İzledim

ADIM FARAH – Başka Bir Yol Mümkün

Adım Farah ile müthiş bir seyir keyfi yaşıyoruz. Çok daha büyük reytingleri hak ediyor. Sıralamadaki yeri Total’de 4,53 reyting ile 6.lik, AB’de 4,56 reyting ve ABC1’de 5,22 reyting ile 3.lük. Bölüm izlenimleri Gözde‘den… Keyifli okumalar ^^

 

Bu haftaki analize jeneriğimizle başlamak istiyorum. Açıkçası itiraf ediyorum hiç böyle bir jenerik hayal etmemiştim. ^^ İşin içine mafya girince başından beri jenerik müziğimizin hareketli olacağını düşünmüştüm. Jenerik tasarımının da böyle nahif havada olmasını beklemiyordum. Demek ki dizimizde başrol erkek karakterimiz mafya olsa da başrol kızımız mafya için çalışmaya başlıyor olsa da iş aksiyondan ziyade duygu temelli, dram ağırlıklı olacak ve anlatım daha yumuşak olacak. Jenerikte en çok dikkatimi çeken şey ise Küçük Kara Balık ve ak kuzu, kara kuzu detayları oldu.

 

 

Geçtiğimiz bölümü Tahir’in Farah’ın infazı için evine girdiği sırada kucağında Kerimşah’ı tutan Farah ile karşılaşmasıyla noktalamıştık. Hayat bir kez daha onların kaderlerini değiştirmişti. Farah’ın Kerimşah’a yardım teklifini önce reddetmişken şimdi kabul etmesini yanlış bulmadım, hatta bana göre yapılması gerekeni yaptı. O bir anne, onun için hayattaki en önemli şey Kerimşah’ın yaşaması, Farah’ı bu hayata sımsıkı tutunmaya iten şey o, o yüzden de varsın olsun Kerimşah ileride “Neden bu yardımı kabul ettin anne?” diye sorsun ne çıkar?

Herkes gibi ben de Farah ile Kerimşah’ın hastanede buzlu suya girdikleri sahnede birçok duyguyu birlikte yaşadım ama en çok hissettiğim Farah’a ve anneliğine hayranlıktı. Kerimşah tedirgin olmasın diye kendisinin de onunla birlikte suya girmesi, inanılmaz derecede zorlanırken, tir tir titrerken bir yandan onu sakinleştirmeye çalışması, o halde ninni söylemesi beni de onları seyreden Tahir gibi çok etkiledi. Farah’ın yaptığı şey aslında kendisi için bayağı tehlikeliydi. Ama işte gerçek annelik bu. Evladın için, can parçan için kendini hiç düşünmeden sonsuz fedakarlık duygusuyla dolup taşmak… Dizide İranlı bir yazarın eserinden sonra Farsça bir şarkıyı duymamız güzel bir detay oldu. Farah, Kerimşah’a daha sık böyle şarkı söylemeli. Demet Özdemir’in sesi çok güzel ve okuduğu şarkı öyle dokunaklıydı ki içim ısındı. Hastanede beni en etkileyen anlardan biri de Kerimşah ile Tahir’in aralarındaki cama rağmen ellerini birbirlerine uzatmalarıydı. Aralarında hemencecik öyle bir bağ kurulmuş ki, tıpkı baba oğul gibi. Ben Kerimşah Tahir’i kendine baba seçti diye boşuna konuşmadım. Unutmadan, Rastin Paknakad bölümün tamamında ve bu sahnelerde o kadar iyi oynamış ki gerçekten ateşlenmiş, hasta bir çocuğu seyrediyormuş gibi hissettim. İnanılmaz yetenekli bir çocuk ve her geçen bölüm daha iyi oynuyor.

 

Farah ile Tahir arasında bugüne kadar çoğunlukla hır gür, tartışma, inatlaşma, mecburi iletişim görürken ilk defa iki medeni insan gibi konuştuklarına, dertleştiklerine tanık olduk. Yani aralarındaki duvar ilk defa kırılmaya başladı. Daha önce az da olsa iletişim kurduklarına tanık olmuştuk ama ilk defa aralarında samimiyet duygusu hissettim. Birkaç gün önce Tahir’i “canavar” olarak nitelendiren kadın ceketini üstüne koymasına hiç itiraz etmedi, çünkü Tahir’in insan kalan tarafı olduğunu, onlara içinden gelerek yardım etmeye çalıştığını, Kerimşah’a nasıl sevgi dolu gözlerle baktığını gördü.

Tahir de onları seyrederken ilişkilerinde yarım kalan çocukluğunu gördü. Gözlerinde gördüğümüz şeyin içinde sadece onların ilişkisine hayranlık değil, annesiyle geçirdiği mutlu günlerine özlem de vardı. Bekir’in senede üç cümle kurar dediği adam, Farah’ın yanında okuduğu şarkının sözlerinin anlamını bile merak eden bir adama dönüştü. Farah ve ona dair her şey eve girdiği ilk günden beri onun merakını cezbeder hale geldi. İlk defa bir kadın ile cinselliğin dışında bir iletişim kurar oldu.

Farah, Kerimşah havale geçirdiği için kendisi suçlarken maalesef ki haklıydı. Alp’in annesiyle empati yaparken kendi evladının durumunu göz ardı etti. Ama şu da var ki kaderin ona çizdiği yoldan ilerliyor. Kaçmasalardı Tahir ile geldikleri noktada olmayacaklardı. Onların kaderi yeniden birbirlerine düğüm olmayacaktı ve ardından Kerimşah hastalanmasaydı Farah büyük ihtimalle yaşamıyor olacaktı.

 

 

Tahir’in Farah ile Kerimşah’ın bu hallerine tanık olmasına rağmen Farah’ı öldürme kararından dönmeyişi beklenebilir bir durumdu. Duruma Tahir’in gözünden bakarsak; Farah Mehmet ile aynı apartmanda yaşıyordu ve potansiyel tehlikeydi. Bunu kendisinden sakladığına göre her an ona cinayetini gördüğünü söyleme ihtimali yüksekti. Üstelik emrini yerine getirmeyeceği Ali Galip’e koşulsuz bir sadakatle bağlıydı. Bunu yapmamak demek yılların sadakatine karşı gelmek demekti. Ama yine de Tahir Farah’ı ormanda öldürseydi bile inanın bunu tam anlamıyla gönüllü yapmayacaktı. Farah karşısında onu ikna etmeye çalışırken ne kadar kararlı gözükse de onun sözlerini kulak ardı ediyor gibi gözükse de aklıyla kalbinin savaşını gözlerinde gördüm. Kalbi “Bir çocuk daha annesiz kalmamalı, onun annesine ihtiyacı var, Farah ölürse Kerimşah yaşayamaz.” derken, aklı “Ali Galip’in emrine karşı gelme, bu kadın sana yalan söyledi, gidip Mehmet’e her şeyi anlatacak.” diyordu. Ama Farah çok zeki bir kadın. İlk bölümde de gördük pratik zekasıyla mekanı temizleyerek öldürülmekten nasıl kurtulduğunu. “Ne olur bir mucize olsun.” diye yalvarırken mucizeyi yine kendisi yarattı. Tahir’e “Beni de suça ortak et.” diyerek Ali Galip’e karşı kullanabileceği kuvvetli bir bahane verdi. Tahir de aslında onu kalpten öldürmek istemediği için bu bahane pekala onun da işine geldi. Ancak ben Tahir’in silahı indirdiği anı görmek, Farah’a ne dediğini de duymak isterdim. Sonuçta başrol ölmeyeceğine göre hastanede Kerimşah’ın yanına önce Tahir’in tek başına gelmesi, ardından da Farah’ın girmesi çok sürpriz bir durum değil. Bu bölüm hem Demet Özdemir hem Engin Akyürek harika oyunculuklar sergilediler ancak ormandaki sahnelerde bir başkaydılar. Rollerini o kadar inanarak oynuyorlar ki onlara hayran olmamak imkansız.

 

 

Farah’ın Ali Galip’in yaralı adamlarını mutfak ortamında ameliyat ettiği sahneyi aslen başarılı bulsam da tedavi ettiği adamların yaralarını dikmemesi ve daha sık eldiven değiştirmemesi benden eksi puan aldı. Hızlı bir sahne akışı için böyle yapılmış belli ancak böyle iyi bir işe yakıştıramadım. Sahnede Tahir’in bakışlarını gördünüz mü? Nasıl da hayranlıkla seyretti Farah’ı. Bir Yasemin’e bakışlarını düşünün, bir de Farah’a bakışlarını. Besbelli Tahir Farah’tan ciddi anlamda etkilenmeye başladı. Eğer Tahir, Farah’a aşık olmak üzereyse bu önce onun kaşından gözünden, güzelliğinden dolayı değil; mücadelesi, anneliği, zekası, doktorluğu, yeteneği nedeniyledir. Farah gerçekten de çok iyi bir doktor. Hastanede doktorla konuşurken ne kadar da bilgiliydi ve onların bulamadığı çözümü o buldu. Eğer bu dizi umut dolu bir finale evrilecekse bu gözler Farah’ın bir hastanede doktorluk yaptığını görmek istiyor.

Farah’ın Tahir’in omzundaki yarayı diktiği an için ilk yakın temas diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. ^^ Sonuçta Tahir Farah’a bayağı alıcı gözle bakıyordu. Tahir acıya da bir hayli dayanıklıymış, uyuşturmadan dikiş atılırken nasıl da dişini sıka sıka sesini çıkartmadı. Farah’ın işini en iyi şekilde yapmasını da takdir ettim, sadece bir sıyrık diye Tahir’in yarasına bakmayabilirdi de. Tabii hepimiz biliyoruz ki bu sahnenin ilk amacı Farah’ın Tahir’in vücudundaki yaralarını görmesini sağlamaktı. Farah’ın yerinde Tahir olsaydı kesin bu yaraların nedenini o anda sorardı ancak Farah anlık şaşkınlığını çabuk atlattı. Ben yaralarını merak etmediğini düşünmüyorum ancak o an daha çok kendine, Tahir’in istediğini başarıp başaramadığına odaklıydı.

 

 

Bu bölümde nihayet Farah ve Tahir’in geçmişleri hakkında az da olsa bir şeyler öğrenmeye başladık. Tahmin ettiğim gibi çok büyük ihtimalle Kerimşah’ın babasının bir çocuğu olduğunda haberi yok. Farah ile baba arasında bunu ona söylemeyecek, onu yok sayacak ne yaşandı merak ediyorum. Umarım istek dışı birliktelik gibi bir durum değildir. Farah’ın sevgi dolu bir ailede büyüdüğünü öğrendik. Demek ki eğer anne babası yaşıyorsa kaçma sebebi onlar değil ülkenin siyasi durumu. Ama bence yaşamıyorlar. Yani yaşıyor olsalardı Farah Kerimşah’tan başka bir akrabası yokmuş gibi davranmazdı ve onu hayata bağlayan tek şey Kerimşah olmazdı diye düşünüyorum. Ailesinin varlıklı olduğunu da tahmin ediyorum. Bunlar sadece tahmin elbette ve hiçbiri de tutmayabilir. Çünkü Farah’ın geçmişi bir hayli karanlık ve elimizde neredeyse hiç detay yok.

Tahir’in ise sırtındaki izlerle işkenceye maruz kaldığını öğrendik. Kesiklerin şeklinden anlaşılan onlar cam kesiği izleri. İlk 2 bölümde cam kırıkları gördüğünde yüzünün şeklinin değişmesinin asıl nedeni de geçmişinde yaşadıkları olmalı. Vera ile konuşmadan anlıyoruz ki bu izlerin müsebbibi dayısı. Tahir’in dayısından nasıl nefret ettiği aşikar. Yalnız hem Tahir ile Vera’nın hem Vera ile Ali Galip’in yaptığı konuşmalardan çıkan sonuç net bir şekilde Tahir’in anne babasının ölümünden onların sorumlu olduğu. Vera’nın Tahir’e özel ilgisinin nedeni de onu annesiz bırakmış olması diye düşünüyorum. Şu an merak ettiğim üç şey var: Anne babanın ölümüne sebep olmalarının nedeni, Tahir’in dayısının ne zaman ve nasıl öldüğü, Tahir’in AGA’nın gerçek yüzünü ne zaman öğreneceği? Gözlemlediğim Tahir’in çocuklukta açılan yaraları hala öylesine şiddetli kanıyor ki, yaşadığı o çocukluk yıllarını fanusta bir balık gibi ve iyileşme ihtimali belirsiz olmasına rağmen yaşayan Kerimşah’ınkiyle değişebilecek durumda. Kim bilir nasıl büyük bir sevgisizlik yaşamış… O kadar gerçek sevgiye ve yaralarının iyileştirilmesine aç ki. Aile gibi görünseler de Ali Galip ve Vera bu geçmişi tam anlamıyla onaramamışlar, çünkü ona gösterdikleri yakınlık sadece vicdanlarını temizlemek amaçlı. Madem aileden biri gibi gördüler neden onu da Kaan gibi okutmadılar, bu işlerden uzak tutmadılar? Belki de Farah bugüne kadar onun herhangi bir yarasını ilk defa tam anlamıyla tedavi eden ilk kişi oldu kim bilir. Belki ilk defa psikolojik ve fiziki herhangi bir yarası açık kalmadı…

 

 

Farah’ın Tahir yerine bir başkası tarafından öldüreceğine kanaat getirip Orhan’a ses kaydı göndermesi bence çok cesur bir hareketti. Farah’ın, Ali Galip ve adamlarından ne kadar korkarsa korksun cesaretini kaybetmemesine hayranım. Farah açısından bakarsak Orhan Bey’i araması o an yapılacak en doğru şeydi, Tahir Ali Galip’in manevi oğlu olduğu için kendisini suça ortak etme önerisinin onu geçici süre ikna ettiğini ve onu hastaneye Kerimşah’ı son kez görmesi için getirdiğini düşünmüş olmalı. Ama işte Farah’ın yanıldığı ve o an tam olarak göremediği şey Tahir’in manevi babasının sözüne karşı gelecek bir değişimin içine girdiği, içinde insan kalan tarafın onun tüm benliğini ele geçirmek üzere olduğu. Tahir’in bu değişimi resmen Kerimşah ile tanıştığı an başladı ve mantığı ne kadar ona engel olmaya çalışırsa çalışsın artık duygularıyla hareket eden bir adam olma yolunda ilerliyor.

Evet, Farah öldürülmedi ama Orhan’ın kaydı dinleyebilmesiyle işler bambaşka bir boyut kazandı. Dizide pasif bir karakter olarak görünen Orhan artık daha aktif olacak. Demek ki Orhan kaydı dinlemiş ve kasetin başına da bir iş gelmesin diye onu alıp yerine yenisini koymuş. Farah tabii nereden bilecek aldığını sandığı kasetin boş olduğunu? Şimdi Orhan’ın izleyeceği yolu çok merak ediyorum. Bu gerçeği Mehmet’ten saklamayacağına eminim, ancak ortada Ali Galip Akıncı faktörü olunca Mehmet gibi fevri hareket etmemek gerekiyor. Acaba Orhan önce Farah’la mı Mehmet’le mi konuşacak? Sıralamadan bağımsız Mehmet aradığı gerçeğe bu yolla ulaşacak ama Farah’ın canı tehlikeye girmesin diye direkt Akıncıları tutuklamak yerine başka bir yol izlenecektir. Çünkü Orhan da Mehmet gibi Tahir ile Kerimşah’ın ilişkisinden haberdar.

 

 

Mehmet’in o gece mekanı temizleyen temizlikçinin peşine düştüğü, Farah’ın da Haydar tarafından hastaneden kaçırıldığı anlar o kadar iyi bir kurgu ile birbirine bağlanmış ki gerçekten de Mehmet’in Farah’ın olduğu aracı takip edip ona ulaştıklarını düşündüm. Çok iyi bir ters köşeydi, tebrik ederim. Mehmet de tıpkı ilk bölümde Farah’a ulaşan Tahir gibi önce Sepideh’e ulaştı.

Sepideh’ten bahsetmeden olmaz. Sorgu sahnelerinde hiç konuşamadan, tek kelime edemeden sadece gözleriyle, vücut diliyle çaresizliğini bize böylesine iyi anlatabilmesi takdir edilesi. Sepideh bir gün konuşabilecek mı bilmiyorum ancak onun o sessizliğinde, gözlerinde öyle acılar gizli ki. İran’da kadın olduğu için türlü zorbalığa maruz kalan kadınlardan sadece biri o. Ve o çok iyi bir arkadaş, sırdaş. İsteseydi anında Farah’ın ismini verebilirdi ama o evine kadar girdiği, çocuğuna baktığı kadına ihanet etmedi.

 

 

Bekir’in Ali Galip Akıncı’yı manipüle etmeye çalıştığına ve ona hedef olarak başkalarını göstermeye çalıştığına eminim. Tahir’in yerinde gözü olduğu da çok açık. Her ne kadar Ali Galip şoförünü hainlikle suçlamış olsa da ben hala ona kurulan pusuda Bekir’in parmağı olduğunu düşünüyorum. Hatta Ali Galip’e sunduğu öneri üzerine Tahir ve adamların vurulması da bana bu sayede Tahir’i ortadan kaldırmaya çalıştığını düşündürüyor. Mustafa Avkıran’ı Ali Galip Akıncı rolünde çok beğeniyorum. Tam bir kurt olduğunu, katıksız bir kötü olduğunu tekerlekli sandalyedeyken bile bakışlarıyla, ses tonuyla hissettiriyor. Ali Galip’in anlattığı kurt ve kuzu hikayesi de aslında kendisini anlatıyor. Kurt Ali Galip’in ta kendisi. Kuzu hem düşmanları hem de yanında çalışan adamlarını betimliyor.

Ak kuzu, kara kuzu için de Alp’in elindeki şifreli mesaj olması dışında dizideki anlamlarına dair bazı tahminlerim var. Bence Tahir eskiden ak kuzuyken şimdi kara kuzu olmuş bir adam. Kuzular sevimlidir, masumdur, saftır ancak yaşadıkları Tahir’den bunları almış ve onu kara bir kuzuya çevirmiş. Ak kuzu ise Farah’ı temsil ediyor. Bilirsiniz kuzuları körpeyken keserler ve etini yüksek fiyatlara satarlar. Geçtiğimiz bölümde de ak kuzu Farah’ın infaz emrine ve Tahir’in bunu deneyip yapamadığına tanık olmuştuk. İlk bölüm analizimde Küçük Kara Balık’ın Kerimşah’ı temsil ettiğini yazmıştım, hala aynı fikirdeyim.

 

 

“Kadının yaşamasını istiyorum.”

 

Tahir, Ali Galip’ten bunca yıllık sadakatine karşı tek bir şey isteme hakkını neden Farah için kullandı? Bence sebep sadece Kerimşah’ta kendi çocukluğunu görmesi değil, Farah ölürse tetiğin iki kişilik çekilecek olması da değil. Ali Galip’in geçen bölümde kurduğu cümleyi hatırlayın: “Kadının bakışı, çocuğun kahkahası bazen biz hiç farkına varmadan derimizden içeri sızar.” Yani Tahir Farah’tan etkilenmeye başladı. Zaten Ali Galip onu sadece cinayete tanık olduğu için değil, Tahir’i onun emir komuta zincirinden uzaklaştırabileceği için infaz ettirmek istemişti. Vera ,Tahir’in evlenmesini istiyor ama Ali Galip onun aksine Tahir’in bir kadın için değişmesini ve en iyi adamını kaybetmek istemiyor.

Gönül’ün Tahir ile tanışması da bayağı komik oldu. Kader işte, bazen kötü bir şey iyi bir şeye sebep olabiliyor. Farah ile Tahir’in tanışması da aynı şekilde olmadı mı? Onları bir araya getiren cinayet ve peşi sıra gelişen olaylar şimdi Kerimşah’ın daha iyi tedavi edilmesini sağlayacak, Farah ve Tahir’in hayatında bir yol arkadaşlığı başlamasına sebep olacak. Gönül için de aynı şekilde Alp’in ölümüyle hayatına Kaan girdi, aşka evrilecek duygular girdi.

 

 

Tabii Gönül ile Kaan’ın arasındakilere henüz aşk diyemeyiz. Birbirlerinden etkilendiler, hoşlandılar desek daha doğru olur. Beni tek rahatsız eden şey Gönül’ün daha Kaan’ı doğru dürüst tanımadan ona çok sıcak yaklaşması. Adam hırlı mı hırsız mı belli değil, sırf Alp’in -sözde- yakın arkadaşı diye insan bu kadar sahiplenmez ki iki üç günde? Sen bu kadar sevgi kelebeği olursan seni çok üzerler tatlı kızım benim. Üstelik sadece Kaan Alp’i öldürdüğü için değil, Vera ile Orhan’ın geçmişinden, bir ailenin polis diğerinin mafya olmasından gelen imkansızlıklarımız da mevcut. Kaan Alp’in katili olmasaydı da özellikle Perihan bu ilişkiyi asla istemez, Kaan’ın saçlarını yolardı. Bakalım imkansız çiftimiz GönKa’nın sonu nihayete erecek mi?

Kaan’ın Alp’i öldürdüğü için çektiği vicdan azabının samimi olduğuna inanıyorum. İçinin nasıl yandığını, gerçekten pişman olduğunu görebiliyorum. Hatta Alp’in nasıl biri olduğunu duydukça, annesini kardeşlerini görünce içinden “Keşke ben ölseydim dediğini, ben nasıl bir insanım.” dediğini duyabiliyorum. Gönül ile görüştükçe Kaan’ın vicdan azabı gittikçe büyüyecek gibi geliyor bana. Şimdi Vera onunla ilgili gerçeği anladı ya bu cephede işler bayağı karışacak. Çünkü Vera, Kaan ile ilgili Ali Galip’e bayağı tehditkar konuştu. Vera önce tahmin ettiği şeyden emin olmak için Kaan’ın üstüne gidecektir. Gönül Farah’a da Kaan’dan bahsetti. Eminim Kaan’ı manevi ablasıyla tanıştırmak isteyecektir. Bu durum da Kaan’ın içine düştüğü çıkmazı katlayacaktır. Kaan’ın büyük bir kırılım yaşayacağını ve bu işin sonunun Kaan’ın emniyete kendi kendine teslim olmasına kadar gidebileceğini düşünüyorum.

 

 

Vera ile Orhan’ın geçmişte bir gönül ilişkisinin çıkmasından çok bu ilişkinin Orhan evliyken yaşanmasına şaşırdım. Yani Orhan’da o kadar temiz bir adam imajı var ki hiç aklıma karısını aldatacağı gelmedi. Bu ilişki yaşanırken Vera da evli miydi ve neden ayrıldılar çok merak ediyorum. Gönül’ün yaşına bakarak tahminim Perihan veya Vera eşinden hamile kaldığı için bu ilişkinin sonlandığı.

Bu bölümde Kerimşah – Tahir sahnesi neredeyse yok gibiydi. Tahir – Mehmet sahnesi de hiç yoktu. Açıkçası yüzümüzü güldüren bu ikililerin sahnelerini gözlerim aradı, eksiklikleri fazlasıyla hissedildi. Yanlış anlaşılmasın Gönül – Kerimşah sahnelerini de seviyorum ama Kerimşah ile Tahir’den aldığım o baba oğul enerjisi bir başka. Mesela Gönül ile Orhan’ın Kerimşah’a terasta top sahası hazırlamaları efsane bir hareketti. İlk bölümde hüngür hüngür ağlayan çocuğun yüzünde güller açmasını sağlayan herkesi dizide sevdiğim karakterler listesine ekliyorum. Saf, masum çocuklar bu dünyadaki en kıymetli varlıklar. Onları güldüren, mutlu edenler de benim için baş tacı. Kerimşah ile Tahir’in de aynı top sahasında karşılıklı top oynadıklarını da görmeyi diliyorum.

 

 

Mehmet’in izinsiz bir şekilde Farah’ın evine girip Kerimşah ile konuşması aslen suç ve o bir polis olarak bunu umursamadı bile. Onun bu kural tanımaz, kafasına koyduğunu yapmak için her yolu deneyen hali beni Mehmet’ten zaman zaman soğutuyor. Dizinin iyi karakterlerinden biri olmasına rağmen onunla empati yapmakta zorlandığım anlar oluyor. Tabii ki Kerimşah’ı da tipik sorgu yöntemleriyle konuşturdu ve onun çocuk saflığından faydalandı. Bu bence çok çirkin bir davranıştı. Canım Kerimşah seni çok seviyorum, ama herkese her şeyi anlatıyorsun ya üzülüyorum. Ortada sır falan bırakmadın. Farah’ın Kerimşah’ı bu konuda uyarması gerekiyor. Neyse ki Mehmet’e “Sen çok çirkinsin.” dedi de içim soğudu.

 

 

Ali Galip’in sırf Tahir öyle istiyor diye Farah’ı öldürmekten vazgeçeceğini beklemiyordum. Ortada kıymetlisi Kaan mevzu bahisken Farah onun için sadece ezilmesi gereken bir böcekten farksız. Farah’ı kaçırtıp eline silah vermekteki amaç da daha çok suça bulaşıp konuşmaması olmayabilir. Belki de hapse attırıp orada öldürmeyi planladı, orada Tahir Farah’ı koruyamaz diye düşündü. Ali Galip koca bir kurt, aklından ne hinlikler geçtiğini kestirmek cidden zor. Ben “Farah sonunda baskıya dayanamayıp tetiği çekecek. Hipokrat yemini insana zarar vermemek, yaşatmak üzerineyken bir insanın canını almak zorunda kalacak.” diye düşünürken Tahir’in buna izin vermeyişi büyük ters köşe oldu. Yıllardır tetik düşürmeyen (yani silah kullanmayan) Tahir neden Farah katil olmasın diye tetik düşürdü? Çünkü Farah’ın katil olmasını istemedi, değer verdiği kadını korudu. Suça mecburen ortak olmak başka, düpedüz suçlu olmak başka. Katil olmak demek, suçlu olmak demek. Tahir Farah’ın suçu olmasını istemedi, kendisini lekesiz görmeyen bu adam Farah’ın da kendi gibi lekeli olmasını istemedi. Yıllardır silah kullanmıyor olması daha öncesinde kullanmadığını, birini öldürmediğini göstermez. Fark ettiyseniz Tahir kendisine “Lekesiz” soyadıyla hitap edilmesinden de aşırı derecede rahatsız oluyor. Kendini lekesiz, temiz, günahsız, masum görmüyor ve bu soyadı hak etmediğine inanıyor. Demek ki geçmişte muhakkak en az bir cinayeti var. Tahir bunu yaparak Ali Galip’in kararına da karşı gelmiş oldu. Muhtemelen ilk defa onun kararını çiğnedi hem de diğer adamlarının yanında. Fragmanda da gördüğümüz üzere kuzunun bu hareketi koca kurdun onun başını koparmak istemesine sebep olmuş. E diğerlerine örnek olmaması için bunu yapacak ki sürüsü ona itaat etmeye devam etsin. Bu arada fark ettiyseniz Farah artık Tahir’e güvenmeye başlamış. Onu arabaya bindirmek isterlerken de Ali Galip’in yanındayken de bunu hissettim. Çünkü artık biliyor ki Tahir ona zarar vermek istemiyor ve onun tarafında. Bu olay sayesinde muhtemelen güveni katmerlenecek.

Bu haftaki bölüm ilk 3 bölüm içinde en beğendiğim bölüm oldu. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Peki siz bu bölümü nasıl buldunuz?

*Adım Farah 3. Bölümde Farah’ın söylediği şarkı: Khooneye Ma – Marjan Farsad

 

Göz atmanızı öneririz: Adım Farah Bölüm Yorumları

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
Poldark
POLDARK – Eve Dönüş
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap