İzledim

TEŞKİLAT – Burada Herkes Birbiri İçin Yaşar

Teşkilat’ın bu haftaki gündemi bölümden çok Çağlar Ertuğtul Teşkilat’tan ayrılıyor mu? olsa da gelin gündemden biraz uzaklaşıp bölüme bakalım; 13. bölüm  Total’de 9.96 reyting, AB’de 11,33 reyting ve ABC1’de 11,12 reytingle bir önceki haftaya göre düşüşte olsa da yine gün birincisi oldu. Bölüm değerlendirme yazısı konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

Teşkilat içeriği gereği Milliyetçilik duygusuna ve Vatan sevgisine dair dış ülkelere karşı takınmış olduğumuz dış politikaları bütünüyle yansıtan bir dizi olması nedeniyle “Milliyetçilik, Vatanseverlik ve Bayrak” konularında derin mesajlar içerdiğini söylemek mümkündür. Ancak içeriğindeki siyasi ve politik içerikli mesajların yanı sıra bu dizi aynı zamanda bütün bu operasyonları gerçekleştiren ve bu uğurda canlarını ortaya koymaktan hiç çekinmeyen ekip üyelerine ait ilişki dinamiklerine ait değişen dengeleri de mesaj niteliğinde veren bir dizi.

O yüzden eğer bu yazıyı okuyorsanız şimdiden içeriğinin operasyonlardan ziyade bölümde dikkatimi çeken ilişki ağlarıyla ilgili olduğunu bilmenizde fayda var. Özellikle de geçen bölüm kaçmaya çalışıp neredeyse bütün ekibin başını derde sokan ve bu yüzden de kendisinden Pınar’ın hayatını Amir’in kurşunundan kurtarmış olması gerçeği dışında hiç bahsetmediğim Gürcan’ın bu bölüm neredeyse karargâh ekibinin her biriyle özel en az bir sahnesi vardı demek pek de yanlış olmayacaktır. Bu yazının başlığını “burada herkes birbiri için yaşar” koymamın nedeni de Başkan’ın onu görür görmez bu karargâhın hakikatini ona anlatmak için sarf ettiği cümlelerdi.

 

Gürcan ve Pınar

 

Katil Oldum

Geçen hafta şansızlığı nedeniyle şirkette kimliği açığa çıkan Pınar’ın bir de otoparkta kendini bekleyen bir başka kötü sürpriz olarak Amir’in silahıyla burun buruna gelmesi sahnenin gerilimini epey arttıran cinsten bir aksiyondu. Ama neyse ki şansızlığı hayatını bitirecek tarzda bir şansızlık değil de doğru zamanda doğru yerde olan Gürcan sayesinde hayatı kurtarılmıştı. Bütün bu yaşananların bir sonucu olarak hayatında ilk kez birini öldüren Gürcan’ın “katil olma” konusunda yaşadığı şok, geçen haftaki yazımda da tahmin ettiğim gibi onun adına altında kalkması pek de kolay bir konu değildi. Üstelik kimliği açığa çıktığı için zor durumda kalan Pınar’ın da ülkeye dönüşünü bu sayıklayan ve de devamlı midesi bulanan bir adamla yapmak zorunda kalması işleri daha da zorlaştırıyordu.

Hayatını bilgisayar klavyenin arkasında geçiren bir insan olarak gerçek dünya ve insan ilişkileri konusunda hiçbir fikri olmayan Gürcan’ın, karargâh ekibi içinde yaşarken ölü olmayı ve bu görevi gönüllü olarak kabul etmeyen tek kişi olarak bocalaması gayet normaldi. Ancak bu iş için gerekli eğitimleri almamış olmanın getirdiği hazırlıksız yakalanma durumu, onu sandığımdan da çok etkilediğini itiraf etmeliyim. Hayatında kimseye zarar vermemiş ve annesinin hükümetler arasındaki savaşta yaralanan sıradan bir vatandaş olduğu gerçeğine tutunan Gürcan için kötü adamları öldürme fikri siyah/beyaz kadar kesin çizgileri olan bir durumdu. Bir insanı öldürmek onun gözünde “katil” olmak demek ve bu da dolayısıyla öyle kolay hazmedebileceği bir şey değil; o yüzden bu konularda kesin çizgileri olan birinin düştüğü ahlaki ikilemi izlemek senaryo açısından bakıldığında gerçekten çok keyifli.

Pınar gibi söz konusu savaş olduğunda iki karşı cephede de birilerinin ölmesinin ya da öldürmesinin gayet olası bir durum olduğuna alışkın olan biri için hayatında ilk kez birini öldürmüş olan Gürcan’a sakinleşmesi konusunda yardım edebilmek için arabayı kenara çekmesi -hele de asıl yapması gerekenin bir an önce o ülkeden ayrılmak olduğu gerçeği düşünüldüğünde- aslında göründüğünden çok daha anlamlı bir sahne. Onu arabadan indirme konusunda sarf ettiği emir kipi nedeniyle girişi fazlasıyla otoriter olsa da gelişme kısmında gözlerinin içine bakıp nefes egzersizleri yaptırma konusundaki yol göstericiliğiyle son derece samimi bir portre çizmiş oldu. Ama bunun pek de işe yaramadığını kusmalarından anlaması üzerine dikkatini dağıtabilmek için kaçıp gitmesi konusundaki hesap sorması sahne için biraz gelmiş olabilir. Açıkçası kusan birinin yapmak isteyebileceği en son şey, eylemini açıklamaya çalışmaktır ki bu konuda “senin hayatını kurtarmak için yaptım” diye sitem etmesini çok haklı buldum.

Pınar’ın kaçıp gitmiş olması konusundaki sorgu sualini hatta sert bir dille hesap sormasını belki de kusmakla meşgul olmadığı bir zamanda yapması daha doğru olurdu. Zira istisnasız birini öldürmenin “katil” olmak olduğunu düşünen biri gözünün içine bakıp “Senin için elimi kana buladım. Sana bir şey olmasın diye” dediğinde kendini kötü hissedebiliyorsun. Ki bugüne kadar Gürcan’ın hisleri konusunda en ciddi ve dürüst olduğu sahne herhalde budur. Sonra başka bir açıdan düşünüyorum da bir çift olmaya giden en kısa yol aslında karşındakiyle kavga etmekten geçiyor. Zira kimse umursamadığı bir insana vakit ayırıp da tartışmaya girmeye tenezzül etmiyor. Pınar’ın bu saldırgan tutumu da kendi kimliğinin açığa çıkabilmesinden ziyade Gürcan’ın kötü birtakım adamların eline geçmesi durumunda kendini öldürtebileceğinden korkmuş olmasından kaynaklanıyor aslında.  

Karargâha döndükten sonra hem Mete Başkan hem de Serdar ile iletişim kuran Gürcan’ın hal ve tavırlarında bir değişiklik olup olmadığını kontrol etmek için operasyonun ortasında yanına ilişen Pınar sayesinde ikinci ve son iletişimlerine de gözlerimle şahit oldum. Bu sefer bölümün başındaki halinden pek de eser kalmayan Gürcan, bir anda eski haline dönmüş gibiydi. Sanırım bu durumda Pınar’ın etkisinin yanı sıra Amir’in ölmediğine dair aldığı istihbaratın da bir etkisi vardı. Kendini düşünerek kahve getiren Pınar hakkında Gürcan kim bilir neler düşünmüş, kafasında neler kurmuştur da dillendirmemiştir? Pınar’ın gözlerinin içine bakarak konuşurken eskiden daha rahat olması dikkatimi çeken bir ayrıntıydı aslında. Serdar ile yapmış olduğu konuşmaya rağmen iyi ya da kötü olsun, bir insanı öldürmenin “katil” olmak olduğuna dair zihnine yerleşen düşünce yapısı çabuk değişeceğe benzemiyor. Bu konuda Pınar ile yaptığı konuşma da bu gerçeğe parmak basmakta. Bazı zihinsel kalıplar kolay değişmiyor.

Ülkemize doğrultulmuş bir silah varsa eğer Türk milleti olarak o silah daha ateşlenmeden buna cüret eden herkesi durdurmak Vatanını seven her insan için boynunun borcu olan Vatani bir görevdir.

  

Gürcan-Mete Başkan

Burada Herkes Birbiri İçin Yaşar

Gürcan-Pınar’ın karargâhın kapısından sağ salim girdiklerini gördükten sonra ekibin Gürcan’a Paris operasyonu sırasında kaçtığından dolayı bir tepki göstereceklerini tahmin ediyordum. Etmeliler de operasyonun ortasında onları bırakıp gitti. Üstelik eline geçtiği adamlar olmasaydı da aylardır birlikte çalıştığı ekip arkadaşlarının gerçek kimliklerinin tek tek ortaya çıkmasına neden olabilirdi. Ama bütün bu bahaneler bir yana en çok da hem Mete hem de babası olarak Başkan’ın vereceği tepkiyi hepsinden daha çok merak ediyordum. O yüzden de beklentim doğrultusunda ders verir nitelikteki bir konuşmaya denk gelmek benim için son derece tatmin ediciydi. 

Bu yazının başlığını Mete Başkan’ın bu konuşmasından seçmemin en büyük nedeni de devletine hizmet ederken evladının nerede olduğunu merak etmiş ve onun için çok endişe etmiş bir baba olarak oğluna şefkat gösterdikten sonra yeniden bir devlet adamı olmaya döndüğünde ağzından dökülen cümlelerin ilham verici nitelikte olmasıydı. Tabi bu durumda konuşmanın içeriğindeki ekip ruhu temasının da büyük bir katkısı vardı:

Evet, öyleyim ama kaçtığın için değil. Arkadaşlarının hayatlarını, ailelerini ve operasyonları tehlikeye attığın için. Anlamadığın bir şey var, uzun süre de anlamayacaksın. Burada herkes bir başkası için yaşar. Serdar arkadaşları için yaşar. Zehra herkes uyusun diye uykusuz kalır. Hakkı herkes doysun diye aç kalır. Bir başkası arkadaşları yaşasın diye ölür. Burada hiçbir şeyi kendimiz için yapmayız. O yüzden kızgınım.”

Ne kadar güzel bir şeydir şu hayatta kayıtsız-şartsız sırtını dayayabileceğin insanların olduğu bir ekibin parçası olmak. Hatta kendinden daha büyük bir şeyin parçası olma imkânına erişmek. Bireysellik ve kendini bilme elbette güzel bir şeydir de ya bir bütünün anlamlı bir parçası olabilmek… Onlar gibi hayatlarındaki insanlara bile sadece güvenmeleri gerektiği kadar güvenmek zorunda oldukları bir mesleği icra ederken bir ekip olarak eriştikleri bu son durum bence paha biçilemez bir nimet. O yüzden de ekip olarak sahip olduklarının kıymetini bilmeleri şart.

O kadar parayla yapmayı hayal ettiği şeyden söz etiği sahne benim için hem bir komedi hem de büyük bir hayal kırıklığıydı. Gürcan’ın hayal gücü gerçekten sıfırmış, üstelik hiç yaratıcı da değilmiş. Benim o kadar param olsa kim bilir nerede-nasıl maceralara atılırdım? Dünyayı dolaşır, istediğim bir alanda eğitim alır veyahut insanlara el uzatmanın bir yolunu bulurdum. İnsan ömür boyu tatil yapmaktan sıkılmaz mı hiç?

Bütün bölüm boyunca aldığımız baba-oğul sahnesinin bu kadarla sınırlı kalması ben de büyük bir hayal kırıklığı yaratmış olsa da Pınar’ın ekip üstüne daha fazla gitmesin diye mevcut durumu hakkındaki yani onu kurtarmak için Amir’i öldürmek zorunda kaldığıyla ilgili bilgiyi paylaşmasına çok sevindim. Zira ekip onları yarı yolda bırakıp kaçması hususunda üstüne ne kadar giderlerse gitsinler, şu anda bir “katil” olarak kendi hakkında hissettiklerinin üstünde daha büyük bir acı ve pişmanlık hissetmesine neden olamazlar. Bu kadar hassasken üstüne gitmeleri sadece kendini yalnızlaştırmasına neden olur. Hepsi o kadar. O yüzden de daha az önce görev yerini terk ettiği için kızdıkları Gürcan’a başta Başkan’ı olmadan önce babası olan Mete Başkan’ın ve diğerlerinin üzülerek teselli etmek istemeleri dile getirdikleri “ekip ruhunun” da en büyük kanıtıydı aslında.

Mete Başkan kalabalık bir gündemi olduğu için konunun çok üzerinde durmuyormuş gibi davransa da oğlunun birini kurtarmak için de olsa öldürmek zorunda kalmış olmasına ve bundan dolayı çektiği acıya içten içe kahrolduğuna eminim. Çünkü babalar evlatlarını bu gibi acı anlardan koruyabilmek için ömürleri boyunca bir fiil çabalar ve onlara gölgesinde nefes alabilecekleri bir çınar olmaya çalışırlar. Üstelik onun oğlu konuşmasındaki gibi bir ekip arkadaşı yaşayabilsin diye bir başkasının hayatını almayı göze almış. Buna daha ne denir?  

 

Gürcan-Serdar

 

Katil Olmak Öyle Bir Şey Değil

Gürcan’ın ekip arkadaşının hayatını kurtarabilmek için kötü bir adam dahi olsa birini öldürmüş olmasının kendi deyimiyle “katil” olmasının yükünü taşımak konusunda ne kadar zorlandığını bizzat Pınar’ın kendisinden duyan Serdar’ın Gürcan’ı vicdanen birazcık da olsa rahatlatabilmek için bulduğu ilk fırsatta onunla konuşmayı seçmesi bana soracak olursanız kısa ama son derece anlamlı bir sahneydi. Bunun nedeni de ilişki dinamiklerinin doğası.

Serdar ve Gürcan arasındaki etkileşimlerin sayısının çok az olması bir yana Mete Başkan’ın vurulmasından sonra Gürcan’da ortaya çıkan duygular arasında babasının ona tercih ettiğini düşündüğü Serdar’a yönelik bir kıskançlık, kırgınlık ve öfke duygusu açığa çıktıktan sonra bir daha bunun üzerine hiç konuşmadılar. O yüzden de babasının gözünde aynı işi yaptığı, aynı idealleri benimsediği ve fiziksel olarak başarılı olduğu için ideal evlat olduğunu düşündüğü Serdar’a karşı ister istemez içinde çok derin bir yerlerde kök salmış bir özgüvensizlik söz konusu. O yüzden bu gibi durumlarda Serdar’ın bu garip dinamiklerini bir kenara bırakıp bir abi gibi ona yol gösterme görevine gönüllü olması çok anlamlı. Ki aynı adam tarafından yetiştirildikleri için öyle olmalılar.  

Serdar’ın “katil” olduğunu düşünerek hayıflanan Gürcan’a katil olmanın aslında nasıl bir şey olduğunu anlatırken kendi yaşam hikayesinden yola çıkması Mete Başkan suikastı sonrası aralarında gerçekleşen yüzleşmenin bir nevi öteki yüzüne ışık tuttuğundan bu iki sahne arasında ayna görevi gören bir paralellik olduğunu düşünüyorum. O bölümde Gürcan bir babası olduğu halde babasız geçirmek zorunda geçirdiği özel günlerden yana isyan edip babasının daima Serdar’ın yanında olmasından yakınırken Serdar için Mete Başkan ve bu hayat tarzıyla tanışma nedeni olan olayların ondaki etkisini hesaba katmamıştı. Serdar da bugün o aynanın öteki yüzüne ışık tutuyordu.

Serdar’ın çocukluk travmaları için bir daha üzüldüm. Annesiyle babasıyla yaşadığı sıradan bir geceyi ve geceye duyduğu özlemi o kadar güzel anlattı ki gözümden yaş geldi. Hepimiz sanki yarınımız garantiymiş gibi hareket ederken aslında ailemizle ya da arkadaşlarımızla yaptığımız en sıradan ve önemsiz şeyleri bile son kez yapıyor olabileceğimiz ihtimalini hiç düşünmeden yaşamlarımıza devam ediyoruz. Ancak her canlı bir gün ölümü tadacak ise o insanı her öpüşümüz, başımızı ona her dayayışımız ve huzur içinde yanında uyuduğumuz her uyku aslında son seferimiz olabilir. O yüzden o ufacık ve sıkıcı anların bile elinde imkânı varken kıymetini bilmeli insan. Sevdiği insanların kıymetini onlar hala nefes alıyorken ve yanı başındayken bilmeli. Keza öldükten sonra bir anlamı yok.

Düşündüm de ilk bölüm ve Berlin operasyonu dışında Serdar’ın acılı geçmişine neden daha fazla değinmedik? Neden onun da ailesini özlediği ya da en basitinden özel bir günleri anımsayıp bir ah çektiğini izlemedik? Ancak Bir de şunu düşündüm Serdar’ın anlattığı hikâyede de bir mantık hatası vardı. Senarist gurubu unutmuş olabilir ama Naziler o gece evlerine saldırdığında o henüz yatmamıştı. Hatta elinde gameboy vardı. Lütfen, izleyiciler bu gibi konularda hassas oluyorlar. Sonra mantık hatasını görünce sahnenin duygusuna girmekte zorlanıyorlar.

 

“İçinde biraz acı, öfke, bolca çaresizlik ve tabi ki de özlem. Ve insanın tadabileceği bütün duyguları tattırırlar sana. İşte bir aileyi bu şekilde yakanlardır, katil olanlar. Gürcan. Masum insanların canını alanlardır, katil olanlar. Sen değilsin.

Ben neyim peki?

Sen bu devletin düşmanlarından birini ait olduğu yere gönderen yürekli bir adamsın. En azından benim için öylesin. Ve lütfen kendini toparla artık. Sana ihtiyacımız var. Başımız hala belada.”

 

Bütün bunlar bir kenara Serdar’ın kendisine hikayesini anlattığı ailesini bir gecede korkunç bir şekilde kaybeden çocuğun hikayesinden epey etkilendiği çok belli oluyordu. Belki o hikayedeki çocuğun Serdar olduğunu anladığı için de etkilenmiş olabilir. Babası tarafından yetiştirildiği için içten içe içerlediği Serdar’ın babasının yanına gelme koşullarını daha önce hiç akıl edip düşünmemişken şimdi babasıyla birbirlerini bulma hikayelerinin koşullarını daha iyi anladığı için de etkilenmiş olabilir. Eğer öyleyse bu iki yaralı çocuk dermanlarını da birbirlerinde bulabilir. Onun gözlerinde, Gürcan’a moral verirken ki ses tonunda ve omuzuna dokunduğunda bunu gördüm, hissettim.

 

twitter

Gürcan-Uzay

Asma Suratını!

Operasyonlarda aktif olarak yer almamaları dolayısıyla ekibin geri kalanından farklı olarak karargâhtaki karşılıklı masalarda yüz yüze çalışan Gürcan-Uzay ilişkisine daha önceki bir özel dosyada değinmiştim. O yüzden tekrar o konulara girmeyeceğim ama daha çok birbirleriyle eşlenerek çalışan Gürcan ve Uzay ilişkisinde, Gürcan ortada olmadığı zamanlarda Uzay’ın teknik konularda yaşadığı güçlüklere ve onun yeteneklerine ne kadar bel bağlamış olduğuna geçen haftaki bölümde şahit oldum. O yüzden de birbirleriyle ekibin geri kalanından daha fazla zaman geçiren biri aşırı ciddi öteki ise henüz büyümemiş bir çocuk olan bu iki adam arasındaki ilişki benim için önemli.

Her şeyden önce birlikte hareket ettikleri sahnelerdeki “komedi ağırlığı” düşünülürse ilişkilerinin altın niteliğinde olduğunu bile söyleyebilirim. Örneğin ekip bu bölümde gerçekleştirecekleri eş zamanlı operasyonların detayları üzerine çalışırken yanlarına gelen “melankolik” Gürcan’a nasıl olduğunu sormaları dışında sesiz kalmayı tercih etmelerinin yaşadığı “ruhsal çöküntüye” karşı gösterdikleri hassasiyetten kaynaklandığını düşünmüştüm ancak operasyon planlama süreci tamamlandıktan sonra Zehra’nın başıyla Uzay’a işaret ettiğini görünce işin içinde başka bir şey olduğunu düşündüm ki haklı çıktım. Uzay kendinden beklenir bir üslup ve yaklaşımla Gürcan’a Amir’in ölmediği müjdesini verdi. Çocuk sabahtan beri “katil oldum” diye kendine işkence edip duruyor, bu kadar önemli bir haber hiçbir şey olmamış gibi verilir mi hiç? Eğer Uzay’san verilir. Bu sahne ikilinin komedi içeren ilişki dinamiklerini kanıtlama konusunda sizin için yeterli bir kanıt değilse Gürcan’ın bu habere verdiği tepkiye geçelim.

Amir’in ölmediği haberini verirken soğukkanlı bir anlatım tonunu kullanmayı tercih eden Uzay’ın ciddiyetine karşı Gürcan’ın duyduğu haberin şaşkınlığını üzerinden atar atmaz “katil olmadığı” gerçeğine sevinerek çocuklar gibi kutlamak için Uzay’a sarılmayı tercih etmesi benim için bölümün en komik sahnelerinden biriydi. Uzay ne kadar soğukkanlı ve ciddiyse Gürcan’ın da o kadar sıcakkanlı ve çocuksu olması birbirine taban tabana zıt karakterlerin çatışmasından çıkan bu komedi anlarının seyrini izleyicisi için çok daha keyifli bir hale getiriyordu. Gürcan ona sarıldıktan sonra dokunulmaktan hiç hoşlanmayan Uzay’ın yaşadığı rahatsızlığı yüzünden okumak mümkündü. Gürcan’ın kimseyi öldürmemiş olduğu gerçeğiyle yüzü aydınlanırken Uzay’ın bu sarılma sonrası hissettiği dehşet anının da yansıtılması bana soracak olursanız ilişkilerindeki denklemi en iyi ortaya koyan andı.

“Söz mü?” sözcüğü bir daha asla Söz dizisini anmadan dile getirebileceğimiz bir kelime olmayacak belli ki. Aynı yapım şirketinin elinden çıktığı için midir bilmiyorum ama ne zaman “Söz mü?” deseler aklıma o dizi geliyor.

Gürcan ve Uzay sürekli yan yana olduklarından bir sonraki sahneleri de gene bu ikilinin karşılıklı dinamiklerine dayanan bir sahneydi. Ekibin hacker üyesinin geri dönmesine çok sevinen ve kaşınmasına neden olan üstündeki stres-gerilim yükünden kurtulan Uzay, bir bakkalın güvenlik kamerası görüntülerine ulaşmaya çalışır bir edayla Gürcan’ın yasa dışı bankacılık işlemleri yapan bir bankanın sistemine girerek Fadi’nin finans müdüründen aldığı mali kayıtlardaki ödemelerin kime yapıldığını öğrenmesini istiyordu. Gürcan’ın bu isteğe verdiği tepkinin kişiliğine uygun olması bir yana Uzay’ın karşısındaki insanın kendisiyle dalga geçtiğini anlaması benim için bu sahneyi belki de olması gerekenden daha eğlenceli kılıyordu. Böylesine bir işlemi gerçekleştirebilmek için bir ekibe ihtiyaç duyduğunu söylemesi sahneyi ilgi çekici kıldı. Hacker ekibin olduğunu bir düşünsene. Bu konuda dizi bile yapılır.

Amerikan dizilerinde var aslında. Hacker yetenekleri dolayısıyla devlet için çalışması için işe alınmış bütün NCIS serilerinde ya da yeteneklerini devletin önemli ağlarını girmek için kullanmış ve bu süreçte de yakalandıkları için cezalarını devlete hizmet ederek çekecek olanların yer aldığı CSI: Cyber dizisinde mevcut. Tam da bu yüzden birlikte çalışmak istediği insanların ismini vermesi söylenince Gürcan’ın gözünde parlayan ışığı çok iyi anlıyorum.  

Kendi ekibimi kurup Clairvoyant gibi onları yönlendiriyorum düşüncesiyle havalara giren Gürcan sayesinde de içinde sadece Hulki’nin yer aldığı solo bir operasyonu da görmek nasip oldu. Zira kendisini en son Suriye’de şehit edilen jandarma askerlerinin intikamını almak için gittiği operasyonda sağlık koşulları el vermediği için hava savunma cihazının taşındığı üstte kalmışken görmüştüm. Sonrasında ortadan kaybolmuştu.

 

Gürcan-Hulki

Teşkilat Herkesi Bulur

Gürcan’ın bu ekipte en az iletişim kurduğu kişi kim diye sorsanız size hemen Hulki’nin ismini veririm. Zira özellikle de “Suriye’de bizim ne işimiz var?” sorusunu sorduktan sonra Hulki’nin dizine yatırıp döveceği insanlar listesine giriş yapmıştı. Hulki’den hala sıkı bir yumruk yemediyse bunu Mete Başkan’ın oğlu olmasına borçlu. Zaten onun hacker arkadaşlarına ulaşmasında yardımcı olması bakımından da aralarında sadece dolaylı yoldan bir iletişim kurulduğu da söylenebilir. Daha fazla yedek sandalyesinde oturmaya katlanamayan Hulki’nin “arkadaşların da senin gibiyse onları ikna edecek birisi lazım olur” bahanesiyle bu operasyona atılmak istemesi çok ilginçti. Ama daha da ilginç olan onlara sert davranabileceğine dair endişesini dile getiren Gürcan’a ciddi ciddi “Sen benim ne sertliğimi gördün?” diye sorması oldu. Gerçekten bunu sormuş olamaz, değil mi? Herhalde şüphelilere ya da herhangi bir canlıya karşı nazik bir ayarının olmadığının farkındadır diye düşünüyorum. Umarım! 

Ekibin önce aklını kullanıp sonra eylemde bulunan en ciddi üyesi Uzay ile önce eylemde bulunup sonra düşünen üyesi Hulki arasındaki tampon bölge olma özelliği gösteren Gürcan’ın talimatlarıyla verilen adrese giden Hulki’nin niyeti, herhangi bir sorun çıkmadan bu hacker gençleri devleti ilgilendiren mühim bir meselede kendilerine yardım etmeye ikna etmekti. Ama hacker gençler kapılarına gelen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yardım isteğini geri çevirip bir de üstüne kaçmaya çalışınca duruma en iyi bildiği şekilde müdahale etti. Bu arada en iyi bildiği şekilde müdahale etmesinden kastım da nam-ı değer Osmanlı Tokadı. Bir insanı tek bir tokatla devirebilmek için ne kadar güçlü olmak gerekir hiç bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da izlemesinin acayip eğlenceli olduğu.

İki tanesi öyle devirdi ki üçüncüsü tokadı yemeden teslim oldu. Öyle her zaman peşine düştükleri kötü adamlara benzemiyorlardı ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendilerinden yardım istediğinde arkalarına bile bakmadan kaçmaya çalışmaları da kabul edilebilir değildi. Gene de “Sen benim ne sertliğimi gördün?” diye soran Hulki’nin çocukları birer Osmanlı tokadıyla devirmesi biraz sert olmadı mı diye sormak lazım kendisine.

Hulki’nin yol göstericiliğinde evlerine dönüp bilgisayarlarının başına geçen hacker gençlerin adlarını bilmesinin tüylerini ürperttiği ne adını öğrenebildikleri ne de yüzünü görebildikleri Gürcan’ın önderliğinde yasa dışı birtakım işler yapan bankanın sitemine girme sürecindeki her aşamayı büyük bir zevkle izlediğimi itiraf etmeliyim. Her ne kadar söz konusu kendim olduğunda değil kod yazmayı “hack” yapmayı, elektronik aletleri kullanma konusunda bile teknoloji özürlü bir insan olmama rağmen bu gibi konuları sevdiğimden midir bilinmez ama attıkları her adımı takip edebilmeyi başardım. Hatta attıkları her adımı anlamayanlara adım adım da burada anlatabilirim ama sonra Hulki’nin Uzay’a yaptığı gibi ağzımı kapatmak istersiniz diye yapmaya çekiniyorum. Gürcan “Ben Teşkilatı’m. Ve Teşkilat herkesi bulur” derken onların Clairvoyant’ı olmaktan ne kadar zevk aldığı yüzünden okunuyordu.

Hacker çetesi ve Gürcan iş başı yaparken sahnenin karelere bölünerek her birini yakın plandan çekme tekniğine başvurması sahneyle ilgili en sevdiğim şeylerden biriydi. “Hack” işleminin nasıl gerçekleşeceğini adım adım anlatırken ki süreçte Gürcan ne kadar zevk aldı, aldı mı almadı mı tartışılır ama en azından bankanın sistemine girip ihtiyaç duyduğu hesaplara dair tüm bilgileri güvenlik duvarını aşarak almayı başardı. Siber savaşların artık silahlı savaşların yerini almaya başladığı modern dünyada “didos” atağını izlemek birbirlerine silahlarla saldıran insanların vahşetini izlemekten çok daha iyi bence. Gürcan bu işi yapmak için doğmuş. Hele de ağı genişlettikleri anda dünyanın çeşitli ülkelerinden hacker üyelerini görmekte sahnenin keyfini hem artıran hem de teknolojinin global düzeydeki etkisini çok iyi gözler önüne seren bir sahneydi. Bilmiyorum galiba ben bu sahneyi fazla sevdim.

 

 

Özellikle de hacker grubunun arkalarında bıraktıkları imzayı görmek beni fazlasıyla gururlandırdı. Şimdi farkında değiliz ama Türk bayrağı göklerde dalgalandığı, bu topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası olmaya devam ettiği ve “Adım Türk! Atalarım ve kendim Türk!” diyebilen bir millet olduğu sürece her çağ Türk olmak için güzel bir çağ. Dünyaya kafa tutan bu milletin bir parçası olan ve bu devlet için canını ortaya koyan üstelik karşılığında tanınmayı hatta taktir edilmeyi bile beklemeyen isimsiz kahramanlarımızın bu yazıdaki dinamiklerine bir göz gezdirip “Burada herkes birbiri için yaşar” demeyebilir misiniz? Sadece bir düşünün, hayatta kalmak için değil; birbirlerini yaşatmak için yaşadıklarını göreceksiniz diyerek bu yazımı noktalıyorum.

Yakında operasyonlara odaklandığım yazıda yayına girecek. Beni takip etmeye devam edin…

En yakın zamanda görüşmek üzere hoşça kalın…  

 

Göz atmanızı öneririz: Teşkilat Bölüm Yorumları

 

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
DARK – Finalde Cevapsız Kalan Sorular
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
BİZ İYİ İNSANLARIZ – İçimde Büyüyen Bir Canavar Var
Copy link
Powered by Social Snap