İzledim

SEN ÇAL KAPIMI – Aşk Birbirini Tamamlamaktır

Sen Çal Kapımı 32.bölümünde aldığı düşük reyting ile bu hafta Fox TV’nin en az izlenen dizisi oldu. Sonuçlar hiç parlak değil; Total’de 3,78 reytingle 12.,  AB’de 4,28 reytingle 6. ve ABC1’de ise 4.61 reytingle 7. oldu. Bölüm yorumu konuk yazar Sevil ‘in kaleminden, keyifli okumalar ^^

Fragmanlardan sorumlu kişiyi tebrik ederim; gerçekten güzel bir iş çıkarıyor. Fragmanları izledikten sonra Eda ile Serkan cephesinde gelişme yaşanacağı konusunda biraz umutlanmıştım; fakat geçen hafta saydığım ne kadar sorun varsa, hepsi bu hafta da aynı yerde olduğu gibi duruyordu maalesef; fakat en büyük karın ağrım Serkan karakteriyle ilgili. Karakteri tanıyamıyorum; diziye bambaşka bir karakter girmiş gibi. Geçen haftaya göre biraz daha fazla EdSer sahnesi izlememiz dışında kesinlikle bir ilerleme kaydedilmedi. EdSer sahneleri de yarım kalmış hissi verdi bana; derinliği olmayan, sadece güzel bir iki cümle söylemiş olmak için yazılmış, ama ne öncesi ne sonrası olan ve tamamen havada asılı duran, yüzeysel diyaloglardan ibaretti.

 

 

Serkan: “Meltem…”

Melo: “Meltem nereden çıktı ya şimdi?! Serkan Robot Bolat?! Bu adam da yemin ederim sinirlendiriyor beni artık ha!”

 

AAA sahneleri maalesef tam bir rezillikti ve böyle rezil sahnelere bu kadar çok dakika ayırmalarını anlayamıyorum. Aydan kocası tarafından aldatılmış biri değil mi? Bir kadının aldatılmasının ne demek olduğunu en iyi Aydan’ın bilmesi gerekmiyor mu? Aydan’ın bencil bir karakter olduğunu biliyoruz; ama Aydan’ı başkasının sevgilisinin üzerine çökmek için türlü numaralar deneyen bir karakter olarak yazmaya gerçekten gerek var mı? Komik olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ben size söyleyeyim; hiç komik değil. Hele Aydan’ın, Alex’in kafasına şişeyle vurması ise tam bir saçmalıktı. Aydan sadece bencildi; şimdi bir de kriminal oldu. AAA sahnelerinin tek iyi tarafı, Alex’in aşk çokgeninin ortaya çıkmış olması. Tahminimce bu üçlüyü dağıtıp AAA defterini kapatmak için böyle bir şey yazdılar. Eğer öyleyse bütün bunları yaşanmamış farz edebilirim.

 

Ben de Serkan’ın kafasında şişe kırmak istiyorum…

 

Selin’in “kimse beni sevmiyor” çıkışı, takıntılı bir insanın tepkisi ve biliyoruz ki Selin’in ‘kimse’den kastı da sadece Serkan. Selin kendini öyle bir yalana inandırmış ki bütün dünyasının Serkan’dan ibaret olduğunu sanıyor ve Serkan’ın onu sevmemesi, başka hiç kimsenin onu sevmemesi anlamına geliyor. Selin’in doğum gününde yalnız başına kalmasına üzülmeyi çok isterdim; ama yapamıyorum.

 

 

Serkan gerçekten benim sabrımın sınırlarını zorluyor. Daha birkaç hafta önce çok sevdiğim, desteklediğim ve empati kurabildiğim bir karakterden bu denli nefret edebileceğim hayatta aklıma gelmezdi. Şirkette Eda’ya karşı takındığı tavrı hiçbir şey haklı çıkaramaz. Serkan’ın şirketteki alaycı tavırlarını izlerken o kadar sinir oldum ki hislerimi kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Otelci Ferit, kahveci Deniz gibi etiketlerle insanları belli kalıplara sokup kendince aşağılamasına ve kendisinin daha üstün bir varlık olduğunu sanıp başkalarına üstten bakmasına katlanamıyorum. Eda o şirketin ortağı değilmiş gibi yapıp; Eda’yı, vasıflarını ve başarılarını görmezden gelmesine; Eda sanki sadece bir toz yumağıymış ve orada sadece bir fazlalıkmış gibi davranmasına katlanamıyorum. Bütün bunlar Serkan’ın kendini koruma mekanizması vs. gibi açıklamaları asla kabul etmiyorum. Eğer kendini korumak istiyorsa Eda’ya mesafeli davranıp belli bir saygı çerçevesinin dışına çıkmadan da iletişimini sürdürebilir; böyle alaycı, insanları küçük düşüren, insanlara kendilerini değersiz hissettirmeye yönelik davranışlara hiç gerek yok. Serkan daha önce de hisleriyle başa çıkamayıp duygusal inişler ve çıkışlar yaşamıştı; fakat Eda’ya karşı böyle kaba davranışlar sergilediğini hatırlamıyorum. Serkan’la travma sonrası stres bozukluğu ve hafıza kaybı nedeniyle empati kurabileceğim aşamayı çoktan geçtik. Bu ne benim tanıdığım Serkan ne de bütün bunların hafıza kaybıyla ve travma sonrası yaşanılan stres bozukluğuyla bir alakası var. Nasıl olur da Eda’ya “Geçmişimde yoksun, geleceğimde de olmayacaksın” dersin? Bu cümle nasıl canımı acıttı, anlatamam. Sanki bana söylenmiş gibi içim cız etti. Tamam, Eda’yla geçmişinizi hatırlamıyorsun; fakat Eda’nın üzüntüsünü biliyorsun. Serkan’ın kafasının içinde birazcık beyin ve kalbinde de aşk kırıntıları kalmış olsaydı kalbinin kırık olduğunu bildiği birine böyle incitici şeyler söylemezdi.

 

 

Eda: “Aşka mı kastın var? İnsanların birbirine aşık olması seni rahatsız mı ediyor?”

 

Serkan karakterinde ve dolayısıyla da Eda-Serkan cephesinde herhangi bir gelişme yok. Bir şeyler oluyor, Serkan hatırlar gibi oluyor; fakat devamı gelmiyor. Hikaye yerinde sayıyor. “Sana benden başka kimse dokunamaz” cümlesini hatırlıyor, sarı elbiseli kadının kim olduğunu biliyor, Eda’nın kolyeye ne kadar önem verdiğini öğreniyor; fakat parçaları birleştirmek zahmetine girmiyor; çünkü parçaları birleştirmek istemiyor.  Cafe sahnesinde Eda’nın açıklamalarını anlamamazlıktan gelip orada hissettiği huzurun ve onu oraya getiren şeyin Eda’yla olan bağlantısını kurmayı reddetti. Çok mu zordu o sahnede Eda yerine Serkan’a flashback yazmak?  Serkan, zamanında Selin’e yaptığını şu an Eda’ya yapıyor. O zaman da ne Selin’in hayatına devam etmesini kabullenebiliyordu ne de Selin’le beraber olmak istiyordu. Şimdi de aynı şekilde ne Eda’nın başka biriyle olmasına tahammül edebiliyor ne de Selin’i bırakıp Eda’ya gidebiliyor. Bu adamın hafıza kaybından başka, kadınlarla ilgili çok ciddi sorunları var. Sen hangi cüretle Eda’nın Deniz’le olan ilişkisini ve duygu durumunu sorgularsın?! Ne cüretle bir yandan Eda’ya kafa karıştırıcı sorular sorarken diğer yandan da Selin’e herkesin önünde sevecen davranıp bunu Eda’nın gözüne gözüne sokarsın? Eda’nın ne yapmasını istiyor? Eda bir yandan tek başına hayatına devam ederken diğer yandan da Selin’le aşkınızın şahidi mi olsun? Serkan Eda’yı o kadar hak etmiyor ki… Bir kadının, kendisine böyle saygısız bir şekilde davranan bir erkeğe umut bağlaması toksik bir şey. Eda’nın başkasını düşünmeden sadece ve sadece kendisi için bir tercih yapıp çekip gitmesini isterdim. Böyle rezil bir insan için hayatının bir saniyesini bile harcamaya değmez, Eda!

 

 

Serkan: “Girdiğimden beri burada kendimi bayağı iyi hissediyorum ve bir huzurdayım; ilginç!”

 

Selin neden gitmiyor? Aşağıdaki resme bakar mısınız? Nasıl gitmesini bekleyebiliriz ki? Ben bu resme bakınca mutlu bir çift görüyorum. Serkan ona “Güzelim”, “Günümü aydınlatan kadın” diye seslenirse, Faruk’a “Biz Selin’le yakın bir zamanda evleniyoruz” derse Selin gidemez. Serkan’ın kendiyle çatışma içinde olup Selin’le olan ilişkisini sorgulaması gerekir, mantıklı olan bu; fakat biz bunu göremiyoruz. Bize anlatılan, Serkan’ın aslında Selin’i sevmediğiydi ve biz bunu bizzat Serkan’ın ağzından duyduk; fakat gördüğüm bu mutlu Selin-Serkan çiftini kafamda bir yere oturtamıyorum. Serkan hayatının son bir yılını hatırlamıyor ve bir sene önce kaldığı yerden hayatına devam ediyor; fakat bir sene önceki Serkan bu değil ki! Hem sevgilinle böyle mutlu bir tablo sergileyip hem “Benden vaz mı geçtin?” diye soramazsın.

 

 

Evet, birbirine karşı çok yoğun duygular besleyen iki kişinin acısını ve endişelerini izlemeyi seviyorum; ama bu izlediğimizin ne aşkla ne de birbirini seven iki kişinin endişeleriyle ve kaybetme korkusuyla ilgisi var. Bize izlettikleri, Eda’nın duyduğu tek taraflı aşk ve acı çekişi. Eda’nın bir an için umutlanıp, umutlarının tekrar yerle bir olması ve sürekli acı çekişini izlemek bana keyif vermiyor. Serkan’ın Eda’ya sunum için yardım ettiği sahneler kendi içinde güzeldi; ama o sahnelerin tutarlılığının ve devamlığının olmaması izlediklerimizi anlamsız kıldı ve gördüklerime sevinemedim bile.

 

Seyfi: “Kurban olurum!”

 

Önceki bölüm yazılarında da bu konuya değinmiştim. Şu an izlediğimiz karakterlerle bir zamanlar bize tanıtılan karakterler arasında hiçbir benzerlik kalmamış. Karakter gelişiminden söz etmek mümkün değil; hatta karakterler gerilemiş durumda. Senaristlerin karakterleri tanımadıkları o kadar belli ki… Romantik komedi olarak başlayan dizinin romantik komedi çizgisini tutturamayıp her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırınca, zekamıza hakaret eder gibi bize dizinin türünün aslında romantik komedi değil de başka bir şey olduğunu yutturmaya çalışıyorlar. Bu izlediğimiz şey dram da değil. Hikayenin ilerlemesi açısından çatışmaların kaçınmasız olduğunu biz de biliyoruz; ama bu bir entrika dizisi değil; ki çatışmalar, saygı çerçevesinin dışına çıkmadan ve dizinin ana çifti yan yanayken de yazılabilir. Bize en azından güçlü ve aşklarına inanabileceğimiz bir EdSer verebilseydiniz, belki bütün bu entrikalara katlanmak daha kolay olurdu ve biz de birkaç güzel şey karalayabilirdik.

 

Göz atmanızı öneririz: Sen Çal Kapımı Bölüm Yorumları

 

YORUM

 

Sen Çal Kapımı 33. Bölüm Fragmanlar

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap