HEKİMOĞLU – Baba Olabilmek

Salı gününün zirve adaylarından Hekimoğlu ’nun bu haftaki reytingleri Total 2. sıra 7,22; AB 1.sıra 8,61 ve ABC1 3.sıra 8,68.

Konuk yazarım Buke ‘nin kaleminden Hekimoğlu 9. bölüm değerlendirme yazısına göz atmak ister misiniz?  Keyifli okumalar ^^

 
   
 

 

“Bu baba oğul olmak çok tuhaf değil mi? Büyüyorsun ama peşini bırakmayan bir şey var gibi. Kocaman adam oluyorsun, meslek sahibi oluyorsun, evleniyorsun, barklanıyorsun ama babanı görünce hop çocukluğuna ışınlanıyorsun. Sanki yine boyun yetmiyor da aşağıdan kafanı kaldırıp bakıyorsun O’na öyle. Halbuki senin boyun çoktan geçmiş değil mi? Aklında hep en güzel, en güçlü, en genç haliyle kalıyor ya. Sonra zaman geçiyor, yeterince sevgimi gösterdim mi diye düşünüyorsun. Genelde de pişman oluyorsun.”

 

Ne de güzel özetledi Orhan baba oğul olmayı… Bölümün ana teması baba oğul ilişkileri olunca, açılış için en uygun cümlelerdi Orhan’ın sözleri.

İki baba ve iki oğul…   Daha doğrusu iki oğul ve baba olmayı başaramamış iki adam … Bir şekilde eşlerinden çocuklarından kaçmış, baba olmanın yükü altında ezilmiş, bu yükü taşıyamamış iki adam vardı karşımızda. Biri ünlü Doktor Kenan ACAR, Emre’nin babası; diğer tarafta 13 yaşındaki Ali’nin babası Cemil.

Ali’nin anne ve babası boşanmışlar. Çocuk anne ile kalıyor. Babası aylardır yanına almıyor, ilgilenmiyor çocukla. Bahanesi de hazır adamın. İşleri var, onun için şehir dışında. Çocuk okulu kırıp arkadaşı ile gittiği gizemli evdeki ruh çağırma deneyiminden sonra hastalanıyor. Yüksek ateşi olduğu halde annesi tam beş gün bekliyor hastaneye götürmek için. Sonunda hastaneye geldiklerinde, baba Cemil hastanenin önemli bağışçılarından biri olduğu için, İpek hastayı Ateş’in almasını istiyor. Basit bir zatürre vakası olduğunu düşündüğü için önce almak istemese de vakayı Ateş sonunda kabul ediyor.

Cemil sinirli bir tip. Karısı ile sürekli kavga halindeler. Çocuk da bu durumdan huzursuz, hatta yer yer korkuyor. Ama ne olursa olsun babası oğlunun kahramanı. Babasının yokluğunun verdiği boşluğu O’nun havalı bir iş yapıyor olmasıyla, bununla övünmeyle dolduruyor. Cemil ailesine Amerika’da iş yapıyorum diye yalan söylüyor.

Emre Ali ile yaptığı konuşma sonunda Ali’den gizli ev itirafını alıyor. Önce lanetlediğini söylüyor, ardından ruh çağırdıklarında içlerinden kimin önce öleceğini sorduklarını ve kendi adı çıktığını söylüyor. Zaten şanssız olduğundan, evde ayna kırdıktan bir hafta sonra annesi ve babasının ayrıldığını söylüyor. Bir de gizli evde düştüğünü itiraf ediyor.

 

Hekimoğlu Bölüm

 

Ateş ve ekibi tam bu vaka üzerinde çalışırken Emre’nin babasının ani ziyareti ile Emre Ateş’in radarına girmiş oldu. Hem de öyle bir girdi ki soluğu Orhan’ın yanında aldı Ateş. Baba oğulla ilgili kurduğu teori akıllara zarardı doğrusu 😂😂

 

Ateş: 26 yaşında erkek. Aniden konuşması bozulmuş. 

Orhan: Konuşması bozulmuş ne demek. Hiç mi konuşamıyor?

Ateş: Yani normalde konuşuyor da tek bir kişiyle konuşamıyor. Babasıyla konuşamıyor.  Ayırıcı tanı…    

Orhan: Emre’den mi bahsediyorsun?

…….. 

Ateş: Yani boşanma ile ilgili olamaz. O kadar zaman geçti üzerinden. Annesi desen öleli 10 yıl olmuş. Acaba annesini adam mı öldürdü?  Valla olabilir. Bir tarafta genç ve güzel bir kadın. Diğer tarafta ünlü bir doktor (Pes Ateş pes)

Orhan: Bana bak sen artık dizi mizi izleme. Etkisinde kalıyorsun. Ne peşindesin abi sen? (Orhan haklı. Hele hele o diziyi hiç izleme Ateş. Lütfen!) 

Ateş: Bu ikisinin arasında bir kara kedi var. Onu yakalamam lazım.

 

Emre’nin babasıyla konuşmaması, O’nu görmek istememesi, belki de nefret etmesi üzerine Ateş Kenan Acar’ı konsültasyon bahanesi ile Ali vakası için ekibe dahil etti. Amaç tabi ki baba oğlu bir arada tutabilmek. Bir şekilde onların iletişim kurmalarını sağlamak. Oğlun en azından babanın yanındayken ondan nefret etmesi… Uzaktayken değil… Acarların çarpışmasını arkasına yaslanıp izlemek düşecekti Ateş’e de.

 

Kenan: Bu sistem işlemiyor değil mi Ateş Hocam.

Ateş: Yo. Gayet iyi gidiyor bence. 

Kenan: İyice nefret ediyor benden.

Ateş: En azından siz yanındayken nefret ediyor. 

Kenan: Doğru bu da bir şeydir.

 

 
   
 

 

Çocuktaki hastalığın ne olduğu ile ilgili çalışmalar tüm hızla devam ediyordu. Bu süreçte bol bol baba oğul çatışması da oldu tabi. Ekip çoğu zaman babasının yanında yer alınca bu süreç Emre için daha zor geçti. Şarbon mu sarkoidoz mu derken çocuğun hastalığının ne olduğunu yine Ateş bulacaktı. Ve tabi bu işi çözmesini de baba Cemil’in söylediği yalanı yakalaması sağlayacaktı. Bu da adamın bileğindeki yara sayesinde olacaktı. Yara ve Cemil’in bahsettiği sadece uzak doğuda görülebilen iki hastalığı birleştiren Ateş, babadan aldığı “Amerika’ya gitmedim. Yalan söyledim. İki sene Hindistan’da kaldım. Kaçmak uzaklaşmak istedim. Beş parasız geri döndüm.” İtirafı ile oğlunun rahatsızlığına kendisinin sebep olduğu ortaya çıktı. Diğer yandan oğlunun gözündeki kahramanı yerle bir etmiş oldu. O’nu babasını sevdiği konusunda ikna eden kişi Emre oldu. Çünkü adam ne yaparsa yapsın Ali’nin babasıydı. Ve babası ne kadar yalan söylerse söylesin Ali O’nu sevecekti. Ali’ye bunu söylerken bir yandan da babasını hala sevdiğini de kabulleniyordu kendi içinde Emre.

Emre’nin de içinde Ali gibi babasına kırgın bir çocuk var. Haksız da değil de üstelik. Ne kadar inkâr etse de konuşmak istemese de O’na ayıracak bir saniyesi bile olmadığını söylese de babasını özleyen, O’nu çok seven, babasının sevgisine muhtaç bir çocuk.

Dizilerde ebeveynlerle ilgili bu durum sıkça işleniyor. Adam ya da kadın, yıllar önce gidiyor ve bir sebepten yıllar sonra dönüp evlâdına ana baba olmak istiyor. Kaybettiği zamanı geri almak istiyor. Genel olarak da geri dönme sebepleri de benzer oluyor. Ya bir evlat kaybetmiş oluyorlar. Ya da ölmek üzere olup son zamanlarını günah çıkarmak ister gibi evlatlarıyla geçirmek için geliyorlar.

Belki de ebeveyn olmadığım için ben bu durumda evlâtlardan yana saf tutuyorum. Bu hafta da Emre’den yanaydım. Babası O’nu 15 yaşında alkolik olan annesiyle bırakıp gitmiş. Bir daha da arayıp sormamış. Yıllar sonra geliyor ve “İyi misin? Seni merak ettim.” diyor oğluna. Emre bu durumu kamera şakası olarak yorumlamakta çok haklı. Yıllar sonra babadan bu soruyu duymak anlamsız geliyor O’na. Uzun süre reddetse de sonunda babasının konuşma talebine kayıtsız kalamıyor. Ve o konuşmada tüm kırgınlığını ortaya koyuyor.

 

“ Yok canım sen kendine haksızlık etme. Sen hiçbir şeye geç kalmadın. Çünkü bir şeye geç kalmak için oraya en sonunda gitmek gerekir. Sen hiçbir zaman zaman hiçbir yere gelmedin ki geç kalasın. Annemin cenazesi, benim mezuniyetim. Annemin hastaneye kaldırılışları, ağlama krizleri. Akşam yemekleri, doğum günleri, yılbaşları… Şeyi hatırlıyor musun? Bisikletten düşüp başımı yarmıştım. Çok acımıştı. Ya da şeyi hatırlıyor musun? Bizim sınıftaki kızı. Funda. İlk aşkım. Benim tip fakültesinden mezun olduğum günü hatırlıyor musun? O gün benim en mutlu günümdü. Ya da annemin ölmeden önceki akşam bana dediklerini hatırlıyor musun.? Hatırlamıyorsun. Hiçbirini hatırlamıyorsun çünkü yoktun sen… Annemle biz vardık. İkimiz. O koca evde alkol kokusu, annem ve ben vardık.”

 

Tüm bunları kaçırmış bir baba şimdi oğluna “bundan sonrasını yakalayamaz mıyım?” diyor. Emre de soruyor haliyle. “Ne yapsak? Yemek mi yesek? Beraber maça mı gitsek? Yoksa tatile mi çıksak?” Senelerce olmayan biriyle birlikte ne yapılacağını bilmiyor Emre. İçinde onca şey kırıldıktan sonra, babası tarafından yokluğuna alıştırıldıktan sonra, geri gelen bir babayla ne yapılır ki?

Peki adam neden oğlundan bir şans daha istiyor? Akciğer kanseri 4.evrede olduğu için. En fazla 3 ay ömrü kaldığı için. Daha yeni aklına geliyor bir oğlu olduğu belki de. Bunu bencillik olarak görüyorum ben maalesef. Sırf öleceği için oğluna gelmek. Oğlunu bir babaya alıştırıp sonra temelli gitmek. Bu arada oğlunun hastalığını bilmesini de istemiyor baba. Seminer için geldiği yalanını da söylüyor. Bu da işin başka bir boyutu. Oğlu bir gün gelecek bir telefonla mı öğrensin? Ateş’in dediği gibi şimdi bilmeyip, babası ölünce “Neden yanında olamadım?” diye vicdan azabı mı çeksin?  Ateş söylemeye niyetlendiyse de yapamadı, babasının hastalığından bahsedemedi Emre’ye. Emre bunu bir şekilde öğrenecek mi göreceğiz. Sonradan öğrenip de vicdan azabı çekeceğine şimdi öğrenip “Öleceği için yanıma geldi. Vicdanını rahatlatmak istedi.” diye babasına kızması daha doğrudur belki.

 

Hekimoğlu Bölüm

 

Bölümün finalini baba oğul sarılması ile yaptık. Emre Ali ve Cemil’in konuşmasının da etkisiyle belki babasıyla bir yemek yemek istedi. Ancak babasının dönme vakti gelmişti. El sıkıştılar. İyi yolculuklar dilendi. Babası O’na memlekete gelmeyi düşünüp düşünmediğini sordu. Belki yaza belki daha önce gelirim bilmiyorum dedi Emre. Sonra da arkasından “Baba” diye seslendi. Ve Ateş’in bölüm boyunca beklediği ağlamalı sarılma sahnesi geldi.

Bölümün ana konusu baba oğul temasıydı ama dizinin olmazsa olmazları poliklinik hastalarına da değinmek gerekiyor tabi ki…

İlk poliklinik vakamız kolundaki kırık omzuna sıçramış, mahalledeki kırık çıkıkçının deyimiyle “Kırık metastazı” yaşayan hastamızdı. Hastaneye gelme nedeni ise muayene değildi. Kırık çıkıkçının istediği röntgen çektirip O’na götürüp göstermekti. Ateş delirmesin de kim delirsin ama değil mi?

İkinci poliklinik vaka huzursuz bacak sendromu yaşadığını iddia eden adamdı. Belirtilerin hepsi de hastalığı destekliyordu. Bu hastalıkta kullanılan ilacın Parkinson hastalarına iyi geldiği hastanın gözünden kaçmış olabilirdi ama Ateş’in gözünden kaçmadı tabi. Adama açık açık ilacı kim için istediğini kimin Parkinson olduğunu sordu. Babaannem yanıtını aldı. Hastayı görmeden, muayene etmeden, ilaç yazılamayacağını üstüne basa basa bir daha söyleyip adamı yolladı. Adamın eline yazdığı hastalık belirtilerinden kopya çekmesi güldürdü.

Yeme bozukluğu olan bir diğer hasta aslında ayağındaki su toplaması için gelmişti. Yüksek topukluyla bir saat yürüyünce ayaklarının su toplaması normaldi. Ama sis parmaklar ve ağız kokusu yeme problemine işaretti. Ateş önce yediklerini kusmamasını söyledi hastaya. Sonra başka bir doktora yönlendirebileceğini belirtti. Hasta da tedavi olmayı kabul etti.

Bölümdeki bir diğer konu Ateş ve Zeynep’in at yarışına gitme mevzusunun Orhan, Mehmet Ali ve en sonunda Emre tarafından duyulmasıydı.

 

 
   
 

 

 

İpek haberi Orhan’a verdi. Orhan’ın şaşkınlığı görülmeye değerdi. Orhan ayrıca İpek’in bu duruma olan tepkisizliğine de şaşırmıştı tabi.  Hemen Zeynep’e sormak istedi ama vazgeçti. Ardından Ateş’in ağzını aradı ama Ateş konuşmamakta kararlıydı. Çünkü Orhan’ın Selin ile buluşmaya gitmesine bozuktu hala. Daha doğrusu bundan kendisine bahsetmemesine. Orhan Selin ile konuştuklarını Ateş’e anlatmak istedi ama Ateş ne bir şey sordu ne de duymak istedi. Yine de Orhan Selin’in selamını iletti Ateş’e. Zeynep ile at yarışına gittiğini bildiğini de söylemeden duramadı tabi…

 

At yarışı meselesini ikinci öğrenen Mehmet Ali oldu. Onun da şaşırmakta Orhan’dan aşağı kalır yanı yoktu tabi. Zeynep Emre’ye söylemesini istedi Memoli’nin. O da kabul etti. Zeynep Emre onunla dalga geçer diye bilmesini istemediğini şöyle de de Memoli’nin saklama nedeni başkaydı. Emre’nin üzüleceğini, kırılacağını tahmin etmişti çünkü. Zeynep ve Memoli sır kardeşliği yapmış oldu.

 

Hekimoğlu Bölüm

 

Orhan’ın boşboğazlığı sebebiyle Emre de öğrendi en sonunda Zeynep tarafından ekilmesinin asıl nedenini ve çok bozuldu haliyle. Kendini işine vererek Zeynep ile konuşmamayı tercih ederek ve yeri geldiğinde tersleyerek gösterdi tepkisini. Tabi Zeynep anladı dersek yalan olur.

İpek ise bölüm boyunca Ateş’e tavırlıydı. Ama Ateş bunun sebebini anlayamadı. Sebebi tabi ki içten içten Ateş ve Zeynep’i kıskanmasıydı. Zeynep’in Ateş’ten etkilendiğini fark etmesi de bu kıskançlığı tetikledi tabi. Zeynep Ateş’e teşekkür etmek için odaya geldiğinde Ateş’in Zeynep’e ilgisiz umursamaz tavrına bozuldu tabi. Bu da Ateş’in Zeynep’in duygularını anladığını gösteriyor.

 

 

Ateş İpek’ i o kadar iyi tanıyordu ki kendine kızgın olduğundan emindi. İpek’e de bunu açık açık söyledi. “Sen kızgın olduğun kişiden gözünü kaçırırsın. Böyle kafan yukarıda umursamaz bir şekilde başka taraflara bakarsın.” İpek de Ateş kendini bu kadar iyi tanıdığı için şaşkındı.

İpek Selin konusunda da meraklıydı. Orhan O’na Selin’in yeniden evlendiğini söylediğinde mutlu oldu ama belli etmemeye çalıştı tabi. O’nu bundan daha çok sevindiren Ateş’in Selin hakkında hiçbir şey sormadığını, öğrenmek istemediğini öğrenmesi oldu. Ateş’in Selin meselesini yok sayması içten içe hoşuna gitti.

Fragmana bakılırsa Zeynep Ateş ile ilgili kurduğu hayalden bu hafta uyanacak gibi duruyor. Ayrıca Emre de Zeynep’e karşı tavır almış görünüyor. Bu sayede Zeynep Emre’yi görmeye başlayacak gibi. Hatta bir kıskançlık belirtisi bile sezmiş olabilirim. Yeni bölümde Güven Kıraç’ı izlemek keyifli olacak ama sanki Ateş’in başına iş açacak.

Yeni bölümde yeni maceralarda buluşmak üzere…

 

Dizi ile ilgili diğer yazılara göz atmak isterseniz  İzledim /Hekimoğlu kategorisini ziyaret edebilirsiniz…

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar

  • Hande Aykan

    Yazıyı yeni fark ettim. Babalar ve kızları olsa neyse de baba-oğul dinamikleri pek de anladığım konular olduğunu söylemem. Ama böyle çok insan tanıyorum. Bir söz var bütün mutlu aileler birbirine benzer ama mutsuz ailelerinin mutsuzluğu kendilerine özgüdür diye.
    1. Lisedeki ilk aşkım babası konusunda ciddi sıkıntıları vardı. Babası pek iyi bir insan değildi. Bencildi öncelikli olan hep onun istekleri idi. Oğlu üzerinden yaşayamadığı mutlulukları hedefleri gerçekleştirmeye çalışırdı. Oğlu da onun gibi sporcu olduğu için çok üstüne gelirdi. Her zaman birinci olmaları gerekirdi. Sorsan çocuğunun en iyi imkanları elde etmesini istediği için yaptığını söylerdi ama doğruluğundan emin değilim. Üstelik aynı yaşta varlığını kabul etmediği bir oğlu daha vardı. Anlaşılan ilişkileri gerçekten karışıktı. Ancak nedendir bilinmez gene de itiraf etmek istemese de ona bir şey olduğunda canı yanar. Sonradan evlendi hatta çok iyi bir eş ve baba oldu. Biz hala çok iyi sık sık konuşan iki arkadaşız. ( Hatta bazen eşi ile bir sorun yaşadığında tavsiye için bana gelir. Sen beni tanıyorsun bir hata yapmışsan yüzüme hemen söylersin diye.) Babası ile konuşmuyor ama bir şekilde torunlarını görmesine karşı çıkmadı.
    2. Lisedeki bir diğer aşkım kendi liseli değildi. Annesini 4-5 yaşında falan kaybetmiş. Bir tek babası,o ve kendinden 4 yaş küçük kardeşi ile birlikte devamlı olarak göçebe oldukları bir hayat sürmüşler. Baba asker haliyle evlatlarını da o prensipte büyütmüş. Sevgisini esirgememiş ama tek ebeveyn olmayı da pek kaldıramamış bir babaydı. O sürekli hareket halinde olduğundan 12 yaşından beri kardeşine o bakmak zorunda kalmış. Bizimkine sorsan babası komutanı, kahramanı ama bana sorsan çok küçük yaşta kardeşinin yükünü ona yüklemiş. Kardeşi için dünyayı yerinden oynatır hatta onun için ölür bile. Ama daha fenası bu sorumluluk hissi bütün dünyayı yüklenmesine neden olmuş. Şimdi insanları koruduğu bir işi var ama bir insanı bile kurtaramasa hemen kendinde suç bulur. Kahramanlık kompleksi sahibi kendisi. Hayatta bu kadar yükü erken yaşta almak zorunda olmasına babası neden olmuş olmasına rağmen babasının bastığı yere öpecek kadar babasına hayran. Nasıl oluyor hiç anlamıyorum.
    3. Beni en çok şaşırtan ve bu baba-oğul dinamiklerinin karışıklığını ortaya seren ise kaçıncı olduğunu söylemeyeceğim Üniversite son aşkıma gelecek olursak kendisi kalabalık bir ailede kendinden büyük 2 erkek kendinden küçük 2 erkek 1 kız ile birlikte büyümüş. Babası oğullarının savaşçı olmaları için yetiştiren bir adammış. Acımasız hatta kimi zaman şiddet uygulayan. Onun sanatçı doğasından dolayı onu zayıf olmakla suçlamış devamlı olarak ki çok ilginç. Çünkü kendisi hayatta tanıdığım hem fiziksel olarak hem de başarı olarak tanıdığım en güçlü adamlardan biri. Düşmanlarının dizlerini titreten cinsten. Neyse belli bir yaştan sonra bildiği ve tanıdığı babasının aslında babası olmadığını kendinin gayri meşru olduğunu öğreniyor. Kısa bir süre sonra zaten baba ile bütün kardeşler dahil olmak üzere bağ koparılıyor. Buna rağmen adamdan baba olarak bahsediyor. Ben ona bu adama babası olmadığı halde neden baba olduğunu sorduğumda bana “çünkü sadece bir babanın bırakabileceği izi bıraktı bende. İyi ya da kötü bugün olduğum adamın temellerini o attı. Ben her kimsem olduğum kişinin kaba taslağı ilk onun ellerinden çıktı.” dedi.
    Anlayacağın babalar ve oğullar arasındaki ilişki bir düğüm gibi. Evlatlar hem olduğu kişiyi ona borçlular hem de oldukları kişi olmalarına neden olan süreçteki rollerinden dolayı onlardan nefret ediyorlar. Bir eserin yaratıcısından nefret etmesi gibi. Tabi hem nefret hem de muhtaçlık. Hem ilgisini ve sevgisini kazanma çabası hem de onun gibi olmadığını ona ve kendine kanıtlama çabası. Karışık dinamikler bunlar. Kötü baba-oğul ilişkileri için diyorum bunu. Sanırım aynı dinamik anne-kız arasında da var. Sanırım hepimiz yaşlandıkça ebeveynlerimize benzeyeceğimiz teorisini çürütmeye çalışıyoruz.

    • Gözde E.

      Selam, ben sana yeni yazınca gelince haber edeyim en iyisi. Yalnız senin de hep babasıyla ilişkileri sorunlu kişilere denk gelmen de büyük tesadüf olmuş, galiba kadınlar hep aynı tip erkeklerden hoşlanıyor bir şekilde.

      • Hande Aykan

        Ruhu yaralı kabuğu kalın seviyorsam demek. Dediğim gibi hep ruhu yaralı insanlara çekiliyorum. Yaralarını sarmak kol desteği olmak geliyor içimden. Sanırım bende de bir Florance Nightingale sendromu var.

        • Gözde E.

          Selam Hande. Yeni yazı dün geldi 🙂

          • Hande Aykan

            Ben henüz okuyamadım ama okur okumaz hemen bir cevap yazıyorum.

          • Gözde E.

            Bu hafta da en kısa zamanda gelir inşallah 🙂

  • Gözde E.

    Selam Bükeciğim. Ellerine sağlık. 😘 Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş, çok iyi analizler, sanki bölümü -hem de iki kere – yeterince dikkatli seyretmemişim ya da yer yer anlayamamışım gibi hissettim.
    Her bölüm aynı düzende gitsek de yani yeni bir vaka, birbirinden tuhaf poliklinik hastaları bu beni hiç rahatsız etmiyor. Çünkü bir yandan karakterlerimizin devam eden kişisel hikayeleri oluyor.
    Emre’nin annesiyle ilgili yaralarına dokunmuştuk, bu hafta da babasıyla ilgili yaralarına… Aslında dediğin gibi bu durumda baba hiç gelmese daha iyi belki de. Emre’yle babasının barışmalarına sevinmiştim ben ama senin yazından sonra arafta kaldım.
    Orhan’ın çocuğu var mı? Babalık üstüne böyle bir konuşmayı baba olmadan yapabilir mi bir insan? Orhan’la ilgili daha fazla detay öğrenmek istiyorum. Aslı’ya, evine, yaşantısına dair detaylar. Tabii İpek’in de.
    Ufak hastamızın cüzzam çıkmasıyla birlikte Türkan Saylan’ı adının geçmesi haftanın güzel detaylarındandı.
    Orhan’ın ve Memoli’nin Zeynep ile Ateş’in at yarışına gittiğini öğrendiği sahneler en çok güldüklerimdendi. Zeynep biz dün hocayla çıktık deyince valla ben de Memoli gibi kalakaldım. 😄 Memoli’nin yorumu da çok iyiydi ya: “A noktasından B noktasına gitmek gibi.” 😂🤣
    Ateş – İpek çiftim emin adımlarla ilerliyor. Bayılıyorum onların sahnelerine. Yalnız en favori sahnelerinden bahsetmemişsin: İpek’in Ateş gibi davrandığı sahne. Ateş gibi çay içmeye çalışması ne komikti, iyi ki üstüne döküp kendini yakmadı. 🤣 Ama kendisinin nasıl biri olduğunu İpek’te gören Ateş yine de o abzürt dizisinden vazgeçmez, poliklinikten kaçar, önlük de giymez 🤣🤣🤣
    Zeynep de artık gözünün önündeki Emre’yi fark etsin. Fragmana göre Ateş tarafından reddedilince gözü açılacak. Fragmandaki gözlüklü halini sevmedim ama sitcomdan çıkma gibi olmuş 😆
    Diziye Belçim Bilgin katılıyormuş. Galiba Selin rolünü oynayacak. Sevdiğim bir oyuncudur, performansını merakla bekliyorum.
    Yeni bölümde Güven Kıraç’ı seyretmeyi iple çekiyorum. Bir bölümlük değil, o da kalıcı olsun, Hekimoğlu’na yakışır. Özellikle Ateş’le tanışma ve dizisini seyrettiğini ögrendiği sahneyi merakla bekliyorum.

    • Buke Oguz

      Merhaba Gözde’cigim. Senin de ellerine sağlık. Orhan bana sanki oğul gözünden bakarak sarf etti o sözleri gibi geldi. Aslı’dan bahsedildi ama bir çocukları olduğunun hiç bahsi geçmedi. Ben de Orhan ile ilgili daha çok detaya girilmesini istiyorum.
      Belçim Bilgin’ i ben de severim. Selin karakterini de merakla bekliyorum. Ateş’in O’nu görünce vereceği tepkiyi. Aralarında geçecek konuşmaları vs… Kadının yeniden evlendiğini öğrenince ne tepki verecek mesela. Muhtemelen umursamaz davranacak ama kendi başına kaldığında ne yapacak merak ediyorum. Selin’ in evlendiği karakter Güven Kiraç’in canlandıracağı karakter olurmuş bir de 😱 Selin’in eski kocası hakkında bilgi toplamak için gelmiş mesela. İlginç olabilirdi.
      Bence de Zeynep artık Emre’yi görmeye başlamalı. Ateş sayesinde bu bolum itibari ile başlayacak gibi bakalım göreceğiz.
      Ipek dışı Ateş olduğu sahneyi atlamışım yazıda. Sen söyleyince fark ettim. Ateş’e ayna tuttu ama Ateş Ateşliginden vazgeçmez. Gene bildiğini okur.🤣🤣🤣
      Memoli’nin çıkma tarifi müthişti 🤣🤣🤣

      • Gözde E.

        Güven Kıraç’ın rolüyle ilgili bugün Kanal D’nin haberini okudum. Orda böyle bir bilgi yok, belki de sürprizdir tabii. Ama çok ilginç olurdu gerçekten Selin’in kocası o olsa.
        Ben bir de Ateş ile Selin niye ayrılmışlar, kaç sene evli kalmışlar gibi detayları merak ediyorum.