AŞK 101 – Sövdüm Ben Dünyaya

Netflix’in 3. yerli yapımı Aşk 101 tek seferde oturup bitirmedim ama (yine de az, iki seferde ^^) tek seferde oturup bitirmelik, eğlenceli, bugünlerde ihtiyacımız olduğu üzere kafa dağıtmamıza yardımcı olan bir dizi. Çok büyük beklentiler içinde olmamak lazım ama beğendim mi? Evet. Henüz  izlemeye başlamadıysanız konu, oyuncular ile ilgili bilgilerin yer aldığı  AŞK 101 – 24 Nisan’da Netflix’de yazısına göz atabilirsiniz,  tüm bölümleri tamamlamadıysanız da bu yazı size uygun olmayabilir, az da olsa spoiler var.

Ortalama 40 dakika 8 bölümde oluşan dizinin ilk sezonunu hızlıca bitti ama proje henüz ikinci sezon onayı almadı. Aşk 101 ikinci sezon ne zaman gelecek sorusuna yanıt veremesek de ilk sezon öyle bir yer de bitti ki, izleyici gözüyle ikinci sezonu için merak da uyandırdı. İkinci sezonu izler miyim? Evet.  O halde tahminlerde de bulunabilirim.  Sizce kapıyı kim çaldı? Anket için tıklayın.

 
   
 

 

 

Dizi boyunca İstanbul’a doyduk…

 

Öncelikle  “Farklı olmanın cezalandırıldığı yıllardı”  diyor dizinin başında,  takvim 90’ların sonunu gösteriyor. O dönemde değil ama 90’ların başlarında lisede olan biri olarak söyleyebilirim ki, anlatıcının farklı olarak adlandığı şey karakterler özelinde ‘farklı olmak’tan biraz öteye gidiyor. Üstelik o dönem farklı olanın cezalandırıldığı yıllar ise, okul müdürü olarak ne izledik biz?  Müdür Nejdet – nam-ı diğer Bok Nejdet, benim hatırladığım okul müdürlerimden çok farklı ^^  Lise müdürüm Mehmet Ali Bey’in (rahmetli olmuştu galiba, nur içinde yatsın) disiplin anlayışı Nejdet’den pek farklı değildi ama düşünüyorum da tarzları kuzey ve güney kadar birbirinden uzak. Kaldı ki  anlatıcının farklı olarak adlandırdıkları ile bizim okulun farklı öğrencileri arasında dağlar kadar fark var; okula istisnasız alkollü gelmek, bırak alkollü gelmeyi cep şişesi taşımak, öfke kontrolündeki eksikliğiyle sürekli kavga çıkartmak lisede pek şahit olduğum şeyler değildi. Efsane duyar olarak söylemezsem olmaz, dizi genelinde ‘farklı’ olmanın temel kriterleri arasında her fırsatta alkol tüketiminin ilk sırada yer almasından da hoşlanmadığımı belirtmem gerekir.

Ama hikaye bu ya diye giriş yapıyor, bu konulara çok takılmıyoruz ^^   Hadi karaktere bakalım:

 

 

AŞK 101 Karakterler

Bize farklı olarak tanıtılan karakterlere baktığımızda  – Kerem, Osman, Sinan ve Eda, farklı olmaktan öte farklı görülmeyi istediklerini anladım.

Osman:

 

Paşa oğlumuz Osman

 

Karakterler arasında iç dünyası en az açılan olmasına rağmen – belki de açıldı ama sahneleri kesildi?, en çok Osman’ı sevdim, en çok da efendiliğini. Anneannelerimizin “paşa oğlum” diye seveceği türden. Bekçiye günaydın diyerek bilmesi gereken şeyleri öğrendiği istihbarat hattı, ticari zekasının altının çizildiği her detay, ödev çetesi, kantin işletmesi, karaborsa bilet ve niceleri, içten içe takdir ettim. Burcu Hoca’nın nişanlısına (Tuncay?) kantin işletme düzenini yerle bir etmesi yüzünden verdiği ise ceza yüreğime su serpti. Ama sistemin çöküşünü göstermek için onlarca hanede kapatılan ocakların yarattığı dramdan beslenen dizi, tapu dolandırıcılığından gelen kaporanın bu düzendeki kayıpları kapattığını göstermesini de tercih ederdim. (İki saatlik bölümlere alışmışız tabii, onu da göstersin, bunu da göstersin). Osman’ın istisnasız her bölümde İstanbul’un sokak lezzetlerini birer birer tanıtmasına da ayrı bir alkış. (Hele o lahmacun yok mu, korona günlerinde beni benden aldı!)

Aile ilişkilerine pek girmedik ama ebeveyn – evlat olarak tek sağlıklı ilişki Osman’ın ailesi ile olan idi. Dikkatinizi çekerim bir tek onun babası kürsüden özür dilememesini alkışladı! Madem karaktere alkış var, canlandıran oyuncuya da olmasın mı?  Selahattin Paşalı’yı bir sonraki projesinde başrol olarak görmek istemek konusuna hem fikir miyiz?

Unutmadan, kesilmiş olma ihtimali olan sahnelere istinaden – bölüm dakikaları arasındaki farklar dikkat çekici ; yalıda ateş başındaki sahnede, Eda – Kerem, İpek – Sinan sevgililerinin yanındayken Osman’ın onlara bakıp gülümsemesi sadece bana manidar gelmiş olamaz değil mi?

 

 

Eda:

Eda ve 90’lar değil son yılların modası saç modeli

 

Eda’nın kıskaçlık yumağı olsalar bile ona hayran bir kız arkadaş kitlesinin olmasını beklerdim. Sanki doğal olan bu idi. Öğretmenle flörtünün bir nedeni olmalıydı mesela. Onun iç dünyasına ancak Sinan’ın karakter analizi ile girebildik. Kilo takıntısına, grafik tasarım okumak istemesine ama dile getirememesine… Büyük Eda’yı görünce anladık ki hayallerinin peşinden gidip grafik tasarım okuyamamış belli ki, ama ailesinin onun için çizdiği zengin bir kocanın eşi olma üzerine kurulu kariyer planı Kerem’de neden işlememiş onu anlayamadım. Malum, Kenan Öz’ün oğlu!  Bu arada Alina Boz’un daha önceki işlerindeki performansını çok daha sevdiğimi belirtmek isterim. Büyük Eda olarak Tuba Ünsal için hatalı bir tercih diyelebilirim.

 

Kerem:

 

 

Kerem’in öfke probleminin nedeninin baba baskısı olduğunun altının çizilmesini sevdim. Babasından -özellikle de başkalarının yanında, sadece aşağılayıcı kelimeler duyan bir evladın soyadına duyduğu nefretin neticesi, var olduğunu kanıtlayabilmek için güç gösterisine sığınmasını normal karşılamak lazım. Finaldeki kürsü konuşmasında soyadına yaptığı gönderme de güzeldi. Eda sayesinde “istersen değişirim” diyerek öfke ile ilgili problemini yenmeye çalışacağını belirtmesi biraz olsun umut verse de o aile var iken bu değişim nasıl olabilecek ki?

Kubilay Aka’nın bir diğer projesi Çukur’un 3.sezondur dikkatli bir izleyicisi olduğumdan sakalsız hali bir garip(!) geldi. O kadar farklı ki sakallı hali ile kendi yaşlılığını canlandırabilir ^^

 

 
   
 

 

Sinan:

 

 

Sinan’ın sahnelerinde gözlerimin dolduğu anlar oldu. O hastane sahnesinde duygulanmayan da ne bileyim, duygularını aldırmıştır bana göre.  Annesi nerede bilemediğimden (ölmüş mü?) içimdeki anne şefkatini mi açığa çıkartmış olabilir. Şartlar dahilinde dedesine yemek hazırlaması, çamaşırları yıkaması, bakımsız halini izledikçe iç sesim tam olarak buydu : “Çekil evladım kenara, önce mutfak alışverişi yapalım, ardından size bir süre yetecek güzelce yemekler hazırlayayım, biraz da evi derleyip toplamak lazım”   Karakterle konuşuyorum. Deliriyor muyum? ^^

 

 

Annecilik oynamadığı kesin ama anlayamadığım Sinan’ın üvey annesi nasıl oldu da yalıya çökmedi. Boğazda yalı yahu! Bırak 90lı yılları, yıllar sonra da el koymamış. Dedenin babanın babası değil de annenin babası olması durumunda mantık çerçevesine oturuyor ancak. Sinan’ı sevdiğim kadar canlandıran oyuncuyu da sevdim ama “Mert Yazıcıoğlu kim?” diye google’a baktığım doğrudur. Ne kadar da eli yüzü düzgün bir genç adam. Yakışıklı yani. Performansına da yıldızlı pek iyi verdim.

 

Nereden nereye…

 

… ormanda bir kuş hızla dönüyordu.

aşık olduğumuz zaman

yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner

ve kaçmamız gerektiğini söyler bize

çünkü her şey çok fazladır

kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş

kendini ve etrafındakileri yaralar

tehlikedir onun adı…

bunun için aşkı hiç kimse, insanın kendi arkadaşları bile istemez

kumrular sakindir bir tek

ben kumru değilim

sen de … (*)

 

 

Bir “underwater kiss” ile adı koyulan aşk hikayesi her zaman tutar!  Ama en güzeli Sinan’ın da duygularının farkında olması, mutlu uyanması, alkolden fayda aramaya son vermesi, gelecek için planları olması değil miydi?

Son olarak, Aşk 101 Sinan burada mısın?

Işık:

 

Işık pek minnoş. Ailesinin de öğretmenlerinin de göz bebeği. Uslanmaz romantikliği ile ekibe Burcu Kemal projesinde yön gösterici olarak dahil olması farklı bir bakış açısı, farklı bir enerji kattı. Sinan’a olan hisleri ‘platonikten’ öte çok naif işlenmişti. İyi kızlar daha az sevilir ama ben Işık’ı Eda’dan daha çok sevdim ^^ Finalde yaptıklarının açıklaması olarak “arkadaşım dayak diyordu” demesi ile arkadaşlığın altını çizmesini çok hoştu. Sahi o zaten uzaklaştırma almıştı, neden okuldan atılmak üzere olan arkadaşları ile aynı kefeye konuldu ki?

İpek Filiz Yazıcı’da Işık karakteri ile gerçekten bir ışık vardı. Büyük Işık olarak Bade İşçil’de pek karakterin 20 yıl sonraki hali olarak oldukça inandırıcı idi.

 

Aklıma gelmişken; Işık ve Sinan’a acayip acayip bir şeyler hissettiren tablonun Eda’da ne işi var?

 

 

 
   
 

 

Burcu ile Kemal

 

 

Burcu Hoca ile Kemal’in hikayesi, projede Pınar Deniz ve Kaan Urgancıoğlu’nun ismini duyar duymaz bu diziyi izleme sebeplerimin en önde gideni idi.  Dizi genelinde aralarındaki kimya çok hoşuma gitse de hikayeleri çok üstün körü geçiştirilmiş gibi geldi. Elimizde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda sahneleri var. Bu sahneler arasında Burcu Hoca’nın evindeki çay yapma, Kemal’in de onu izleme sahnesini tek geçerim. <3

Karakterleri konusunda ise Burcu Hoca’nın iyiliği saflığı izlerken yordu. Neyse ki Pınar Deniz güzelliği diye bir şey var! Kemal’li olmayanlar arasında en güzel sahnesi ise nişanlısını kapı dışarı etmesi çok güzeldi <3   Gezdirmek ne demek ya?

Kemal’in geçmişine, kendi ağzından olmasa bile dedikodu yapan öğretmenler, öğrenciler aracılığı ile biraz olsun girmeyi dilerdim. Uzun zaman sonra ekranlarda gördüğümüz Kaan Urgancıoğlu’na doyamadık…

 

 

Sinan’ın Kemal ile kurulan bağının da çok hoşuma gittiğini belirtmeliyim.

 

 

Yazıya yayınlaya basmadan önce hızlıca bir göz attım da Osman ve Sinan’a daha fazla yer ayırmışım. Çünkü en çok onları sevdim. Bu kadar torpil doğal ^^

 

Merak edenler için dizinin okul sahneleri Akif Tuncel Meslek Lisesi’nde çekilmiş. Okul Maçka’da. (Bir süre Nişantaşı’nda çalışmış biri olarak, her önünden geçtiğimde burası hala nasıl okul olarak kalabilmiş diye düşündüğüm binalardandır. Malum, bu tür binalar ya yıkılır, ya yakılır, sonra da otel oluverir)

Peki Aşk 101 Sinan’ın evi nerede?  Yalı Beylerbeyi’nde olmalı. Manzaradaki köprü açısı Beylerbeyi diyor. Yada en azından Sinan o iskeleden vapura biniyor.

 

Ya siz diziyi nasıl buldunuz? Hangi karakterleri sevdiniz?  Yorumlarda buluşmak üzere…

Aşk 101 2. sezon için kafa yormayı ve kapıyı kim çaldı anketine uğramayı unutmayın…

 

(*) Lale Müldür

(**) Yazı başlığı dizide çalan şarkılardan olan Afili Yalnızlık’dan (Emre Aydın) esinlenilmiştir.

 

 

Başlığa dair notu yazarken fark ettim ki dizinin en güzel yanından bahsetmeyi unutmuşum: Müzikleri.  İşte Aşk 101’de çalan şarkılar:

 

1 – Barış Manço – Aman Yavaş Aheste
2 – Mavi Sakal- Başladım Yürümeye
3 – Erkut Taçkın – Sevmek İstiyorum
4 – Mehmet Güreli & Jehan Barbur – Sen ve Ben
5 – The Clash – Should I Stay or Should I Go
6 – Duman – İstanbul
7 – Levent Yüksel – Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk
8 – Mansur Ark – Maalesef
9 – BaBa ZuLa – Bir Sana Bir de Bana
10 – Mor ve Ötesi – Daha Mutlu Olamam
11  – Arcadian Child ¥ The March
12 – Adamlar – Acının İlacı
13 – Soul Sacrifice  – Comatose
14 – Bulutsuzluk Özlemi – Sözlerimi Geri Alamam
15 – Bon Jovi – You Give Love A Bad Name
16 – Athena – Senden, Benden, Bizden
17 – Tom Odell – Sirens
18 – Things I Love
19 – Natalie Imbruglia – Torn
20 – Mr. Big – Wild World
21 – Şebnem Ferah – Bu Aşk Fazla Sana
22 – Cem Karaca – Ay Karanlık
23 – Ferdi Özbeğen – Gülmek İçin Yaratılmış
24 – Üç Hürel – Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş
25 – Duman – Hayatı Yaşa
26 – Pixies – Where Is My Mind
27 – Franz Ferdinand – Take Me Out
28 – Nina Simone – Feeling Good
29 – Sufle – Pus
30 – Emre Aydin – Afili Yalnizlik
31 – Cem Karaca – Adsız
32 – Şebnem Ferah – Bugün
33 – The Cranberries – Ode To My Family
34 – Athena – Kafama Göre
35 – The Mayrıes – We are Young

 

 

Aşk 101 diğer yazıları için tıklayın

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar

  • balvin

    Diziyi izlemedim fakat çoğunlukla gördüğüm yorumlar dizi vasat ama akıyor. Vasat olan bir şey akıyor çözebilmiş değilim. Dizinin akıcı olduğunu herkes söylüyor ama senaryosal olarak vasat kelimesini de çok gördüm. İzlemeye değer mi? İkinci sezonu hakediyor mu? Buraya da sormak istiyorum.

    • 40 ar dakikadan 8 bölüm. Sonrkai bölüme direk tıklatıyor. Genel kanı ilk sezon güzel ama senarist Meriç Acemi olduğu için ikinci sezonda batıracağı yönünde… Liseden ne zaman mezun oldun? Seni o zamanlara götürüyor, lise whatsapp gruplarımda bile bahsi geçti dizi: ” bizde … yapmıştık” , ” y’yi hatırlıyormusun?”… İstanbul <3, Istanbul lezzetleri <3<3 Oyuncular sırıtmıyor. Sinan ile Osman'ı zaten sevdim :)… Sinan da üzüldüm, Osman'da biraz kendimi gördüm, ortaokulda benim de ticari zekam fazla ağır basmıştı, en zengin günlerimdi ^^

      İzle, tavsiye ederim…

      • balvin

        Meriç Acemi ile ilgili sadece UTC ilk 5 bölümünü izlemiştim ardından bırakmak durumunda kaldım, sarmadı. Genel kanı itibariyle devamlılıkta problem yaşatıyor. Ancak böyle alengirli işleri iyi yazıyor. Sır perdeleri falan ki gördüğüm spoilerlar kadarıyla mektup olayı çok geçiyor. Bu işleri başarıyor yalan yok UTC’de de bu gizemi iyi götürüyordu. Başlayacağım bu gece. Umarım iyidir.

        • iyi seyirler… merakla bekliyorum yorumu…

  • Ahmet Adar

    Love 101 dizisi çok sevilmiş.Dünyada netflixin top 10 sıralamasında üst sıraları kapmış.Ayrıca Eda karekterini oynayan Alina Boz İMDB starmetresinde hızlı bir yükselişe geçmiş.Demek dünya çapında da Eda karekteri ve Alina Boz sevildi.Yalnız İmdb de Edanın olgunluğunu Rae Varela isimli amerikalı aktrisin oynadığı yazıyor.Ki bu artist Tom Cruise’nin Jack Reacher filminde de oynamış.Tuba Ünsal nerden çıktı.Son dakikada bir pürüz mü çıktıda Tuba Ünsal dahil oldu.Yoksa Rae 10 sene sonraki halini mi?Tuba Ünsal 20 sene sonraki halini mi canlandıracak?İmdb de Rae’nin karşısında Eda,Tuba Ünsalın karşısında Adult Eda yazıyor.

    • nasıl öyle bir hata olmuş?

  • Kore

    Netflix in Türkiye dizileri arasında kesinlikle en iyisi olmuş zaten dram en iyi yaptığımız şey. Tabi benimde Meriç Acemi adını görünce tüylerim diken diken oldu . Sonuçta Burcu yu finalde o ex nişanlıya elma soyarken ve hafta sonu gezdirilirken de görebiliriz demek bu:))) Ama şu an için elimiz de iyi bir şey var. Artık kısmet diyoruz ne yapalım:)) Diziye gelecek olursak evet ana aks tematik bir hikaye yok bu bir yolculuk ve biz buna eşlik ediyoruz onlarla birlikte kendimizinkine de yeniden dönüyoruz ve bu bence oldukça hoş, tabi tüm sezonu tek seferde izleyince cidden konuşacak çok fazla da şey olmuş oluyor :)) bu yüzden biraz uzun olacak.

    Gelişimde “ergenlik” dediğimiz dönem benim en esrarengiz bulduğum dönemdir. Çünkü düşününce en alaya aldığımız zamanlar olduğu halde İnsan hayatında kendisine bir daha asla o kadar değer vermiyor merkeze koymuyor gibi gelir bana.
    Kendini kum tanesi olduğun okyanusta aslında okyanusun kendisi sanmak,her şeyi yapabilecek güçte hissedip asla kendine zarar geleceğini düşünmemek, o korkusuzluk, hiçbir kuralı tanımak istememe hali, en küçük aykırılıkta bile kendini Superman gibi hissetmek ve herkesin bu kahramanlıklarını izlediğini zannetmek ya da her şeyin ama her şeyin sadece kendi başına geldiğini, dünyanın en büyük acılarını sadece kendinin çektiğini sanmak. Gerçi son kısmı o kadarda sanrı olmayabiliyor. Özellikle kişi başına düşen milli trajedi gelirinin bu kadar yüksek olduğu bu coğrafyalar dizisinde. Hem zaten her yaşam kendi trajedisini oluşturmuyor mu ?

    Ama yine de herkes tarafından izlendiğini düşünürken… Toplu kopya çekmek, arkadaşınla kağıtlarını değiştirmek, sınav sorularını çalmak, kendi kendine krizler falan geçirip bi yerleri kırmak, cama yumruk atmak ya da bayılmak, yangın merdivenlerinde kaçak sigara içmek , evden çıkınca eteğini katlamak, o kravatı bağlamak yerine ille de boynuna asmak, ya da yakaya çekmeden bi karış aşağıda tutmak, bir iki düğmeyi mutlaka açık bırakmak, bahçede flörtleştiğin çocukla el ele tutuşmak, dersi kırmak, okuldan kaçmak, okula sipariş vermek, okula gizlice içki sokmak, çıkışta diğer okulla toplu kavgaya girişmek, arkadaşın için kavga etmek, yumruk yemek vs. hepsi kendini bambaşka hissetmeni sağlamıyor muydu? Adına ne dersen de farklı, özel, asi, aykırı ama düşün en az birini bile yapmadın mı ? Doğru ya da yanlış davranıştan bahsetmiyorum ama bugün oturup izlerken söylenebilecek tek şey bu mu farklılık oluyorsa tebrikler sen büyümüşsün, çünkü unutmuşsun ?

    Bu yüzden o zamanlar o sıralarda otururken de duyduğumuz ve bugün o sıralara bakarken, kendimize veya çocuklarımıza söylediğimiz …

    “Biz de o sıralardan geçtik çocuklar sizi çok iyi anlıyorum !” ya da “Biz de genç olduk ! “ gibi cümleler çok sık duyduğumuz yalanlardı. Evet yalan çünkü aslında gördüğünüz gibi nerdeyse hiçbiri hatırlamaz o yılları ve yaşadıklarını. Hatırlıyor olsalar bu kadar kör olamazlar bilirsin nasıl olupta unuttuklarına ise akıl erdiremezsin… Büyümenin kendinden ayrı düşmek olduğunu öğrenene kadar.

    Hepimiz için bulunduğumuz çevre ve şartlara göre belirli kalıplar oluşturulmuştur. Bizden de onlardan birini seçmemizi isterler. “normal” olan budur. Senin için çıkarılmış bu kalıplar yerine başka bir şey istersen ya da sunulanı yetersiz bulursan “nesi var bu çocuğun bi acaip” bakışını yersin. Daha ileri gidersen ıslahın için gerekli adımlar atılır. Sonuçta “normal” olmak kötü bir şey değil ki bu itirazın neye !
    Ha varsa bi itirazın üzülme senin içinde oluşturulmuş kalıplarımız var !
    -Kötü çocuk
    -ipse sapa gelmez
    -evde kalmış vs. seç beğen al yani hizmette sınır yok.
    Kimsenin istediği hayatı yaşamadığı ,istediği işi yapmadığı ve asla mutlu olmadığı “normal” denilen düzenin peşinden gitmeyipte. Kendin olmak istediğin, sevdiğin işi yapıp, istediğin hayatı yaşayarak yakalayıp yakalayamayacağın belli olmasa bile mutlu olmanın peşinde koştuğun bir yol seçmek istersen, sevdiğim ve yeteneğim olan bir işi yapmaktan daha öte olan potansiyalim ne bunu bana bi açsanıza diye sorgularsan vay haline …

    İşte büyük soru …İtirazın var mı ?
    İzleyeceğimiz bu yolculuk bana göre bu sorunun temelinde açılımlara sahip. İtiraz edecekler mi ? Edeceklerse nereye kadar ? Sonuca erdirecekler mi pes mi edecekler? “Düzene” geri mi dönecekler ? İtiraz etselerde bir sonuca ulaştıramadıkları için savrulup gidecekler mi ?

    Şu an sadece kendi içlerinde hayatlarındaki sorunlara içten içe neden dedikleri, cevaba bir türlü ulaşamamanın verdiği hırçınlıkla çeşitli tepkiler verdikleri aşamada karakterlerimiz. Ya bu işin bi dengesini bulup mutluluğu yakalamanın kimseye zarar vermeyen ama kendinden başka kimseyi de gereksiz yere tatmin etmek zorunda olmayan belki zor belki kolay gelişecek belirsiz yoluna düşecekler. Ya da ruhlarını girişte asıp düzen denen sürüye katılıp “normal” olacaklar. Yani aynada kendilerinde gördüklerini değil başkalarının onlarda gördüklerini gerçekleştirecekler. Bu görüş zengin koca bulup örnek evlilik yapmakta olabilir, sonunda hapise düşeceği belliydi bak yaktı başını dediğimiz bir suçluda…

    SİNAN
    A benim teoride derya deniz pratikte çömez evladım. Mevlana ile Şems’in bi hikayesi vardır;

    “Bir gün Mevlana’nın karşısına bir adam gelmiş. Mevlana devrin en bilgin en eğitimli kişisi, okumadığı kitap yok, kütüphanesinde olmayan kitap yok, sayfaların arasında dünyayı öğrenmiş ermiş adam.
    Bu yeni adam Mevlana’nın karşısına geçmiş demiş ki; Bende öğrenmek istiyorum seninle, bana en önemli, en iyi üç kitabını göster. Mevlana kuşkulu işaret etmiş üç kitabını, canı gibi sevdiği asırlık üç kitabını. Adam o üç kitabı şöyle bir gözden geçirmiş, sonra elinin tersi ile oradaki havuza atmış. Mevlana çılgın gibi kitapları kurtarmaya koşmuş, kitaplar suda eriyor, mürekkepler suya karışmış, kapaklar bozulmuş büzülmüş…
    Adam kolundan tutmuş Mevlana’yı ve Demiş ki; Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın, Aradığın şeyi dünyada arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama Severek anlayacaksın.”

    Gerçekten hiçbir şey öğretmemişler ki sana. Ne acı kendi kararlarının arkasında duramayan insanların kararı ile dünyaya gelmek. Dışardan bakınca kim nedir anında çözebilirken bir şeyin öznesi haline geldiğinde takılıp kalmak.
    Ben de kendisi için tesbitimi aynı yönde kullanıyorum kesinlikle umutsuz vaka değil . Bi kere “iyi” sadece iyi görünmek gibi bir derdi yok ama özünde iyi evladımız😊)) Sevmekle başladı bile anlamaya , yaşamaya …

    IŞIK

    Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji demekmiş ışık. Belki bu yüzden önünü görebilen gitmek istediği yol ile seçtiği yol aynı olan tek kişidir. Ve hatta belki o yüzden birbirinden bi haber kendi halinde olan grubumuz onun etrafına toplanınca bi süre için önünü görebilmiş ve gerçekten istedikleri ile yürüdükleri yolun ayırdına varabilmişlerdir. Yolu görmek için ışık önemli tabi…

    Adı gibi kızımız. İhtiyaç duyduğunda kendi gerçeğini kırıp dökmeden anlatabiliyor… Karakterler bi tahterevallinin üstünde olsa ortadaki denge halidir Işık. Ruhunun iki ucu arasında dengeyi kurabilmiş, ne boş veriyor ne saldırıyor ne kaçıyor. Durup kendisini ifade ediyor. Soruyor neden diyor ? Sorguluyor.

    Neden böyle yapıyorsun Sinan ?
    Ailen ile yaşamamak kalbini kırıyor mu ? (Böyle bir soru ancak bu kadar naif rahatsız etmeden sorulabilir )
    Neden öfkelisin Eda ?
    O gün benim arkadaşımı dövüyorlardı biliyor musunuz ?
    Bize özür diletmekteki ihtiyacınız niye ?
    Sen neden sürekli fındık yiyorsun Osman ? 😊))

    Ve gerçek sorular soran tek kişinin annesi dedi diye her şeye inanmakla suçladıkları kız olması 😊))

    KEREM

    Bi laf vardı bi insana birine aşık olduğunu söylersen olur gibi bir şey. Ya da daha bilindik hali ile bi şeyi kırk kez söylersen olurmuş. Kerem bu yöntemin deneyi gibi. Belli ki hayat boyu sen bir işe yaramıyorsun zaten niye yarayasın baban zengin denmiş. Hayır ne tür bi beklenti ile çocuk yapmış bunlar anlamak mümkün değil 6 aylıkken konuşmasını falan mı bekliyordunuz o devirlerde geride kaldı halbuki. Kerem 2+2 =4 lük bir karakter. Değil bir çocuğa bugün şu an şu dakika herhangi birini bu kadar aşağılayıp, hor görüp ,yerersen sonucu şiddet olur, öfke olur. Kerem bi cinayettir.

    EDA

    “Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    “İyiyimler” yamaladım dilime.”(Özdemir Asaf)

    Gerçekten kızına bir evlat değil de zamanı geçmeden fiyatını artıracak birkaç etiket yapıştırıp sonra da değerini kaybetmeden elden çıkarılması gereken bir ziynet eşyası gözü ile bakan kadın öyle diyor diye başkasının dekore ettiği bir hayatta başkasının dekore ettiği bir kimlik ile son nefesine kadar rol yapabileceğine inanıyor musun ? Anneni bu konuda yetkili merci yapan ne, neye dayanarak yani ?
    Neden sıkıca tutunmadın ki ? Sanki tutuyor gibiydin de üstelik neden bıraktın halbuki asıl sermaye elindeki hayattır ve sen onu mutluluğa çeviremedikten sonra anlamı ne ki ? Merak ediyorum alışkanlık olmuş bir “iyiyim” in altında yatan yolculuğunu…

    OSMAN
    Sen gerçekten “özel” bir çocuksun. Babanın dediğine göre de zaten hep öyle olmuşsun. Sana bakınca gerçekten bir şekilde insanın içinde “saygı” hissi oluşuyor. Öyle ki bir gün çocuğum olacaksa böyle bir çocuğum olsun bile dedim. Ama baktığın zaman görünürde bunu bu kadar istetecek bir şey yok. Bu yüzden bu hissimi sorgulamak zorunda kaldım. Ve saygımın gördüğüm değil, hissettiğim savaşına olduğunu anladım.

    Sen gerçekten de doğduğun andan beri sana verilen yolu değil kendi çizdiğin yolu yürümek istedin değil mi ? Tüm bu saygı uyandırma başarısı aslında senin bile isteye olmasına çabaladığın bir şey kendiliğinden falan olmuyor. Bunun için savaşıyorsun aslında. Sana saygı duyulmasını istiyorsun.
    Tüm bu başarılı ve paralı olmak yani paranın gücü ile kendiliğinden gelecek olan şey yargılanmama gücü değil mi ? Yoksa hayati ihtiyaçlar için o kadarda paraya ihtiyacın var gibi gelmedi bana.
    Daha güçlü bir şeyin peşindesin. Kimsenin tek laf edemeyeceği yüzde yüz senin egemenliğinde olan bir hayat. Ama bunun bu yolla böyle olması gerektiği sonucuna hangi tecrübe ile vardın? Senin hikayenin kilidi de orada demi. Acaba görebilecek miyiz? Sen yokmuşsun gibi davranmak isteyenler daha seni görmeden pis salyalarını akıtmışken…

    Sana SAYGI duyuyorum Osman ! Hem de kucaklar dolusu, dünyalar kadar inşallah senin gibi özel bir çocuğum olur.

    SAYGI tüm mesele değil mi ?

    Kendilerine saygı duymayan insanların asla arkalarında durmayacakları kararlarla dünyaya getirdikleri çocukları, kendilerine saygı duymayan diğer insanlarla birlik olup, kendilerine saygısı olmayan insanlar haline getirme mücadelesi.Ve nihayetinde asla köküne inemediğimiz ve kucağımızda kocaman bir kördüğüm halinde duran evrensel bir sorun yumağı.

    NOTLAR

    – Ahlaki ikilem diye bir şey vardır. Osman’ın daha ilk bölümde ödev yaptırma A.Ş sinin ortaya çıkması ile aklıma geldi. Kimsenin alnına silah dayamadan herkese payını vererek para ile ödev yaptırmak isteyenlerin ulaşabileceği bir küçük işletme oluşturmuş😊)) Kendisi yakalanınca siciline bir çentik daha yiyor. Ama merak ettiğim şey şu para ile ödev yaptırma peşinde koşanların hiç mi suçu yok ?

    -Burcu. Ah bir kadın olarak sen, ben hepimizin içinde olduğu tanıdığı o savaş. Kızım bak yaşın geçiyor sonra seni kim ne yapsın bir an önce evlen yuvanı kur. Bak bizim bilmem kimin bi oğlu var bi tanışın konuşun ille hemen evleneceksin diye bir şey yok tanış önce… diye başlayıp devam eden o muhteşem ve acımasız manipülasyon. Korkarak savaşırsın gerçekten doğru mu pişman olur muyum diye bi yerde pes ettiğin anda yüzük parmağındadır sen gık desen aman işinde gücünde iyi çocuk işte evine barkına bakar daha ne istiyorsun olur.
    Öylece gider adı evlendi olsun diye evlenirsin. Sonra her şey çok sıkıcı gelir tüy diker çoluk çocuk yaparsın derken kendini hiç kimseyi tanımadığın iğrendiğin biri ile nefret ettiğin asla sana ait olmayan bir hayatın içinde hapis bulursun. Memnun olmazsın bi noktadan sonra bu memnuniyetsizlik ağzından yüzünden akar. Aktığı gibi de herkesi boğar. Sonra boşanmalar ayrılıklar şimdi ben ne yapacağım nasıl yapacağım boşluğu aaa bir de çocuk yapmışım şaşkınlığı .

    Halbuki ne gerek var bu kadar hasara neresinden dönsen kardı döndün şükür. Çokta sabırlı bi insanmışsın ben yüzümüze kara çaldın diyen ailemin ben sizin yüzünüze der ….

    -Işık’ın bir yetişkin olarak dediği gibi ne kadar da çocuklar gerçekten, Burcu bile. Hayatın ayarları ile oynayabileceklerine inanıyorlardı gerçekten. Burcu da buna alınıp hislerini sorguladı . Halbuki her şeyin üstünde bir kader vardır. Olması gereken bir şey varsa olur. Olmayacak olan ne yaparsan yap olmaz. Tüm o çocukça oyunlar bunlar kimseyi kimseye aşık etmez. Eğer olmayacaklarsa.

    -Kerem ve Eda nın bir noktada yollarının ayrılmasını anlarım. Neden diye soracağım hiçbir şey olmaz çünkü kendi karakterleri buna nedeni verir kolayca cevaplarsın. Ama Işık ve Sinan’ı o kadar kolay cevaplamıyorum.

    Sinan öldü mü dedim önce ben de. Ama sonra buna inanmadım pek çünkü Işık konuşurken lütfen gel bu seferde aynısını yapma tarzında cümleler kurdu. Yani bunu Osman’a Eda ya falan söylüyor olamaz konuşurken anlatırken muhattab olduğu kişi Sinan. Öldüyse bile bunun intihar falan olacağına inanmıyorum. Hayatın her şeye rağmen güzel olduğunu hissetmişken buna uzak bi karakter bence. Yapmak istese de doğru bulmayacağı bir şey bu onun için . Bu yüzden bu noktada da karaktere dönüyorum.

    “ormanda bir kus hizla donuyordu.
    asik oldugumuz zaman
    yurek denen ormanda
    ya da orman boslugunda
    bir kus anormal bir hizla doner
    ve kacmamiz gerektigini soyler bize
    cunku her sey cok fazladir
    kendi etrafinda nefes kesici bir bicimde
    donen bir kus kendini ve etrafindakileri
    yaralar; tehlikedir onun adi
    bunun icin aski hic kimse
    insanin kendi arkadaslari bile
    istemez.
    kumrular sakindir bir tek.
    ben kumru degilim.
    sen de.
    bunun icin birbirimize yaklasamayiz.”

    Şiiri okurken son mısarayı söylemedi Sinan yani, “bunun için birbirimize yaklaşamayız”

    Eda kendisi için analiz istediğinde Sinan için sen de korkaksın tesbiti yaptı farklı yollardan ve nedenlerden olsa da temel de evet o da “korkak” bu yüzden sebebi burada ararım sanırım.
    Ve Eda ile Işık yıllar sonra yalı da konuşurken Eda sence hepimiz neysek o muyduk gibi bir şey diyor ve Işıkta galiba öyle diyor. Eda ve Işık’a baktığımızda anladığımız kadarı ile gerçekten de ne olmalı diye düşündülerse öyle bir hayatın parçası olmuşlar.
    Bu durumda ben diğerlerinin de aynı yönde ilerlediklerine yoruyorum bunu. Sinan üniversiteyi falan okudu avukat ya da öğretmen gibi bir şey oldu söylediği gibi yaptı küçük mutlu bir hayat kurmaya çalıştı. Kerem sonunda hapise girdi. Osman kendi işini yapıyor gibi …

    • Ay Kore ne güzel olmuş yazın. Ben bunu içeri alayım mı?

      Ben Atiye’yi de beğendim. Sadece senaryosunda boşluklar vardı ki bunda da var. Meriç Acemi görünce 2.sezon kaç denilecek senaristlerden haklısın 😊 Burcu ve ex nişanlı tespitin olası ^^

      • Kore

        Atiye yi ben de sevdim ama karakterler ve oyuncular arasındaki uyumda derinlikleri de bu kadar doğal ve iyi değildi . Zaten burda ki genç oyuncuların biri bile Mehmet Günsür ile Beren saatten çok daha iyi oyuncular bu bir gerçek sevimli yüzleri kusura bakmasın ikisini de sevsemde :)))

        İki dizi de de hikayede boşluk bulmuyorum ben çünkü yöntemleri tümden gelim değil tüme varım bir şeyi yüzeysel yapan az verilmesi değil verilenin kalitesi ve oyuncunun bunu yansıtmaıs burdakiler daha güzel yansıtabilmiş dertlerini karakterlerin bi Kerem olmuyor işte sadece birde herkesin evine girdik neden nasılına dair fikir edindik sadece Osmanı göremedik o da malum zorbalıklardan, izlerken bu kısmı tamamen unutmam ve yinede karakteri inanılmaz beğenmem zaten notunu veriyor benim için :)))

        Ama işte aynen Meriç Acemi nin burda olması bu dizinin 2. sezonunun berbat olmasını sağlayabilir bu yüzden sadece ay yapımla çalışılmasını sevmiyorum aynı zamanda diğer yapımlar burnunu sokunca hercai yi netflix işimiz olarak görmek Eda Tezcan veya Erkan B gibi isimleri senarist olarak görmek korkusu beni susturuyor:))))

        Kemal ve Burcu ya çok değinmedim çünkü çok önemli değiller yerleri de bununla orantılı yüzeysel geçildiğini düşünmüyorum şu an her şey yüzeyde o ayrı ama bu iki karakterin tek fonksiyonu şu an için zaten karakterlerin bir araya gelmesini tanışmasını sağlayan o zaman için çok mantıklı ve ciddi gözüken ama eminim şu yaşlarında çok komik ve şapşalca buldukları o amaç:)))) Bence Necdeti maaşa bağlama işini düşünmeliydiler: ahahah:)))) yani o yüzden az ve özler o karakterler şu an bence

        Plaka 61 i bir daha asla görmek istemiyorum insanı insandan soğutuyor o yüzde yüz gerçek kaypaklığı ve çıkarcılığı evliliği dahil çıkarcılığa dayalı yüzlercesi dolaşan sığ bir kalas . Ama o karakter için bu iş bu kadar kolay kapanmaz gittikçede tüm pisliğini akıtır .

        • Kore

          Sinan’ın da temel olarak ilk intihar mı etti fikirleri çıktığı için ben zıt düşündüm. Tabiki ölmüş olabilir sadece intihar olarak düşünmüyorum ama yine belli ki kararı verilmemiş . Işık apaçık lütfen gel yine beni … tarzı cümleler kuruyor . Bir yandan da çok çaresiz ağladı. Evi nasıl kurtaracaklar neden yani neden Sinan değil de Işık bu evin birinde bi mülkiyeti yok mu ? Belli ki yıkılacak ev zaten kendiliğindende yıkılıyor tarihi eser yıkamazsınız diye imza mı toplayacaklar :))) Ama işte kul kurar kader gülermiş ya o yaşlarda kendilerini kaderin hayatın efendisi zannederken bir istekle her şeyi yoluna koyarım zannederken yaptıkları her seçim asla düşünemeyecekleri dalgaları beraberinde getirmiş olabilir.O dalgalardan biri de Sinanı götürmüş olabilir. Yoksa yaşamından vazgeçmeye yakın olduğu an onu tanıdığımız andı Sinan için ve o anlarda bile bunu yapmamış birisi sonra umut yaşama arzusu yaşam sevinci kazanmışken vazgeçmesi çokta olası değil bence

          • teletabi

            Twitter’da gördüm şimdi. Hapisteki adamın bardağında S.A yazıyor. Işık, Sinan’ın sınavına girerken Sinan Artan yazıyor. Yani hapisteki Sinan. Ve Işık 4 mektup yolladı bir tanesi edaya öbürleri çiftliktekine pilav yiyene ve hapistekine. yani kimse ölmemiş olmalı ve sinanın hapiste olan olması ışıkla trajik kopuşlarını da açıklar, hapisteki ile adliyedeki aynı kişilerdi bence. muhtemelen davası bitip çıkacaktır 2. Sezona

          • Kore

            ben de gördüm artık emin oldum biri de Işık ın taktığı fuları görmüş,:((( bana göre ilk bölüm mektubu alan çiftlikteki ile pilav yiyen aynı kişi onu zaten mektuplar giderken göstermediler sonraki bölümlerde devam sahneleri olarak çıktı yani hapis ile adliye , çiflik ile pilav yiyen aynı pilav yerken arka cebinde mektup gözüküyor ve bir leke var mektupta o da ellerinin çamurlu olmasından oldu bence eline alırken

          • 1. bölümde ve 3. bölümdeki mektup sahneleri ardışık sahneler bana göre… Yani 3 mektup 3 kişi… Ama hapistekinin SA sinan olması olası…

  • Ulaş Kıranoğlu

    sinanın annesinin ölmediğini düşünüyorum çünkü sinan bir yerde annem ve babamın farklı farklı hayatları var gibi bir şey demişti.

    • Ev konusu kafamı karıştırdı, dede kimin babası peki?

    • Aklıma ne geldi. Sinan veli olarak sadece babasını aradı, annesi hayatta olsa onu da arayabilirdi?

  • Ahmet Adar

    Küfürlerin hep dışkı ve dışkılamak gibi doğal bir insan biyolojik işlevi üzerine kurulması beni şaşırttı.Senarist Meriç Aceminin dışkılamak doğal fonksiyonu ve onun mahsülü olan dişkı ile ne takıntısı var diye düşündürttü?Küfürsüz de lakab olamaz mı,Örneğin Necdete, yeşilçamın eski filmlerinden Zavallı Necdet lakabı takılamazmıydı.Benim Lise öğretmenlerimin lakapları küfürsüzdü.Sarı Avrat,Sidikli Necla,Yelle Ferit,Cinayet Mehmet,Turp,Havuç gibi.İlk 4 bölümü Ahmet Katıksız sonraki 4 bölümü Deniz Yorulmaz yönetmiş.Ben Deniz Yorulmazın kurduğu dünyayı daha çok sevdim.Beşinci bölümdeki Labaratuvarda yavaş çekim kavga sahneleri,Işığın arkadaşlarını kurtarmak için minyon yapısıyla oğlanların üzerine atılması sahnelerini çok beğendim.Yine finaldeki özür dileme sahnelerinin çekimi emek gerektiren,usta işi çekimlerdi.

    • Aslında ben ‘b.k’ nejdet’i sevdim. lakabın nereden geldiğini açıkladılar ya sonunda… ^^

  • incell

    Dizi harikülade mi? Hayır. Dizi çok mu kötü? Hayır. Dizi akıyor mu akıyor. Sonuna kadar su gibi aktı geçti. Oyuncular iyi mi? Hepsi iyi. Kubilay’ı pek sevemedim. Müzikler güzel mi? Güzel. Hata olarak çok şey söyleyebilirsin doğru ama su gibi aktığı için görmezden gelebilirsin. Klişe var mı? Sonuna kadar. Ancak yine görmezden gelebilirsin. Tek can sıkan durum 1998…. Ben daha çok müziklerden değil de görsel olarak hissettirmelerini isterdim o yılları. Hoş bazı müziklerin dönemiyle alakası olmasa bile. (Afiili Yalnızlık-Emre Aydın gibi) Görsel olarak asla 98 yılı değil. Ve en büyük eksiklik… 98 senesinde geçiriyorsun diziyi ancak o yılların efsanesi Tarkan yok. Olmak zorunda mı? Evet olmak zorunda. Lise ve gençlik yıllarını 90’larda yaşayan herkesin hayatına dokunmuş bir sestir Tarkan, bunu es geçmek affedilebilir cinsten bir hata değil. Hele 30 tane şarkı çaldırıp bir tanesinde çalmamak büyük ayıptır bana göre.Sonuç olarak dizinin inandırıcı, iddialı olmak gibi bir maksadı yok. Keyiflerine bakmışlar. ikinci sezonu izler miyim? Evet hikaye için değil oyuncular için izlerim. Ve senaristinin Meriç Acemi olması bu izlenilen sezonun dizinin en iyi sezonu olacağının göstergesi. 2.sezon buraya gelip “İlk sezon daha iyiydi abii ya!!” yorumlarını baştan sona da okurum. Bu dizi ilk sezonda böyle senaryo ile geliyorsa kusura bakmayın 2.sezon pek bir şey beklenmez. Hele gossip girl havasını da aldım. Muhtemel olarak tutarsa üniversite yıllarına kadar izletirler bu arkadaşları. Yani dizi izletiyor kendini. Hoş, güzel akıp gidiyor ama bir dizi edasıyla izlersen çok yerden yere vurabilirsin ama gerek yok. Mini hoş bir dizi olmuş. Gerçekçilik arayanların eleştirmeleri de ayrı saçmalık bana kalırsa. Keyiflerine göre bir dünya oluşturmuşlar iyi de gitmiş.

    Ek olarak sansürsüz ortamda olduklarını belli etmek için sürekli araya bir küfür bir bira yakıştırmak en çok sinirimi bozan durum. İnsanlar doğallık bekliyor, gerçek hayatta elbetteki küfür var. Ancak olsun diye yok. Hadi internette olduğumuzu hissettirelim diye araya sürekli küfür sıkıştırmışlar ve cık olmamış. Oyuncular da sanki ilk defa küfür ediyormuşcasına bir yapmacık küfürler falan hoş değil. Gerçekçilik ve doğallık vermek istiyorsanız küfür edelim gitsin diye yazmayın şunu. Sürekli su gibi de bira içilmez sansürsüz diye.

    Ayrıca bu dizi bize hitap etmek için değil tamamen yabancı ülkelere hitap etmek için çekilmiş. Ben öyle hissettim. Evet bizden izler var ama asıl çekilmek istenen seyircinin uluslararası alandakiler olduğu bilinmeli. Bu gerçekçi olmayan dünyanın fazla göze batma durumu da bu. Adamların hedefi yabancılar dizinin başından sonuna kadar hissettim bunu.

    • Merhaba ^^ Müzikleri beğendim ama dönem olarak haklısın, Tarkan olmalıydı. Kargo da yok mesela.
      Meriç Acemi’nin uzatmalarda ne kadar başarısız olduğu tescilli. Bu nedenle ikinci sezon olsun dedim ama nasıl olur konusunda benim de çekincelerim var.

      İlk defa Dip’de fark etmiştim. İnternet dizisi her repliğe küfür yerleştirmişlerdi. Burada da böyle. Günlük yaşamda küfür çok kullananlar bilirim ama bu kadar yoğun kullanıldığına rastlamadım.

      • incell

        merhaba ^^

        yani bildiğin edebiliyorken edelim bol bol demişler. Dip dizisini ilk bölümünü izleyip kapatmıştım. Hatırlayamadım pek. Meriç Acemi dediğin gibi uzatmalarda patlayacaktır. Zaten başlarda iyi yazıyor diyorduk ama ilk sezon yan hikayeler dışında ilgi çekemedi hikaye olarak. karakterlerin yan hikayeleri ve en önemli nokta olan oyuncuların performansı diziyi izletiyor. senaryosal olarak çok bir şey yok. dizi akıyor ama 45 dakika ve 8 bölüm zaten. cogunlugu müziklerle 35 dakikaya düşüyor dizi süresi ortalama olarak. akması normal ama senaryo olarak çok zayıflık sezdim ben. mesela bu hocayı aşık etme hikayesi saçma yani. .dizideki en önemli mantık hatası da bunlar zaten derslere önem vermiyor, doğal olarak notları kötü olduğundan dolayı zaten kendiliğinden okuldan atılacaklar. niye bu kadar kafaya taktılar okuldan atılmayı onu anlamadım ve atılmamak için hoca aşk mevzusu cıkarmaları saçmaydı. daha farklı ve güzel bir hikaye yazılabilirdi o yönden. meriç acemi umarım kendi ezberini bozar ve sonradan toparlama yoluna gider. dizi kendini oyunculuklar ve hakkını verelim yönetmenin başarısıyla izletti. yaratılan dünya gerçekçi değil ama güzel, yani kendini içine çekebiliyor. hikaye cok zayıf dediğim gibi.

        • Ahmet Adar

          Evet,Okuldan atılmamak için Burcu öğretmeni aşık etme hikayesi mantıklı değildi,Size katılıyorum,Harekterler güzel yazılmış,kurguya sokma ve çatışma durumu zayıf kalmış.Sizce hangi yönetmen daha başarılıydı.İlk 4 bölümü yöneten Ahmet Katıksız mı,yoksa son 4 bölümü yöneten Deniz Yorulmaz mı?

        • Ahmet Adar

          Sizce hangi yönetmen daha başarılıydı.İlk 4 bölümü yöneten Ahmet Katıksız mı,yoksa son 4 bölümü yöneten Deniz Yorulmaz mı?

          • incell

            Kesinlikle Deniz Yorulmaz.

        • Dip’i izlememiş olmak büyük kayıp değil ^^

        • Sanırım Burcu Kemal arasındaki hikayenin derinleşmemesini bu konunun sadece hayata müdahale geri teper’e bağlayacakları için zayıf bıraktılar. Oysaki ben Kaan U. ve Pınar D.’i zevkle izlerim <3.

          Karakterlere gelince. Baksana Sinan'ın annesi hayatta mı diye soruyoruz… Mesela Eda'nın zayıflık ve güzellik takıntısı annesinin güzellik kraliçesi olmasına bağlanabilirdi. Çok daha mantıklı olurdu.