HAFTAYA KUŞ BAKIŞI 26 ŞUBAT – 4 MART

Özlem’in bu haftaki Haftanın En’leri yazısı nasıl desem, hmm… zehir zemberek başlıyor… Yazarken stresini atmış belli ki, neyse ki yazının ortalarında bir yerlerde Yağız Egemen’in ismini geçirmiş de erimiş ^^

Sizin EN’lerinizi de merakla bekliyoruz. Yazıyı okuduktan sonra yorumlarda buluşalım…

 
   
 

 

Günler nasıl bir hızla geçiyorsa hızına yetişmek mümkün olamıyor. Sadece yerimizde oturuyor ve hızlı bir treni izliyor gibiyim. Size de böyle oluyor mu?

Çok zor bir haftaydı. 1 Mart akşamı gelen şehit haberleriyle kahrolduk.  Ateşin asıl düştüğü yer olan aile ve sevenlerinin, ardından da ülkemizin başı sağ olsun.

Benim için Haftanın En’lerine gelirsek;

HAFTANIN ACI BİBERİ: BEŞİKTAŞ- FENERBAHÇE MAÇI

 

 

Benim için futbol ne yazık ki o saf heyecanını ve seyir keyfini kaybedeli uzun zaman oldu. Çok iyi bir futbol izleyicisi iken artık kupa maçları ya da Avrupa maçları haricinde izlememeyi tercih ediyorum. Bu sefer de Ziraat kupası şerefine geçtik ekran başına. Güzel bir rekabet olsun derken çarpışan arabalara bağlandı oyun. Seyirciye yapılan hareketler, hakemin görmediği anda atılan dirsek ve tekmeler, fütursuzca birbirini itip kakıp olayı bir mahalle kavgası ortamına çevirmeler…

Bu ülke standartlarının çok üzerinde para kazanan insanlar futbolcular. Görevleri ne? Maçta iyi bir performans gösterip maçın kazanılmasını sağlamak. Ama şişen egolar ve olmayan disiplin ne yazık ki böyle çirkin tablolara neden oluyor. O akşam, o buz gibi havada çocuklar vardı tribünde ve o çocukların uğradığı hayal kırıklığı ve yaşadığı üzüntü bütün kazancını versen de telafi edilemez.

(Editör notu: Şampiyooon Fenerbahçe !  Bu sezon sözde ama olsun ^^)

 

HAFTANIN SANA NE YAHU, HERKES ARTIK HADDİNİ BİLSİN MESAJI: HER ŞEYE LAF YETİŞTİRİP SANAL MEDYADA DESTURSUZ SALDIRAN HERKESE GELSİN. 

Öyle bir durumdayız ki artık bütün hayatımızı sanal ortamlarda yaşıyoruz. Dizi yorumları, maç skorları, yediğimiz içtiğimiz, sevincimiz, üzüntümüz…

Belki hayatın yoğunluğundan yeni bir şeylere, dost ve arkadaşlara vakit ya da sabır kalmadığından istediğin anda düğmeyi kapatıp çıkabildiğinden kolaylığıyla tercih ediliyor sanal ortamlardaki paylaşımlar… 

Ama bir grup da var ki sanal platformları sadece birileri bir şey yazsa da saldırsam, aşağılasam, had bildirsem, ders versem moral bozsam amacıyla kullanıyor. Hayata dair bütün hıncımı alsam; olamadığım her şeyin, sevip sevilmediğim her anın acısını kussam birilerinin üzerine mantığıyla hareket ediyor.

Buradan diyorum ki sana ne güzel kardeşim: ‘Sana ne? Burası sanal dünya! İstediğini sev, istediğini sevme ama bunu saygı çerçevesinde ifade et.

Artık o olmayan kimliklerin ardına saklanıp saldırmayı bırakın bu şekilde asla mutlu olamayacaksınız çünkü…

 

HAFTA’NIN SEYİR KEYFİ: BÖRÜ

 

 

İtiraf ediyorum çok büyük bir heyecan ve keyifle geçtim ekran başına. Şekilci diyebilirsiniz ama daha ilk 5 dakikada 2 sefer Atatürk resmi görmek, alıntısı duymak gözlerimi yaşarttı. Benim de en sevdiğimdir Atam’ın gökyüzüne bakan fotoğrafı, direkt aşağıya ya da direkt gözlerimizin içine içine bakanı var ki o biraz mahcup, biraz suçlu hissettiriyor…

Bir döneme ışık tutuyor, temize çekmeye çalışıyor. Sağ elle intihar eden ama aslında solak olan kahramana atıf yapılıyor. Tempo çok iyi; bir anda hızlanıp nefesinizi kesiyor, bir anda yavaşlayıp nefes aldırıp tekrar başlıyor. Murat Arkın’a Dağ 2’den beri bayılıyorum zaten. Bu projede daha da şahane olmuş. Ahu Türkpençe benim her zaman izlemekten keyif aldığım bir isim, keşke daha çok izlesek.

Ne çok içim sızladı izlerken. Çamur içinde eve gelen eş, daha anne kucağında her şeyden habersiz bir bebe, yakalanan teröristin tek laf edilemeden ellerinden alınması. Güzelim komutanların dört duvara hapis edilmesi…

Bu hafta çok daha heyecanlı ve hızlı bir bölüm olacak. Bu bölüm bütün karakterlerle tanıştık.

Hoş geldin Börü ve iyi ki geldin…

 

HAFTANIN VE BU YILIN MÜMKÜNSE GELECEK SEZONUN BEYAZ ATLI PRENSİ: YAĞIZ EGEMEN (Fazilet Hanım ve Kızları)

 

 

Allah’ım bütün kullarına (hemcinslerime) Yağız Egemen gibi sevmeyi bilen, her koşulda ve şartta salon çizgisi beyefendiliğini bozmayan, karşısındakini her durum ve şartta kayıtsız şartsız sevip koruyup kollayan ama eş zamanlı olarak hesap sorup eziyet etmeyen; partnerini aşağıya çekmektense yukarıya yükselten bir adam nasip et, Âmin. (Editor notu: İçimden olmayacak duaya ‘Âmin’ denmez geçti ama yine de büyük harflerle AMİN)

Tamam, bir Yağız Egemen efsanesi zaten vardı. Kahramanımız çıtayı zaten arşa çıkartmıştı ve indirmek de pek mümkün değildi. Ama o nasıl sevmek, ne güzel endişelenmektir Yağız Egemen Bey’ciğim. Siz nasıl güzel bakan, her şeye rağmen nasıl güzel seven bir adamsınız, sizi nasıl anlatmalı bilemedim…

Bu hafta Fazilet Hanım izleyicileri hop oturup hop kalktı. Yağız kimseye anlatamadı derdini. Hazan o karanlıkta yalnız kaldı. Eğer dizinin izleyicisi değilseniz bile o mezarlık sahnesini açıp izleyin sevgili hemcinslerim. Oyunculuklar süper. ‘Sahnenin büyüsü ve Yağız Egemen etkisi’ der susarım. Açın ve izleyiverin bir zahmet ^^

 

 

(Editör: Taşlanmayacaksam izledim ve pek de etkilenemedim ^^)

 

 
   
 

 

HAFTANIN GAFLAR KRALİÇESİ: ESMA SULTAN (İstanbullu Gelin)

 

 

Tam ‘Âşık oldu, belki biraz değişir.’ diyoruz ve bir köşeden fırlayıveriyor o kendini ayrıcalıklı sınıf zanneden sadrazam soyundan Esma Sultan…

Bu bölüm tuttu yine damarı ve Bade ile ilgili dedi ki: “”Basmadan kaftan olmaz. Olursa da üç güne çaput olur.”

Tamam, evliliklerde ortak kültür ve sosyal statü benzerliği önemlidir. Kültür farklılıkları çok önemli yol ayrımlarına neden de olabilir ama bunu ifade etme yolu bu mu yani? Kimin basma, kimin kadife olduğuna kim karar veriyor pardon?

Yani senin kadife diye evine soktuğun ailesi yeri yurdu belli gelinin sana en büyük ders olmuş olmalı ama akıllanmadın akıllanamıyorsun. Aşamadın şu snopluğunu be Esma Sultan.

(Editör Notu : Esma Sultan’ın askerleriyiz ^^ Hopps, pek uygun kaçmadı…)

HAFTANIN YÜZLEŞMESİ: YETER ve YİĞİT (Siyah Beyaz Aşk)

 

 

Biz Çukur’da Vartolu- İdris yüzleşmesi beklerken haftanın yüzleşmesi Yeter ve Yiğit’ten geldi. Ben Yeter’i anlayabiliyorum artık. Gerçekten acı çekmiş ve kendini temize çekmeye çalışmış. Bu süreçte katılaşmış. Darbeler arka arkaya geldiğinde, tutunacak tek dalın olmadığında ve güvenecek tek kimsen yoksa hayat hırçınlaştırıyor, bencilleştirip katılaştırıyor seni. Bu da insanın hayata uyum sağlama ve hayat da kalma şekli işte…

Ben çok etkilendim o sahneden. Kendisini anlatmaya çalıştığı ve artık patladığı sahneden. Bir de Yiğit’in annesine çorba içirmesinden. Diyeceksiniz ki o kadar cenaze oldu, adam öldü vs.; ama bana hiçbir sahne bu hissi vermedi. Yazanın, çekenin ve oynayanın yüreğine sağlık.

KISA KISA

Haftanın Dart Tahtası: Mustafa ve Nazar (Sen Anlat Karadeniz) Şöyle assak onları bir yere de dart tahtası niyetine kullansak…

Haftanın B12 Vitamini Kullanması Gerekeni: Merve (Ufak Tefek Cinayetler) Yahu sen Merve Aksak’sın. Böyle saçma hatalar yapmazsın. Silkin ve kendine gel; özüne dön.

Haftanın Özleneni: Tabii ki Vartolu ve Sadiş (Çukur) Hadi gelin artık bu kadar ara yeter.

Haftanın En Saçmalayan Karakteri: Sena (Çukur) Yahu adamın başında bu kadar bela var, biliyorsun. Abinin Amir Emrah olduğunu söylesene, neden kendi çözümlerini bulmak için çekip gidiyorsun?

Haftanın Vedası: Meryem Sıkı takipçisiyken bir yerde ‘artık yeter’ dedim ve bıraktım. Hatta son bölümü bile birkaç videodan izledim o kadar. Ama yazın en iyi dizisiydi. Ve Ayça Ayşin Turan sen ne güzel ne şahane bir oyuncusun. Seni güzel bir işte dört gözle bekliyoruz.

Bu haftalık bu kadar. Haftaya kadar kendinize iyi davranın.

 

HAFTAYA KUŞ BAKIŞI 19 – 25 Şubat yazısını okumuş muydunuz?

 

(Yazının giriş fotoğrafı AllMen Mart sayısından alıntıdır)

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar