İzledim

TEŞKİLAT – Seninle Daha Bir Ömür Yaşayacak Anılarımız Olacak

Teşkilat iki kategoride zirvede. 27. Bölüm reytingleri Total: 9,64 reyting ve AB’de 10,63 reyting ile 1.’lik ve ABC1’de 9,92 reyting ile 2.lik. Üstelik reytingler de bir önceki bölüme göre yükselişte. Bölüm değerlendirme yazısı konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

Havalimanında Terör Saldırısı

 

27. bölüm geçen haftaki bölümün sonunda bir çözüme kavuşturulmadığı için hafta boyunca cevabını en çok merak ettiğim yerden yani üçüncü saldırının hedefi olduğunu sandıkları adamın uyuyanlar hücresinin bir parçası olduğunu öğrendiklerinde adamın Zehra’ya silahının namlusunu doğrulttuğu yerden başladı. Ben acaba bu atağa Zehra nasıl karşılık verecek ve Serdar bu manzarayı görüp duruma nasıl müdahale edecek diye düşünürken eş zamanlı olarak havalimanında gerçekleştirilen terör saldırısı sahnenin geriliminin daha fazla artmasına neden oldu. Ben bu şahıs sayesinde kuleye ve uçaklara erişim sağlayarak büyük bir terör gösterisi yapacaklar derken onlar havalimanındaki insanları rehin alarak engel olamadıkları Libya anlaşmasının önüne geçmeye çalıştılar. Bunlar insan evladı değiller.

Havalimanına yapılan saldırıyı gördüğümde aklıma Mete Başkan’ın vurulmasından sonra ilk sezon yeri geldiğinde dile getirdiğim terör saldırısı geldi. 28 Haziran 2016’da yerel saat 21.22’de İstanbul’un Bakırköy ilçesindeki Atatürk Havalimanında 236 kişinin yaralanması ve 45 kişinin de ölmesiyle sonuçlanan silahlı ve bombalı terör eylemi. Hep söylüyorum Teşkilat senarist grubu gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi muhtemel siyasi ve askeri senaryoları yazıp Türkiye’ye dair çok gerçekçi hikayeler ortaya koyuyorlar diye bu seferki de öyle olmuş. O yüzden böyle bir trajedinin temsilen de olsa yazıya dökülmesi ve çekilmesi kolay olmamıştır diyerek herkesi emeğe saygıya davet ediyorum…

Havalimanındaki sivil Vatandaşların bir araya toplanılmasıyla sona eren karmaşa sırasında teröristlere engel olmak ve kendisinden kısa bir süreliğine de olsa haber alamadığı Zehra’nın peşine düşmek arasında çok büyük bir ikilem yaşayan Serdar’ın Zehra korkusunun kısa süreli olmasına sevindim. Ancak bu süre zarfında cevap vermesi için Zehra’ya yalvaran Serdar’ın ömründen ömür gitti de diyebilirim. Hedef olduğunu sandıkları adamın terörist çıkması Zehra’nın ilk başta biraz gafil avlanmasına neden oldu. Ancak karışımızdaki kadının Zehra Balaban olduğunu asla unutmamakta fayda var derim. Zira bu ne yapacağını bilemez halleri kısa sürdü. Ve daha bölümün başında gözünü bile kırmadan adamı alt etmeyi başardı. Ne diyelim Serdar ona boşuna hayran değilmiş. Zehra’nın onun dediği gibi bir masal kahramanı olduğuna her geçen gün biraz daha fazla inanıyorum. Türk kadının üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey olmadığını göstererek günümüz kızlarına güçlü olmaları konusunda çok iyi örnek oluyor, Zehra Balaban.

 

 

Geçen haftaki bölümden sonra havalimanının giriş ve çıkışlarının teröristler tarafından kapatılacağını düşünerek Serdar’ın içeride onlara engel olabilecek tek güç olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Sonra daha da ileriye gidip Die Hard Serdar anı yaşanır mı diye de hayal etmiştim. Bölüm tam da benim düşündüğüm noktadan yani Serdar’ın içeriden bilgi paylaşmasıyla karargâha bağlanmış oldu. Terörist grubun içindeki “canlı bombaları” görene kadar ele başlarını öldürerek olayı kökünden çözmeyi planlıyordu ama canlı bombaları görünce sivillere zarar vermemek için geri çekilip Başkan’dan gelecek talimatları beklemek zorunda kaldı. Ki bomba detayı hikâyenin gerilimini arttırması açısından senaristler tarafından eklenen akıllıca bir detay olmuş. Yoksa PÖH bu terör saldırısını hemen bitiriverirdi.

“Başkan’ım ben müdahale ediyorum artık (…) Başkanım burada durup insanların ölmesini izleyemem.

Serdar doğru stratejiyle oradaki herkesi kurtarabiliriz. Senin orada yapacağın fevri bir davranış oradaki canlı bombaları da tetikleyecek. Oradaki her canlıdan biz sorumluyuz arkadaşlar. Bu sorumlulukla hareket edeceğiz.”

Terör eylemi yapılan bir konumda her kim ki yüzünü maskeyle gizleme ihtiyacı duymuyordur ya rehinleri iş bittikten sonra öldürmeyi düşünüyordur ya da hiç kimsenin ona dokunamayacağını düşünüyordur. Ne yalan söyleyeyim bu adamın kimliği ilerleyen dakikalarda Gürcan tarafından tespit edilene kadar ilk seçeneğin geçerli olduğunu düşünüp o gün orada olup ölüm korkusunu yaşamak zorunda kalan Vatandaşlar için korktum. Özellikle de daha ilk talimatını çiğneyip telefonunu teröristlerden saklamaya çalışan koca yürekli gencin vurulmasına çok üzüldüm. Ömrünüzün bir yerinde A noktasından B noktasına gitmeye çalışırken “insanlık yoksunu” biri yaşamınızın hiçbir değeri yokmuş gibi sizi öldürmeye karar verip canınızı alabiliyor. Üstelik bütün bunları özgür Libya için yaptıklarını söylerken Şirket adına çalışan taşeronlar da olabiliyorlar.

 

Rehine Krizi Büyüyor: Zehra’nın Fedakarlığı

 

“Serdar duyuyor musun?

Zehra neredesin? Merak ediyorum.

Danışmanın arkasındaki koridordayım. Kule görevlisi hain çıktı. Etkisiz hale getirdim. Uzaklaşıyorum.

Sen iyi misin peki?

İyiyim. Güvenli bir yer bulmaya çalışacağım.”

 

Zehra’nın arbede sırasında kulağından düştüğünü fark ettiği haberleşme cihazını almaya çalışması dışarıdan şöyle bakıldığında gereksiz alınmış büyük bir risk gibi görünüyordu ama hikâye örgüsü açısından bakıldığında Zehra’nın yaptığı en akıllıca eylemlerden biri olabilir. Bazı senaristler izleyicileri diziye bağlayabilmek için iki karakter arasında aşk başlatıp romantik sahnelerle ikiliden zoraki bir kimya çıkarmaya çalışırken bazı dizilerin senaristleri de romantik olmayan aksiyon/gerilim sahnelerindeki performanslarıyla ortaya çıkan müthiş bir kimyaya zorlamadan kavuşurlar. Bölümde Zehra ve Serdar’ın bölümün sonundaki sarılma dışında yan yana hiç sahneleri yoktu. Ancak iki tarafında gerektiğinde hiç konuşmadan gerektiğinde de sadece birbirlerinin sesinden güç alarak saldırıdan sağ çıkmalarının yani daha güçlü bir #ZehSer olmalarının altında Çağlar ve Deniz’in çift olarak sahip oldukları doğal kimya yatmakta.

Arkasında tüm teröristlerin aradığı ve neredeyse ölmek üzere olan adamın bedenini bırakmışken bir de saklanmak için girdiği odada hamile bir yolcuyla karşılaşması Zehra’nın çok yakında teröristler tarafından yakalanacağının en büyük kanıtıydı. Normalde yapması gereken peşindeki teröristler onu fark etmeden önce havalimanında serbestçe dolaşmakken hamile kadını tek başına bırakmasına engel olan annelik güdüsü bu amacını gerçekleştirebilmesinin önüne geçti. Ne de olsa bir annenin halinden en iyi bir başka anne anlayabilirdi. Kadını ve karnındaki bebeği onların insafına bırakmak istemedi ama bu kararı hızlı olması gereken bir anda yavaş olmasına neden oldu. Aklıma takılan ve mantıksız olduğuna inandığım tek nokta onun gibi doğumu yakın bir kadına uçuş izin verilmiş olunması oldu. Hamileliğinin son evresindeki kadınlara uçuş izni verilmiyor diye biliyorum. Bu yüzden dramatik etkiyi arttırmak için yapılan bu hamle beni istenildiği gibi etkilemedi. Hatta kadının terörist olduğundan şüphe etmeme neden oldu …

Hamile kadına verilen adın atandığı Doğudaki görevi sırasında teröristler tarafından öldürülen öğretmenin adı olması hem çok anlamlı olmuş hem de beni şehit edilen öğretmenin öcünün alındığı ilk bölüme götürdü. 

Serdar’ın yanına gelmeye çalıştığını söylemesinin üstünden daha iki dakika bile geçmemişken Zehra’nın malzeme odasında teröristler tarafından bulunup diğer rehinelerin yanına götürülmesine youtube videolarını yükleyen admin bile yakalandı demiş. Halbuki Zehra yakalanmadı aksine hamile kadını koruyabilmek için kendi rızasıyla teröristlere teslim oldu. Teröristler tarafından yakalanmak Zehra gibi tecrübeli bir MİT mensubuna yakışmayan basiretsizce bir hareket olurdu. Bu da hazır fırsatını bulmuşken bazı art niyetli izleyicilerin MİT mensuplarını yetersiz gösteriyorlar diye senaryoyu eleştirmelerine neden olurdu ama ona yardım edebilmek için teslim olması ise Zehra gibi kahraman bir MİT mensubundan beklenen hareket olurdu. Zehra kendi canını tehlikeye atma pahasına da olsa hamile kadını koruyabilmek için elinden geleni yaptı. Korkmuş Vatandaş rolünü çok güzel oynadı ama Zehra’nın teröristlerin eline geçtiğini gören Serdar’ın sevdiği kadın için hissettiği “kaybetme korkusu” en az ona olan duyguları kadar gerçekti.

İzlerken benim gibi düşünen oldu mu bilmiyorum ama Serdar’ın teröristlerin ablukası altındaki havalimanında yalnız başına direniş göstermesinin karargâh ekibine ve PÖH istihbarat ulaştırması açısından ne kadar akıllıca bir hamle olduğunu düşünüyorsam Zehra’nın da rehinelerin arasında olmasının gözden kaçanların fark edilmesini sağlaması açısından o kadar kıymetli olduğuna inanıyorum. Terörist grubun içinde MİT mensubu olduğunu bilen hiç kimsenin olmaması Zehra için büyük bir avantajdı. Karargâh o sayede emirlerin dışarıdan biri tarafından verildiğini öğrenmiş oldu. Ki bu da operasyonun beyni olduğunu düşündükleri adamın adresini tespit ederek saldırıya bir son vermeleri konusunda karargâh ekibine çok yardımcı oldu. Rehinelerin büyük zarar görmeden kurtarılması da bu sayede oldu.

Yalnız senaristleri ve oyuncuları tebrik etmek istiyorum. Arka plandaki gerilim müziğinin eşliğinde ele başları “Ayırın şunu” dediğinde bir an Zehra’dan söz ettiğini öteki terörist de “etrafta saklanan bir kişi daha bulmuşlar” dediğinde de Serdar’dan söz ettiğini düşünüp ufak çapta bir kalp krizi geçirdim. İzleyiciyi diziye bağlamak için çok iyi hamleydi. Özellikle de ağır yaralı olarak buldukları İrfan’ı rehineleri tuttukları yere taşıdıklarında onu vuranın Zehra olduğunu söyleyebilecek mi acaba diyerek çok gerildim. Buldukları kişinin Serdar olmamasına sevinsem de Zehra’nın uğruna büyük fedakârlık yaptığı hamilenin yakalanmasına üzüldüm. Bu tiplerin vicdanları olmuyor; kadını kullanırlar dedim.  

 

 

 

Şirketin Kirli Oyunlarına Karşı Türk Direnişi

 

Libya’yı kirli emelleri doğrultusunda işgal edebilmeyi ve Yunanistan-İsrail-Mısır arasında imzalanan Muhasır Bölge anlaşmasına dahil etmeyi başaramayınca Türkleri Akdeniz’den uzak tutabilmek için havalimanındaki Vatandaşları rehin alıp ülkeyi onların canlarıyla tehdit etmeleri korkak düşmandan beklenecek bir hareketti. Ama bilmedikleri ya da anlamamakta ısrar ettikleri şey Türk devletinin teröristlerle asla pazarlık yapmayacağı gerçeğiydi. Türk tarihinin hiçbir yerinde başka bir ülkeyi mandası altına almak ya da ülke kaynaklarını sömürmek olmamıştır. Bu millet bilek hakkıyla kazandığını masada başka ülkelere yedirecek de değildir. Çünkü Türkler son sözü masada değil; sahada söylerler. Ve bir kere meydana çıktılar mı son söz daima onlarındır. Mete Başkan bunu bizzat kendi ağzıyla söyledi.

Zehra da bu ülkenin sadık neferlerinden biri olarak havalimanında yerinden bile kımıldamadan bu ülkenin değerleri, masum Vatandaşları, bayrağı ve atalarının kanlarıyla suladıkları bu Vatan toprakları için savaşmaya devam ediyor. Serdar’la iletişime geçip konuşma gereği bile duymadan elini yüzüne dokunarak teröristlerin tam sayısını anlatması Serdar’ın da bu işaretten doğru anlamı çıkarması aralarındaki mükemmel uyumun göstergesiydi. Onların anlaşmak için konuşmaya ihtiyaçları yok. Çünkü aralarında bambaşka bir dil var. Ve o dilde yanlış anlaşılmalara da yer yok…      

Aynı karargâh ekibinde birbirinin benzeri 2 aşk hikayesinin olmasının senaryo açısından tekrara düşmek olacağını düşünerek geçmiş haftalarda #PırÇet çiftini destekliyorum dediğimi hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama Gürcan’ın az sonra teröristlerin arasına ilk yardım görevlisi olarak sızacak olan Pınar’a dikkatli olmasını söylediğini ve Pınar’ın da onun her şeyi başarabilecek güçte biri olduğuna inandığını dile getirdiğini görünce acaba bir hata mı yapıyorum diye düşündüm. Zira Pınar onun duygularının pek farkında olmasa da bu ikilinin sahnesini izlemek Uzay’ın yüzünü olduğu gibi benim yüzümü de güldürdü. Uzay’ın zekâsı ise beni biraz düşündürttü. Gürcan’ın Pınar’a âşık olduğunu ondan bahsetmeden önce hep nefes almasından anlayan Uzay nasıl oluyor da #ZehSer aşkını çözemiyor? Acaba Zehra ve Serdar hislerini gizlemek konusunda çok mu iyiler yoksa Uzay’ın bir anlarına mı şahit olması gerekiyordu?

twitter

Zehra’nın vurduğu adama sağlık müdahalesi yapılmasını sağlamak için sanki iyi niyet gösteriyormuş gibi ilk yardım ekibinin içeriye girmesine izni vermeleri büyük pişkinlikti doğrusu ama onların farkında olmadan yarattıkları bu fırsat sayesinde MİT mensubu birinin daha içeriye sızabilmesi mümkün oldu. Kılık değiştirme ustası Pınar’ın terörist ele başının göz hapsindeyken istihbarat açısından çok değerli olmasına rağmen Zehra’nın kimliğini ifşa etme tehlikesi yaratan adamı kimseye fark ettirmeden öldürmesi Zehra’nın hayatını kurtaran yegâne şeydi. Eğer Pınar bu hamleyi yapmamış olsaydı Zehra’ya tam olarak ne olurdu ve Pınar ne yapmak zorunda kalırdı düşünmek bile istemiyorum. Ayrıca Zehra’yı korumaya çalışırken neredeyse terörist ele başı tarafından da öldürülüyordu. Ucuz kurtuldu Pınar.

Karargâhtakiler stratejik olarak buldukları her fırsatı doğaçlama yaparak iyi değerlendiriyorlar. İşlerinin bu olduğunu ve bunu yapmak için eğitildiklerinin farkındayım ama bu siviller için aldıkları riskleri ve kendilerini korkusuzca öne sürdükleri gerçeğini değiştirmiyor. Düşmanlarının kim olduğu hususunda yaptıkları çıkarım ve saldırıyı durdurmak için attıkları her adım MİT mensuplarının bu ülkenin Vatandaşlarını korumak için canlarını nasıl ortaya koyduklarını gösteriyor.

 

 

Yapma Bir Şey, Yalvarıyorum Yapma Zehra

 

MİT mensubu olduğunu saklayarak “rehinelerin” arasında oturan Zehra’nın teröristlerin dikkatini üstüne çekmemek için sesini çıkarmadan oturmasını beklerdim. Ama Zehra karakter olarak soğukkanlı biri olsa da gözlerinin önünde masum sivillerin öldürülmesine ve işkence görmesine dayanabilecek türden bir insan da değildi. Kahramanların en büyük zaafı bu, değil midir? Kendilerine yapılan işkencelere seslerini çıkarmadan dayanırlar ama masum insanlara dokunulduğunda kaplan kesilirler. Zehra da oturduğu yerden hem Serdar’a istihbarat sağlayıp hem de hamile yolcu ile kalp pili olan adamı teröristlerin kötü muamelelerinden korumaya çalıştı ancak bunu başaramadı. Adamın sağlık görevlileriyle gitmesi gerektiği mevzusundaki ısrarı onu teröristlerin hedefi haline getirdi. Gitmesine izin verdiklerini sanıp hayatını kurtardığı için Zehra’ya teşekkür eden zavallı adam kendi ölümüne yürüdüğünü bilmeden gidiverdi. Arkasında 2 kız çocuğu bırakacağını öğrendikten sonra babasına düşkün 1 kız çocuğu olarak adam için üzüldüm…

 

“Kalp hastası rehineyi vurdular. (…) Adam hastaydı. Çocukları vardı.

Yemin ediyorum bu herifleri tek tek kendi ellerimle geberteceğim. (…) Sakın Zehra sakın. Yapma bir şey, yalvarıyorum. Yapma, Zehra.”

 

Serdar’ın öfkesine öyle hak verdim ki eğer elimde bir imkân olsaydı ben bile gözümü kırpmadan o adamı vururdum. Ona “adam” dememe de bakmayın. Başka hangi sıfatı kullanırım bilemedim. Aslında içimden geçen çok fazla sıfat var da hiçbirinin burada yazılmaya uygun olduklarını sanmıyorum. Cehennemde mazlumlara eziyet edenlere özel yer ayrıldığını düşünüyorum. Zehra da Serdar’la aynı öfkeyi paylaşıyor olacak ki kendine hâkim olması gerekirken kalp hastası adam gibi hamile kadını da öldürmelerine engel olabilmek için terörist ele başına ondan korkmadığını gösteren Zehra bu şekilde bütün dikkatleri üstüne çekti. Bu eylemi sadece onun ne kadar cesur ve yürekli bir kadın olduğunu göstermedi aynı zamanda Serdar’ın kulaklık aracılığıyla bunu yapmaması için ona nasıl yalvardığını yani ona zarar gelebilmesi ihtimalinden ne kadar korktuğunu göstermesi açısından da hepimiz için öğretici bir an oldu.

Kabul edelim ki bütün hayatını masum insanları korumaya adamış bir kadının özellikle de bir annenin hamile birine el uzatılmasına izin vermeyeceği en başından belliydi. Belki daha fazla insanın hayatını kurtarabilmek için azınlığı feda etmeyi sorun etmeyen insanlardan birisinizdir. Bunda bir sorun yok elbet ama benim yanımda da hamile birisi olsaydı ben de itiraz etmeden yerimde oturabilir miydim bilmiyorum. Çünkü her insanın eşit yaşamaya hakkı vardır ama henüz doğmamış bir bebeğin çok daha fazla yaşamaya hakkı vardır. Ben de olsam aynısını yapardım ki onun aldığı eğitim ve yıllar içinde güçlendirdiği içgüdüleri de böyle bir şeyin yaşanmasına asla izin veremezdi. Zehra’nın götürülmesini izlerken Serdar ne hissetti bilemiyorum ama asıl sınavının bu andan sonra başladığını söyleyebilirim.

 

Söz konusu teröristler tarafından pazarlık kozu olmak üzere içerideki odaya götürülen kişinin Zehra olduğunu gören Serdar için havalimanındaki terör saldırısı Vatan meselesi olmaktan çok daha önemli bir hale gelmişti. Kimlerin ne düşüneceğini ya da eylemlerinin nasıl sonuçlar doğuracağını düşünmeden Zehra için yer yer emirlere karşı gelmeyi bile göze alan Serdar için sevdiği kadının yeniden ölmesine göz yummak bir seçenek bile değildi. O ana kadar tüm sakinliğini korumayı başaran Serdar’ın söz konusu Zehra olduğunda operasyonu hiç düşünmeden gözünü karartıp gereken her şeyi yapmayı göze alabilmesini izlemeye bayıldım ama asıl “sana bir şey olmasına izin vermeyeceğimi biliyorsun, değil mi?” dediğinde onu onaylamak için yanağına dokunan Zehra’nın soğukkanlılığına âşık oldum. Ona o kadar güveniyordu ki kendisine bir zarar gelmeyeceğinden emin olduğu için bu kadar soğukkanlıydı. #ZehSer’in arasında öyle bir bağ var ki ölümle tehdit edilen kişi ötekinin kendini kurtaracağına inandığı için korku nedir bilmiyor. Sevdiği tehdit edilen adam ise sanki sevdiği kadın değil; kendi tehdit ediliyormuş gibi onun canı için korku duyuyor.

Bu sezonun aile teması üzerine kurulu olduğunu daha önce de söylemiştim. Karargâh ekibinin artık sadece birlikte çalışan bir ekip olmadıklarını aksine birbirlerine kenetlenmiş bir aile olduklarını dile getirmiştim. Zehra kendi hayatı için korkmazken onun için silah çekmekten çekinmeyen Serdar ve görüntüyü dehşet içinde izlemek zorunda kalan karargâh ekibinin onun için nasıl korktuklarını gördüm. Gürcan ve Uzay’ın onun için duydukları endişeyi hissettim. Serdar Zehra’ya bir şey olmasına izin vermektense terörist ele başını öldürerek tüm operasyonu yakmaya hazırdı.

 

Bazı Duygular İspat İster

Bölümün en sevdiğin #ZehSer sahnesi hangisiydi diye sorsalar havalimanındaki PÖH operasyonuna büyük destek sağlayan Serdar ve Zehra’nın kavuşmalarıydı derdim. Sarılma sahnesi bölüm boyunca fiziksel anlamda yan yana olmamalarına değer bir sahneydi. Bu sarılmadan sonra en sevdiğim sahneleri hangisiydi diye sorulacak olursa da terörist ele başına meydan okuduğu için götürüldüğü o odada Zehra’nın Serdar’la konuştuğunu izlediğim sahneydi. Terörist kendisiyle konuştuğunu zannederken Serdar ve Zehra o gerilimin ortasında büyük bir romantizm yaşadılar.

 

“O tetiğe gerçekten basacak mıydın?

Bütün riskleri göze alarak hem de.

Bütün bunları neden yapıyorsun?

Bu soruları çoktan geçtiğimizi sanıyordum.”

 

Bölüm sonundaki sarılmanın eylemsel olarak daha şatafatlı bir #ZehSer anı olduğunu biliyorum ama işgal altındaki bir havalimanında etrafını sarmış teröristler varken kafasına silah dayanmış olan sevdiği kadınla konuşan Serdar’ın duygusal anlamdaki samimiyeti benim için çok daha değerliydi. Daima “ne söylediğinden çok ne yaptığın önemlidir” derim ama bazı sözler vardır ki anlamları düşünüldüklerinden çok daha derindir. Zehra’nın onu kurtarmak için tüm operasyonu bir kenara atarak o adamı vurmayı sahiden düşünüp düşünmediğini sorduğu anda aslında öğrenmeye çalıştığı şey o adamı gerçekten vurup vurmayacağı değildi. Asıl sormaya çalıştığı şey onun için ortaya çıkma riskini alıp alamayacağıydı. Onun için dünyayı da yakabilecek kadar gözünü karartıp karartamayacağıydı. Serdar’ın onun için bütün riskleri göze aldığını duyduğunda da -olur da bir şeyler ters giderse diye- nedenini ondan duymak istedi.

 

“Peki ya sen ne düşündün? Seni gerçekten kurtaracağıma inandın mı?

Tüm kalbimle…Tüm olasılıkları, mantığımı, zihnimi bir kenara koyarak.

Bana güvenen bir kadını yarı yolda bırakamam, Zehra. Biliyorsun bazı duygular ispat ister.

Sonuç ne olursa olsun hislerim değişmeyecek. Ucunda ölüm bile olsa.

Hatırlıyorsun değil mi? Seninle hiç geçinemezdik. Bir de şimdi geldiğimiz noktaya bak. Senden ayrılamıyorum. Zehra, merak etme. Ben seni kurtaracağım. Seninle bir ömür daha yaşayacak anılarımız olacak.”

 

Serdar cephesinde de durum pek farklı değildi aslında. Zehra’nın hayatını kurtarmak için elinden geleni yapmadan önce onu kurtaracağına sahiden inanıp inanmadığını duymak istedi. Zehra’nın kendisine duyduğu güvenin/ inancın gerçekliğinden emin olmak ve umutsuzluğa kapılmaması için de ona olan inancına sımsıkı tutunmasını sağlamak istedi. İstediğini de fazlasıyla aldı. Sadece Zehra’nın ona ne kadar çok inandığını duymakla kalmadı; aynı zamanda da mantıkçı kişiliğine ve bütün olasılıkların onların aleyhine olmasına rağmen Serdar’a kalpten inandığını öğrenmiş oldu ki Zehra’nın kişiliğindeki bir kadın için de bu çok şey ifade ediyordu. Yaptıkları iş şüphe etmelerini gerektirirken Zehra’nın ona gözü kapalı güvendiğini öğrenen Serdar için bu güvene layık olmaktan başka bir seçenek asla yoktu. “Bana güvenen bir kadın…” olarak cümleye başlamasından dolayı “bazı duygular ispat ister” sözündeki duyguların güven olduğu düşünülebilir ama ben güven kisvesi altında dile getirilen duygunun aslen aşk olduğuna inanıyorum.

Serdar’ın son sözlerini de yorumlamaya geçecek olursak senaristlerin benden önce karargahtaki ilk tanışmalarıyla şimdi arasında geçen zaman diliminde değişen ilişkilerinin boyutunu aralarında paralellikler ve kontrastlar kurarak yapmalarına bayıldım. Bana dizileri hakkında metamorfoz bölümleri çekmeyi seven senaristleri anımsattılar. Zehra ve Serdar arasında (ilk bölümde) Vatan haini olabileceği şüphesi üzerinde şekillenen ilişkileri zamanla birçok badire atlatarak birbirlerine gözü kapalı şekilde güvendikleri ve birbirleri için her türlü riski göze aldıkları bir ilişkiye dönüştü. Çünkü şüphe yerini dünyanın en güzel duygusu olan aşka bıraktı. Ve bu aşk biraz da yaşayamamalarının yarattığı tutkuyla her geçen gün daha çok güçlenmeye ve derin kök salmaya başladı. Zehra’ya ondan ayrılamayacağını dile getirmesi nasıl bir aşk itirafıysa daha bir ömür yaşayacak anıları olduğunu dile getirmesi de o kadar evlilik teklifiydi. Evlilik teklifi manasında demediyse bile #ZehSer için artık dönüşü olmayan bir yolculuğu başlattığını söyleyebilirim.

O yolculuğun ilk adımı da sevdiği kadını teröristlerin verdiği süre dolmadan önce kurtarmaktı. Neyse ki Serdar daha önce de Zehra’nın hayatını kızının hayatıyla birlikte kurtardığı için bu konuda tecrübeliydi. “Madem canlı bombaları aşamıyorum; o halde ben de onları patlatarak yolumda çekerim” planı sahiden şahaneydi. Serdar’ın operasyonları sırasında yapmış olduğu doğaçlama planların çoğu zaman ekipteki birilerinin hayatlarını kurtardığını söylesem çok abarttığımı düşünmezsiniz herhalde. Bu seferki planı Uzay’ın zekasıyla da birleşince Zehra’nın hayatının kurtarıcısı oldu. Serdar bombayı dışardan patlatma planını yürürlüğe sokabilmek için Uzay’ın istediği gibi bombanın daha net bir fotoğrafını çekmeye çalışırken çok büyük risk aldı. Bir şey bile yanlış gitseydi Serdar canlı bombayla yüz yüze gelebilir ve aralarında bir çatışma çıkabilirdi. Bu da teröristlerin varlığını daha çabuk fark etmelerine neden olabilirdi. Ama sanırım söz konusu Zehra olduğunda hiçbir risk Serdar için göze alınmayacak kadar büyük bir risk olmuyordu.

Serdar’ın kendini riske atarak çekmiş olduğu resme bakarak Uzay’ın bu planının uyarlanabilirliğini kafasında hesap etmesinin dışında doğru frekansı bularak fünyeyle eşleştirmeyi başaran Gürcan’ın yeteneklerini de taktir ettim. Bu plan Serdar’ın aklına gelmiş olabilir ama uygulanabilmesini sağlayan Uzay ve Gürcan olduğundan terörist patlatma operasyonun ekip işi olduğunu söylemek daha doğru olacakmış gibi geliyor bana. Serdar’ın merdivenle hazırladığı doğaçlama tuzaklama sonrası terörist patlamasını izlemek zevkliydi. Keşke yanında diğerleri de olsaydı. O zaman sadece canlı bombadan değil; çok daha fazla teröristten kurtulma imkânı bulurlardı ama bu da bir şeydir. Serdar’ın adım adım işlediği planı giderayak son saniyelerde oldu ama çok ses getirdi demek yanlış olmaz. #MacgyverSerdar  

 

Başarısız Kuzey Kapısı Operasyonundan Mutlu Son Operasyonuna

 

Serdar’ın saldırı altındaki havalimanında yaptığı gözlemler sonucunda operasyon düzenlenebilecek en doğru yerin kuzey kapısı olduğuna kanaat getirip bu bilgiyi Halit Başkan’a ve PÖH bildirmesi çok iyi bir MİT mensubu olduğunu gösteren en büyük kanıtlardan biriydi. Bu plan taktiksel olarak işe yarayabilir ve havalimanındaki masum insanların hayatları çok daha çabuk kurtarılabilirdi ancak teröristlere dışardan yardım eden adamın nihayet Serdar’ın varlığını fark etme zamanı geldi. Hamile yolcunun varlığından sonra bölümde mantığımı en çok zorlayan nokta havalimanını kameralardan izleyen adamın Serdar’ın varlığını neden hala tespit etmediğiydi. Belli ki bu adam Serdar’ın varlığını fark etmeyecek deyip umudumu kestiğim bir anda onu kuzey kapısında dolanırken görmesi beni mantık hatasından döndükleri için sevindirse de hem Serdar’ın varlığının hem de planının ortaya çıkmasından ötürü de epey korkuttu.

MİT’in kahramanlıklarını görmenin yanı sıra söz konusu terör eylemi olduğunda kolluk kuvvetlerinin ve PÖH verdiği emeklerin de Teşkilat senaristleri tarafından göz ardı edilmeden hikâyeye dahil edilmesini hem çok başarılı buldum hem de gösterdikleri hassasiyetten ötürü tüm senarist grubunu çok taktir ettim. Genellikle kendi karakterlerini öne çıkarabilmek için bu gibi konularda dış kuvvetleri görmezden gelen senaristlere iyi örnek olduklarını düşünüyorum. PÖH ekibi bölüm boyunca içeriden onlara istihbarat sağlayan MİT mensubuyla koordine hareket ederek “masum Vatandaşları kurtarma” konusunda başarılı bir operasyon gerçekleştirdiler. Bu da devletin farklı kolluk kuvvetlerinin ortak operasyonlarda birbirlerine saldırmak ya da sidik yarıştırmak zorunda olmadıklarını millete göstermiş oldular.

MİT’i basiretsiz göstermek ve haksız galibiyet kazanabilmek için teröristlerin ellerindeki rehineleri kullanarak PÖH’a hazırladıkları tuzak hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum. Zira kalp hastası adamı vurdukları sahneden sonra bölümde beni en çok kızdıran sahne buydu. Masum mülteciler üzerinden oynadıkları ölümcül satranç oyunundan ne kadar tiksindiysem şimdi masum siviller üzerinden havalimanında oynanan oyundan da o kadar tiksindim. Piyon olarak değer vermedikleri o insanlar sadece birer rakamdan ibaret değiller; aynı zamanda aileleri ve sevenleri olan etten kemikten canlılar. Bu insanların birer ruhu olduğu kimsenin umurunda değil. Bu ülkeye düşman olan teröristler için önemli olan tek bir şey var. O da dünya basınında nasıl bir algı yaratmayı başardıkları. Zira günümüzde kimse gerçeklerin ne olduğuyla ilgilenmiyor; millet yaratılan o algıya inanmanın peşinde. Neyse ki Serdar gibi Vatansever yiğitler var da bu hain tuzakları masum insanlara zarar verme fırsatı bulamadan bertaraf etmenin yolunu buluyorlar.

 

“Beni iyi dinleyin. Hemen operasyonu durdurun. Kuzey kapısının arkasında rehineler var. Kapıyı tuzakladılar. Tekrar ediyorum. Kuzey kapısının arkasında rehineler var. Hemen operasyonu durdurun.”

 

Zehra’nın öldürmek amacıyla oturtulduğu sandalyeden kaldırılıp tekrar öteki rehinlerin yanına taşınmasına verdiği tepkinin gözlerini terörist ele başına dikmek olmasının muhteşemliği dışında kimliği teröristler tarafından biliniyor olsa da Halit’le iletişimi kopunca bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenerek kuzey kapısında masum sivillerle kurulan bombalı tuzağı fark eden Serdar’ın bu haberi dışarıya ulaştırabilmek için verdiği çaba izlemeye değerdi. Çalıştırılan sinyal kesici yüzünden dışarıya haber ulaştırmak için teröristlere ait yolu kendini açık etme pahasına kullanmasının kahramanca olduğunu düşünüyorum. Serdar bu sayede içinde Zehra’nın da olduğu 25 rehinenin hayatını kurtarmış oldu. Diğer rehinelerin hayatını da sinyal kesiciyi kapatabilen Zehra kurtardı. Ona ulaşabilmek için hamileyle yaptığı iş birliği güzeldi. İlk tanıştıklarında korkusundan masanın altından çıkamayan Aybüke şimdi o da dahil olmak üzere tüm sivillerin hayatını kurtaracak operasyona yardım ediyordu. Türk kadını olmak bu. Öyle bir çift düşünün ki bölüm boyunca birbirlerinden fiziksel anlamda ayrı düşmüş oldukları halde hala uyum içinde çalışmaya devam ediyorlar…

Serdar’ın kuzey kapısındaki bombanın patlamasını engellemek ve masum sivillerin hayatlarını kurtarmak amacıyla teröristlerle dövüştüğü sahneleri yazarak bana geçen hafta tıpkı hayalini kurduğum gibi bir Die Hard izleme fırsatı sundukları için senaristlerimize teşekkür ediyorum. Çağlar tekrar nasıl bir aksiyon yıldızı olduğunu göstermiş oldu. Serdar gibi karakterlerin kahramanca sergiledikleri aksiyonlar sayesinde Devlet teröristlere boyun eğmemiş oluyor. İster Zehra gibi bir “MİT mensubu” olsun isterse de Aybüke gibi bir sivil cesur Türk kadınlarının sahadaki varlıklarını görmek beni çok gururlandırıyor. PÖH’ın ve MİT’in onlara duyduğu güveni boşa çıkarmayan cesur mensupları sağ olsun. Bu devlet onlara daima güveniyor. Ama senaristlerimizin ölüm kalım meselesi olan konularda son ana kadar gerilimi sürdürmeleri beni izlerken öldürüyor da izleyiciyi televizyon ekranına çivileme yöntemleri de bu olsa gerek.

 

 

 

Serdar ve Zehra’nın ellerindeki imkanları kullanarak olayları getirdikleri noktada operasyon yapmak için içerden bir işaret gelmesini bekleyen MİT ve PÖH için işler beklendiği gibi gitti diyebiliriz. Havalimanındaki kameralara erişimi engelleyen operasyonu dışardan yönettiğini düşündükleri adamın ölümünden sonra teknik detayları halletmek çok daha kolay oldu. Uzay’ın üstün zekâsı sağ olsun uçuş ekranına yapılan erişimi kullanarak teröristleri çok iyi oyuna getirmiş oldular. Ki Serdar ve Zehra’nın çabalarına rağmen “uçuş ekranından haberleşme yöntemlerini” teröristlere karşı kullanmayı akıl etmiş olmasalardı PÖH içeriye girdiğinde önceden hesap edemedikleri risklerden ötürü birçok rehinenin de çapraz ateşte kalarak zarar gördükleri bir senaryoyla karşı karşıya kalabilirlerdi. Tabi hakkını yiyemem Serdar’ın canlı bombaların sayısını azaltmış olması da bu riski düşüren önemli bir faktördü bence. #EkipÇalışması.

Üstelik onların ekip çalışması sayesinde hem havalimanındaki masum insanlar kurtulmuş hem de Libya’yla yapılan anlaşma sorunsuz bir şekilde imzalanmış oldu. Söz konusu Vatan olduğunda tek yumruk olduğumuzu görmek hoş. Ama ne yalan söyleyeyim PÖH sivilleri kurtardığında bile rehineler arasında gizlenmiş bir teröristin öne çıkıp bomba patlatmasını ve beklenmedik bir ters köşe olmasını beklemekten operasyonun başarılı olmasına bile sevinemedim. Ama PÖH da ağırlık verilen ve hak ettikleri taktiri gösteren bir bölüm olmasına sevindim. Senaristlerin bu duyarlılığı göstermeleri benim olduğu gibi dikkatli birçok izleyicinin de gözünden kaçmamıştır diye düşünüyorum. Eleştirenler de kusura bakmasınlar ama ellerindeki imkanların kısıtlı rehinlerin sayısının ise çok olduğu bir durumda ne MİT ne de PÖH önünü arkasını düşünmeden acele bir operasyon düzenleyecek değillerdi. Birazcık adil olmayı deneyin…

Gelelim bölümün en sevdiğim sahnesine. PÖH içeriye girip bütün canlı bombaları öldürdüğünü görünce kaçmaya çalışan terörist ele başının düğmeye basıp bombaları patlatmasına imkân tanımadan Serdar’ın onu alnından vurup öldürdüğü sahneye. Tabi bu sahneyi güzelleştiren şey Serdar’ın bir teröristi daha büyük bir felaketi başlatamadan önce öldürmesi değildi. Sahnenin kahramanca olduğunu ve Serdar’la gurur duyduğumu inkâr etmiyorum özellikle de bu sayede Zehra’nın tekrar kahramanı olması da cabası. Ama bu sahneyi asıl güzelleştiren şey Zehra’nın onu görür görmez gözlerinin içinin parlaması ve birbirlerine sımsıkı sarılmalarıydı. Hiç kimsenin gözleri ekip arkadaşını görünce Zehra’nın Serdar’ı gördüğünde olduğu gibi içi parlamazdı ve hiç kimse iş arkadaşına onlar gibi sarılmazdı. Zehra’nın gözlerinin içi güldü. Serdar kokusunu içine çekmek istercesine Zehra’sına sımsıkı sarıldı. Üstelik sadece sarılmakla kalmayıp onu döndürmesi detayı da çok hoşuma gitti. İçimde kalan tek şey bu sahnenin boydan çekilmiş bir kamera açısının olmamasıydı. Zehra’ya sarıldığında elini tam olarak neresine koyduğunu görmeyi çok isterdim.

 

“Herkese ve sana bir şey olacak diye çok korktum.

Sen varken bize…bana hiçbir şey olmaz.”

 

Bu diyalogda en çok hoşuma giden detay daha önceki #ZehSer sahnelerinin paralelliğinde meydana gelen ilerleme idi. Serdar’ın duygularını gizlemek için “sana ihtiyacım…ihtiyacımız var” ifadesinden çıkarak onu tüm rehinelerden özellikle ayrı tuttuğunu belirten “sana” ifadesini kullanmaya geçmesiydi. Bu Serdar’ın artık hislerini gizlemeyeceğini gösteren en büyük kanıt oldu. Üstelik Zehra’nın “sen varken bize…bana” demeye başlaması da duygularını kontrol etmek için eğitim aldıklarını belirtmiş olduğu halde “bana…bize ihtiyacı var” söyleminden çıktığını net şekilde ortaya koymuş oldu. Birbirlerinin gözünün içine öyle baktılar ki kesin öpüşürler diye düşündüm ama kanalın TRT olduğunu unutmuşum. Biraz hayal kırıklığına uğradım ama ileride olur diye umut ediyorum. Umut da fakirin ekmeği sonuçta…

Bu kareyi izlerken Teşkilat senaristlerinin özellikle de Ethem’in FHVK seyircisi ve #YağHaz fanı olduklarına yeniden kanaat getirdim. Zira havalimanındaki sarılma sahnesinin paraleli duygularını daha itiraf edemedikleri 27. bölümde -ki bu bölümün de 27. bölüm olması tesadüf gibi gelmedi- ve duygularını itiraf etikleri halde kavuşamadan ayrılmak zorunda kaldıkları 44. bölümde yaşanmıştı. Paralel anlar yaşamaya devam edeceklerse 41’de öpüşürler mi acaba?

Son olarak Uzay gibi benim de aklıma terörist ele başının havalimanına girer girmez rehinelerden birini diğer rehinelerden ayırıp başka bir tarafa götürmesine benim de kafamın takıldığını söyleyerek yazımı tamamlamak istiyorum. Açıkçası dikkatli bir izleyici olarak teröristin diğer rehinelerden ayırdığı gencin babasını oğlunun canıyla tehdit edip dediğini yapması için kısıtlı bir süre tanıdığını duyunca aklımdan birçok teori geçirdim. Bu teorilerin en çılgıncası da sanırım adamın Türkiye-Libya anlaşmasının yapıldığı yerde çalışıyor olduğuydu. Ben son ana kadar havalimanındaki plan işe yaramazsa ya da onu bir dikkat dağıtıcı olarak kullanarak çocuğun babasına anlaşmayı imzalayan Libya Başbakanını, Türkiye temsilcisini ya da Mete Başkan’ı öldürtecekler diye düşündüm. Belli ki ben aklım çok daha büyük diplomatik krizler çıkartıp en kötüyü düşünmeye programlanmış. İki dakika da suikast planı yapmış oldum ama adamın hapishanede çalışıyor olması ve içerden Nemesis için önemli bir adamı çıkarması benim için çok büyük ters köşe oldu diyerek yazımı tamamlıyorum.

Haftaya Görüşmek Üzere… Hoşça Kalın…

 

Bölüm fotoğrafları için @CatDoctor_ @ZehSerTags’e teşekkürler.

 

 

Göz atmanızı öneririz: Teşkilat Bölüm Yorumları

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap