye bir zorunluluğu da yok, zaten otomatik olarak mirasçı olarak hisseler ona kalmış oluyor. Yani hisseler hala isimsiz ve Emin hisseleri kendi adına kaydettirmemiş belli ki. Hatta çocuklarına hisse verirken de bunu şu kadar adet hisse Kadir’in, şu kadar adet hisse Yaşar’ın vb. şeklinde yapmış olmalı. Burak Kadir’e söyleyene kadar çocukların hisseleri olduğunu bilmemeleri de bunu doğruluyor. Yoksa mantıken gidip adlarına kayıt ettirmiş olurlardı. Haliyle Servet de ne yazık ki bu hisseleri ele geçirmesi durumunda gidip kendi adına kaydettirmesi önünde bir engel ne yazık ki yok. Servet değil, bir başkası da bunu pekala rahatlıkla yapabilirdi. Yalnız Servet bu hisseleri çalarak elde etti. O yüzden de şu an tek çözüm Emin’in kıymetli evrakın zıyaının tespiti ve hisse senedinin iptali için dava açması. Tabii Emin Alzheimer olduğu için bu durum da biraz sıkıntılı görünüyor. Neyse ki Servet’i evrakları çalarken Ceyhun gördü.

Bölümdeki yüksek doz Servet’ten şikayetçiyim. Seyir zevki olan bir kötü olsa katlanabilirdim. İyi oynanıyor, olması gerektiği gibi çok da sinir bozucu ama bir Emir Kozcuoğlu, bir Vartolu Sadettin gibi seyir zevki yok. Şirkette masaya ayaklarını uzatan bir ayıdan ne tür bir seyir zevki alabiliriz ki zaten. Daha ilk bölümden ne yöne gideceği belli bir karakterdi, o yüzden de vardığı nokta beni zerre şaşırtmıyor. Zengin olduklarını öğrendiğinde babasına vasi olmaktan bahseden, ilk fırsatta hemen lüks restorana söylediklerinin çoğunu israf edeceği bir kahvaltı yapmaya giden, yüz bin liralık takımla gezince adam oldum sanan, güzel bebek, yakışıklı adam diye pohpohlanmış ve herkesin onu pohpohlamasını bekleyen, çok bariz bir Kadir kıskançlığı olan, hatalarının bedelini bile ödeyemeyecek, her yaptığını doğru sanan bir tip. Bir insan nasıl olur da babasını, annesini kapıya koyup bundan büyük bir zevk alabilir? Bir de annesinin de dahil olduğu ailesine elimi öpen bu zenginlikten yararlanmaya devam edebilir diyebilir? Diğer herkes bir yana insan nasıl annesinin elini öpmesini bekler? Fazilet de Emin de çocuklarına iyi birer anne baba değiller, koca adamın yanlışını yüzüne vurmak için tokat atmak da hatalıydı ama yine de bu denli bir saygısızlığı hak etmiyorlar. Senin çok pişman olup kapılarında yalvaracağın günü görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum Servet efendi.

 

“Hani buraya ilk geldiğimizde bana hep şey diyordunuz ya: ‘Burası Ödemiş değil. Burası tehlikeli. Dikkat etmezsek bizi bozar.’ Bir şey fark ettim. Ben sizin gözünüzde hep bozuktum zaten. Ha İstanbul, ha Ödemiş, Ha Fizan hiç fark etmedi. Siz beni hiçbir zaman kabul etmediniz. Her yaptığım olay oldu, her söylediğim battı size. O yüzden ben de bir karar verdim. Artık hesap zamanı. Sizi kendimden kurtarıyorum. Sadece kendimden değil, korktuğunuz ne varsa hepsinden kurtarıyorum. Bundan sonra bu ev, bu arabalar, o holding, şu bavullar dışında gördüğünüz görmediğiniz ne varsa hepsi benim. Tüm kontrol bende. Ha biz bu hayatı bırakmak istemiyoruz diyen varsa ayağıma gelecek, elimi öpecek.”

 

Bence Servet’in elini babacı Kübra, servet avcısı Şahika ile Kürşat, zenginlik meraklısı Kadircan ile Cansu öpüp köşkte yaşamaya devam ederler. Yalnız bu Servet salağı büyük bir servetten ziyade 360 milyon dolar borcun üzerine yattığının farkında mı? İlhan bir anda tüm borcu isterse görürüm ben onun havasını. Balon gibi söndürecekler onu yakında haberi yok. İlhan borcu istemese dahi bu kafayla bu şirketi yönetemez ki. Çünkü Servet akıllı değil sadece hırslı, sinsi, uyanık. İlhan ile Kadir’in iş birliği yapacaklarını ve şirkete Verdana’nın kayyumu olarak Kadir’in atanacağını düşünüyorum. Servet o yolladığını sandığı Kadir’in devamlı karşısında ve tüm kararlara karışabilir olması durumuyla karşı karşıya kalsa şahane olur. Emin de artık sahalara geri dönmeli, Ferit bile tekerlekli sandalyelerden neler neler yaptı. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Peki sizler bu bölümü nasıl buldunuz?

*Baba 11. Bölümde çalan şarkılar: Bana Ellerini Ver – Özdemir Erdoğan

Ben Seni Çok Sevdim – Cem Adrian

 

Bu hafta Baba yeni bölüm var mı sorusunun yanıtı takvimde gizli: Salı günü bayram ^^ Dizimiz de tatil…

 

YORUM

 

Göz atmanızı öneririz: Baba Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap