İzledim

KAÇIŞ – Yaşamanın Bedeli

Disney Plus’da Çarşamba günlerini iple çekmemizin nedeni Kaçış’da heyecan dorukta. Son iki bölüme dair yorum yazısı   Gözdeden… Keyifli okumalar ^^

Kaçış yayınlanan son iki bölümüyle de o coğrafyanın gerçeklerini, orada yaşanan her türlü vahşeti, insanlık dramını yüzümüze yine balyoz gibi çarptı ve beni merak, endişe, öfke ve üzüntü içinde bıraktı. Her bölüm o coğrafyanın biraz daha karanlık yüzüyle karşılaşıyoruz ve gittikçe kadının bu denli değersizleştirildiği, Müslümanlığın kullanıldığı, ölüm, kan, vahşetin kol gezdiği bu coğrafyadan, bu insanlardan, terör örgütlerinden daha da fazla tiksiniyorum.

 

 

5. Bölümü Mehmet ile Ebu Zalim’in caminin içinde karşı karşıya geldikleri anda noktalamıştık. Mehmet’in Ebu Zalim onu tanıyacak ve deşifre olacak diye gerildiği yetmezmiş gibi bir de üzerine Ebu Zalim ile Fadıl’ın ofisteki görüşmesinde bulunmak zorunda kaldı. Her iki bölüm boyunca Mehmet kameraman olarak Ebu Zalim ile tekrar tekrar aynı ortamlarda bulundukça her an Ebu Zalim onu hatırlayacak diye gerilmekten kendimi alıkoyamadım. Mehmet’e şifresini kırsın diye teslim edilen telefondan da onların işlerine yarar bir şey çıkmayacağı aşikar. Zaten Ebu Zalim gerçekleri çok iyi biliyordu ve o telefonu aldırmış olmak için aldırdı. Ebu Abidin ve Musaf’ın adamın eline içinde şüpheli şeyler olan bir telefon vermiş olamazlar.

 

 

Rahman’ın telefonuna devamlı mesaj atan kişiyle nihayet tanıştık. Gerçek Rahman’ı tanıyan tek kişi olması nedeniyle o adam Fadıl ile karşılaşsa neler olurdu hepimizin malumu. Mehmet böyle devamlı deşifre olma tehlikesiyle karşı karşıya geliyor ve tabiri caizse yırtıyor ya, bir gün yırtamayacak o çok net. Mehmet o adamdan kurtulmak için ne yaptı görmedik ancak ben onu öldürdüğünü düşünüyorum. Tabii bir şekilde adamı saklıyor olabilir ve adam kaçmayı başararak 8. Bölümde Mehmet’i deşifre eden kişi olabilir, neden olmasın? Nevi’nin çarşıda tesadüfen gördüğü Mehmet’in Fadıl tarafından yakalanmaması için Fadıl’ı oyalaması çok başarılı bir hamleydi. Nevi de Mehmet’in kendisine gösterdiği değere böylece onu kurtararak karşılık vermiş oldu. Sonuçta kaçış planından haberdar olduğu için onun böyle aceleyle bir yere gitmesinden şüphelenmiş ve onu takip etmiş olması da gayet akla yatkın.

 

 

Bu arada bence Nevi Mehmet’e aşık olmuş, Mehmet Zeynep’i almadan gidemeyeceğinden bahsederken nasıl da Zeynep’i kıskanan bir hali vardı. Buna şaşırmamalı. Mehmet Nevi’nin umudu, kahramanı, ona belki de ilk kez insan gibi davranan erkek. Ona bir kadın olarak ilk defa saygı duyan, onu aşağılamayan, onunla aynı sofrada yemek yiyen, sohbet eden adam. Mehmet birlikte olacak bir kadın istemediği halde Nevi’yle birlikte olmadığını, gerçeği de kimseye de söylemedi, böylece Nevi’nin tekrar köle pazarına gitmesine de izin vermedi.  Nevi muhtemelen Mehmet onlarla gelmeyeceği halde İlker ile kaçmayı da sırf Mihri bir an önce iyileşsin diye istiyordu.

Fadıl Mehmet’in telefon görüşmesi ve gizemli hallerinden şüphelenince onu takip ettirmekte ve kendisine yalan söylediği için sinirlenmekte haklıydı. Muhtemelen onun casus olduğundan şüphelendi. Sadece emrindeki bir örgüt üyesi olduğu için değil onu sevdiği için de yalan söylüyor olmasına, kendi başına bir şeyler karıştırıyor olmasına çok öfkelendi. Eğer Ahmet de yalancı şahitlik yapıp “Rahman Ağabey ben geldiğimde buradaydı.” şeklinde konuşmasaydı Fadıl’ın öfkesinin geçmesi oldukça zordu.

Köy baskınında Fadıl köylüleri öldürürken bir amcanın sözlerine dikkat ettiniz mi? Peki madem bu insanlar da Müslüman yani örgüttekilerin din kardeşi, o zaman neden bu insanları da öldürüyor bu örgüt üyeleri? Bu tezatlık değil mi? Onlar kafirlere, kafir icatlarına karşı değiller mi? Bu sözde davaları İslam için değil mi? Örgüt üyeleri düpedüz İslam’ı kendi çıkarları için kullanıyorlar.

Köyde Mehmet ve Fadıl’ın Nemrut üzerine yaptıkları konuşma da yine aynı şekilde dikkat çekiciydi. Kafir icadı diye üç bin yıldır ayakta duran bir antik kenti yıkmak istiyorsunuz ama bir kafir icadı olan fotoğraf makinesi, kamera, bilgisayar, cep telefonu gibi şeyleri de gayet aktif kullanıyorsunuz, bunu propaganda yapmak için de kullanıyorsunuz. Bu da bir başka tezatlık değil mi?

 

Mehmet köy baskınında vicdanı ve mantığı arasında kaldı. Zeynep’i kurtarabilmek için günahsız insanların, ölülerin üzerinden eşya çaldı, bir de hırsız oldu. İslam’da ölünün bedenine de saygı var biliyorsunuz. Ölüler gömülmeden önce yıkanıyor, temizleniyor. Ancak Mehmet yaşayan birini ölüm gibi bir hayattan kurtarmak için hiç istemediği bir şeyi yaptı. Kim bilir nasıl çekti o teyzenin altın dişini ağzından…  Mantığı ona hırsızlık günah derken, vicdanı ona bu yaptığın şey iyi bir amaç uğruna diyordu. Mehmet sadece örgütten biri gibi görünüp fırsatını bulup kaçacaktı ama şimdi kendi inandıklarına ters şeyleri de yapmaya başladı. Çünkü istemese de o hayat onu değişmeye zorladı. Hayatta kalmak, kaçmak ve sevdiklerini de kurtarabilmek için değişmeye mecburdu. Zeynep’i kurtarmak için de hayat onu hırsız olmaya mecbur bıraktı. Hırsızlık sonrası köyde merdivenlere oturduğunda Mehmet’in aklından neler geçiyordu kim bilir… Kaçmak için bulduğu yöntemden, örgütün içine sızmaktan pişman mıydı? Kendini çaresiz mi hissediyordu? Yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı değişimlerin ötürü kendinden nefret mi ediyordu?

 

 

Ahmet’in ölümüne üzülsem mi bilemedim. Sonuçta o Mehmet için yalan söylemiş de olsa, örgütten kaçmak istiyor da olsa bir örgüt üyesiydi ve o küçük çocuğu, o günahsız çocuğu kimse zorlamadan bile isteye öldürmek istiyordu. Daha önce de köy baskınında günahsız insanları öldürmüştü. Sanırım onun ölümü beni Mehmet’in kollarında öldüğü, Mehmet onun için üzüldüğü, örgütten kaçmayı başaramadığı ve kendini kurtaramadığı için üzdü. Ve sadece Fadıl değil, günahsız küçük bir çocuk katil oldu. Umarım Mehmet boşu boşuna vicdan azabı yaşamaz, sonuçta o küçük çocuk da kendi canını kurtarmak istedi.

Ahmet ölürken son anlarının elindeki kamera açık kaldığı için kayıt edilmesi işin dramatik etkisini arttırdı bana göre. Fadıl’ın yanlarına geldiğinde Ahmet’in kurtulması için yardım etmeyişini onun kaçmakla ilgili son sözlerini duymasına bağlıyorum. Fadıl’ın bu konuda Ahmet daha reşit bile olmasa onu acımayacağı belliydi. Ahmet Rahman’a söylemişti zaten Fadıl’ın ne kadar çabuk adam öldürebildiği.

 

 

Ebu Abidin Musaf ile birlikte Ebu Zalim’i kandırdığını sanırken meğer Ebu Zalim de onu kandırmış. Ters köşeleri severim. Ebu Zalim şüphelenilen adamın sorgulanmadan öldürülmesini yutacak kadar aptal bir adam olmadığını gösterdi. Zaten en başından Ebu Abidin’den şüphelenmeseydi hacker John (Cahit) ile ulaştıkları bu bilgiyi ondan saklamazdı. Ebu Zalim Ebu Abidin için ‘hain’ dediğine göre İngilizlerle iş birliği yapmanın örgüt kuralları gereği suç olduğu konusunu doğru biliyorum.

 

 

İlker’in yaşaması mucize değil de nedir? Ama o son gördüğümüz İlker’den çok farklıydı. Zeynep ve Mehmet yaşadıkları onca şeye rağmen çok daha güçlü ve akıl sağlıkları yerinde bir imaj çizerlerken İlker ise tam tersi geldi bana. Dikkatimi çeken diğer şeyse onun dindar bir görünüm çizmesiydi. Yaşadıklarından dolayı bu halini garipsiyorum sanılmasın, aksine Zeynep ve Mehmet olması gerekenden fazla dirayetli ve güçlü kişilikler olarak karşımıza çıkıyor.

Ben Mehmet parayla gelene kadar Zeynep satılmaz derken Fatima’nın Emirin adını vermesi nedeniyle satıcı Mehmet’i beklememiş. Ben fazlasıyla Polyannacılık yapmışım bu konuda. Buradaki adamların dünyasını hiçe saymışım. Peki Zeynep ve İlker’i satın alan Talha, neden Zeynep’i seçti? Eğer güzelliğine vurulmuş olsa, onu gerçekten kendi için istemiş olsa kaç gündür ona böyle iyi davranır mıydı? Üstelik Emir Ebu Abidin’in en sevdiği adamı kalkıp da onun evinde şiddete uğramış, kovulmuş bir kadını neden seçsin? Acaba onun kim olduğunu, yani gazeteci olduğunu biliyor olabilir mi veyahut kayıp ablası Zeliha’yı tanıyor olabilir mi? Bu soruların cevaplarını öğrenemedik, belki yine bir flashback ile yanıtlarımızı alırız. Talha’nın İlker’i neden seçtiği ortada, kolundaki dövme nedeniyle. Deposunda gizlediği tarihi eserleri sadece satmıyor, demek ki sanata merakı da var. Zeynep ile İlker’in aynı evde olması büyük şanstı. Yoksa Mehmet Zeynep’e nasıl yeniden ulaşabilirdi öyle değil mi?

Mehmet İlker’in öldüğünü montaj odasında mayınlara sürülen esirlerin görüntülerini seyrederken öğrenmişti. Tarifsiz bir acı ve vicdan azabı yaşamıştı. Şimdiyse İlker’in yaşadığını yine aynı yerde, aynı şekilde çekilen görüntüleri seyrederken öğrendi. Üzüntüden gözyaşları içinde ekrana bakakaldığı koltukta şimdi sevinçle ekrana bakıyordu. Bu paralelliği çok beğendiğimi belirtmek isterim. Mehmet’in gözünde beliren o umut ışığını görmek köyde yaşadıklarından sonra iyi geldi.

Mehmet ile İlker’in günler, haftalar sonraki kavuşması dizide bugüne kadar en etkilendiğim kavuşma oldu. Aralarındaki o ağabey-kardeş yakınlığını, o büyük sevgiyi tam anlamıyla hissettirdiler. İlker, Zeynep’i çabucak tanımıştı demek ki Mehmet’in değişimi oldukça başarılı olmuş. Göz hafızası oldukça kuvvetli olan Ebu Zalim’in de onu tanıyamaması bu durumda oldukça normalmiş. Evet, Ezidi köyünde esir düşen Mehmet, Zeynep ve İlker’den her biri çok büyük bir vahşetin içinde akıllarına gelemeyecek travmalar yaşadılar, hiç görmedikleri kadar kötülükle karşılaştılar. Hepsi farklı şekillerde değişim yaşadılar. İlker de o yakışıklı, giyimiyle tarzıyla havalı, savaş muhabiri olmak isteyen gençten bir tüccarın yanında çalışan, bir kulağı duymayan, yarı deli, hırpani görünümlü, yarı deli birine dönüşmüş. İlker Mehmet’e şu an neler yaşadığını anlatırken o kadar etkili bir anlatımı vardı ki onun kafasında patlayan bombaların sesini duyabildim. Bir insanın kafasında devamlı aynı sesin yankılanıp durması ve yaşadığı kötü olayları unutturmaması ne demektir iyi bilirim.

 

Zeynep’in Ezidi köyünde esir düşmesinden bugüne yaşadıklarından sonra Tüccar Talha’nın evinden kaçmak istemesini çok iyi anlıyorum. Hiçbir kadın kendini meta gibi gören bir adamın evinde yaşamak, sevmediği bir adamın koynuna girmek, hele böyle eğitimli bir kadın olarak bu adamın hizmetçisi olmak istemez. Ancak kaçmayı başarabilse ne olacaktı? Mehmet’i veya ablası Zarife’yi bulabilecek miydi? Büyük ihtimalle yine yakalancak ve öldürülecek ya da ölesiye dayak yiyip evde odasına kapatılacaktı. Zeynep’in kaçma girişimi sonrası Talha’nın ona bir şey yapmamış olması şaşırtıcıydı. Normalde oranın erkeği çok net Zeynep’in canını yakardı, bize böyle tanıtıldı.

 

 

Zeynep’in hayatına son vermek istemesini, intihar etmeye kalkışmasını da anlayabiliyorum ancak ablası Zarife’yi bulmak isteyen Zeynep’in bunu yapmasını anlayamıyorum. Bir cinnet anında umudunu yitirmiş ve asla kaçamayacağını, onu bulamayacağını düşünmüş olmalı. Demek ki İlker de bir şekilde ona Mehmet’i gördüğünü, onunla konuştuğunu söyleyememiş. Eğer Mehmet onu görmek için gelmemiş olsaydı Zeynep yaşamıyor olabilirdi. Mehmet sadece o dakika oraya gelerek onun hayatını kurtarıp onun yeniden umudu oldu. Tıpkı İlker’in, Nevi’nin, Mihri’nin umudu olduğu gibi Zeynep’e de yeniden umut oldu. Ancak ben hala Zeynep’in Zarife’yi bulmadan Mehmet ile kaçmayacağını düşünüyorum. Mehmet’in bunu duyduğunda nasıl bir hayal kırıklığı yaşayacağını tahmin edebiliyorum. Sonuçta Mehmet Zeynep için kurtuluş biletini yırtıp atmıştı, şimdi de yine onsuz kaçmayacaktı.

 

 

Mehmet, Zeynep’i kurtaramadı belki ama o parayla küçücük bir kızın bambaşka kişilerin eline düşmesine, çocukluğunun elinden alınmasına, bez bebekle oynayan küçük bir kızın o yaşta kadına dönüştürülmesine engel olmuş oldu. Mehmet’in ondan su isteyen küçük kızı satın alması sadece basit bir tesadüf mü? Mehmet’e uğur getiren bez bebeğin sahibi, Ezidi köyüne ilk geldiklerinde ona gülümseyerek el sallayan kızın yüzünün yeniden gülmesine sebep olan, ona bir nevi baba olan adam olması tesadüf mü? Bez bebeğin adının Melek olması da mı tesadüf? Bence tesadüf değil. O bebek bugüne kadar Mehmet’in uğuru oldu. Ona şans getiren bebeğe de “Melek” adı yakışırdı. Bir de bebeğe devamlı sanki o küçük kıza hitap eder gibi “küçük kız” diyordu. İşte şimdi o küçük kız yeniden karşısına çıktı ve adı gibi, “Güneş” gibi doğdu hayatına. Mehmet, Mihri ile yeniden karşılaştığına göre belki dizinin sonunda sadece Mihri ve Nevi Hattat’tan kaçabilip sağ kalacak, Mehmet’in üne kavuşmak için yapmak istediği haberi onlar bir şekilde gazetecilerle görüşecek yapmış olacaklar. Veya İlker’deki görüntüler de artık olmadığına göre üçü birlikte kaçabilirlerse Ezidi köyünde ve orada yaşananları, kadınların yaşadıklarını Mehmet, Nevi ve Mihri ile birlikte anlatırlar gazetecilere. Ancak ben Mihri’nin ne yazık ki kaçamadan öleceğini düşünüyorum. Çok fazla öksürüyor, tedavi edilmedikçe de ilerliyor. Üstelik bebeğini de Mehmet’e emanet etti. Böyle bir şey duyduğumuza göre Mihri büyük ihtimalle Mehmet’in kollarında ölecektir. Nevi içinse fikirlerim gelgitli. Ancak Nevi ölse bile onun en azından son günlerini mutlu ve umut dolu yaşadığını biliyorum.

Mehmet büyük saldırı planını Ebu Abidin’e sunduğuna göre bu saatten sonra bu saldırının gerçekleşmesine nasıl engel olabilecek? Saldırı tarihinden evvel kaçmayı planlıyor olmalı ki gidip Türk yetkililere haber verebilsin. Yoksa Ebu Abidin’e anlattığı plan oldukça mantıklı geldi kulağıma, gerçekleşmemesi için bir sebep yok…

Ebu Zalim’in Zeynep’e olan takıntısı Talha’nın yakalanması konusunda onun işine yaradı ve Ebu Abidin’e karşı eli güçlenmiş oldu. Ebu Zalim Talha’yı infaz etmeden önce mutlaka konuşturmuştur. Konuşturmadıysa bile bir yolunu bulup Ebu Abidin’in onların deyimiyle kafirlerle iş birliği yaptığını ifşa edip onu alaşağı edecektir ve Ebu Zalim yeni emir olacaktır.

Bu arada Ebu Zalim yanındaki adamına Zeynep için “Zarife’nin kardeşi” derken Zarife hayattaymış gibi bir izlenim edindim. Bir de Ebu Zalim’in adamları Talha’nın evine baskın verdiklerinde evdeki diğer kişileri ve Zeynep’i de aldılar mı, bunu hiç görmedik. Büyük ihtimalle Ebu Zalim bu fırsatı değerlendirmiştir. Zeynep’in şu an onun evinde olduğunu düşünüyorum. Değilse bile önümüzdeki bölümde Ebu Zalim’in Zeynep’i aldığını göreceğiz. Ebu Zalim’in Zeynep’e olan aşk adı altındaki saplantısının Fatima’nınkinden hiçbir farkı yok. Onu sevmeyen bir kadına sahip olunca ne elde edecek? Hiç.

 

 

Fatima aşk için yaptığı kötülükler yüzünden ölmeyi asla hak etmedi. Evet, Zeynep’in yaşadıklarından sorumluydu, Zeynep Ebu Zalim’in evine gönderilse belki daha azını yaşamayacaktı bilemeyiz ama benim için sadece cezalandırılmayı hak ediyordu, ölümü değil. Ebu Zalim, Fatima’nın kendisine olan duygularının farkındaydı, Zeynep konusunda ona güvenmemeliydi.

İlker’in nişanlısı Pelin Türk yetkililerin sözünü dinleyip sınırı geçip nişanlısı arama fikrinden vazgeçip evine döndü mi sizce? Pelin’in yerinde olsam ne yapardım bilemiyorum. Büyük bir ikilem. Bir yanda sevdiğim, hayatımı birleştirmek istediğim adam var, bir yandan da beni bekleyen büyük bir tehlike. Bilinmezlik diyemiyorum çünkü örgütün eline geçip Zeynep’in başına gelenlerin benzerlerini yaşama ihtimali o kadar yüksek ki. Yani nişanlımı bulma ihtimali için kendimi böyle bir riske atar mıydım? Büyük ihtimalle Pelin yetkililerin sözünü dinleyip evine döndü ve İlker’in ölümünü de çekilen kamera kayıtlarından öğrenecek. Malum o çekilen görüntüler Noah’ın ölüm görüntüleri gibi dünyayla paylaşılıp milyonlarca tıklanacak.

 

 

twitter

7. Bölümün açılış sahnesini seyrettiğimde elbette Mehmet ve İlker’in bu şekilde karşı karşıya gelmelerinden ötürü dehşete uğradım. Sanırım bugüne kadar beni en çok etkileyen bölüm açılışı bu bölümdeki oldu. Mehmet’in bu defa da şansı yaver gidecek mi diye merak ve korku içinde bölüm sonunu beklemeye başladım. Açıkçası bölüm boyunca çok güzel sahneler, nefis oyunculuklar, daha önceki bölümlerden biraz daha farklı ve dikkat çekici bir kurgu vardı ancak benim aklım bu karşılaşmadaydı. Aklımdaki soru şuydu: Bu sona nasıl varacaktık?

Eğer o gece İlker’i Talha’nın paralarının başında bulmuş olmasalardı onu alıp infaz etmek için götürmeyebilirlerdi. İnsanoğlu hep daha fazlasını ister ya, İlker’in durumu da aynen böyleydi. Kaçmak, düştüğü vahşetten kurtulmak, ülkesine, nişanlısı Pelin’e ve diğer sevdiklerine kavuşmakla yetinemedi. Para olmasa ne olacaktı? Önemli olan bunlar değil miydi? İlker biraz da açgözlülüğünün kurbanı oldu sanki… İlker Türk gazeteci olduğu için Ebu Zalim’in onun infazını şova çevirmesi normal. Örgütün Noah ve Alman yetkilerin ölümünü de aynı şekilde şova çevirdiklerini gördük. En çok sinir olduğum şeylerden biri de Mehmet orada sadece İlker’i değil, bir insan öldürmekten dolayı büyük bir acı yaşarken Fadıl’ın o tiksindirici gülen suratı. Mehmet o gülen ağzının içini mermiyle doldursa ancak öyle rahatlardım. İlker de ölmeden önce o renkli spor ayakkabılarını bir örgüt üyesinin ayağında gördü. Bu sanki “Burada biz ne dersek o olur, siz esirler de bize aitsiniz” demenin bir göstergesiydi.

 

 

Mehmet o kurşunu İlker’e sıktığında sanki benim kalbime acıdan bir kurşun saplandı. Öyle donup kaldım ekranın başında. Kaç gündür İlker’in hem üzgün hem de Mehmet’in bunu neden yaptığını anlıyor gibi ona bakan gözümün önünden gitmedi. O ölürken son kez Mehmet’e bakışı tıpkı Noah’ın Mehmet’e bakışı gibi yaktı geçti Mehmet’i ve ekran başında beni. Hiç konuşamasa da gözleriyle, yüzünün kıvrımlarının aldığı değişimlerle, vücut diliyle Mehmet bize çektiği ızdırabı, içindeki yangını hissettirdi. Engin Akyürek bu sahnede yine devleşmişti desem yeridir.

Ben Mehmet’in İlker’i öldüreceğinden emindim. Bu ana kadar çoğunlukla şansı yaver gitmişti ama bu artık seyirci için de çok fazla tekrara düşen bir durum haline gelmişti. Nasılda devamlı yırtıyor olunca bu örgütün korkunçluğunu da zayıflatıyor. Mehmet’in şimdi İlker’i öldürmekten başka bir seçeneği yoktu. Bu bedeli ödemezse o ve sevdikleri bedeller ödeyeceklerdi. Eğer İlker’i öldürmeseydi, kimliği açığa çıkacaktı. Hem onu hem de İlker’i anında başkaları öldürürdü, sonuçta orada kana susamış onlarca adam vardı. Kendini ele vermemek zorundaydı çünkü eğer Mehmet ölürse Zeynep’in, Nevi’nin, Mihri’nin kurtuluş umudu yerle bir olacaktı. Mehmet daha fazla insanı kurtarmak için İlker’i feda etmek zorunda kaldı. Bu Mehmet’in bugüne kadar orada yaşadığı en zor şeydi. Mehmet’in zoraki değişiminin en son halkasıydı belki de bu. Şimdi Mehmet de onlar gibi mi oldu? Mehmet asla onlar gibi olamaz, o gerçekten çok iyi, çok vicdanlı, çok merhametli bir adam. Onun tamamıyla bu canilere dönüşmesi imkansız.

Mehmet İlker’i öldürdükten sonra silahı gayet bile isteye Ebu Zalim’e çevirdi ya, aslında orada Ebu Zalim şüphelenebilirdi ama o şovunun derdinde olunca hiç uyanmadı, gayri ihtiyarı bir hareket sandı. Sonradan aklına gelirse belki onu nereden tanıdığını hatırlar ve Mehmet olduğunu anlar. Zaten Mehmet’in pasaportu da onun elinde değil mi?

Bugüne kadar dizinin konusu ve atmosferi itibariyle hep haftalık yayınlanmasının daha iyi olduğunu savundum, özellikle 7. Bölümle de bu fikrime pek çoğumuz katılmıştır. Bu bölümde yaşadıklarımızın üzüntüsü bir haftada ancak geçer… Bu iki bölümde veda ettiğimiz Onur Bay, Sezgin Uzunbekiroğlu Yılmaz ve Taha Bora Elkoca’ya sergiledikleri harika performanslar için teşekkür ederim. Her üçü de rollerinin hakkını en iyi şekilde verdiler. Fatima’ya büyük bir öfke, Ahmet’e karışık duygular, İlker için büyük bir yürek sızısı duyuyorsam bu onların sayesinde.

Kaçış’ın çarşamba 8. Bölümü yayınlanacak. Şu ana kadar resmi olarak bu bölümün final mi sezon finali mi olduğu açıklanmış değil. Henüz tamamlanmış konular var. Mesela Zeynep’in hikayesi bir bölümde nasıl tamamlanacak? Açıkçası ben 2. Sezon olmasından yanayım. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Peki sizler bu bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarda buluşalım.

 

Göz atmanızı öneririz: Kaçış Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
liar yalancı
LIAR (Yalancı) – İki Taraf Tek Doğru
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap