İzledim

MENAJERİMİ ARA – Tut Beni Düşmeden

Bölümden önce reyting duaları edildi ama yine tutmadı ve Menajerimi Ara bu haftaki reytingi bir önceki haftaya göre düşüşte… Dizi,  Total’de 1,67 reytingle 18. AB’de 2,04 reytingle 11. ABC1’de 2,02 reytingle 10.oldu. Bölüm izlenimleri  konuk yazar  Dreamy Tangerine‘den.  Keyifli okumalar ^^

Dün akşam yayınlanan 42. Bölümü sevdiniz mi diye sorarsanız cevabım net bir evet! İçinde 66.Sone’nin (*) olduğu bir bölümü de sevmeyeceksek eğer! Bölüm bitiminde de gayet keyifli ve yükselmiş bir şekilde geceyi bitirecektim ki ön izleme sahnesi geldi. Neyse buna birazdan değineceğim elbette…

Uğraş Güneş’in dinamik kalemi ratinglere fayda etmediyse de hem sahnelerin seyir zevkini yükseltti hem de tenis maçı izler misali bir o tarafa bir bu tarafa baktığımız enerjik diyaloglar izler olduk. “…aynen John Waynen, Z kuşağı bilmez…” (evet biz X kuşağı olarak bayılıyoruz Y kuşağı bilmez, Z kuşağı anlamaz demeye) Fandom’a çakılan selamlar da cabası… “menajer evreni tamamen başka bir evren…” Bu arada Çınar ve Kıraç ne müthiş bir ikili oldular ve Barış Falay nasıl yardırıyor son bölümlerde hemfikiriz değil mi?

 

Dediğim gibi, keyifli ve enerjisi yüksek bir bölümdü ve öyle de bitti. “Süper Ego” ekibi kah Gürgen Öz’ün kayıp köpeği Pepe’nin peşinde kah Sinem Uslu’nun şampuan reklamı öncesi yanan saçları krizine karşı tüm menajerlik süper güçlerini ortaya koyup koşturmanın neticesinde şer cephesi Ceyda ve Tuğrul’a karşı psikolojik üstünlük sağladılar. Ceyda’nın bölüm finalindeki kötücül bakışları tabii ki onun da elinin armut toplamayacağının göstergesi… Ama neden, ne için, ne uğruna, hangi motivasyonla?

 

Bunca bölümden sonra bu soruya ancak şöyle bir cevap bulabiliyorum: “Yapıyorum çünkü yapabilirim.” diyenlerden Ceyda. Neden mi böyle yapıyor,  tam da Kıraç’ın söylediği şey yüzünden: başkalarının mutsuzluğundan mutlu olduğu için. Yalnız bir insan olduğu, hayatında belki başkaca hiçbir amacı olmadığı için. Patronun çalışanlara Sürekli olarak Negatif motivasyon yüklediği bir işyerinde ne kadar huzurlu kalınabilir ki? Neyse ki menajerlerimiz çetin ceviz ve hepsi stres yönetiminde birer uzman oldukları için atara atar gider gider düsturu ve en iyi savunma saldırıdır taktiğiyle bu Ceyda’yı öyle veya böyle yola getirecekler, buna inanıyorum. Yahu totalde hepiniz Ego’nun başarısı için uğraş veriyorsunuz, kendi şirketinin menajerinden kendine oyuncu transfer etmek için bunca hırslanmak ne mana Ceyda?

 

Süper Ego:1-Şer Cephesi: O

 

Kıraç’ın, Barış’ın artık Ceyda’nın oyuncusu olduğunu Dicle’nin bizzat Barış’dan öğrenmesi için herkesi tembihlemesi doğru bir hareketti bence. Dicle de bunu öğrendiğinde herkesten sonra haberi olduğu için kendini salak hissetmekte de sonuna kadar haklıydı, çünkü en son değil, ilk öğrenmesi gereken kişiydi. Tabii ki Barış bu işi en başından doğru dürüst Dicle’ye anlatsa, birlikte bir çözüm arasalar iyi olurdu ama o zaman da dizide yeni bir çatışma konusu açılmamış olacaktı. Mevzu çok nahoş, Barış da abisinin yediği halttan utandığı için başta Dicle’ye anlatamaması anlaşılabilir bir durum. Ama sonrasında tek başına işlere kalkışması (üstelik de İrem mevzusunu gizlemesi henüz çok tazeyken) Dicle’nin haklı olarak bir kez daha “bana neden anlatmadın?” diye sormasına sebep oldu, al sana bir pürüz daha. Ah be Barış!

Neyse ki ertesi sabah tatlış nazlı tripler ve gözlerimizden kalpler fışkırtan Cihangir sokaklarında kucakta taşınmalar, sürpriz piknikler eşliğinde barıştılar, DicBar mutlu olunca biz de mutlu olmuş sayıldık. Yataktan olduğu gibi kucakta taşınırken ayakkabısını bile giyemeyen Dicle’nin telefonunu almayı nasıl başardığını ise düşünmek istemiyorum.

 

Tablo gibiler

 

Gelelim İskele filminin yönetmeni Sinan’a… Daha ilk başta kendisinden çok hoşlanmayacağımı tahmin etmiştim zaten. Genç, idealist ve asla piyasa yönetmeni olmayacağım havasında. Dolayısıyla biraz da kibirli ve ukala. Dicle, Barış’ın senaryoyu sevdiğini, filmde oynamak istediğini söylediğinde Dicle anlamasa da biz anladık zaten nezaketen bir düşüneyim dediğini… Madem öyle, okuma provasına niye Barış’ı davet edersin, çocuğu boş yere yükseltirsin diye sorarım kendisine, sonrasında Barış üzerinden gereksiz yönetmen egolarını tatmin etmek için mi?  Barış’ın filmine uygun olmayacağını söylemenin bin bir tane usturuplu yolu varken, onu tam da en hassas olduğu yerden kışkırtmayı şimdilik senin deneyimsizliğine veriyorum Sinan Efendi, o ukalalık o üsttenci tavır da henüz pişmediğinden çünkü. Ama Barış,  peki sana ne demeli? Hoşuna gitmeyen her konuda daha ne kadar yumruklarına başvuracaksın? Ne zaman kendine hakim olmayı öğreneceksin?

 

 

Geliyor gelmekte olan…

 

twitter

Açıkçası bu yumruk faslından sonra Kıraç ve Çınar’ın Ceyda’yı alt etmesiyle bölüm mutlu mesut bittiği için bu mevzunun önümüzdeki bölümde bir iki mention ile geçiştirileceğini düşünmüştüm ki ön izleme geldi ve dengelerimizi bozdu. Al sana yeni bir kriz, böyle de olmaz ki! Bir dakikalık bir ön izleme ile olacaklara dair fazla bir ipucu aldığımızı düşünmüyorum o yüzden kim haklı kim haksız bu konuya fazla girmek istemiyorum ama tek söyleyeceğim şu; bizzat karakterleri canlandıran oyuncuların bile röportajlarda “toksik bir ilişki anlatmıyoruz, doğalında giden bir çift hikayesi bu” diye tanımladığı bir ilişki, her ne kadar şimdiye kadar her krizi atlattıysa da, tam da bu yüzden  (pürüzler, krizler, tripler, barışmalar ve tekrar pürüzler, krizler…) artık toksik bir ilişki olmaya doğru gitmiyor mu sizce de? Gitmesin…

 

(*)

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, 

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, 

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, 

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, 

O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, 

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru, 

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, 

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, 

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, 

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, 

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e 

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, 

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

(Sone 66, W.Shakespeare, Çeviri: Can Yücel)

 

Göz atmanızı öneririz: Menajerimi Ara Bölüm Yorumları

 

YORUM

 

 

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap