MASUMLAR APARTMANI – Benim Hala Umudum Var

Masumlar Apartmanı 3.bölüm süresi tam 2 saat 40 dakika. Yerli dizi yersiz uzun!  Bu dizinin 50 dakikadan fazla olmaması gerekir. Ama izlemek keyifli mi? Evet!  (Bir de bölüm gününde izleyebilsem de bölüm yazısı yeni bölüm gününde gelmese^^)

Masumlar Apartmanı 3. Bölüm bu hafta da zirvede; hem de bu sezon dizilerin göremediği çift haneli reytinglerle;  Total 9.86, AB 13.39 ve Abc1 13.86.

 
   
 

 

Bu bölümde yine dengeli bir şekilde Neriman’a, Safiye’ye en çok da Gülben’e üzüldüm ve yine İnci ile Han sahnelerini gözlerimden kalp çıkarak izledim…

 

 

 

İlk olarak en sevdiğim sahneden başlayayım; İnci’nin arkadaşı Esra’nın yön gösterici cümlelerinden;

“Yine karşıma biri çıkar diye bekliyorsan; çıkmayacak, bekleme! Herkesi onunla kıyaslayacaksın, mükemmel de olsalar hiçbirini beğenmeyeceksin. Kafanda hep şu soru olacak, sürekli; ya cesaret edip, evet deseydim? Sonra o kendine hak görmediğin aşk var ya, işte o her an her dakika içinde zonklayacak. Ve sonunda kendinden nefret edeceksin. Gerçekten bunu istiyor musun?”

 

İnci’nin yaşadığı ikilemi yaşayan ben, sen, o biz… Kaç kişiyiz? Kaçımız kararlıydık İnci gibi ama kararlarımızı uygulayamadık? Kaçımız uyguladık ve büyük pişmanlıklar yaşadık? Kaçımızın şarkıda dediği gibi elleri bomboş, yüreğinde bir sızı ile birkaç günün anısı ile kalıvermiş bir başına…  Belki İnci bu zorlu süreçte benden senden bizden çok daha şanslı, onun için mücadele eden biri var. Uygar’dan değil, Han’dan bahsediyorum tabii ki; Bu arada Uygar radyo programlarına ‘ayık’ olarak çıkıyor ama sevgilisini kaptırdığı Han’ın -diyalogu olmasına rağmen – sesine ayılmıyor.  İlahi…

 

Esra’nın anlattıklarına karşılığı olabilecek Esat Han konuşmasını da yazıya eklemem gerek ^^

Esat: “Ya hero ya mero de.”

Han: “Ne deyim ne deyim?”

Esat: “Ya işte böyleyken böyle kızım de.”

Han: “Yani?”

Esat: “Yani, inceldiği yerden kopsun be gülüm de.”

Han: “Ne diyorsun oğlum ben anlamıyorum seni?”

Esat: “Ya hep ya hiç budur işte de.”

Han: “Esat şunu doğru düzgün söyle çıldırtma beni.”

 

Bu sahnenin içerisinde bütün hafta çok konuşulan bir konu vardı: neden şalgam içiyorlar?  Han’ın alkol kullanmaması ilk bölümle tutarlı, İnci zaten babasından ve Uygar’dan kaynaklı alkolden nefret ediyor. Dolayısı ile Esra’nın çöp şişin yanına alkol değil şalgam sipariş etmesi hiç de garip değil.

 

 

Han ve İnci sahneleri dizinin ağırlığına renk katıyor. İnci’nin alkolik eski sevgilisi ve dedesi ile ilgili sorunlar da en az Han ve Han’ın ablalarının sorunları kadar ağır. Kendince… İnci’nin fedakarlık, vefakarlıkla kendi yolunu, aile ve ikili ilişkilerindeki sınırları çizememesi hep gizli saklı işler yapmasına yol açıyor.  Ama dede torunlarını -özellikle de İnci’yi- o kadar fazla kontrol altında tutmak istiyor ki bu dedeyle yaşarken ‘sır’ dan uzak kalmak çok mümkün değil.

Sanırım katılırsınız, İnci’nin dedesi çekilir değil. Yaprak Dökümü’ndeki Ali Rıza Bey 1, Masumlar Apartmanı İnci’nin dedesi 2.  Torunları hakkındaki her şeye müdahil olması ve onları kontrol altında tutmaya çalışması torun sevgisinden değil, bu net. Elbette evlat acısı yaşaması, evladından geriye 2 torununa bir başına bakması korumacı olmasına yol açar ama dedede olan korumacılıktan öte baskı kurmak.

 

 

Han’ın karakterini merak ediyorum. Daha da derin işlenecek bir alt yapısı var. Öyle bir koza örmüş ki kendine ve ‘hasta’ ablalarına, aile dışına ‘normal’ bir imaj çizebilmek için onca zamandır onca çaba… Bu da demek ki çöp gibi nice duygular da biriktirmiş, içine içine… Ne zaman patlayacak? Fırtına ne zaman kopacak dersiniz?  Peki İnci’nin bu fırtınayı dindirmek için çabalayacak mı? Malum annesinin kızı, hayatlarına giren adamları düzeltmeyi misyon edinmişler, bu yolda can verecek kadar…

Gerçi Han’ın takıntılı davranışları biraz tedirgin edici; İnci telefonunu açmayınca arabasının önüne araç kırmalar, işten ayrılmasını buyurmalar…

 

Han’ın aile içindeki konumu da üzerine kafa yormalık. Anneden dolayı ‘ataerkil’ bir yapı kurulmuş, Safiye de bu yapıyı devam ettiriyor tabii ki. İşte tam da bu nedenle Safiye Han’a bu kadar düşkün. Tek istediği evlerinin direği yıkılmasın, hep başlarında kalsın.

 

Aslında ailede Safiye’yi düşünen bir Gülben. Nereden mi anlıyoruz? Han ile diyaloğundan:

 

Gülben: “yani senin bir çevren var, bir şeyin var, arkadaşların var, onun bizden başka hiç kimsesi yok.”

Han: “kimin tercihi bu Gülben?”

Gülben: “tercih… öyle mi diyorsun?”

 

Safiye’nin genç kızlığı hasta bir anne baskısı altında ama kardeşlerine kol kanat girecek kadar normal bir hayat sürerken ne oldu da annesini kendi karakterine kopyaladı? (Genç Safiye’yi nasıl benzetmişler değil mi?) Günün sonunda  bir annenin 4 çocuğunu, ailesini mahvedebildiğini izliyoruz…

 

 

 

Psikolojik analizleri uzmanlara bırakmakta kararlıyım ama Safiye’nin aileyi bir arada tutmak istemesinin nedenlerinden birinin yalnız korkma korkusu olduğunu anlayabiliyorum. Tam da bu nedenle Gülben’in üstüne üstüne geliyor: “Altına işeyen bir kadınla kim evlenmek istesin ki? İkimiz birlikte yaşlanacağız bu evde.”  Gülben’i üzeni üzerim Safiye Hanım!!!  (Gülben’in ağlayarak çişli çarşaflarını fırlatışındaki çaresizlik, üzdü. Peki o çişli çarşafları yıkamayıp, hatta yıkatmayıp Gülben’e karşı psikolojik baskı kuran Safiye’yi ne yapmalı? Ah be Safiye’cim… Çamaşır suyu ile tuz ruhu karıştırmaya devam mı etsen de… Tövbe tövbe…)

Safiye de içten içe ‘normal’ olduğu zamana dönmek ister, neden istemesin ki… Bakın müzik bile istedi. Ama aradan o kadar zaman geçmiş ki Gülben onun gülüşünü unutmuş bile… Üç kardeş keyifle dans ederlerken o anlık normalleşme umudu, mutluluk enerjisi tüm izleyicileri sarmıştır umarım. Benim hala umudum var, üstelik biri değil hepsi için…

Dizide tüm emeği geçenlere teşekkürler, yeni bölüm ertesi görüşmek üzere…

 

Masumlar Apartmanı bölüm yorumları için tıklayınız.

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

İlgili diğer Yazılar