İzledim

ERKENCİ KUŞ – Nerede Benim Sevdiğim Sanem?

Bir önceki bölüm yazısını Sanem ile Can’ın arasındaki yalanlar birer birer ortaya çıkarken… ile bitirdik. Bakalım bu bölümde ikilinin arası nasıl? Erkenci Kuş’un bu hafta da zirveyi bırakmayan bölüm yazısını  konuk yazarım Buke  kaleme aldı. Keyifli okumalar ^^

 

“Saatim her zaman Ayten’e beş var 
Ya da Ayten’i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Ayten’deyiz
Günlerden Aytenertesidir
O’dur gün gün beni yaşatan
O’nun kokusu sarmıştır sokakları
O’nun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında O’nun dudakları
(…)”

 

Bölümü izlerken aklımdan Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “MİLYON KERE AYTEN” şiiri geçti. O nedenle bu dizelerle başlamak istedim yazıma. Sevgili Ümit Yaşar için dizelerdeki “Ayten” ne ise, Can için de Sanem oydu bu bölüm boyunca. Sevdiği, nefret ettiği, düşündüğü, içme sebebi, çaresizliği, hayal kırıklığı… Hissettiği, düşündüğü, gittiği her yol Sanem’e çıkıyordu.

Geçen haftanın aksine dram dozu yüksek bir bölüm ile karşımıza çıktı bu hafta Erkenci Kuş. 15.bölüm finalinden sonra bu hafta da komediye ağırlık verilse yersiz olurdu zaten ki ben Erkenci Kuş’taki dramı da komedisi kadar sevdim. Hatta daha bile fazla sevmiş olabilirim.

Bölümü geçen hafta kaldığımız yerden açtık, Sanem’in: “O senin sevdiğin Sanem koskoca bir yalan” sözlerinin ardından Can’ın olayları anlamaya çalışmasıyla devam etti sahne… Her şey kulağına o kadar saçma geliyordu ki delirmek üzereydi. Soru- cevap yöntemiyle ilerleyip durumu anlamak istedi. Soruları sordu ama cevapları dinlemedi, kendi sorularına kendi cevaplarını verdi. Burada Can’ın en çok ağrına gidenin ne merak ediyorum doğrusu. Sevdiği kadının söylediği yalanlar mı, oynadığı nişanlılık oyunu mu, yoksa herkesin bu oyundan haberi olduğu için kandırılmış, dalga geçilmiş, duyguları ile oynanmış hissetmesi mi?  Bana duyguları ile oynanması gibi geldi. Ama kesin olarak emin olduğum bir şey var ki Can’a en saçma gelen şey Sanem’in “Evine hırsızlık yapmak için girdim.”  demesi oldu.

Sanem ve hırsızlığı aynı cümle içerisinde duymaya bile tahammülü yoktu ama yine de Sanem’in anlattıklarını dinledi Can. Sanem dosya almak için eve girdiğini, dosyanın ne ile ilgili olduğunu bilmediğini, sadece O’nun görmemesi gereken bir dosya olduğunu bildiğini söyledi.

Can bunu ondan kimin istediğini sorduğunda ise önce tereddüt etti ama sonunda dayanamayıp Emre’nin adını verdi Sanem. Can her duyduğu itiraf ile daha çok dehşete düşüyordu. Sanem neden mecbur kaldığını anlatmak, diğer yalanlarını da itiraf etmek istedi ama Can O’nun yüzüne bakmaya zorlanıyor, O’nu hiç tanımadığını hissediyordu. Emre’yi aradı ve hemen eve gelmesini istedi. Ardından da Sanem’in “Gitme ne olur” diye yalvarışına aldırmadan arabasına atlayıp evinin yolunu tuttu.

Emre ise o sırada YRT Holding’i bağlamak için ikinci tur parayı da şirketten çekip holding genel müdürüne teslim etmiş ve sözleşmenin imzalanacağının güvencesini almıştı.

 

 

Can’ın kızgınlığına anlam veremeyerek eve giden Emre Sanem’den gelen telefon ile her şeyi öğrendi. Sanem yolda olduğunu, eve gelmekte olduğunu belirterek “Her şeyi anlatalım ve cezamız ne ise razı olalım” dediyse de Emre buna şiddetle karşı çıktı. Evine gitmesini, artık topun kendinde olduğunu söyledi. O kısacık anda kafasında hemen bahanesini uydurdu ve Can’a yine yalan söyledi, yine O’nunla oynadı. Sadece Aylin’i korumakla kalmadı, Sanem’i de yaktı.

Sanem ilk hatayı o telefonu etmekle yaptı. Emre’yi aramayacaktı ki O da bu yüzleşmeye hazırlıksız yakalansın aynı kendisi gibi. Sanem bir nevi kendi sonunu hazırlamış oldu. Çünkü artık Can’ın gözünde para için hırsızlık yapan biriydi. Emre gittiğinde Sanem Can’ın yanına geldi. Emre ile konuştuklarını duymuştu ve Can’a konuşmak istediğini söyledi. Önce Can konuştu ve Sanem O’nu ne kadar kırdığını bir kez daha anladı.

Can: “Ben yıllar sonra ilk defa sana güvendim. Hayatımda ilk defa sana böyle aşık oldum. Senin saflığına, farklılığına, güzel kalbine…Nerede benim sevdiğim Sanem?”

Can duyduğu şeylerin yalan olduğunu, bunların hiçbirinin gerçekte olmadığını, O’na yalan söylemediğini, herkesin önüne O’nunla dalga geçmediğini, duygularıyla oynamadığını söyleyecekse konuşmasını yoksa gitmesini istedi Sanem’den.  Sanem gidemediğini, onsuz olamadığını, o nedenle gerçekleri söyleyemediğini anlatsa da Can her şeyin bittiğini, O’nunla ilgili hiçbir şeyin kendini ilgilendirmediğini, gitmezse kalbini kıracağını söyledi.

Sanem burada susarak ikinci hatayı yaptı. Cesaretini toplamalı ve Can duymak istemese de bütün gerçekleri anlatmalıydı. Can ile arasında hiç yalan kalmaması için en uygun zamandı o an.  Can zaten yaralanmıştı ha bir eksik ha bir fazla… Ama Sanem konuşmak yerine gitmeyi, yine yeniden kaçmayı tercih etti.

Can ve Sanem için sancılı bir dönem başlamıştı artık. Sanem kayalıklarda, Can ise kulübesinde almıştı soluğu. İkisi de acı çekiyor ve sadece birbirlerini düşünüyorlardı. Can Sanem’in fotoğraflarını yakarken, Sanem kendini Can’a anlatması gerektiğini düşünüyordu belki de. Sanem’in işi gerçekten zordu Akif’in de dediği gibi. Can katı kuralları, kesin kırmızı çizgileri olan bir adamdı ve en önemlisi de bağışlayıcı değildi. Bitti dedi mi O’nu kararından döndürmek, deveye hendek atlatmaktan zordu.

 

 

Akif sadece Sanem ile konuşmadı tabi onları barıştırabilmek umuduyla Can ile de konuştu ama faydası olmadı tabi. Aralarındaki diyalog güzeldi;

 

Akif: Can çok içtin abi…

Can: Ya bırak. 

Akif: Bu anlattıklarından hangisine içiyoruz bari onu söyle?

Can: Sanem’e… İşe… Babam’a… Sanem’e… Batışımıza… Sanem’e…Çaresizliğime… Sanem’e…

Akif: Temelde Sanem’e içiyoruz yani.

 

Can Sanem ile ilgili kararını o gece vermişti. Ne kadar seviyorsa da ne kadar aşıksa da artık bu ilişki bitmişti. Buna rağmen O’nu şirkette gözünün önünde tutarak hem kendine hem Sanem’e işkence etmeye devam ediyordu. Sanem Can’a Git diyemiyorsun bana, sen de gitmemi istemiyorsun biliyorum” dediğinde ise Can’dan canını daha da çok yakacak sözleri işitiyordu: Buradasın çünkü şirkete borcun var. Her ay maaşından kesiliyor. Borcun bitsin istediğin yere gidersin, UMRUMDA DEĞİLSİN!”

Can istediği kadar” umurumda değilsin” desin, Sanem karşıya geçerken hareket eden arabayı fark etmeyince, Sanem’e bir şey olacak diye aklı çıktı, O’nu arabanın önünden çekip kollarının arasında aldı. Sanem’i Can’ın kollarında gören Deren ise bu durumdan kuşkulandı haliyle…

 

 

Sanem Can’a her yaklaşmaya çalıştığında, her konuşmaya çalıştığında karşısında sanki bir duvar buluyordu. Can O’nu görmüyor, duymuyor, dinlemiyordu. En sonunda Sanem çareyi O’na yazmakta buldu. Her şeyi itiraf ettiği mektubu Can’ın odasına bıraktığı gece merdivenlerde Can’ı buldu. Can yine içiyordu. Yanında iki dakika oturmak istediğinde Can onayladı. Sonra da O’na bir yabancıymış gibi Sanem’i anlatmaya başladı.

 

Sanem: Ne düşünüyorsunuz?

Can: Sanem’i… Sanem’in kokusunu… Sanem’in gülüşünü… Sanem’in dokunuşunu… Sanem’in gözlerini… Öpmek istiyorum Sanem’i… Sonsuza kadar bırakmamak… Yanımda tutmak… Ama sen O sanem değilsin!…

 

 

Can’ın bölüm boyunca aldığı tek darbe bu değildi maalesef. Şirket bünyesine bağlamak istedikleri YRT Holding’in genel müdürüne rüşvet verildiğinin ortaya çıkması üzerine, Can ve şirket için yeni bir zorlu süreç daha başlamış oldu. Can rüşveti verenin Emre olduğunu hemen anladı tabi ki ve Emre de bunu inkâr etmedi zaten. Emre rüşvet olayının ortaya çıkmasının verdiği şaşkınlığı üzerinden çabuk atıp, kendini aklamak için Can’ı suçlamaya kalktı. Can ise yaptığı her şeyi Emre’nin hırsına bağladı. Emre hisseleri annelerine satıp karşılığında para almayı teklif ettiğinde ise Can O’nu odasından kovdu. İki kardeşin arası zaten- sözde, anneye gönderilmek üzere hazırlanan dosyayı, Sanem’in Emre’nin isteği üzerine, para karşılığında evden alması olayı yüzünden- gerilmişken, bu rüşvet meselesiyle ipler artık kopma noktasına gelmişti. İki kardeşin ettiği büyük kavga şirket çalışanlarının da gerilmesine neden oldu haliyle. Ceycey’in kovulma fobisi de tekrar gün yüzüne çıktı tabi ki…

 

 

Anne konusu yine açılmışken Can ile annesi arasındaki soruna değinilse, anne oğul karşı karşıya gelse, anneleri bir şekilde şirket meselelerine dahil olsa hikaye açısından güzel olur sanki.

 

[wp_ad_camp_1]

 

İki kardeş birbirini suçlayadursun, şirket gitgide iflasa doğru sürükleniyor, alacaklar birer birer kapıya dayanıyordu. Yetmiyor gibi rüşvet olayı ile ilgili sosyal medyada Fikr-i Harika ile ilgili haberler yer alması, şirket batıyor söylentisinin çıkması ile müşteri kaybetmeye de başlamışlardı. Ellerinde doğru düzgün kampanya kalmamıştı. Bankaların da kredi vermemesi üzerine alınan ortak karar ile Can ve Emre şirketteki yüzde 20’lik hisselerini satışa çıkarmak zorunda kaldılar. Gelecek para ile gereken yerlere ödemeleri yapacaklardı.

Şirketin bu halinden memnun olan biri vardı tabi ki o da Aylin’di. Emre şirkete para bulma, şirketi batmaktan kurtarmak ve bir şekilde ağabeyinin tekrar gözüne girme derdindeyken, Aylin’in aklı fikri krizi avantaja dönüştürmekteydi. Aylin’in dudaklarından dökülen: “Fikri-i Harika kapansın, müşterileri, ortak olduğumuz şirketimize gelsin, rüşvet olayı Can’ın üzerine kalsın, Can yurtdışına geri dönsün” sözleri Emre’yi şaşkınlığa düşürmeye yetmişti ki Aylin bununla da kalmadı. Emre Aylin’e aldığı ve tapusunu da O’nun üzerine yaptığı bu evi satmak isteyince Aylin bunun mümkün olmadığını, bu evin onun sigortası olduğunu, kendini güvenceye alması gerektiğini, başka bir çözüm bulmasını söyledi. Emre Aylin’in gerçek yüzünü görmüştü. Aylin için önemli olanın para değil kendisi olduğunu sanıyordu ama yanılmıştı. Aylin’den uzak herhangi bir yere gitmek üzere evden ayrıldı. Emre bundan sonra Aylin’in telefonlarına yanıt vermedi hatta en sonunda numarasını engellemeye kadar götürdü işi. Aylin de boş durmadı tabi ve aralarındaki sözleşmeyi hatırlatmak için kırmızı dosya ile şirkete gitti. Aylin’in niyetini her zamanki gibi anlayamadım. Resmen Sanem görsün diye göstere göstere getirdi dosyayı. Ne yapmasını bekliyor acaba?  Emre ile birlikte iş çevirdiklerini anlamasını mı? Ama neden? Bunu Can’a söylemesini mi? Böylece Emre ve Can iyice birbirine düşman olsun diye mi? Anlamadım gitti. Sanem tabi ki dosyayı hatırladı ve sözleşmeyi gördü.

Bu arada Emre’nin Can’a hem hayran olması hem de O’ndan nefret etmesinin altı da doldurulsa fena olmaz. Tek sebep babasının Can’ı şirketin başına geçirmesi mi, yoksa ayrı büyümeleriyle ilgili bir altyapısı mı var bu nefretin. Ya da Can’ın annesinden nefret etmesi, Emre’nin Can’dan nefret etmesine mi neden olmuş? Anne babanın ayrılığının temelinde ne var? Emre’nin annenin yanında kalması sadece küçük çocuk olmasıyla mı ilgili yoksa altında başka neden mi var? Aynı şeyler Can’ın babasında kalması konusunda da geçerli tabi… Acilen bu aile sorunlarına değinilmeli diye düşünüyorum.

Draması yoğun bir bölüm dedik peki bu bölümde hiç mi yüzümüzü güldüren sahne olmadı? Tabi ki oldu. Ben, beni eğlendiren iki-üç sahneden bahsetmek istiyorum burada.

 

 

Öncelikle Melahat’in Sanem ve Leyla’nın konuşmasına kulak misafiri olup, üzerine bir de her şeyi yanlış anlaması sonucu mahallede başlayan “Sanem’in peşinde mafya var” dedikodusu almış başını yürürken, Mevkıbe ve Nihat’a Sanem’i soran lüks arabalı adam bizimkilerin de tedirgin olmasına sebep oldu. Üzerine bir de sabah evden ağlamaktan gözleri şişmiş halde çıkan ve gecenin üçünde hala eve dönmemesi üzerine saatlerdir Sanem’i arayan Mevkıbe ve Nihat, Osman, Leyla ve Ayhan’a karakola gideceklerini söylediler. Ayhan ise “Bu kadar abartmasanız mı acaba? Ne zaman karakolda arasak kız evden çıkıyor” dedi. Leyla ve Osman Ayhan’a hak verdi ama anne baba yüreği işte, kızlarının mutsuz olması, üstüne mafya söylentisi Ayhan’ı dinlemediler. Sonuç olarak hepsi karakolda sabahladı. Komedi kısmı ise sabah yaşanacaktı. Çünkü onlar karakola giderken Sanem eve gelmişti ve sabah karakoldan döndüklerinde Sanem’i yatağında uyurken buldular. Ayhan: “Ben demedim mi karakolda boşuna sabahladık” siteminde haklıydı bu sahnede. Mevkıbe ise Sanem’in üzerine atlamamak için kendini zor tutuyordu ki Sanem’in uyanıp da herkesi başucunda gördüğü anda “ne oluyor” diye sorması ile Mevkıbe’nin O’nun peşinden koşması, Sanem’in kaçması, Nihat’ın Mevkıbe’yi tutması bir oldu. Dizide bu hafta kesinlikle en çok güldüğüm sahneydi.

İkincisi ise kahkahalarla güldürmese de gülümseten CeyCey –Sanem hediye kutusu açma sahnesiydi. Küçücük kutudan çıkanlar Sanem’i hayrete düşürmüşken, Ceycey aldığı hediyelerden dolayı çok mutluydu. Köylü, aynı gece hepsinin birden rüyalarında gördüğü kızı resmedip, hediyelere işlemişlerdi. Önce krep, arından tişört, daha sonra ayıcık, kase tabak derken her hediyenin üzerine Ayhan’ın resminin çizilmiş olması üzerine Sanem’in Ceycey’e artık Ayhan’ı sevdiğini kabul etmesi gerektiğini söyledi. Ceycey ise kutudan çıkan notu okuduktan sonra tüm köyün Ayhan’ı işaret ettiğinden artık emin olan Ceycey fobilerinden nasıl kurtulacağını hala bilmiyordu.

Hediye konusundan bahsetmişken şirket çalışanları ile ilgili bir noktaya değinmezsem içimde kalır. Bu insanlar sözde elit takımı, yani çay içmemeler, kahve, espresso falan tüketmeler… Ama modern yaşamlarının aksine başkasına ait bir hediyeye saldıracak, izinsiz açmaya yeltenecek, kutuyu parçalamaya kalkışacak kadar görgüden uzaklar. Komedi olsun diye yapılmış olabilir ama bence komik değil aksine rahatsız edici bir sahneydi bu.

Diğer bir sahne ise Sanem’in ortadan kaybolduğu gece telefonda Ayhan ile Ceycey arasında geçen konuşmaydı;

 

Ceycey: Ayhan şey diyeceğim ben sana. Dünden beri bir sevgili yapmadın dimi sen? Çünkü senle ilgilenemiyorum böyle, ilgilenemediğim aklımda olmadığın anlamına gelmez.                                                  

Ayhan: Yapmadım ya yapmadım sözleştiğimiz gibi… Sen şu fobilerin geçene kadar bekleyeceğim. Sevgili falan yapmayacağım.                                                                                                                                                           

Ceycey: Güzel… Bugün aldığım en güzel haber bu…

 

Artık bu hediye meselesinden sonra Ceycey’den harekete geçmesini bekliyorum.

 

[wp_ad_camp_1]

 

Dizinin şirket ayağına dönecek olursak; Fikr-i Harika hisselere alıcı bulmayı beklerken Sanem’in eline şirketi kurtarmak için bir fırsat geçti. Mahallede dolanan gizemli arabanın Sanem’in yanında durmasıyla arabanın Sör Fabri’ye ait olduğu ortaya çıktı. Fabri’nin Sanem’e büyük bir iş teklifi vardı. Sanem’in kokusunu üretmeyi ve Sanem’in de onlarla bu parfüm üzerinde çalışmasını istiyordu. Sanem bu kokunun parfüm değil krem olduğunu söyledi önce. Ardından da bu teklifin çok önemli olduğunu ancak zamanlamanın yanlış olduğunu belirtti. Şirket zor durumdaydı ve Sanem onları bırakamazdı. Fabri ısrar etti, Sanem düşünmek istedi. Eve gidene kadar düşünme süresi tanıdı Fabri ancak Sanem’in karar vermesi o kadar da zor olmadı. Teklifi kabul etmeyeceğini, bu konunun onun için özel olduğunu, çok özel bir hatırası olduğunu söyleyerek kendisini uygun bir yerde indirmelerini rica etti. Fabri bu isteği yerine getirdi ancak pes etmeye niyeti yoktu. Ertesi gün yine Sanem’in karşısına yeni bir teklif ile çıktı. Kokuyu üretmeleri karşılığında şirkete maddi açıdan destek olabileceğini söyledi. Sanem bu kokuyu veremeyeceğini ama çok daha iyisini yapabilmek için çalışabileceğini söyleyince Fabri bunu düşünüp gün içinde kararını vereceğini söyledi.

Şirkette hisselere tek bir alıcı çıkmış, onlardan net bir kararın gelmesi bekleniyordu. Bütün çalışanlar gelecek iyi haberi beklerken Deren’in telefonu çaldı ve alıcılar vazgeçtiklerini bildirdiler. Can için yapacak tek bir şey kalmıştı: Şirketin istifasını açıklamak… Gerekli yerlere haber verilmesini istedi Deren’den ama O’nun eli bu haberi vermeye varmıyordu bir türlü… Can ise haberin zaten yayılacağını, diğer şirketlerin zaten Fikr-i Harika batıyor haberlerini yaptığını, daha fazla rezil olmadan haberi kendilerinin vermelerini istedi. Sanem ise Can’dan biraz daha beklemesini, acele karar vermemesini rica etti. Ancak Can kararlıydı. Bir şey bitmişse bitmişti. Zorlamanın faydası yoktu.

İflas haberi açıklanacakken Fabri’nin gelmesi ile şirket için bir umut doğdu. Can önce Fabri’nin borç vermek istediğini sandı ve bunu etik bulmadığını belirtti. Fabri ise Can ve Emre’ye ait hisseleri satın alarak şirkete ortak olmak istediğini söyledi. Bütün şirket çalışanları çok heyecanlanmış ve Can’ın ağzından çıkacak bir “tamam” sözüne bakıyorlardı. Can ve Fabri aralarında konuştular. Fabri zamanı gelince hisseleri geri vereceğini söyledi, Can da O’nun sözüne güvendiğini. Sonuç olarak sözleşme imzalandı ve Fabri şirkete ortak oldu.

Buraya kadar her şey tamamdı da asıl bombayı bundan sonra patlattı Fabri. Bu ortaklığa Sanem’in vesile olduğunu, Sanem’e kokusunu parfüm olarak üretmeyi teklif ettiğini ancak O’nun şirketi zor zamanında bırakmak istemediği için teklifi reddettiğini söyledi. Sanem Fabri’ye gelmiyorsa Fabri şirkete gelecekti. Böylece ortak olmaya karar verdiğini, Sanem’i ara ara kaçırabileceğini, çünkü Sanem’in kokuyu O’na vermeyi kabul ettiğini söyledi. Can Sanem ile görüştüklerinden haberi olmadığını söylediğinde ise Sanem’le ikisinin zaten görüştüklerini söyledi.

Fabri’nin burada amacı ne idi anlayamadım. Sanem kokuyu vermeyi kabul etmedi ki, kendi kokusunun daha iyisini yapmaya çalışacağını söyledi. Sanem ile düzenli olarak görüştüklerini de sanmıyorum yoksa Sanem Fabri’nin sözleri karşısında bu kadar şaşırmazdı. Fabri’nin amacı Sanem’i yüceltmek miydi bilmiyorum ama Can’ın gözünde Sanem bence yeni yalanı ortaya çıkmış, yine arkasından iş çevirmiş bir duruma düştü. Daha da önemlisi Can, Sanem’in kokusunu Fabri’ye vermesini hoş karşılamayacaktır kesinlikle. İkisi arasındaki ilk bağ bu koku idi ve ikisine özeldi. Sanem ve Can’ın birbirlerine baktığı yerde bölüm sona erdi.

Bölümün final sahnesinden sonra Can koku meselesini öğrenince sözleşmeyi feshetmek ister mi acaba diye düşünmüştüm ki fragmanda tam da bununla ilgili bir cümle geçiyor. Can Sanem’e gerçekten kokusunu verip vermediğini soruyor. Sanem’i yine arkasından iş çevirmekle suçluyor. Sanem ise Emre ile ilgili öğrendiklerini Can’a teslim etmeye karar veriyor.

Ön izleme sahnesinde Sanem niye Can’ın evinde ve ne oluyor da Deren oradayken gitmeye karar veriyor.

Yer yer eğlenceli, yer yer dramatik bir yeni bölümün bizleri beklediğini düşünüyorum.  Yeni bölümde görüşmek üzere herkese iyi okumalar diliyorum… Yorumlarda buluşmak dileğiyle…

 

Dizi ile ilgili diğer yazılar için İzledim / Erkenci Kuş kategorisine göz atmayı unutmayın…

*kapak fotoğrafı için teşekkürler   Nia

ERKENCİ KUŞ 17. BÖLÜM FRAGMAN

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap