İzledim

SEN ÇAL KAPIMI – Bir Gece Ansızın Gel

Sen Çal Kapımı 22.bölümde bir önceki hafta yükselttiği reytinglerde az oranda da olsa kan kaybetti. Hem de öyle muhteşem bir finalin ardından yeni bölüm merakla beklenildiği halde… Bu hafta Total’de 4,21 reyting ile 13., AB’de 4,60 reyting ile 5. ABC1’de yine 4,77 reyting ile 7.sırada… Bölüm yazısı konuk yazar Sevil ‘in kaleminden, keyifli okumalar ^^

Her ne kadar Serkan’ın fırsatçı olduğunu düşünsem de ve Eda’nın savunmasız ve zayıf bir anından istifade edip onu öpmesini tasvip etmesem de bu fırsatçılığa verilen cevap bir tokat olmak zorunda mıydı? Tokat, romcomların vazgeçilmez bir parçası olmak zorunda değil, inanın bana. Eda’nın zaten sinirlenince ortalığı kırıp dökmesinden ve kendini kaybedip Serkan’ın göğsünü yumruklamasından hiç haz etmiyorum. Kadınları, toplumda onlara biçilen rollerden farklı ve güçlü yazmaya çalıştıklarının farkındayım; fakat tokat atmanın güçlü olmakla ilgisi yok. Eda karakterinin duygularıyla hareket eden, histerik ve Serkan’ın da mantık insanı olarak yazılması, tam da toplumun iliklerine işlemiş bu basmakalıp değerlerin bir ürünü maalesef. Neyse, çok deşip konudan sapmayalım.

Serkan’ın taktiği (yani Eda’yı rahatlatmak için öpmesi) işe yaramış olacak ki Eda, içinde bulunduğu durumu, korkusunu unutup kendine geldi. Serkan da Eda’nın tepkisini ciddiye almayarak Eda’yı tekrar öptü. Neden, Serkan?! Tepkisine rağmen neden öptün? Neyse, ikinci öpüşmeyi affedebilirim. Zira birincisinde pek de kendinde değildi; fakat ikincisinde kendindeydi.

 

 

Eda: “Bu yaptığını asla unutmayacağım, Serkan Bolat!”

Serkan: “Ben de unutmayacağım, Eda Yıldız!”

 

Patates metaforunu çok sevdim. Eda, tatsız tuzsuz olduğunu iddia ettiği patatesi aslında ne kadar sevdiğini ve hatta soğuk haliyle de sevdiğini bir bakıma itiraf etmiş oldu. Zaten Eda da soğuk patatese aşık olmamış mıydı?

 

 

 

Serkan: “Ne düşünüyorsun?”

Eda: “Patates…”

Serkan: “Patates?!”

Eda: “Böyle sert, soğuk, tatsız tuzsuz bir sebze nasıl bu kadar lezzetli bir şeye dönüşebiliyor?”

Serkan: “Beni bir patatesle kıyaslıyorsun?! Bence daha güzel şeyler düşünebilirsin; mesela biz gibi, ilişkimiz gibi.”

Eda: “Bizim bir ilişkimiz yok, senin fırsatçılığın var.”

Serkan: “Neyse, o zaman ŞİMDİLİK bir ilişkimiz yok. Neyse, patatesini fazla soğutma; yoksa eskisi gibi tatsız tuzsuz bir şeye döner.”

Eda: “Ben soğuk yemeye de alışkınım.”

 

Haftalardır kendimi tekrar ettiğimin farkındayım, ama bu konuya 22. bölüm yazısında da değinmeden edemeyeceğim: Eda’nın Serkan’a karşı sert tavırlarına hiçbir anlam veremiyorum. Eda karakteri benim gözümde kesinlikle gelişmiyor. Geçen hafta da yazımda belirtmiştim; Serkan’ın karakter gelişimini ve geldiği kıvamı çok seviyorum. Karakteri son derece tutarlı bir şekilde gelişti ve bu değişimdeki istikrarı da seviyorum. 22 bölümdür Eda’nın peşinden koşan ve Eda’yı ne kadar sevdiğini her fırsatta ve gayet net bir şekilde dile getiren bir Serkan izliyoruz. Geçen her bölümde karakter gelişim sırasının artık Eda’ya geleceğini umuyorum, ama umduğumla kalıyorum. Bu durum, Eda’nın benim gözümde inandırıcılığını kaybetmesine sebep oluyor ve biraz sıkıcı olmaya başladı. Eda’nın, Serkan’ın sevgisinden şüphe etmesini, ona güvenmemesini, Serkan’ın değişmek istemediğini ve hiç değişmediğini düşünmesini ve Serkan’daki değişimi görememesini kabullenemiyorum. Eda’nın da dediği gibi, bazı insanlar sabit fikirli ve önyargılı. Ne kadar da güzel bir şekilde kendini tarif etti. Belli ki Serkan da bu durumun farkında ki Eda’ya “Fazla naz aşık usandırır”; Engin’e de “Ben çabalıyorum, artık Eda’nın da çabalaması lazım” dedi.

 

 

Eda: “Sıkıcı hayatına renk kattığımı kabul ediyorsun yani?”

Serkan: “Renk mi?! Hayatıma gökkuşağı gibi girdin.”

 

Balca’nın aşırı yapışkan ve hadsiz bir karakter olduğunu düşünüyorum. Hani bazı insanlar vardır; gözleriyle insanları taciz ederler, öyle rahatsız edici bir şekilde bakarlar ki size çıplak olduğunuz hissini verirler. Balca’dan da öyle negatif bir elektrik aldım. Her ne kadar kendisini sevemesem de insanları değiştirme konusunda söylediklerine katılıyorum. İnsanları belki de olmak istemedikleri bir şekilde değişmeye zorlamak kadar saçma bir şey yok. Bir insan kendi isteğiyle değişmeli, yani tam da Serkan’da olduğu gibi, başkası istediği için değil. Eda’nın burada değişimden kastı da kendi doğrularından yola çıkması ve Serkan’ı kendince doğru olduğunu kabul ettiği bir kalıba sokmaya çalışması. Bunun, insanın hatalarını yüzüne karşı söylemekle ve yanlış olduğunu düşündüğü şeyleri eleştirmekle alakası yok; ikisi çok farklı şeyler. Belli ki kızlar birbirlerini karşılıklı olarak dolduruşa getirdikleri sürece bir gıdım yol alamayacağız. Konuyu evirip çevirip bir şekilde yine kendilerinin haklı oldukları sonucuna vardılar. Ceren’in, magazinci olayında Serkan’la aralarında geçen konuşmayı Eda’ya anlatması, Serkan’ın kendi imajını önemsemeyip Eda’yı ve onun sağlığını düşündüğünü Eda’ya anlatması da Eda’nın içini daralttı. İçinin açılması gerekmiyor mu bu durumda? İlerleyen bölümlerde, belki Balca’nın da etkisiyle, ilişkinin dinamiklerinin artık değişeceğini umuyorum; çünkü bu haliyle çok dengesiz.

 

 

Serkan: “Bana koşulsuz şartsız güvenmeni istiyorum.” Güvenmeyi bilmeyen Eda ve Serkan’ın kabul olmayan dileği…

 

Biz Selin acaba mektupta Serkan’a neler anlattı diye merak ederken; Selin, zekice bir hamle yapıp mektubu Serkan’a vermeyerek herkesi etrafına topladı ve kimseye konuşma imkanı vermeden olayları diğerlerini güya zor durumda bırakacak ve kendini aklayacak şekilde anlattı; fakat gördüğümüz gibi istediği tepkiyi yaratmadı. Serkan, bazen insanın basiretinin bağlandığını, işlerin her zaman insanın istediği gibi gitmediğini ve bazı şeyleri anlatmanın her zaman kolay olmadığını yakın zamanda tecrübe ettiğinden mütevellit konuyu unutmayı teklif etti. Serkan, Eda’nın da ondan sır saklamasını fırsata çevirerek ‘ceza’ olarak Eda’dan üç dilek hakkı istedi. Dileklerden birini bu bölümde öğrendik. Geriye kaldı iki 😉

 

 

Engin: “Ne bu, kendi başına romantizm falan? Hayırdır, birini mi bekliyorsun?”

Serkan: “Ev hali, ben bazen mumlar yakmayı seviyorum, terapistim de şey diyor, yani…”

 

Umutla Eda’nın gelmesini beklerken şirket çalışanlarının teker teker Serkan’ın evine doluşmasını, gelen her bir kişiyle Serkan’ın umutlarının suya düşmesini ve hepsini evden sepetleme çalışmalarını keyifle izledim. Hoşuma giden bir diğer şey de Serkan’ın bir zamanlar danışan kişiyken danışmana dönüşmesi. Serkan öyle bir kıvama geldi ki, artık çevresindekilerin derdine derman olup onlara tavsiyelerde bulunabiliyor; daha doğrusu çevresindekiler artık dertleşmek için onu seçebiliyor.

Serkan, Eda’yı da tanıdığından ve büyük bir ihtimalle onun gazabından kendini korumak için ve Eda‘ya mümkün olduğunca rahat bir çalışma ortamı sağlamak için yeni PR’cı seçimini onunla birlikte yaptı. Eda, tercihini iş tanımına uyan kriterlere göre değil de başvuruya eklenen fotoğrafa göre yapınca birazcık kendi bacağına sıkmış oldu. Eda, Balca’yı işe almamak için neden öne süremediği için ve gurur yapıp kıskandığını da itiraf edemeyince Balca hayatımıza girmiş oldu. Eda bir gün ya gururundan ölecek ya da inadından. Kurnaz Serkan’ın, iş görüşmesinde Balca’ya Eda’yı sevgilisi veya nişanlısı olarak tanıtamadığı için sağ kolu olarak tanıtması gayet diplomatikti.

Bu bölümün beni en heyecanlandıran gelişmelerinden biri kuşkusuz Aydan’ın Alptekin’den kurtulması ve 30 yıllık evliliğinin bitmiş olmasının verdiği ufak çaplı şoku atlatmasından sonra son sürat hayatına kaldığı yerden devam etmesi ve dernek başkanlığına seçilmesi. Toksik kocasından kurtulduğu için Aydan adına çok mutlu oldum. Aydan’la Eda’nın ilişkisini çok sevdiğimi ve bu ikisini yan yana görmeyi çok sevdiğimi biliyorsunuz. Bu bölümde de Eda’nın Aydan’ın yanında olması, ona destek olması ve Aydan’ın Eda’yı yanında istemesi çok hoştu.

 

 

Aydan: “Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir; ben artık daha güçlüyüm!”

 

Alptekin, ne kadar aşağılık ve pişkin bir insan! Hangi hakla Serkan’a tavsiyede bulunuyor? Serkan da babasını bir daha görmek istemediğini ve ne onun ne de annesinin hayatına bir daha girmemesini istedi. Babasıyla arasına zaten daha önceden çekmiş olduğu çizgiyi tekrar göstererek bu konudaki kararlılığını vurguladı. Baban olacak karaktersizi hayatından çıkararak kendine en büyük iyiliği yaptın ve yaşam süreni uzatmış oldun, Serkan! Alptekin şirketten ayrıldıktan sonra Ferit’in Serkan’ı merak edip iyi olup olmadığına bakmak istemesi de güzel bir ayrıntıydı. Ferit de güzel bir karaktere evrildi. Hem çevresindekilerle güzel bir ilişki kurdu hem de onların güvenini kazandı.

 

 

Serkan: “İyi dileklerin için teşekkür ederim, seni bir daha görmek istemiyorum.”

 

Eda, romantik anların katili… Bir daha sözleşme lafı duyarsam çıldırabilirim!

 

 

 

Eda: “Müsait misin?”

Serkan: “Senin için her zaman…”

Eda: “İyi olup olmadığına bakmak istedim.”

Serkan: “Böyle zamanlarda bana en iyi gelen ikinci şey iş.”

Eda: “Birincisi ne?”

Serkan: “Tahmin et…”

Eda: “Spor yapmak, tatil yapmak… Aklıma başka bir şey gelmiyor.”

Serkan: “Oysaki benim aklımdan hiç çıkmıyor.”

Eda: “Sözleşmeyi hatırlatmamı ister misin?”

 

 

Hayırdır, Eda? Mesafeyi koruyalım lütfen! Yoksa sözleşmeyi hatırlatmamı ister misin? 😉

Öpüşmeye, buhara, perdelere gerçekten gerek yok. Her zaman diyorum; Eda ve Serkan elleriyle ve burunlarıyla sevişiyor <3 Son derece tutkulu bir sahneydi.

 

 

Serkan: “Biraz kirlendik…”

 

Yazıya eleştiriyle başladığım için bölümü beğenmediğim izlenimi yaratmış olabilirim, ama aslında güzel ve eğlenceli bir bölümdü. Sadece beni rahatsız eden ve ilerlemesi gerektiğini düşündüğüm konuları tekrar yazma ihtiyacı hissettim. Anlaşılacağı üzere, bu memnuniyetsizliğimin nedeni Eda karakterinin bir ileri iki geri gitmesi. Selin’in ve Alptekin’in gidişi ve Balca’nın gelişi dışında pek bir gelişme yaşanmadı. Balca antipatik bir karakter. Selin’i şimdiden özlediğimi söyleyebilirim. Sinirimize dokunuyordu, ama antipatik değildi. Sadece kendi kuyruğunu kovalayan köpekler gibiydi. Bölüm heyecan verici bir yerde bitti. Serkan’ın yanlış bir şey yaptığını düşünmüyorum. Şirket çalışanlarının profesyonellikten uzak olduklarını ve dizide işle özel hayatın birbirine karıştığını biliyoruz. O yüzden Balca’nın, gecenin bir yarısı Serkan’ın evine gelmesine ve Serkan’ın belki de Eda’dan umudu kesip işleri halletmek için Balca’yı eve almasına şaşırmadım. Şaşırdığım şey, Serkan’ın pizza yemek istemesi. Serkan, sen patates bile yemeyen bir insansın, pizza söylemek de ne?! 🙂 Veee sonunda babaanne geliyor. Umarım geldiğine pişman olmayız. Babaannenin, Eda-Serkan ilişkisini ne yönde etkileyeceği en merak ettiğim konulardan biri. Gelecek bölümü de heyecanla bekliyorum.

Sen Çal Kapımı dizi yorumları haftalık olarak okumak için  tıklayın .

 

YORUM

 

Sen Çal Kapımı 23. Bölüm Fragmanlar

 

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
DARK – Finalde Cevapsız Kalan Sorular
Dark 3.sezon
DARK – 3.Sezon için Hazır mıyız?
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
BİZ İYİ İNSANLARIZ – İçimde Büyüyen Bir Canavar Var
Copy link
Powered by Social Snap