İzledim

ADIM FARAH – Sen Üzülme Ben Varım

Adım Farah 6.bölüm çok daha iyisini hak eden reytingler ile sonuçlandı.  Dizi, Total’de 3,74 reyting ile 9., AB’de 4,83 reyting ile 2. ve ABC’de 4,85 reyting ile 3. oldu. Bölüm izlenimleri  Gözde‘den… Keyifli okumalar ^^

Adım Farah bu hafta yine mükemmel bir bölümle ekrana geldi. Her hafta “Bundan fazla ne olabilir, senaristlerimiz bizi daha fazla nasıl şaşırtabilir?” diye düşünürken hep daha fazlası oluyor. Resmen sezon finali tadında bir bölüm seyrettik. 6. Bölüm böyleyse sezon finali nasıl olur kim bilir. Senaristlerimizin şahane yazdığı böyle bir bölümü bu kadar sıra sürede böyle iyi çektikleri ve bize sundukları için ekibimizi de tebrik ederim.

 

 

Geçtiğimiz bölümü Tahir’in Farah’ın Mehmet ile konuşmasını kameradan seyretmesi ve ona tanıklık edeceğini öğrenmesiyle noktalamıştık. Açıkçası üzerinden çok zaman geçmeden o akşam yüzleşmeleri daha iyi oldu. Böyle durumlarda karşındakiyle konuşmak kötü sonuçlansa da hiç konuşmayıp, içinde büyütmekten her zaman daha iyidir. Bu yüzleşme Farah ile Tahir’in arasındaki yalanla örülü duvarın yıkılmasına ve onların bölümün devamında daha kolay, daha güçlü, daha samimi iletişim kurabilmesini sağladı. Yüzleşme sahnesini çok başarılı buldum. Yine her iki tarafın da kendince haklı olduğu, iki tarafla da empati kurabildiğimiz bir sahne yazılmış. Bu yazım şekli benim hoşuma gidiyor, ne eril bir zihniyet söz konusu ne de pozitif ayrımcılık. Tahir’in öğrendiği bu gerçekten sonra ağzından çıkanı kulağının duymamasına şaşırmadım, öfkesinden ne dediğinin farkında değildi. Yaralı bir aslan gibiydi ve sağa sola saldırıyordu. Farah’ın kalpten söylediklerini bile anlayamıyordu. İncindiği için incitmek istiyordu. Farah ise artık gerçekleri bildiği için Tahir’e karşı çok rahattı, içinden geçenleri hiç çekinmeden söyleyebildi ve aslında ilk defa ona karşı duygusunun oluşmaya başladığını da saklamadı. Tahir’in Farah’ın Mehmet ile iş birliğine “İhanet.” demesinden ziyade Farah’a kadınlığını kullanmaya çalıştığı iması beni daha çok üzdü. Halbuki Farah daha geçen gün “Benim sana cilve yapar gibi bir halim mi var?” dememiş miydi… Farah ilk defa Tahir’in ellerini sevgiyle tutuyordu ama daha yeni ona sımsıkı sarılmamış, “Her kuş kendi türüne uçar.” dememiş miydi? Kadınlığını kullanacak olsa mesela daha en başta evinde kalma teklifini tereddütsüz kabul ederdi. Farah’ın ise Tahir’e “Benim benden başka kimsem yok.” demesi çok kırıcıydı. Tahir bugüne kadar onun için onca şey yapmamış mıydı? Onun için manevi babası bellediği Ali Galip’le bile ters düşmemiş miydi? Bu Tahir’e söylenecek laf mıydı şimdi?

Açıkçası Tahir öğrendikleri üzerine eğer Farah’ın toplanıp evden gideceğini görmeseydi yanlarına gelmezdi. Yalnız Farah’ın anında yalan uydurması benim çok dikkatimi çekti, çok kolay yalan söyleyebiliyor. Bunu olumsuz bir eleştiri olarak söylemiyorum, yalnızca Farah kaçak bir göçmen olduğu için bu bir kendini koruma mekanizması mı acaba diye düşünüyorum. Tahir de yüzleşme esnasında Farah’a bu nedenle inanamadı, güvenemedi. Ama sonrasında sakince söylediklerini düşününce onun nasıl bir çıkmazda olduğunu anladığını düşünüyorum. “Tahir gerçekleri öğrendi, birlikte yemek yiyemeyecekler, elbise de yemekler de ziyan oldu.” diye düşünürken çabuk da bitse ilk defa karşılıklı yemek yememiz güzeldi, en azından bunu bekleyen bir seyirci olarak tatmin oldum. Yemekteki o gizli gerginliğe rağmen Farah’ın geçmişinden bir parça öğrenebilmemiz de güzeldi. Oradaki mutlu yaşantısını dinledikçe bu hikayenin sonunda o eski mutlu, doktorluk yapan, ameliyatlara girip hayat kurtaran Farah’ı görmek isteğim artıyor.

 

“Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi.”

 

Farah ve Tahir’in yaşadıkları, duygularını böyle masallar üzerinden dolaylı yoldan anlattırmak güzel bir yöntem. Dizinin odaklarından biri Kerimşah olduğu için bu yöntem onun sahnelerinin de daha dolu geçmesini sağlıyor. Tahir de o an Farah’ın yüzüne söylemediklerini Kara Prens masalı üzerinden Kerimşah’a anlattı. Her ne kadar öfkesinden ve alışık olmadığı için masal uydurmayı pek beceremese de Kerimşah’ı kıramayışı ve onunla aralarındaki ilişkinin ilerlemesi açısından güzel bir sahneydi. Kerimşah ve Tahir her bölüm biraz daha fazla baba oğul oluyorlar, Kerimşah yıllardır göremediği, o yokluğunu çektiği baba ilgisini Tahir’den görüyor. Kimin aklına gelirdi Tahir gibi bir mafya sağ kolunun Kerimşah için ‘İki İnatçı Keçi’ şarkısını söyleyeceği, sırf o mutlu olsun diye normalinin tam zıttı şeyler yapacağı… Yalnız Tahir’in o şarkı söylemeye alışık olmayışını belli eden boğaz temizleme hareketi, sesin bilerek acemi kullanılışı çok iyiydi. Şarkı seçimi de net bir şekilde inatçı keçilerimiz Farah ve Tahir’i anlatıyordu. ^^ Halbuki inatlaşmasalar, güç birliği yapıp ortak hareket etseler, zorluklara rağmen dünya ikisi için de gökkuşağı renklerine boyanacak. Olsun, geç de olsa bunu anlayacaklar.

Unutmadan; Engin Akyürek’in bölüm boyunca birkaç yerde ani mimik değişimleriyle duygudan duyguya geçişini çok sevdim. Hatta biri direkt peçeteyle ağzını silerkenkiydi. Ağzını silmeye başladığında Farah’a yalandan gülümserken, silmesi bittiğinde bakışları ona olan öfkesini gösterecek şekilde değişti.

 

Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir…

 

Bölümde en dikkat çeken şeylerden biri herkesin, her olayın yine birbirine düğümlenmiş olmasıydı. Hiçbir karakterin tam anlamıyla bağımsız bir hikayesi yok, herkes bir şekilde bir yerden birbirine bağlı ve d kişinin yaptığı şey gidip a kişisini etkileyebiliyor. Bölümde iki ince detayı da çok beğendim. İlki Tahir’in arta kalan yemeklerin bir kısmını sokak hayvanları için ayırması ve o kaba buna uygun etiket yapıştırmasıydı. Hayvanseverliklerini çok iyi bildiğimiz senaristlerimiz güzel bir mesaj vermişler. İkincisi de Farah Kerimşah’a botla gideceklerini söylediğinde Kerimşah’ın “Çok hızlı gitmesin ama. Düşmem değil mi bottan?” diye sormasıyla aklımıza gelen o unutulmaz fotoğraf karesi. Aklıma kaçakları taşıyan botun devrilmesiyle Bodrum’da kıyıya vuran çocuğun (Aylan Kurdi) cesedi geldi ve bunun Kerimşah’ın başına gelme ihtimali beni de Farah gibi mahvetti… Farah’ın da o an belki öyle bir kareyi canlandırdı gözünde, belki de de onun da aklına o meşhur fotoğraf geldi…

Bölüm boyunca Farah’a o kadar çok üzüldüm ki. Tabii bunda Demet Özdemir’in Farah ile bütünleşmesinin etkisi de çok büyük. Karakteri oynamıyor, adeta yaşıyor. Artık Farah deyince ondan başka hiçbir oyuncunun ihtimali dahi aklıma gelmiyor. Farah, kendini öyle çaresiz, öyle büyük bir girdabın içinde hissediyordu ki… Bir çıkmaza girmişti ve bu çıkmazdan çıkmak için var gücüyle uğraşıyordu… Aslında Tahir’e ihanet etmiş gibi olmamak için tanıklık etmek istemiyordu ancak İran iadesini istediği için vatandaşlığı alması şarttı. Tahir’in önerisi de kabul edemiyordu çünkü donör bulunmuşken Türkiye’den gidemezdi. Vera’nın teklifini kabul etmek kurdun inine girmekti ve onu tanımıyordu, güvenilir miydi bilmiyordu. Farah’ın İran’a geri dönüp Kerimşah’ı annesiz bırakmak gibi bir lüksü yoktu. Resmen iki ucu boklu değnek dediğimiz durumdaydı. Ben de onun yerinde olsam, Kerimşah’ın iyileşme ihtimali bu kadar yakınken vazgeçemez ve İran’a dönmemek, vatandaşlığı alabilmek için ne gerekiyorsa yapardım. Hayattaki yaşama amacı oğlu olan bir anne için onun iyileşmesinden daha önemli ne olabilir ki? O yüzden de hiç tanımadığı bir kadına güvenmeyi seçti, ona uzatılan eli kabul etmek zorunda kaldı. Tabii eğer Orhan onunla konuşmasaydı belki dizinin ilerleyişi bambaşka olurdu.

Orhan: “Tek başına savaşan yalnız başına yenilmeye mahkumdur.”

Biliyoruz ki aslında Farah tanıklık edebilseydi Vera’nın teklifini kabul etmeyecekti ve o yolun sonu da Tahir’in anlattığı gibi olacaktı. Ama Farah’ın kaderi ilk karşılaştıkları gün Tahir’inkine düğümlendi ve bu teklifi kabul ederek yine Tahir’le ortak bir kadere doğru yol aldı. FaHir’in kaderleri öylesine bağlanmış ki birbirine bir şekilde birbirlerinden kaçamaz hale geldiler. Gittikleri her yol bir şekilde birbirlerine çıkıyor. Çünkü Farah’ın dediği gibi her kuş kendi türüne uçar. Bu arada Demet Özdemir ve Senan Kara’yı Doğduğun Ev Kaderindir’den sonra yeniden aynı dizide ve nihayet karşılıklı sahnelerde seyrediyoruz. Orada anne kızı canlandırmışlardı, belki burada da ileride Vera Farah’ın da Tahir gibi manevi annesi olur.

 

 

Tahir: “Seni polis aldığında Kerimşah çok korkmuştu. Sakinlesin diye biraz sohbet ettik. Çocuğun son söyledikleri kulağımdan hiç gitmiyor. Yarın için umut etmemeyi öğretmiş kendine. Senden gizli. İyileşememe ihtimaline karşı. Bunu senden gizlemiş.”

Farah: “Tahir iyileşecek o!”

Tahir: “İyileşecek! İşte bu yüzden yalnız kalma lüksün yok! Her şeyi kendin kontrol etmeye çalışıyorsun! Böyle bir şey yok, insanın doğasına aykırı! Bir ipin üstünde yürümeye çalışıyorsun, cambazlık etmeye çalışıyorsun. Düşersen üzülürüm…”

 

Kerimşah’ın yaptığı o aile gibi oldukları resim Tahir’i kendine getirdi. Farah’a çok yüklendiğini, ona kırılmış olsa da Kerimşah’la ikisinden, daha doğrusu Farah’tan vazgeçemeyeceğini anladı. O resme baktıkça birlikteyken ne kadar mutlu olduklarını hatırladı, onların hayatında olmasına ne kadar alıştığını fark etti. Hepimiz biliyoruz Tahir Farah’a bayağı aşık oldu ve ışığa koşan pervaneler gibi onun peşinden ayrılamıyor. Farah’a “Senin senden başka kimsen yok.” dediği halde ondan vazgeçmeyip yolunu kesip savcıya gitmesi yerine yeni bir seçenek sunması da bu nedenleydi. Resmen her cümlesiyle ona “Ben de varım.” diyordu. Onun hayatını tehlikeye atan bu tanıklık işinden vazgeçirmeliydi. Ölmesine dayanamazdı. “Tanıklığın sonunda canından olacağına, verdiğim pasaportlarla yeni bir ülkede bir hayat kursun, ben ondan uzak kalmaya razıyım.” diye düşünüyordu. Farah’ın bu pasaport teklifini kabul etmemesi yukarıda da belirttiğim nedenlerle doğruydu. Onun önceliği vatandaşlık ve Kerimşah’ın donörü bulunmuşken iyileşme şansını elinden almamaktı. Tahir de bunu anlamış olmalı ki daha fazla ısrar edemedi. Farah giderken arkasından öyle bir bakışı vardı ki sanki terk edilmiş bir kedi yavrusuydu. Onu son kez görüyormuşçasına baktı ardından. O an bir daha az evvelki gibi sarılamayacaklarını, saçlarının ayrılırken sakallarına değmeyeceğini sanıyordu. Yalnız geçen bölümde Farah ona sarıldığında kollarıyla onu sarmayan Tahir bu defa tek koluyla ona sarıldı, kendine engel olmadı. Bir dahaki sarılmamızda o da Farah’a sımsıkı sarılsın artık. Bu gözler tam anlamıyla bir bütün olduklarını görmek istiyor.

Benim yadırgadığım tek şey ertesi gün Ali Galip’in evinde karşılaşana kadar Tahir’in Farah’ın savcıya gitmediğini öğrenmemiş olması. Yani bir nevi aralarındaki adı konmamış şeyi başlamadan bitirmeyi kabullenmişti. Ama ben yine de kalbinin susmayacağını ve o karşılaşma olmasa da Tahir’in Farah’ı arayacağına, ona gideceğine, onun yoluna çıkacağına eminim. Tahir hayatında ilk kez aşk duygusunu tattı, ilk defa kalbinin sesini duydu ve bunu yakalamışken kolay kolay vazgeçmez. Vazgeçecek olsaydı Kerimşah’ın yaptığı resmi kalbinin üstünde taşımaz, onu arayıp şarkısını paylaşmazdı, iletişimlerini bitirirdi.

 

Tahir’in evlenme teklifi ne kadar güzeldi öyle değil mi? ^^ Alışılageldik klişeler yerine tam ona özel bir teklif olması çok tatlı. O ne güzel “Beeeen.” deyiştir. ^^ İstediği kadar lafı çevirmeye kalksın ne Farah ne biz inanmadık bunun bir teklif olmadığına bilesin. Farah Hanım siz de pek memnun oldunuz Tahir’in bu teklifi karşısında. Basit bir gurur okşanması değildi bu, kalbini çarptıran adamın bu teklifi seni gerçekten mutlu etti. Saçma desen de kabul etmesen de gözlerinde gördüm aslında kabul etmek isteyip de etmediğini. Kendini nedense formaliteden olsa bu evliliğe layık bulmadın sanki. u sahnede aslında teklif kadar birbirlerine açık olmaları beni çok mutlu etti. Farah çok net bir şekilde Tahir’in hislerini anladı ve anladığını da açık açık yüzüne söyledi. Tahir’in tavrı da aynı şekildeydi. Yani bu sahne sadece evlilik teklifi değil net bir aşk itirafıydı. İşte çok kısa sürede Farah ile Tahir birbirlerinin dilinden, bakışından, ses tonundan ne demek istediğini anlar hale geldiler. Başta birbirlerinden apayrı görünseler de birbirlerine benziyorlar.

 

“Kederde birlik olurmuş kalbi yorgun olan…”

 

Evlenme teklifi kabul olmadı diye üzülmedim. Nasılsa Tahir, Farah’ın Vera ve diğer Akıncılardan biraz olsun uzak durabilmesi, onlara muhtaç olmaması için yeniden onunla evlenmek isteyecektir. Sevdiği kadını kurtlara yem edecek göz yok Tahir’de. Bu uğurda Mehmet ile iş birliği bile yapan adam Farah’ı kimselere harcatmaz.

Bu anları Yasemin kızıl çıyanının gizli gizli seyretmesi, her şeyi duymasından da aşırı zevk aldım. ^^ Kendini üstün gören, mutfakta Farah’ı ezmeye kalkan birinin hak ettiği ceza bu. Yine de savcılık meselesini de Bade’ye söyleme ihtimali beni korkutuyor. Bu durum duyulmadan kazasız belasız şu evlenme gerçekleşmeli.

 

 

Bekir’in Tahir Lekesiz olamayacağını, sevkiyat işini eline yüzüne bulaştıracağını, Tahir’in bu işe taş koyacağını da Farah’ın peşini bırakmayacağını da söylemiştim. Kendini çok fazla önemseyen, egolu insanların temel sorunu bu işte. Tahir haber vermemiş olsa, Karamanlar kendiliğinden baskın vermiş olsalardı bile Bekir gevşekliğiyle o baskını önleyemezdi. Her şeyi çok hafife alıyor, Tahir’in AGA’nın sağ kolu olmak uğruna kendinden vazgeçtiğinin bile farkında değil, onu, yaptığı işi sıradan görüyor. İşini yapmak yerine ne yaptığını hepimiz gördük. Yasemin’e de Tahir’in eski takıldığı kadın diye göz koymuştur, Tahir Lekesiz olmak istiyor ya o bakımdan. Ama esas suç Ali Galip’te. Ta en baştan Tahir’i dinlemeyip Bekir’in planını uygulayan, üstüne Tahir’e ders vermek uğruna işleri bu hale getiren kendisi.

 

Şah mat

 

O yüzden özür dilemese de Ali Galip’in Tahir’e söylediği tüm sözleri yutmasından memnunum. Onu nasıl da küçümsemişti tek başına yapamayacağını söyleyerek. Kendi yetiştirdiği adama bu kadar mı güvenmez insan? İşte böyle el öptürmeye gidip el sıktırırlar adama. Tahir’i çok takdir ettim. Onu ilk hatada gözden çıkaran adama dersini çok güzel verdi. Ali Galip ile oynadıkları satranç oyununda öyle iyi hamleler yaptı ki onu mat etti. Yalnız bir şey çok net: Tahir ile Ali Galip barışsalar da Tahir’in içinde hala ona karşı büyük bir kızgınlık var. Aileden olduğu iddia edilirken bu kadar çabuk gözden çıkarılmak belli ki çok içine oturmuş ki bana göre haklı. İnsan oğlu olarak gördüğü birinin nasıl bir hatasında kalemini kırar? “Kaan da polis öldürdü, ona ne ceza verdin?” diye sorarlar adama. Unutmadan, Tahir şef bir restoran mı açsa? Mutfağa girmek ona o kadar çok yakışıyor ki, Farah görse bir daha aşık olur. ^^

 

 

Herkes Kaan yüzünden darmadumanken Kaan’ın keyifli keyifli Gönül ile buluşması, sırıta sırıta onunla selfieler çekmesi bayağı sinir bozucuydu. Bu nasıl bir rahatlık yahu? Hani bu çocuk vicdan azabı çekiyordu? Gönül ile öpüşünce azabı mı geçti? En azından yalnızken bunu hissedebilirdik. Perihan’ın GönKa’yı el ele görmesi üzerine bu kadar az tepki vermesine şaşırdım, ben çok daha fazla kızın beynini ütüleyecek sanmıştım. Ama Gönül’e illa çocuğu babanla, ağabeyinle tanıştır baskısı yapmaları çok saçmaydı. Daha yeni tanıştılar, ciddi de düşünmüyorlar bu ne aceleydi? Bu istekleri Kaan’ın cinayet şüphelisi olduğunun anlaşılması için olduğu için daha fazla ses etmeyeceğim ama kurgu evreninde bile en az ilişkilerinin gelişimi kadar hızlı bir istekti bu.

 

 

Perihan’ın Gönül’e ve genel olarak çevresine olan bu hor görme tavrının nedenini nihayet anladık. Perihan tahmin ettiğim gibi Gönül’ü evliliklerini aslında gerçekten kurtarmadığı, Orhan’ın aklı, kalbi hala Vera’da diye sevememiş. Ama Gönül’ün suçu ne? İnsan ne olursa olsun canından bir parçaya nasıl bu tavrı reva görür? Madem mutsuzsun, iyi bir mesleğin var, Orhan’sız da hayatını idame ettirebilirdin pekala. Ve çok eminim Orhan hala Vera’ya aşık, ondan bahsederken gözleri bir başka bakıyor. Kaan ile ilgili durumları da göz önünde bulundurursak Vera’nın Ali Galip’ten iyice soğuyacağını ve Orhan’a yeniden döneceğini söyleyebilirim. (Vera’ya da tavsiyem boy farkı nedeniyle Orhan’ın yanına gelirken topuklu giymemesi. ^^)

 

 

Vera’yla ilgili duygularım karışık. Onu annelik içgüdüsüyle oğlunun hapse girmesini istemediği için anlasam da adaleti yanıltmaktan kaçınmadığı için de kızıyorum. Neden oğlun bir suç işlediği için cezasını çekmesin? Onu o yola babasının dünyası sürüklemiş olsa da Kaan bile isteye Alp’e dikleniyordu. Kaan pekala babası gibi olmak istiyordu. Hem madem Ali Galip’in dünyasını zerre sevmiyordun neden evlendin? Kafana silah mı dayadı Ali Galip?

Vera’nın karakolda Kaan gözaltına alındığı için Tahir’e yüklenmesi de çok manasızdı. Oğlun bir halt etti, Tahir değil. Tahir onu uzak tutmak, bu olayı çözmek için de elinden geleni yaptı. Sinirini neden Tahir’den çıkartıyorsun? Vallahi Tahir’e üzülüyorum o da Farah gibi bin parçaya bölünmüş durumda. Bir yanda sevdiği kadın ve oğlunun hayatı, bir yanda ailesi gibi gördüğü Akıncılar.

Bade ile Mehmet’in ilk randevusu çok keyifliydi. Mehmet’in o acemiliği, ne yapacağını bilemez halleri, kabalıkları beni çok güldürdü. İkisi de aslında görev amaçlı birbirlerine yaklaşsalar da elbet aşık olacaklar. Çünkü tencere kapak gibiler, birbirlerini tamamladılar. İkisinin de birbirini bel altı vurması, aile yaralarını ortaya sermesi aslen sevimsizdi ama dedim ya benziyorlar.

Bu bölüm ilk bölümden sonra ilk defa Mehmet için samimi olarak üzüldüm. Orhan Dede kadar tatlı, ince bir adam nasıl olur da kimsesiz bir yetimhane çocuğunu bu yarasından vurur? Kalp kırıldıktan sonra pişman olup hemen özür dilesen ne fayda… Ama hem Orhan’ın geçmişte Ali Galip’in yanında gizli polisken yaşadıklarını hem de daha sonradan Tahir’in Farah’a onların aleyhine devlete konuşanlarla ilgili anlattıklarını dinlediğimde Orhan’a hak verdim. Farah’ın tanıklığı doğrudan Farah ve Kerimşah’ın hayatını tehlikeye atan bir seçenek. Keşke Mehmet, Farah’ın tanıklık işi ertelenmeden önce Akıncı ailesinden şüphelenmeyi akıl etseydi de o akşamki HTS kayıtlarına çoktan baktırmış olsaydı. Tabii o kendi kafasında katili direkt Tahir Lekesiz olarak bellediği için Akıncılar aklına gelmedi. İyi bir polis hırsına yenilip takıntılı olmak yerine çok yönlü düşünebilmeli.

 

Orhan: “Mecbur değilsin. İlla ki başka bir yolu vardır.”

 

 

 

Mehmet’in Alp’i öldürenin Kaan olduğuna ulaşma şekli çok beklenmedikti ama şans eseri olsa da zekiceydi. İsmi Farah’ın vermemiş olması da Farah’ın hayatı açısından çok daha doğru bir yazım şekli. İsmi onun vermediğini öğrendiklerinde Akıncılardan kimse Farah’a bir kötülük yapmaz ve yine onu yanlarında tutma planından devam ederler. Tabii eğer Tahir el atmasaydı Mehmet kalkıp yine bir tanığı olduğunu söyleyecekti o ayrı bir konu. Bu adam neden iki bölümdür düşüncesizce hareket ediyor ve devamlı Farah için olumsuz eylemlerde bulunuyor? Mesleğine sonsuz saygım var ama karşısındaki adam Ali Galip Akıncı’yken, Farah’ın hasta çocuğu varken nedir bu inat? HTS kayıtları ve diğer buldukları yeterli bir delil değilse önce biraz daha delil bulmaya çalışsaydı.

 

 

Tahir: “Bak. Farah’ın hayatıyla kumar oynatmam sana. Müsaade etmem buna.”

Mehmet: “Ne yapacaksın lan?”

Tahir: “Bak beni kışkırtma.”

Mehmet: “Ne yapacaksın emniyette başkomiser mi infaz edeceksin, ne yapacaksın?”

Tahir: “Benim gözüm hiçbir şeyi görmüyor tamam mı şu anda. Eğer kadının kılına zarar gelsin, dünyayı senin başına yıkarım.”

Mehmet: “Sen bayağı duygusal şeyler besliyorsun kadına.”

Tahir: “Şikayetini geri çek! Şikayetini geri çek Şikayetini geri çek!”

Mehmet: “Yap. Ne yapacaksan yap Lekesiz!”

 

İlk bölümde Mehmet’e karşı kendini hep tutan, asla ona dokunmayan Tahir’in işin ucu Farah’a dokunuyor diye Mehmet’in yakasına yapışması yine ‘nereden nereye’ dediğim bir andı. O gün mantığıyla hareket edebilen Tahir şimdi duygularıyla hareket ediyor ve kendini kontrol edemiyordu. Yakasına yapıştığı kişi başkomiser de olsa Tahir’in yaptığını yanlış bulamadım çünkü Mehmet aceleciliğiyle Farah’ı tehlikeye atmıştı. İlk bölüm kanlı bıçaklı olan Tahir ile Mehmet’in şimdi Farah için ortak bir noktada buluşma çabası da güzeldi. Mehmet’in delil diye gösterdiği silah gerçekten Kaan’ın silahıysa bu Tahir’in polis ile ileride bir iş birliği yapabileceğinin de sinyali sayılabilir. Çünkü Tahir çocukluğundan beri karanlık dünyadan başka bir dünya bilmese de şimdi o dünyaya sızan ışığı ve o karanlık dünyanın aslında nasıl da vefasız bir yer olduğunu gördü. Ali Galip ile sarıldıklarında yüzündeki ifade bana bu barışmanın Tahir tarafında bir amaç güdüldüğünü düşündürdü. Yıllar önce Orhan’ın içlerine sızıp başaramadığı şeyi belki şimdi Tahir başarır.

 

 

“Katil oldum. Yine.”

 

Eğer Farah Tahir’in ona verdiği bıçağı kolay çıkartabilecek bir yere koymamış olsaydı Bekir Farah’ın boğazını keserek öldürecekti. Yani Farah Bekir’i bıçaklayarak kendini korumuş oldu, nefsi müdafaa yaptı. Bekir tam bir pislik işte, hasta çocuğu olan bir anneyi bile kendi hırsları uğruna öldürebilecek kadar cani ruhlu bir adam. Evet Bekir seyir zevki olan bir karakter ama sevilesi değil. Git Tahir’e doğrudan zarar ver, masum bir kadını kullanma. Tahir ona aşık diye Farah’ın ne suçu, günahı var?

Bu olayla Farah’ın İran’daki geçmişi de oraya çıktı. Büyük ihtimalle Farah orada da birini yine böyle “mecburen” öldürmek zorunda kaldı. Tahir ile kaderlerini benzettiğine göre demek ki onun İran’daki cinayeti de Tahir’in dayısını öldürmesi gibi mecburiyet sonucu gerçekleşmiş durumda. Peki madem Farah İran’da katil olmuştu, neden Ali Galip eline silahı tutuşturduğunda “Ben katil değilim.” dedi? Hem de bunu bayağı inanarak, çok emin bir şekilde söylemişti, adamı öldürme ihtimali bile onu çok rahatsız etmişti Üstelik Kaan’ın işlediği cinayet onda hiç eski travmalarını tetiklemiş gibi de değildi. Mesela bu durum üstüne kabuslarla uyandığı falan hiç görmedik. Eğer senaryoda son dakika değişikliği yapılmadıysa Farah İran’daki durumu kafasında inkar etmiş, hiç yaşanmamış saymış diye yorumlayacağım. Araştırdım, bu durum psikolojide inkar savunma mekanizması diye geçiyor, Farah’ın davranışı da bu olabilir.

Yeni bölüm fragmanına göre FaHir evlenme kararı alıyor, haydi kalkın halaya. ^^ Dilerim bir ters köşe olmaz ve bu nikah gerçekleşir. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Peki sizler bu bölümü nasıl buldunuz?

 

Göz atmanızı öneririz: Adım Farah Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap