İzledim

SEFİRİN KIZI – Özlemedim, Çünkü Ona Tepeden Tırnağa Hasretim

Sefirin Kızı 50. bölümü ile ekranlara geldi. Günü  Total’de 2,08 reytingle 27. , AB’de 1,58 reytingle 28. ve ABC1’de 2,07 reytingle 24. olarak kapatsa da bu hafta da sosyal medyada en çok konuşulan dizi oldu.  Bölüm değerlendirme yazısı konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

Bölümün yorumunu yapmaya geçmeden önce ellinci bölümün genel olarak çok durgun geçtiğini düşündüğümü söylemek istiyorum. Sancar ailesini korumak için onları silahla tehdit eden Sedat’ı vurduğundan dolayı bölümün ilk yarısını hapishanede geçirdiği kısım yan karakterlerin üstüne fazla düşüldüğünden son derece durgundu.

O hapishaneden çıktıktan sonraki kısım ise acaba Mavi’nin yerini biliyor mu yoksa bilmiyor mu gerilimiyle birlikte Güven’le köşe kapmaca oynayarak geçtiği için ilk yarıya kıyasla temposu daha yüksek bir hikâye kurgusu olduğu da dikkatimden kaçmadı. Bu bölümde Sancar üzerinden deneyimlenen olayların arka planında çok daha farklı olayların döndüğü bir hikâye kurgusu izledim ve Engin’in tek kişilik şovuna bir kez daha hayran kaldım. Ancak bir itirafta bulunmam gerekirse beni bu bölümde en çok da Dudu karakterinin eylemleri şaşırttı ve mutlu etti.

 

Mahpushanede Sevdiğimin Anıları 

 

Bölüm Sancar’ın ailesini korumak için kardeşi Zehra ve eşini rehin almış Sedat’ı karnından vurmasından sonra gelişen beş aylık bir zaman atlamasıyla başladı. Sancar hapishane avlusunda o meşhur voltalarından birini attığı daha ilk sahnede kim olduğunu bilmediğimiz bir karakter tarafından Sancar’a halinin hatırının sorulmasıyla Mavi ile Melek’in 5 aydır kayıp olduğunu ve herkesin onları arama konusunda seferber olduğunu da öğrenmiş oldum.

Genel olarak zaman atlamaları konusunda olumlu düşünen izleyicilerden biriyimdir. Zaman atlamalarını tembel bir yazarın işi değil; artık ilerleyecek bir yolu kalmamış olan hikayeleri içinde bulundukları kısır döngüden kurtaran bir kurtuluş yolu olarak görürüm. Zaman atlamaları sayesinde hem hikâyeye hem de karakterlere yeni bir nefes aldırma imkanının önünü açan hikâye hilelerinden biridir. Türk dizilerinde çok sık kullanılan bir klişe haline gelmiş olan final bölümünde beş sene sonraya atlama hikayesi olmadıkları sürece. Mevcut durumda Sefirin Kızı için de konuşacak olursak özellikle de Mehmet Efe’nin doğumunu görebileceğimiz için bu hileye sevindim bile…

Bu 5 aylık zaman atlamasının getirdiği değişiklikleri anlatmak için çekirdek aile olarak yaşadıkları evde her şeyin yemek yedikleri tabakların bile tezgâhta olduğu gibi bırakılmış olduğu çekimi çok beğendiğimi söylemeliyim. Bu sahnenin arka planında çalan Efe türküsünün bu versiyonun sahneye tam uyduğunu belirtmekte de fayda var.      

Sancar’ın yazılan hikayeler doğrultusunda artık ikinci evi haline gelmiş olan hapishanede kalırken Mavi ile olan ilişkilerinin ilklerini düşündüğü sahne de aslında benim nezdimde çok kıymetliydi. İnsan birini çok sevip ona çok özlem duyduğunda ilklerini yani güzel anlarını düşünmeden edemez. İlişkide yaşanan kötü anları hatırlamak çok kolaydır da güzel anlara tutunabilmek için gerçekten kalpten sevmiş olmak gerekir: Umut dolu bir geleceğe açılan bir evlilik teklifi, bebeğinin ilk kalp atışını duymak, kızının huzurunda bir ömür birlikte olmaya söz vermek ya da sevdiğin insana muhtaç olduğunu anladığın ilk an gibi. Anları içinde hapsolmuş bir adamı dört duvar ne yapsın?

Sancar’ı o dört duvar arasında kalmak değil; sevdiği kadından, kızından, doğacak evladından ve ailesinden ayrı kalmak kahrediyor. Büyük bir özlem duyduğu insanla yaşadığı bütün anıları içinde kendi kendine hapsolmuş bir insan için hapishanede olup olmamanın hiçbir anlamı yoktur. Çünkü o sevdiği insan yanında olmadığı sürece içindeki dört duvara hapsolmaya mahkumdur. Onun için sevdiğinden ayrı bir “özgürlük” kavramı da yoktur.

Sancar’ın içerde bir adamı boğazlamasını ya da hapishanede gelmesini bekleyen Güven tarafından tutulmuş bir adam tarafından şişlenmesini izlemek yerine sevdiğine hislerini anlatmak için ipe boncuk dizdiğini izlemeyi tercih ederim. İlk başta “Efe dediğin boncuk mu dizer” ifadesini takınıp bu işe pek sıcak bakmadı ama adamın tekinden “Bunları ellerinle yapıp vereceğini bir sevdiğin varsa o zaman şanslısın. Hele de sevdiğin o verdiğin şeyin kıymetini bilen biriyse o zaman iki kant şanslısın” lafını duyunca işe hem tavrı hem de bakışı bir anda değişiverdi. Keşke biz seyirciler de en azından bir dakika boyunca sevdiği için ipe boncuk dizen Sancar’ı izleyebilseydik.    

 

Ev Ahalisinin Hali

 

Bölümün ilk yarısında Sancar hapishanede olduğundan yan karakterlerin hikayelerine ve duygularına daha fazla öykünen bir olay örgüsü yaratıldığından mecburen de olsa bu beş ayda konak ahalisinin nasıl etkilendiğinden de bahsetmek şart oldu. Ve gördüğüm kadarıyla Gülsiye’nin hiç değişmeyen tablosu dışında bu beş ayda konak ahalisinin Sancar ve Melek’in yokluğundan adeta ruhları bedenlerinden çekilmiş kadar olumsuz etkilendiklerini söylemek mümkündü. Artık konakta yaşamayan Elvan bile bu olumsuzluklardan payına düşeni almıştı.

İlk başlarda bu işin içinde başka bir iş olduğunu düşünen konak halkı, bu beş ay içinde Sancar’ın hapishanedeki halini gördükçe ve aradan geçen onca zamana rağmen Mavi’den en ufak bir haber alamadıkça Melek’i de yanına alıp bu aileyi terk ettiği konusunda daha çok emin olmuşlardı. Melek’i bulma fikri özellikle de Zehra’nın hayatının amacı haline gelmişti. Artık bu hayattan istediği tek şey, hapishanede perişan olmuş abisinin çocuklarını bularak abisinin yüzünü gülümsetmek, sırtındaki yükünü azaltmaktı. Mavi’nin çocukları gitmesine bir anlam veremiyordu.

Ev ahalisinin Mavi’ye öfkesini kustuğu sahnede benim asıl dikkatimi çeken şey, Zehra’nın donukluğu oldu. Abisi için zeytinlikteki ve marinadaki işleri üstlenen ve çok çalışan Zehra’nın bebek konusu açıldığında yanakları falan kızarmadı. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle heyecanlanarak inşallah demedi. Sadece “Nasip kısmet” deyip konuyu kapatmaya çalıştı. Bu tavrı beni zaten işkillendirmişti bir de bunun üstüne Elvan’ın “Evlilik nasıl gidiyor?” sorusuna bir cevap vermeden önce elini boynuna götürmesi detayı beni daha da kuşkulandırdı. “İyiyiz çok şükür. Bir sıkıntımız yok. Hamdolsun” dedi ama dudakları bir şey söylerken yüzü başka bir şey söylüyordu. Bu sözleri konak halkını kandırmış olabilir ama beni kandıramadı. Belli ki yeni evli çiftimizin evliliklerinde bir sorun var.

Bütün bu olumsuzluklar içinde belki de şu konakta bir parça da olsa neşenin yankılanmasını sağlayan tek şey de Gediz bebekti. Onu konakta görmek konak halkının bir nebze de olsa yüzlerinin gülmesini sağlıyor. Onunla birlikte sürekli konağa giren Elvan’a son bölümden sonra artık edecek pek bir lafım yok. Tek diyebileceğim doğup büyüdüğü bu toprakları ve artık onun olmayan bir aileyi bırakıp yeni bir macera atılmaktan korktuğu için yeni bir maceraya atılma konusunda cesurca hareket eden Mavi’yi anlamasının asla mümkün olmadığı gerçeğidir.

Mavi’nin giderken arkasında bıraktığı mektubu yeniden görüp çılgına dönen Halise Efe’de bu bölümde başka bir hikayeydi. Bir yandan tam da savaş baltalarını gömüp ona kızım demişken hem Melek’i hem de karnındaki daha doğmamış torununu alıp oğlunu bir başına hapishane köşelerinde bıraktığı için Mavi’ye beddualar ediyordu diğer yandan ise Mavi’nin rüyalarında devamlı olarak kendisinden yardım istediğini söyleyerek eski kocasından dolayı hayatı için endişeleniyordu. Halise Kadın Mavi’yi bulduğunda gerçekten taşlayacak mı yoksa bağrına mı basacak hiç bilemiyorum. Çünkü Halise’nin öfkesi nasıl bir cehennemse sevgisi de bir o kadar güçlü ve merhamet dolu.

Ev ahalisinden biri olan Yahya’nın durumuna gelince Elvan ile kaldığı yerden yeniden başlayabilmek konusunda şansını çok zorlamasının absürtlüğü dışında abisine destek olan ve yeğenleri bulmak için elinden gelen her şeyi yapan iyi bir kardeş olmaya çalışmasına çok sevdim. Hatta abisini içerden çıkartabilmek için elinden gelenin en iyisini yapma konusunda avukatları Faruk ile konuşması bölümün sevdiğim sahnelerinden biriydi.

Bu konuşma sırasında sözü geçen Sancar abisi ailesini bir psikopattan koruyabilmek için meşru müdafaa yapmış olduğu halde neden aylardır içerde olduğunu ben de anlamıyorum. Hele de o içerde iken kardeşini ve kocasını kaçırarak karısını silahla tehdit etmiş bir adamın nasıl hala dışarda olabildiğine hiç ama hiç anlam veremiyorum. Delillerin toplanması ve iddianamenin yazılmasının uzun sürmesi bir nebze de olsa anlaşılabilir ama şahitlerin ifadelerinin Sancar’ın akrabası diye önemsiz olması büyük bir saçmalık. Bilselerdi yanlarına başka tanık alırlardı.

 

Şeytanın Hileleri

 

Sancar hapsolduğu için karısına ve kızına duyduğu bu özlem yetmiyormuş gibi bir de kendisini hapishanede ziyarete eden Güven’den velayet davasını kaybettiğini öğrenmesi fazlasıyla üzücüydü ama beklenmedik bir şey de değildi. Mahkemenin hapishanedeki bir baba yerine yıllarca büyük elçilik görevini layığıyla yerine getirmiş bir dedeye çocuğu vermesi hukuksal olarak doğru bir karardı ama vicdanen yanlıştı. Babasının davasında henüz bir hüküm verilmemişken ve davanın içeriği hakkında kesin bir bilgi edinmemişken acele bir karar verilmesi bana çok yanlış geliyor. Kızını kendisini çok seven babasından koparıp kendisine psikolojik işkence yapan bir dedeye vermeleri ise hukuk anlamında gerçekten de büyük bir adaletsizlik…

Güven’in torunun velayetini almış olması yetmiyormuş gibi bir de Sancar kızını kendi elleriyle ona teslim etsin diye yarınki mahkemede Sedat’ın aleyhine ifade verebileceğini teklif etmesi tam bir pişkinlikti. Kendisi kızına hiç değer vermediği ve kendi iyiliğini hep kızının iyiliğinin üstünde tutuğu için Sancar’ın “özgürlüğü” için Melek’i ona satabileceğini düşünmesi çok absürttü. Ama Sedat olayından sonra kızının velayetini kaybedebileceğini anlayan Sancar ve Mavi’nin torununu kaçırma planını birlikte yaptıklarını düşünmesi ve bundan da adı kadar emin olması akıllıcaydı. Üstelik benim de başından beri desteklediğim bir teoriydi bu.

Ancak Sancar kendi özgürlüğü için bile olsa kızı Melek’i Güven gibi kızının iyiliğini zerre düşünmeyen bir adamın eline ölse de bırakmazdı. Kaldı ki kızının nerede olduğunu da bilmediğini söylüyordu. Ama Güven hala arıyorsa ne kızının ne de karısının Sedat’ın elinde olmadığını düşünüp şükrediyordu. Onun nerede olduklarını bilmediğine dair yaptığı yorumlar, babasının torunun nerede olduğunu bildiğine dair teorisi hakkında kafasının karışmasına neden oluyordu. Sancar’ın “Kızımı ne sana ne de bir başkasına bırakacak değilim. Buradan çıkacağım, Mavi’yi bulacağım ve kızımı alacağım” demesiyle torunun kaçırılmasında onun parmağı olduğundan tereddüt etmeye başladı. Sonuç olarak torunun yerini öğrenmek için geldiği hapishaneden içinde bir acaba mı şüphesiyle ayrılmak zorunda kaldı: Acaba Sancar torunumun nerede olduğunu bilmiyor mu? Ya Mavi tek başına hareket ettiyse?

Sancar ile özgürlüğü üstünden pazarlık yapamayınca Melek’i ilk kendisinin bulup yurt dışına götüreceği şeklinde tehditler savurmaya başlayarak ne elde edeceğini düşündüğünü bilmiyorum ama umduğunun bulduğu olmadığı kesin. Bu adam asla akıllanmayacak! Karşısındaki adamın ne pazarlık yapabileceği ne de tehdit edebileceği biri olmadığını bir türlü anlayamadı gitti. O sahnelerde sizi bilmem ama ben Sancar ile birlikte bu haline epey güldüm.

 

Şeytan İş Başında

Sancar’ın hapishanede söyledikleri kafasını karıştırmış olsa da Güven işini garantiye almayı seven bir insandı, hareket etmeden önce elindeki bilginin doğruluğundan emin olmak istedi. Sancar’ın da yakında hapishaneden çıkacağının farkındaydı. Eğer haklıysa Sancar çıkar çıkmaz hem kızının hem de karısının peşine düşecekti. Bu olduğunda Sancar’ın onu torununa götürmesini sağlamak için içerden bilgi alması şarttı. Bunun için yaptığı yeni planı hem zeytinliğe hem de konağa böcek yerleştirmeyi gerektiriyordu. Ancak bu mekanlara ne kendisinin ne de adamlarının elini kolunu sallaya sallaya giremeyeceklerinin de çok farkındaydı. Bu yüzden de aileyle arasında bir ilişkinin olduğu bu mekanlara girdiğinde dikkat çekmeyecek biri olarak Dudu’yu maşası yapmaya karar verdi.

Melek’in kayıp olmasından endişe duyan bir dede edasıyla Dudu’nun aklını çelmeye çalıştı. Sanki Melek’in nasıl olduğu çok umurundaymış gibi. Melek’i birazcık önemseseydi yıllarca Akın ile aynı evde kalmasına göz yummaz sonra da babasına iki milyona satmazdı. Melek onun için Sancar’a acı çektirmenin ve ailesine layık bir kız evlat yetiştirmenin bir yolu sadece. Melek’in neyi sevdiği ve neyi istediği zerre umurunda değil, Güven’in. Bir de konağı ve zeytinliği dinleyerek Sancar’dan torununun yerini öğrenebilmek için utanmadan Dudu’dan iş birlikçisi olmasını istiyor. Sedat ile aralarında yeni başlayan samimiyete güvenerek onların yeniden görüşebilmeleri için her şeyin normale dönmesi gerektiğini ve bunun olabilmesi için de onun Melek’i bulması gerektiği gibi incir çekirdeğini bile doldurmayan bir bahaneyle kızı harekete geçirmeye çalışıyor. Bu karşısındaki herkesi aptal mı sanıyor?

Dizinin bitmesine az kaldı ve şimdiden söylüyorum Güven’in sonunu yere göğe sığdıramadığı kibri ve de sımsıkı sarıldığı bu Sancar nefreti getirecek. Sonra demedi demeyin. Sancar’a karşı öyle bir kör nefreti var ki etrafında olan biteni göremiyor. İnsanların zaaflarına oynayarak onları kontrol altında tutabileceği ya da onlara istediğini yaptırabileceği konusunda kendine bu kadar çok güvenmesine neden olan kibri de sonunu getirecek haberi yok.

Gerçekten de daha iki gündür tanıdığı ve kendi hakkında yalanlar söylediğini öğrendiği bir adamı herkesin ona arkasını döndüğü zor zamanında kendisine abilik eden Sancar’a tercih edeceğini düşünmüşse kusura bakmasın ama sandığı kadar zeki değilmiş. Bununla birlikte Dudu’nun bu aileyi tekrar satmayacağını bana düşündüren şey, istediğini yapma konusundaki isteksizliğiydi. Yoksa benim tanıdığım Dudu cüretkâr bir kadındı, korkmazdı.

Üstelik Güven sadece Dudu ile de yetinmeyip o konakta olan bitenden haberdar olabilmek için Gülsiye’nin ağzını arayabilecek Necdet’i de iş birliği yapmaya ikna etmeye çalıştı. Ancak Necdet’i iş birliğine ikna etme de kullandığı yöntem Dudu’yu iş birliğine ikna etmede kullandığı yöntemden çok ama çok farklıydı. Normalde sürekli gülerken görmeye alıştığım Necdet’i boynunu bükmüş bir şekilde dövülmüş kanlar içinde bir sandalyede görmek beni çok üzdü. Defalarca torunu hakkında bir malumatı olmadığını söylese de Güven buna inanmadı. Hatta etrafta ben tövbeliyim deyip dolaşmasından dolayı onun kendini oyalamaya çalıştığını bile düşündü. Özellikle de Gülsiye’yi sıkıştırarak öğrendiği her şeyi kendisiyle paylaşmasını istedi. Aksi taktirde bu işin sonuçlarının hem kendisi için hem hapishanedeki kız kardeşi için hem de sevdiği için ölümcül olabileceği yönünde bir imada bulundu.

Necdet’in sandalyeden düşüp bayıldıktan sonra onu ayağa kaldırmak için yanına gelen adamların sayısını görüp korktuğu sahne bölümün komedi unsuru yüksek sahnelerinden biriydi. Sancar, Mavi’nin evine ilk defa gittiği vakit benzinlikte Güven’i kandırıp ona bütün Bodrum’u gezdirdiğinden beri kendisi sevmeye başladığım bir karakter. O yüzden dizi bittiğinde hatalarından ders almış Necdet’in bir parça da olsa mutluluğu bulup ona seven biriyle olduğunu görmek isterim. Gülsiye’nin onu acıdığını düşününce kim bilir belki de aralarında bir şeyler olur.                

Oldu mu Şimdi?

 

Uğursuzluk benim dilimde mi yoksa senaristler mutsuz son mu istiyor hiç bilmiyorum ama maşallah dediğim iki gün yaşamıyor. Daha geçen haftalarda “Aşk Ait Olmadır” başlığı altında hazırladığım özel dosya yazısında aşkın üç mevsimini de yaşayan çift olarak övündüğüm Zehra ve Kavruk, daha evliliklerinin ilk yılını bile dolduramadan ilişki problemleri yaşamaya başladılar. Bu bölümdeki daha ilk konak sahnesinde Elvan evliliğinin nasıl ilerlediğini sorduğunda verdiği kaçamak cevaplardan ilişkilerinde anlatmadığı bir sorun olduğunu anlamıştım. Ancak Melek’i nihayet bulduklarını sanıp köy yoluna doğru hareket ettiklerinde Zehra’nın eşine sergilediği soğuk ve düşmanca hareketlerden bu evlilikteki asıl sorunun kendisinden kaynaklandığını daha net anlamış oldum. Üstelik buldukları çocuğun Melek olmaması da aralarında yaşanan bu iletişim problemlerinin üstüne bir problem daha ekledi.

Kavruk Halise’ye Melek’e benzeyen bir kızın resmini gösterince “Gece gündüz demedin, aradın da buldun” dediği anda Zehra’nın yüzünün düşmesinden işkillendim. Acaba Zehra annesinin Kavruk’u abisinin yerine koyup onun Melek’i bulma çabalarını görmezden geldiği için mi eşine bu kadar soğuk yoksa abisinin hapse girmesiyle Melek’i bulmanın hayat amaçları haline gelmesinin evliliğine yaptığı baskıdan dolayı mı soğuk merak ediyorum.        

Halise kıymetlisi Sancar’ın yokluğunda konakta eli ayağı olduğu için oğlum diyerek Kavruk’u bağrına basmışken Zehra’nın evliliğe alışamamış bu tavırları, onunla birlikte uyumaması, marinada onun varlığından utanması ve bu konuda konuşmaktan mütemadiyen kaçınması okyanusu geçip derede boğulmaktan başka bir şey değil; ben sergilediği bu düşmanca tavrı Zehra’ya hiç yakıştıramadım. Her evlilikte alışma süreci bakımından birtakım aksi durumlar elbette yaşanır. Evlenmek bir şey değil ki atarsın imzanı, yaparsın düğünü olur biter. Ama o iki insanın bir ömrü paylaşmayı öğrenmesi ve bir olmaya alışması iki tarafında sevgi/saygı çerçevesinde hareket etmesine bakar. Uzlaşma sağlayabilmek için iki tarafında sabır göstermesi ve emek vermesi gerekir. Aksi taktirde o evlilik uzun ömürlü olamaz ve temelinden çatırdamaya başlar. Zehra ve Kavruk’a da bu olursa gerçekten çok üzülürüm.

Gülsiye de benim gibi Zehra’nın bu durgunluğunu ve uzaklara doğru dalıp gitmelerini fark edip mutfakta ettikleri kısa bir sohbette Kavruk’un onu üzecek bir şey yapıp yapmadığını sordu. Bu sorunun cevabını en az onun kadar ben de merak ettim. Ve onun bu durgunluğunu konakta fark eden ilk kişinin Gülsiye olması da bana çok mantıklı geldi. Ne de olsa aynı evin içinde yaşıyorlar ama aynı aileden değiller, o yüzden de konakta olan bitenin farkında olması çok normal. Ama Zehra konuyu bir an önce kapatabilmenin peşindeydi hatta konuyu geçiştirebilmek için Necdet’i bahane ederek Gülsiye’yi köşeye sıkıştırmaya bile çalıştı. Umarım yaşadığı bu şey abisinde de olduğu gibi annesi Kavruk’a kucak açınca hevesinin geçmesi değildir. Umarım evlendiklerinden pişman olmamıştır.

Gülsiye’yi geçtim torunun hesabını sormak için marinayı basan Halise’nin gözleri önünde Güven bile evliliğinden mutlu olmadığı için daha önce yüzüne bile bakmadığı marinaya gidip geldiğini söyledi. Evde yaşamakta olduğu mutsuzluğu ve tatminsizliğini bastırabilmek için işi dolayısıyla da marinayı bir bahane olarak kullandığını hemen anladı. Bu sözlerin en üzücü yanı da Güven’in söylediklerinin hepsinde sonuna kadar haklı olmasıydı. Zehra’nın son zamanlardaki bu durgunluğu ve mutsuzluğu Güven’i haklı çıkardı Güven’i. Ben bu saatten sonra kendisine daha ne diyeyim hiç bilmiyorum. Zaten bu saatten sonra ne desem de boş. Kavruk bu soğukluğu hiç hak etmiyor.    

Zehra’nın kendisiyle vakit geçirmekten mütemadiyen kaçındığını anlayan Kavruk bu konuda eşiyle yüzleştiğinde ve bu dönemde kendisi dışında herkese sıcak davrandığını yüzüne vurduğunda Zehra da dilinin altındaki baklayı çıkardı. “Sevda kolay ama evlilik zormuş. Ben hala senin karın olmaya senin de benim kocam olduğuna alışmaya çalışıyorum” dediğinde sevdiği kadının kendinden geçtiğini düşünen Kavruk bu işe bir nokta koydu. Bildiği ve de bilmediği her şeyden ötürü kendisiyle evli olmaktan mutsuz olduğu taktirde boşanabileceklerini söyleyip Zehra’yı odada yalnız bıraktı. Çünkü Zehra’nın söylediğinin altında yatan söylemediklerini de anlamıştı.

 

Hasretlik Muhakemesi ve Sancar’ın Mahkemesi…

 

Hasretlik gerçekten de garip bir duygu. Bir insanın yanında olmasına alışmak ve daima yanında olmasını istemek olmadığı taktirde de içini yakan bir alevle kavrulmak. Ciğerin parçalanırcasına kendini kaybederek içi tamamen boşaltılmış bir kabuk haline gelmek. O yüzden Sancar’ın ranzaya iliştirmiş olduğu resme bakarken güzel anıları anımsayıp bir anlığına gülümsedikten sonra yanında olmadıklarını anımsayıp içinin parçalanması da tamamen bu hasretten. Konağın içinde bir hayalet gibi dolaşan Halise’nin torununun bir parça giysisini göğsüne yaslayıp içi boşalana kadar ağlayarak yüreğini dağlamasına neden olan kendisinden mustarip olduğu hastalık da hasretti.

Hasret ne kadar da garip bir hastalık yeri geliyor ciğerlerini yakıyor yeri geliyor göğsünü parçalıyor yeri de geliyor boğazında bir yumru gibi kalıyor ama doktora gitsen ne derdine bir çare bulacak bir doktor çıkıyor ne de röntgen cihazlarında en ufak bir maraz çıkıyor. Ama bir şekilde insanın ruhunun üstüne çökerek hasta etmeyi başarıyor.

Beklenen mahkeme günü geldiğinde Sancar’ın avukatı olayın şahitlerinin dışında Kavruk’un darp raporunu, olay yeri incelemenin hazırladığı rapor ve Sedat’ın parmak izinin olduğu silahı Sancar’ın meşru müdafaasının kanıtları olarak mahkemeye sundu. Ailesini ve eşini korumak amacıyla işlemek zorunda kaldığı suçun savunması yapıldı. Cumhuriyet savcısı hakkındaki suçlamaları düşürme konusunda son incelemelerin bitmemiş olmasından dolayı henüz kesin bir karara varmamış olsa da sanığı mağdur etmemek adına tutukluluk kararının ertelenmesine karar verdi. Böylece Sancar, tutuksuz yargılanmak üzere mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Sancar özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz sorduğu ilk sorunun annesinin gittiği için hala karısına kızgın olup olmadığıydı.

Bu bile her şeyin Sancar ve Mavi’nin bir oyunu olduğunu kanıtlamaya yetiyordu aslında. Kaldı ki insan kızını kaçırdı diye suç duyurusunda bulunduğu birini özleyip mahkeme çıkışı daha özgürlüğünün tadına bile varmadan aylardır görmediği ailesiyle hasret gidermeden koşa koşa onunla yaşadığı eve anıları yad etmeye gitmezdi. Ama Sancar’ın oyunculuğuna tam puan verdim. Bölüm sonuna kadar sağ gösterip en sonda sol vurmayı başardı.

Adliyeden çıkar çıkmaz Güven’in peşine düşeceğini anladığı ya da takip edildiğini fark ettiği için mi yoksa hasret çektiği için mi aylar sonra o eve döndü bilmiyorum. Ama bir evi yuva yapanın içindeki insanlar ve anılar olduğunu söyleyen her kimse çok doğru söylemiş. Evin ön kapısına geldiğinde daha aylar önce birlikte kahvaltı yaptıkları hatta annesini bu çekirdek ailenin akşam sofrasında yemeğe çağırdıkları o masanın üstünde yaprakları görünce üzülmüştür diye düşündüm. Ne yalan söyleyeyim doğduğundan beri aynı evde yaşayan biri olarak bir evin dört duvarının nasıl zamanla bir yuvanın ve anıların parçası haline geldiğini anlamak benim için çok zor olmadı. Hele de bu eve ilk kez Güven’den kaçan Melek’i almak için geldiğinde yaşadıklarını anımsaması çok manidardı.

Neden bilmiyorum ama insanın zihninden birçok şey silinip gitse de bir tek ilkleri hiç silinmeden yaşamaya devam ediyor. Kızına bu dört duvar arasında sarıldığın ilk an, aile olarak koltukta oturup ilk muhabbetini ettiğin an ya da ileride eşi olacak insanı kıskandığı ilk an gibi. Sevdalı insan hep güzel anıları hatırlamaya meyilli oluyor. İyi ki de öyle oluyor. Ama en çok da kokular asla unutulmuyor. Sevdiğin insanın o kendine has kokusunu taşıdığı tenin yumuşaklığı ve sıcaklığı nasıl unutabilir ki. O yüzden de Sancar’ın kısa sürede güzel anılarla doldurmuş olduğu şu evdeki aile huzuruna ve güzel anılarına sarılarak hasret gidermeye çalışmasını çok iyi anlıyorum. Ama bilen biri olarak söylüyorum bazı hasretlerin üstünü başka şeylerle kapatmak asla mümkün olmuyor. Hele de sevdiğin insanın özlemini ne anılar ne de yıllar unutturabilir. Sevda hasreti de sıla hasreti gibidir çünkü. Sen bittiğini sanıp yoluna devam edersin ama bir gün öyle bir an gelir ki bıçak sızısı gibi bir yerden kendini hatırlatıverir.

Sancar Efe’nin sevdiğine ve kızına duyduğu bu hasret benim içimde de kabuk bağlamış bir şeylerin sızlamasına neden oldu. Bana bundan sonrası melankoli demeyeyim mi? Diyeyim ama bütün bunlar hep Engin’in muhteşem oyunculuğu yüzünden. Acısını da mutluluğunu da özlemini de içimize işleyecek kadar iyi oynaması bir suç olmalı.

İçimizdeki Köstebek

 

Sancar anılarıyla olan hasretini bir nebze de olsa giderdikten sonra soluğu zeytinlikte aldı. Zeytinlikte karısını ve kızını beş aylık süreçte bir türlü bulmayı başaramayan başta avukatı olmak üzere herkese öfkesini kusan Sancar          Efe’nin bu oyunculuğu beni bile bir anlığına acaba gerçekten de nerede olduklarını bilmiyor mu diye düşündürtüp şüpheye düşürttü. Sonra da yansıttığı bu öfkenin kaynağının onlara duyduğu hasretten geldiğine, bütün bunları da dikkat çekmek ve izlerini kapatmak için yaptığına kanaat getirdim. Ki zeytinliğe Dudu tarafından yerleştirilen dinleme cihazlarını düşününce böylesinin de en hayırlısı olduğunu düşündüm. Güven’in de bu dinleme cihazıyla öğrenebildiği tek şey, Sancar tarafından saflarına sızdırılmış bir ajanın olduğuyla birlikte Mavi’yi bulduğunda ilk yapacağı şeyin de kızını aldıktan sonra boşanma protokolünü imzalatacak olduğu gerçeğiydi.

twitter

 

Konakta Bayram Sevinci

Sancar ailesiyle paylaştığı eve anılarıyla hasret gidermeye zeytinliğe de karısının ve kızının bulunabilmesi için gerekli adımları atmaya gittikten sonra akşam nihayet sıra konağa ve ailesine gelmişti. Beş aylık özlemden sonra boynuna sarılan ilk kişi yokluğunu en çok hisseden kız kardeşi Zehra’nın ta kendisiydi. Evlendiği akşam da dediği gibi kendisine abi değil; her daim babalık yapan insandı o. O yüzden de babalığını özlemesi ve onun yokluğunda dengesini kaybetmesi gayet normaldi. Sonra ona özlem duyan herkese sırasıyla sımsıkı sarıldı. Bu süreçte onun yokluğundan yüreği en çok dağlanan annesi Halise ile olan sarılması da epey duygu yüklüydü. Can yoldaşı oğlu Sancar’a sarılmasıyla gözyaşları sel olan Halise’ye evladına hasret bir anne olarak üzüldüğümü de söyleyeyim.

Bu bölümde abisine yardım eden Yahya, soru sormadan destek olan Yahya tam da görmek istediğim adamdı. Senaristlerin ikisinin kardeş olduğunu hatırladıktan sonra aralarındaki bağı da güçlendirmeye karar vermelerine çok sevindim. Keşke anneleri de biraz değişmiş olsaydı, oğlu hapishaneden çıkalı daha birkaç saat olmuşken kaçıp giden karısı hakkında haklı çıktığını söyleyip Mavi’nin tek derdinin çocuk olduğunu söylemeseydi ki keşke. 

Sancar olan biten her şeye rağmen Mavi hakkında kötü bir şey söylenmesine izin vermemesi çok hoşuma gitti. Üstelik annesinin bu konuya karışmasını önlemek ve dikkat çekmemek için Mavi’yi bulup çocuklarını alır almaz kendisini boşayacağını söylediğinde sofrada oturan herkes şok olmuş olabilir ama ben kesinlikle inanmadım. Ve gerçeği bilmeseydim de Sancar’ın çok sevdiği ve deli gibi özlediği karısını boşayacağına hayatta inanmazdım. Sancar rolünü iyi oynadı da keşke “boşayacağım onu” dediğinde Halise de bu kadar sevindiğini belli etmeseydi.

Bahçe de Kavruk ile dertleştiği sahneleri görünce onların dostluğunu da özlediğimi fark ettim. Düğündü, balayıydı derken Sancar ve Kavruk da bir süre birbirlerinden uzak kaldılar. Onların aşk ve kadınlar üzerine dertleştikleri o sahnedeki tek eksik birlikte içtikleri demli çaylarıydı. Belki de çayın memleketinden bir insan olduğum içindir ama çay ile dertleşme arasında doğru bir orantı olduğuna inanan bir insanımdır. Çay sadece insan hararetini almayıp içindeki derdini de dökmesine yardımcı oluyor. İçindeki her şeyi akıtıp temizlenmesine yardımcı oluyor.

O kadar insan içinde Mavi’nin aşkın zorluğundan kaçacak biri olmadığını ve Sancar’ı gerçekten çok seven bir kadın olduğunu anlayan tek kişinin Kavruk olması nasıl bir ironi? Ne de olsa o sevdalara mâni yazan destanlara türkü besteleyen şu kısacık ömründe kalbinde bir sevda büyüten Kavruk. Elbette o anlayacak kim sevdalı diye.

 

Onu Özlemedim, Çünkü Ona Hasretim

 

Sancar’ın yemekten sonra siperine çekildiğini hatta camdan gökyüzüne seyrederken Mavi ile olan bir anısını düşündüğünü görmek gerçekten çok güzeldi. O anının da birlikte kayan bir yıldıza bakarak hayal kurdukları an olması aynı zamanda aileye yeni bir üyenin katılmasını ilk kez dilediği an olması bakımından da büyük bir önem taşıyor. Bu anı düşünürken gülümsediğini görmek Mavi’nin karnındaki o bebekle birlikte içinde geleceğe dair bir umut büyüttüğü anlamına geliyor. Umarım içinde büyüttüğü o umut final bölümüne mutlu bir son olarak yansır.

Onunla konuşmaya gelen annesinin acısını gözlerinden okuduğu ve kendisi beş ay ayrı kalmaya dayanamazken onun kızının nerede olduğunu bilmeden evladına hasret kaldığını gördüğü oğluna bu bölüme damgasını vuran asıl soruyu sormasını açıkçası ben hiç beklemiyordum: “Mavi’yi de özledin mi?”. Hele de bütün bölüm boyunca aile fertleri başta olmak üzere herkesi kandıran Sancar’ın ilk kez dürüst davranıp annesine “Mavi’yi özlemedim çünkü tepeden tırnağa ona hasretim, ana. Onsuz geçen 5 ayın her dakikasını her saatini saydım. Onsuz zaman geçmedi. Mavi benim ömrüm olmuş, ana” demesini hiç beklemiyordum. Bu sahnedeki en büyük sürpriz ise bu dediklerine çok kızacağından emin olduğum Halise’nin oğlunun gözünün yaşını silip kanatları altına almasıydı.

Bir insanı ister yirmi yıl istersen birkaç ay sevmiş ol, sevdiğin insan bütün dünyan haline geldiğinde onu ne kadar bir süredir sevdiğinin hiçbir önemi yoktur. Çünkü aşk zamanla ölçülebilen bir birim değildir. Bir insanı çok uzun bir zaman sevebilirsin ama sonra bir başkasına saniyeler içinde bir bakışıyla öyle bir çarpılırsın ki ondan öncesini de sonrasını da unutuverirsin. İlk görüşte aşk diye bir şey yoktur diyenlere yaşamadan bilemezsiniz demek lazım.   

 

Büyük Takip: Oyun İçinde Oyun

Ertesi sabah erkenden çıkıp zeytinliğe gitmek için hazırlandığını söyleyen Sancar ile birlikte final sahnesi öncesi asıl aksiyonu da yaşamış oldum. Bu sayede genel olarak duygusal ve melankolik geçen bölüm eve yerleştirmiş olduğu dinleme cihazı sayesinde Sancar’ı dinleyen Güven’in adamlarına onu takip etmeleri emrini vermesiyle daha aksiyonlu sahnelere imza atmış oldu. Bu sayede genel olarak durgun geçen ellinci bölüm final sahnesinden önce gerilimin tırmandırılması sağlanmış oldu. Bölümün sonu düşünüldüğünde yerinde bir hamle olmuş.

Konaktaki dinleme cihazı sayesinde Sancar’ın bir saat içinde iskelede olacağını öğrenen Güven, onun kendisini torununa götüreceğini düşünerek adamlarıyla peşine takıldı. Torununu Mavi ile birlikte sakladıklarından o kadar emindi ki haklı çıktığı için hiç düşünmeden hareket ediyordu. Diyorum, bu adamın sonunu kibri getirecek. Bu işin içinde bir oyun olduğunu tahmin etmek çok da zor olmadı. Zira kendi montunu uzatmış olduğu kardeşi Yahya da tıpkı onun gibi baştan aşağıya siyah giyinmişti. Bir yer değiştirme mevzusunun ortalıkta döneceği çok belliydi.

Sancar’ın peşinden iskeleye gelen Güven, onun bir tekneye bindiğini görünce hemen adamlarına iskeledeki bir başka tekneye binip peşine düşmeleri emrini verdi. Böylelikle Sancar farkında olmadan onu torununun olduğu adrese ulaştırmış olacaktı. Dakika başı rapor vermelerini emrettiği adamları Sancar’ın “Sessiz Koy” denilen yere doğru hareket ettiğini kendisine hemen bildirdiler. Tam Güven torununun olduğu yeri bulduğunu düşünürken hiç beklenmeyen bir şey oldu. Koyda inen Sancar olduklarını düşündükleri şahsın peşinden kıyıya çıktıklarında ise yeniden teknelere doğru yaklaşan silueti gördüm ve o Yahya’dan başkası değildi. Adamlar sesi duyup teknelere doğru geldiklerinde başından beri yanlış adamın peşinde olduklarını anlayıp terk edildikleri kıyıda yalnız kaldılar.

Sancar ile Yahya’nın yer değiştirdiğini biliyordum ama tekneye inerken ve binerken tıpkı abisi gibi yürümesi çok başarılıydı. Bu konuda Engin’in Efe yürüyüşünü taklit eden Doğukan’ı oyunculuğundan dolayı çok takdir ettim. Üstelik koya geldikleri teknenin kaptanının da Sancar’ın iş birlikçisi olması ve adamları kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bırakmaları gerçekten de komik sahnelerden biriydi.

Kandırıldığını anlayan Güven’in odasında geçirdiği sinir krizini gördükten sonra Dudu’nun Yahya’yı aradığını ve Yahya’nın da yardımları için ona teşekkür ettiğini duyduğumda hapishaneden çıktığı gün Sancar’ın arabasına binenin de Güven’in yanından bilgi sızdıranın da Dudu olduğu kesinlik kazandı. Sonra senaryonun kurgusunun içine yerleştirilmiş bir flashback sahnesiyle kendisini zeytinliğe ve konağa dinleme cihazı yerleştirme konusunda kullanmaya çalışan Güven’in planını anlattığını gördüm. Böylece Sancar’ın zeytinlikteki bağırıp çağırmaları da sabahki telefon görüşmesi de mantıklı gelmeye başladı. Onun dinlediğini bildiği için temkinli davranıyormuş.

Dudu’nun atmış olduğu mesajı görmemiş olsam da Sancar hapisten çıktıktan sonra arabasına binen ve ona devamlı haber uçuranın siyah saçlı bir kadın olduğunu gördüğüm için onun gene de Dudu olduğunu söylerdim. Dudu da hatalarından ders aldı ve hırslarının peşinde koşmak yerine ona zor zamanında abilik yapan Sancar’a yardım etmeyi seçti. Dudu’yu öveceğimi hiç düşünmezdim ama bu bölümün yıldızlarından biriydi kendisi.

 

Kavuşma…

 

Yahya/Dudu’nun yardımlarıyla peşindeki herkesi atlatan Sancar, hiçliğin ortasındaki bir evin bahçe kapısından atlayarak bir evin bahçesine girdi. Bu adamın bir kapıdan normal geçtiği hiç görülmemiş zaten. Sonra da yavaş yavaş eve doğru ilerlemeye devam etti. Evden içeriye doğru adımını attığında masanın üzerindeki bebeği görüp kızını görmüş kadar sevinmesi dikkatimi çeken ve çok hoşuma giden ilk detay oldu. Evin içlerine doğru usul ilerken beklenmedik bir anda kapı açıldı ve Sancar’ın yüzü aydınlandı. Kapının ardındaki insan sanki güneşmiş gibi gözlerinin içi parladı. Bu da hoşuma giden ikinci detaydı. Neyse ki daha fazla geciktirmeden değişen kamera açısıyla birlikte karşısında duran kişinin bölümün başından beri ortalarda olmayan Mavi olduğunu öğrenmek ve bu beş aylık süreçte karnının epey büyümüş olduğunu görmek bölümün en güzel karelerinden biriydi.

Beş aydır hasretlik çeken bu iki aşık bir saniye daha ayrı kalmaya dayanamayıp birbirlerine hiç ayrılmayacakmış sımsıkı sarıldılar. Sancar’ın “Kadınım” Mavi’nin de “Sevgilim” deyişi çok tatlıydı. Hatta bölümün belki de en güzel sahnesiydi kavuşma anları: Birbirlerine kenetlenerek sımsıkı sarılmaları, birbirlerini öpmeye ve dokunmamaya doyamamaları hatta Mavi’nin hem endişeli aşık hem de anne modunda ona zayıflayıp zayıflamadığını sorması, buldukları her fırsatta birbirlerini ne kadar özlediklerini söylemeleri. Devamlı Sancar’ın yüzüne dokunarak beş aylık hasretini gidermeye çalışan Mavi’nin eşinin hem zayıfladığını hem de gözlerinin altının çöktüğünü anlaması onu kalbinde taşıdığının bir işareti değil miydi? Hapiste yaptığı bileklik detayını da unutmamaları çok hoştu.

Annesi dışında Sancar’ın ne kadar zayıfladığını ve bu 5 ayın onun için ne kadar zor geçtiğini anlayan tek kişinin Mavi olması çok önemli bir ayrıntı. Bilemiyorum belki de ikisi de anne olduğu içindir ya da her ikisi için de Sancar’ın yerinin kalplerinin tam ortası olmasıdır ama Sancar’ın dilinden de kalbinden geçenden de en iyi bu ikisi anlıyor.

Canından, kanından ve nefesinden beş aydır haber alamamanın hasreti öyle iki dakika ayak üstü sarılmakla bir türlü geçmezdi ama Sancar karısına olan özlemini bir nebze de olsa dindirip tüm dikkatini onun büyüyen karnına vermeyi başardı. Dizlerinin üstüne çökerek henüz anne karnındaki oğlunun da halini hatırını sorduğu sahnedeki oyunculukları da muhteşemdi. Öyle organik öyle doğal bir geçiş yaptılar ki kalbimi o sahnede bıraktım. Aileye yeni katılacak üyeleri gelecekleri için umut besleyen güneş gibi parıldayan bir çifttiler. Engin kesinlikle en yakın zamanda baba olmalı. Çünkü bir insan daha doğmamış evladının sağlığının iyi olduğunu duyunca ancak bu kadar sevinebilir. Böylesi bir doğallık sadece oyunculuk olamaz. Sanki her sahnede kalbini de ortaya koyuyor.

 

 

Bahçeden içeri giren Melek’in babasını görüp “Babam” demesiyle Sancar’ın yüzü yeniden aydınlandı. “Babam” diyerek karşılık vererek beş aydır hava gibi su gibi özlem duyduğu kızına sarılan Sancar’ı görmek kalbimin erimesine neden oldu. Hasretlik garip şey, insan en çok da kokuları hatırlıyor ya sanırım özlem duyulan birinden bahsederken bu yüzden burnumda tütüyor diyorlar. Onlar da ayak üstü bir nebze özlem gidermeye çalıştılar.    

Sonrasında ise Sedat’ın vurulmasıyla Sancar’ın hapishaneye girmesi arasında yaşananları bir flashback sahnesi sayesinde görmüş oldum. Sancar karısını, kızını ve doğacak yeni çocuğunu düşünüp polise teslim olmaya karar verdi. Sedat’ı öldürmeyip sadece yaraladığı için de hapis yatacağı kısa bir süre boyunca eski kocasının Mavi’yi ve karnındaki bebeklerini rahatsız etmesini engellemek için Mavi’yi saklama adına bir plan yaptı. Üstelik o içerde olduğu taktirde kızı Melek’in velayetinin de dedesi Güven’e geçebileceğini düşünüp bu saklanma planına Melek’i de dahil etti. Ailesi peşlerine düşmesin ve Halise acı çekmesin diye Mavi tüm aile fertlerini kandıracak bir mektup yazacaktı. Mektubun içeriğinde Sancar’ın bir silahı olduğu için kendini güvende hissetmediğini, kendisi ve Melek için güvenli bir yer bulmaya gittiği yer alacaktı. Sonunu da onu asla affetmeyeceğini söyleyip tamamlayacaktı.

Sancar ve Mavi’nin vedalaşma sahnelerinde epey bir duygusallaştım. Mavi ona dönmesinin garanti olması için kızının kolyesini Sancar’a vermesi, Sancar’ın kızını ona emanet edip sarılması ve kokusunu içine çekmesi çok güzel detaylardı. Ben Mavi’nin yanındayken gördüğüm bu geleceğe umutla bakan Sancar’ı çok seviyorum.   Sancar’ın meşru müdafaa yaptığı anlaşılıp serbest bırakıldığında eşiyle kısa sürede inşa ettikleri huzur ve umut dolu bu aileyi yeniden bir araya getirebilmek için bir şansları daha olacaktı. Bana soracak olursanız kısa bir süre zarfında yapılmış olmasına rağmen her detayının ayrıntılı bir şekilde düşünüldüğü bir plandı. Ama atlatmaları da gereken çok fazla sorunun olduğunu söyleyip bu haftaki yorumumu tamamlıyorum. Acaba hala serbest olan Sedat olayını ve Melek’in velayetini nasıl bağlayacaklar?

 

Göz atmanızı öneririz: Sefirin Kızı Bölüm Yorumları

 

 

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap