İzledim

KANUNSUZ TOPRAKLAR – Bazen Maziyi Yakıp Yıkmak Gerekiyor

Kanunsuz Topraklar bir hafta aradan sonra enerjisi yüksek, heyecanı bol, türküleri ile pek güzel bir bölümdü ve reytinglerini düşürmemeyi başardı. Yedinci bölüm reytingleri, Total’de 3,94 reyting ile 9.  ve  AB’de 3,18 reyting ile 10. ve ABC1’de 4,05 reyting ile yine 9. oldu. Bölüm yazısı Gözde‘den…  Keyifli okumalar ^^

 

“Küllerinden doğmak” çok sevdiğim bir tabirdir. Bu hafta dizimiz Kanunsuz Topraklar da başrolümüz Davut da resmen küllerinden doğmuşlardı. İki haftalık ara diziye yaramış. Açıkçası beğendiğim 5. Bölümden sonra 6. Bölümle herkes gibi hayal kırıklığına uğramış ve dizinin geleceği için endişelenmeye başlamıştım. Ancak yeni senaristimiz Can Sinan resmen diziye yepyeni bir ruh üflemiş. Kanunsuz Topraklar yeni yönetmenleri Cevdet Mercan ve Serhan Şahin’e de hoş geldiniz diyorum. Daha önce Cevdet Mercan’ın yönettiği dizileri büyük bir zevkle seyretmiş ve pek çoğunun müdavimi olmuştum. Kendisi beni yine şaşırtmadı. Yeni yönetmenlerimizin dizinin atmosferine olumlu katkıları olmuş. Çekim açıları nedeniyle mekanlar gözüme daha bir etkileyici geldi. Ayrıca dizinin görüntü yönetimi ve post prodüksiyon ekibi de değiştiği için için o eski kasvetli hava yerini daha aydınlık, ferah bir havaya bırakmış. Sahneler ise eskisi gibi hızla geçmedi, duyguları tam anlamıyla hissedebildik.

 

 

Geçtiğimiz bölümü Gülfem’in Davut’un birlikte kaçma teklifini reddedip birlikte olamayacaklarını söylemesi ve ondan kaçmasıyla noktalamıştık. Davut’un bu sözler karşısında ayrılığı hemen kabullenmeyip Gülfem’in peşinden gitmesi yerindeydi. Davut Gülfem’in Ali ile birlikte olmadığını, yalan söylediğini biliyordu. Ancak bence bu gerçek olsaydı da Davut Gülfem’i bu şekilde kabul ederdi. Sonuçta Gülfem’in ona yalan söyleyip babasının evinde kalırken Ali ile görüştüğüne tanık da olmuştu. Ama ne yazık ki Gülfem’in kararlı duruşu Davut’un da daha fazla direnmesine engel oldu.

Davut’un Gülfem’in isteğiyle onu boşaması ondan çarçabuk vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Sadece onun aldığı bu karara saygı duyduğunu gösteriyor. 5. Bölümde de Gülfem onun yanında kalmayıp babasının evine dönmek isteseydi ona saygı duyacak ve onu azat edecekti. Gönül isterdi ki Gülfem Davut’u kıracak o son sözleri söylemek yerine ona gerçekleri anlatsaydı da Ali Gelik’e karşı birlikte mücadele etseydiler. Zaten Davut, Gülfem için Malik’e katlanmaya bile razı değil miydi? Şimdi de onun babasını her şeye rağmen sevmesine, onun için fedakarlık yapma isteğine anlayış gösterebilir ve Ali’den kurtulacak bir yol bulmalarını sağlayabilirdi.

 

Gülfem: “Davut artık anla. İkimiz de kendi yolumuza gitmek zorundayız. Herkesin iyiliği için benim Ali Gelik ile evlenmekten başka çarem yok. Bizimki zaten sonu olmayan bir hikaye. En başından beri yaşadığımız her şey yanlıştı. Biz seninle Allah huzurunda evlendik. Senin bunu bozman gerek.” 

Davut: “Madem istediğin bu. Boş ol. Boş ol. Boş ol.”

 

Ayrılık ateşiyle yanan GülDav

 

Davut ile Gülfem ikisi de aşk acılarını, kalplerindeki yangını söndürmek istedi, ikisi için de artık yaşamanın bir anlamı yoktu. Davut anılarını yakıp küle döndürerek içinde yanan ateşi söndürmek istedi. Yaşayan bir ölü olmak istedi. Gülfem ise alevler içinde yanan bedenini gece vakti buz gibi suya girerek, ölümle soğutmak istedi. Onların aşkı mucize gibi bir şeydi. Aşkları çok hızlı gelişmiş olsa da onlar birbirlerinin hayatının aşkıydı. İkisi de birbirlerinde ilk defa aşkı tatmışlardı. İlk defa bir çift göz, bir bakış, bir dokunuş onları heyecanlandırmış, kalplerinin deli gibi çarpmasına neden olmuştu. Aşk bir anda büyüyen bir alev gibi benliklerini sarmıştı, o yüzden de içlerindeki yangınları böyle bir anda söndürmek istediler. Belki içlerindeki yangın bir şekilde sönerse aşkları da biter sandılar. Ama geriye kalan tek bir kül bile onları her an yeniden yanabileceğini gösteriyor.

Fikriye’nin değil ama Behice’nin kardeşliğinden hep şüphem vardı. Fikriye Gülfem için kendini feda ederken Behice ise sadece kendi menfaatini düşünüyordu. Ancak benim görmek istediğim şerefsiz bir erkek için, kendi sabit fikirleri için kardeşinin arkasından iş çeviren değil, onun ardından hiç düşünmeden gece vakti buz gibi suya girip kardeşini ölümden kurtaran bir Behice’ydi. Eh zaten kendine “Aptal Behice” diyerek de bugüne kadarki hataları fark ettiğini de göstermiş oldu. Gülfem’e önceki bölümde olanlardan dolayı ne kadar kızsam da yine de canına kıyması beni oldukça üzdü. O yaptığı hatalar yüzünden ölmeyi değil, hatalarından ders alıp Ali’den kurtulmayı hak ediyor. Bana göre elbette Malik, Gülfem’in bu büyük fedakarlığına, Davut’a yalanlar söyleyip ondan ayrılmasına değecek bir baba değil. Ancak Malik ne kadar kötü bir patron, ne kadar kötü bir baba olursa olsun Gülfem’in yine de ona kıyamamasını, onun hapse girmesini istemeyişini anlayabiliyorum. Çünkü Malik annesinin ölümünden sonra gölgesine sığındıkları bir ağaç, başlarındaki çatı olmuş. Çocukluktan beri onu sevmişler. Ne kadar kötü olursa olsun Malik de bugüne kadar kızlarını hep seven bir babaymış. Hatırlayın Gülfem ilk bölümlerde babasının ne kadar kötü olursa olsun arkasında duran bir evlattı.

Fragmanda Gülfem’in aşk acısından yataklara düştüğü sanmıştım. İntihar ettiğini gördüğümde bunun son sahnelerden biri olduğunu ve onu Davut’un kurtacağını düşünmüştüm. Meğer intihar sahnesi ayrılıkları sonrasında gerçekleşen bir sahneymiş. Gülfem intihar girişimi sonrası yatakta hasta yatıyormuş. Doğrusu bu benim için bayağı sürpriz oldu. Şaşırtan senaryo hamlelerini severim.

 

 

Davut’un aşk yüzünden bu denli değişimi, madendeki hak arama mücadelesini geri plana atması, hatta bu mücadelesini unutması hiç içime sinmiyordu. Pekala aşkını yaşarken mücadelesini de sürdürmeliydi. O yüzden Gülfem ile aşklarını doyasıya yaşadıkları, evlendikleri, bir oldukları evi yakıp aşkını kalbine gömmesi ve yeniden o ilk bölümlerdeki Davut olması, yani küllerinden doğması gerekiyordu. Bunun için aşk acısıyla yanarken babasını ve Elif’i hatırlaması da güzel düşünülmüş. Onları gördüğü rüya Davut’a kim olduğunu, ne için mücadele etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Onu rüyada da olsa yeniden madende görmek, dizinin asıl hikayesinin hatırlandığı görmek çok iyi geldi. Kaç bölümdür maden ve madenciler sadece lafta kalmıştı.

Hep içimden geçiyordu ne Davut ne de ailesinden bir başkası ölen babalarıyla kız kardeşlerini neden hiç anmıyorlar diye. Çünkü normal şartlarda bu kadar ani ve büyük kayıplar insanın aklından hiç çıkmaz. Ancak Karaman ailesinde 3. Bölüm itibariyle hayat normale dönmüş gibiydi. Halbuki özellikle Fatma Ana’nın acısı hep taze kalmalı, özellikle Elif hiç dilinden düşmemeliydi. Gülfem’i hemencecik sevmesine lafım yok ama mesela onu kızı Elif yerine koyduğunu duyabilirdik.

 

 

Davut küllerinden doğru, kaç bölümdür göremediğimiz Davut sahalara bir döndü pir döndü. Kasapoğlu’na fazlasıyla güvendiği, onun her sözüne inandığı için ne kadar saf olduğunu, ilk bölümlerde gördüğümüz aklının uçup gittiğini düşünürken o silahlarının yerine ulaşmanın yine Kasapoğlu’ndan geçtiğini anlamış ki gidip adamın boğazına kasap bıçağını dayayıverdi. Burada beni asıl sevindiren Rafet’in de Davut ile birlikte Kasapoğlu’nın yanına gelmesi ve Kasapoğlu’na aslında nasıl bir insan olduğunu hatırlatmasıydı. Kasapoğlu’unun da Davut gibi özüne dönme vakti gelmişti. Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış bir vatanperver olarak silahları satmak yerine, Davut’a anlattığı yalan hikayedeki gibi davranan bir adam çıkmalıydı.

 

Alev alev

 

GülDav ne kadar ayrılmış olursa olsun karşı karşıya geldiklerinde ortalık yangın yerine dönüyor. Tıpkı Cumhuriyet Balosu’ndaki karşılaşmalarında olduğu gibi. Açıkçası Gülfem ile Davut bir an ayrı olduklarını unutup öpüşecekler sandım. Birbirlerine öyle bir baktılar ki tüm olanları unutup el ele oradan çıkabilirlerdi. Gülfem madem hala Davut’u görüce bu denli heyecanlanacaktın, ona yardım edecektin, Ali ile nişanlılığını planlı da sürdürebilirdin. Davut ile her şeyi yakıp yıkmadan da Ali’den kurtulabilirdin.

 

 

Davut’un Gülfem’e iki yabancı gibi davranması kadar doğal ne olabilir? Gururunu kıran sözlerden sonra bir de Gülfem’in mahallesine gelmesine, evine girmesine karşı “Ne iyi ettin de geldin.” mi diyecekti? O Gülfem’in aşkı için göğsünde kurşunla yaşarken, onun için bütün hayatını değiştirmişken, kurduğu hayalleri yıkılmışken Gülfem’in yüzüne baktığına şükür. O da kalkıp Fatma Ana gibi seni kucaklayacak değildi ya. Açıkçası boşanmışken Gülfem’in Fatma’ya hala ana demesini de doğru bulmadım.

 

Gülfem: “Davut. Ne olur dikkat et kendine.”

Davut: “Bir daha mahalleme gelme. Evime girme. Aileme de yaklaşma.”

Gülfem: “Davut…”

Davut: “Sen ne demiştin bana. İkimiz de kendi yolumuzdan gitmek zorundayız. Bizimkisi sonu olmayan bir hikaye. En başından beri yanlıştı yaşadıklarımız. Hatırlıyor musun? Haklıymışsın. Bizim ayrılmaktan başka çaremiz yok.”

 

twitter

 

“Abla. Bence aynı Jane Austen’ın romanlarındaki gibi olacak. Yani finalinde kavuşacaksınız, ben buna eminim.”

 

Fikriyeciğim ben de senin gibi GülDav’ın kavuşacağından eminim elbette. Ama kavuşmaları finale de kalmasın, o kadar bekleyemem. ^^ Gülfem ile Davut’u kavuşmuş, el ele, mutlu, kanunsuzluklara karşı birlikte mücadele ederken uzun uzun seyredebilelim.

 

 

Madencilerin jandarma ve Ali Gelik ile karşı karşıya geldikleri sahneyi ne kadar övsem az kalır. Madencilerin jandarmaya asla bir şey yapmaması, dertlerinin sadece Ali Gelik ile olması; jandarmanın da halkı kışkırtmaktan imtina etmesi önemli detaylardı. Ali Gelik ve arabası taşlanırken nasıl içimin yağları eridi anlatamam. Fakir insanların rızkında gözü olan, kazandığı parada emeği olan insanları aşağılayan, şiddet meraklısı bir adama bu yapılanlar az bile. Çekim açıları, sahnenin tema müziği, replikleri ve diğer her şeyiyle dört dörtlük bir sahneydi.

 

 

Gülfemciğim geçen bölüm Ali Gelik sana onca eziyeti yaparken aklın neredeydi? Neden ona karşı böyle dimdik ayakta durmadın? Saniye gelmiş olmasaydı veya Fikriye silahı alıp adama doğrultmasaydı hala aynı durumda mı olacaktın? Halbuki bizim tanıdığımız Gülfem, Ali Gelik’in ona ettiği eziyetlere koşulsuz razı olmayacak güçlü bir kadındı. Birkaç gün boyunca Ali’nin ona yaptıklarına nasıl boyun eğmezdi. Kendisine yaptıklarına ve yapacaklarına rağmen onunla evlenmeyi yeniden kabul etmezdi, etse bile kurtulmanın bir yolunu bulmaya çalışırdı. Yalnız Gülfem’in Ali’den kurtulmak için Saniye’nin kullanılmasına ses çıkarışını sevdim. Nasıl bir iş yapıyor olursa olsun o kadının bir haysiyeti var. E o zaman sen de kendi haysiyetini de ayaklar altına aldırmamalıydın be Gülfem.

 

 

Saniye karakteri diziye bayağı renk katmış. Sadece Ali Gelik’in yüzünün aldığı renkten dolayı değil Paşazade konağındaki sahnelerinde de bir hayli eğlendim. Ben Malik ile evlenir, kızlara üvey anne olur derken o en son Malik’in konağından ayrılıp bilmediğimiz bir yere gitti. Malik’in tutuklandığını duyunca kızlar yalnız kalmasın diye geri dönse de konağın kasvetini dağıtsa hiç fena olmaz.

 

 

Celal efendi hani Hatçe’yi seviyordun? Hani onun peşinden ayrılmıyordun? Ne oldu da birden Fikriye’yi görür görmez gönlün ona kayıverdi? Aslında şaşırmamak lazım. Davut’a karşı da bir öyle bir böyle davranan Celal’in aşkta da ayran gönüllü, şıpsevdi olması beklenebilir bir durum. Yalnız Fikriye gibi bir kız Celal’de ne buldu da ona eve girerken manalı manalı gülümsedi? Ben asıl bunu sorgularım. Gitti benim hayallerimdeki FikSez aşkı, geldi CelFik. Fikriye yaralandığı esnada ona Sezai yardım etseydi de onlar birbirine aşık olsalardı olmaz mıydı? Şu an benim gözümde Celal karakteri hiçbir kadını hak etmiyor. Eğer karakter kendini toparlar ve ağabeyinin arkasından işler çeviren, ikili oynayan kalleş bir kardeş olmaktan vazgeçerse Fikriye ile bu yeni aşkı belki destekleyebilirim. Bu durumda bir de Hatçe ile Sezai aşkı yazılırsa iyi olur.

 

 

Asude’nin hamileliğine verdiği tepkiyle Yavuz bir kez daha ne kadar çıkardı bir şerefsiz olduğunu ispat etti. Asude hayat kadını olabilir ancak kimsenin onu bu şekilde aşağılamaya hakkı yok. Kadınlara sadece onları kullanma amaçlı yaklaştığı için Yavuz da tıpkı Celal gibi yalnız kalsın diyeceğim bir erkek türü. Aferin Behice’ye, Yavuz’un oyuncağı olmadığını ispat etti. Nasıl biri olursa olsun bir kadının küçük düşürülmesine ses etmedi. Gülfem’den sonra Behice de hemcinsini savunmasıyla kalbimi kazandı. Oh olsun Yavuz’a, Behice’yi enayi sanıyordu.

 

 

Malik jandarmaya teslim olarak ilk defa gerçekten kızlarına babalık yapmış oldu. Onları okutmamış, Gülfem’i mal gibi Ali’ye satmış, Gülfem’in onun için kendini feda etmesine de pekala yeterince ses çıkarmamış bir adamdı. Malik teslim olmasaydı Gülfem’in Ali’den kurtulması neredeyse imkansızdı. Jandarmalar onu götürürken Malik için değil, sadece onun ardından gözyaşı döken kızlarına üzüldüm.

 

Keşke bu sahne hiç yaşanmasaydı…

 

Ben Davut’un Hatçe’ye asla mavi boncuk dağıttığını, ona kardeşten farklı bir gözle baktığını düşünmüyorum. Davut’un Hatçe’ye olan davranışlarına bakarken kız kardeşine davranır gibi davranan bir adam görüyorum. Ancak Hatçe’nin Davut’tan etkilendiği apaçık ortada. Zaten Celal’e Davut’u övmesinden, gizlice Davut’un ellerini çözüp onu kurtarmasından ona karşı bir şeyler hissettiği belliydi. Neyse ki Davut kesin bir şekilde onu bacısı gibi gördüğünü ve onunla evlenemeyeceğini Kasapoğlu’na söyledi de bu konu kapandı.

Gülfem’in Hatçe ile Davut’u yan yana ve oldukça samimi gördüğü için yanlış anlaması, kıskanması, çok üzülmesi normal. Çünkü Davut’un Hatçe’ye ne gözle baktığını bilmeyen biri gördüklerini yanlış yorumlayabilir. Hele bir de dizinin 1939’da geçtiğini düşünürsek kim Davut’un Hatçe’nin elini tuttuğunu görse yanlış anlar. O dönemlerde şimdiki gibi kadınla erkeğin samimi arkadaşlığı, dostluğu söz konusu değildi. İnsanlar hemen aralarında bir şey olduğunu zannederdi. Düşünün günümüzde bile kadınla erkeğin arkadaş olabileceğine inanmayan insanlar var.

Fragmana göre bizi Gülfem’in Malik’in yerine madenin başına geçtiği ve artık güçlü bir kadın olduğu bir bölüm bekliyor. Şükür ki Gülfem, Davut’u Hatçe ile gördüğü için Ali ile evlenmeye kalkışmak gibi bir hata yapmamış. Davut da yeniden ustabaşı olursa sık sık karşılaşmaya devam ederler. Gülfem’in Ali’ye tokat attığı sahne için de çok heyecanlıyım, içimizin yağları eriyecek.

Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Dilerim dizimiz reytinglerde de yeniden eski günlerine döner. Peki sizler bu bölümü nasıl buldunuz?

Kanunsuz Topraklar 7. Bölümde çalan şarkılar:

Keklik Gibi – Melek Mosso

Akşam Olur Karanlığa Kalırsın – Nida Ateş

 

YORUM

 

 

Göz atmanızı öneririz: Kanunsuz Topraklar Bölüm Yorumları

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap