ÇUKUR – Çukur’da Sezon Finali : Biz Ölsek de Ölmeyiz

İzleyicilere göre göreceli elbette ama bence sezonun tartışmasız en iyi projesiydi Çukur. Tam 32 hafta boyunca Pazartesi akşamlarımı ayırdığım bu dizinin her bölümünde -eşit derecede olmasa da, memnun ayrıldım ekran başından… Başta oyuncularından set ekibine olmak üzere, bu projeye emeği geçen – genele vurduğunda küçücük bir noktacık olsa bile, her bireye çok teşekkürler <3

Takipçi bir izleyici olarak bölüm bitince koşar adım bloğa yazısını ekledim. Minnoş blogumunun ziyaretçilerinin tıklayan ellerine, okuyan gözlerine sağlık. Ama bi’ de sadece tıklamakla kalmayıp yazıya yorumlarıyla destek verenler var ki onlara yürekten teşekkürler <3 İşte asıl o yorumlar sayesinde yaratılan keyifli sohbet ortamıdır belki de bu diziyi benim için vazgeçilmez kılan…

 
   
 

 

Alkış, alkış, alkış ve alkış…

 

Sezon 33 bölümdü, neden ilk paragrafta 32 yazdım dersiniz? Çünkü sadece 32 hafta ekran başındaydım. 33.bölümü yani sezon finalini izleme olanağım bulunmuyordu ki  iş yemeği sebebiyle bulunacağım mekân Haliç Kongre Merkezi çıkmasın mı? Bu durumu avantaja çevirdim ve itiraf ediyorum, benim organizasyon biter bitmez bölümün ikinci yarısında (tam olarak Sadiş’in İdris ile vedalaştığı sahnede) galaya sızdım ^^ Biletsizdim ama otizmli çocukların bağışını gasp edip hak yedim sanmayın, asla…  SMS bağışıyla durumu dengeledim.

Gala gecesinin en güzel yanı bölümü oyuncularla aynı ortamda izlemekten öte binlerce seyircinin anlık hatta ortak tepkilerini görmekti bana göre…  Salih baba olacağını öğreniyor >  ‘alkış’ ; Yamaç silahını Emrah’a yöneltiyor > ‘alkış’ ; Saadet Medet’i eve davet ediyor > ‘alkış’ ve finalde Yamaç elini Salih’e uzatıyor > bu sahneye tek kelimelik ‘alkış’ yetmez, salon yıkılıyor… (Ben o ortamı yaşayabildiğim için çok ama çok mutluyum, okuyucular arasında gala gecesinde olan şanslı izleyiciler varsa onların hislerini de öğrenmek çok isterim. Yorumlara uğrasanıza…)

Bölümün ilk 1,5 saatini günler sonra izleyebildim. Dolayısıyla bugün, yarın derken bölüm yazısı kaleme almak da ancak haftalar sonraya kısmet oldu. Aradan geçen zaman rağmen yazı da epey uzun oldu ^^ Sonuna kadar sabretmeniz dileğiyle keyifli okumalar…

 


 

Sezon finali olmasaydı pazartesi günleri Çukur diyerek ekran karşısına koşacaktık. Ama ne yazık ki Eylül’e kadar yeni bölüm yok. (Ağlama emojisi) Bu sendromla tatil Çukur ekibinin de hakkı diyerek televizyon değil bilgisayar ekranı karşısına geçip uzun zamandır ertelediğim Çukur sezon finali yazısını kaleme alıyorum ^^

 

 

Tik, tak… Tik, tak… İdris için geri sayımla başladı final bölümü… Tik tak…

Bir önceki bölüm yazısını şu şekilde bitirmiştim:

Birden çok kez ne demişti İdris Koçovalı; Aile her şeydir. Aile, her şeydir… Ailen yanında değilse sıfırsın, yoksun. Hiç kimsesin. Ailen arkanda değilse, hiçbir şeysin. Onlar senin ellerin. Bak; kolların, bacakların. Onlar vurur tekmeyi, tetiği onlar çeker; sen sanırsın ben çektim, ben vurdum. Ailen korur seni gerektiğinde. Sen de aileni korursun. Bunu en iyi sen bilirsin. Aile her şeydir.”  Şimdi İdris Koçovalı için karar zamanı! Bakalım aile gerçekten her şey mi?

Bu cümle beyninin içinde dönüp dururken mahalleli gözleriyle anlatıyordu çaresizliğini… Anlatmak ne kelime haykırıyorlardı: ‘İdris Baba, yardım et!’  İdris Baba ‘kendi düşen ağlamaz’ diyerek köşesine çekilecek değildi ya? Çünkü ‘A ile Her şeydir’

Yamaç sezon finaline yakışır aksiyonlarla – neydi o dönen tekerler, sis bulutları? Woww…, BSO peşine düşse bile o seçili üç eve asılan mühürler (Nazım da ne çakaldı rahmetli ^^) İdris’i pes ettirdi. Aynı Selim’in istediği gibi, ceketini aldı ve Çukur’u terk etti…

İdris’i ‘Baba’ olarak görmedim ben. Bu konuya gerek oğulları gerekse Çukur’a babalığını konu ettiğim ‘ÇUKUR’DA OYUN BİTMEZ, EN HEYECANLISI ŞİMDİ BAŞLIYOR! adlı yazıda detaylarıyla yer vermiştim. Bu nedenle İdris Çukur’un babalığından vazgeçmedi. Tahtından vaz geçti bana göre.

Onu tahtından indiren de beklediğimiz ve zamanında kendine bu sözü veren Vartolu değil Selim oldu. Bu oyunda Vartolu’nun vasıfsız eleman gibi kim ne derse orada durması sinir kat sayımı yükselten en önemli konuydu! Eğer oyunların da etkisiyle Çukur’un babalığını kazanmış olsa – ki adım adım ilerliyordu, sözüm olmaz ama ne yazık ki Yamaç’ın aydınlanmasıyla hızlandırılmış bir ele geçirme izledik ve Vartolu’nun herhangi bir aksiyon içinde olmadığı şekilde sonuçlandı Çukur baskını…

Tüm olayların sonucunda ise -yüz ifadelerinden anladığımız kadarıyla, Selim ‘çok’ mutlu, Salih ‘sanki biraz’ mutsuz… Yamaç ise aldığı darbenin üstüne babasının Çukur’dan vazgeçişiyle ‘Allah belanızı versin’ dileyecek kadar umutsuz…

 

 

Çukur Yamaç’ı dibe doğru çekerken bundan en zararlı çıkan Sena oldu… Yazının ilerleyen bölümlerinde unutma ihtimalime karşı Dilan Çiçek Deniz ‘halüsinasyonlar gören Sena’ performansıyla tüm sezon boyunca süren serzenişlerimin üstüne toprak attı, tebrikler… İlaçlar bittiğine göre hep ‘deli’ kalma ihtimali yok, bu sezon çok kritik Dilan Hanım’cıım, lütfen bizi üzme ^^

Devrik kralın ailesini toparlayıp kraliyeti terk etmesiyle tahtı Vartolu’ya kaldı… Selim’in mahalleliye açıklaması ne kadar yersiz ise, Vartolu’nun da harçlık dağıtması bir o kadar Çukur’un sistemini anlamadığıyla özleşmişti. Ben ki kalben ‘Çukur evimiz, Salih Babamız’ görmek isteyen bir izleyici olarak bu sahne ertesi ‘Yetiş İdris Baba’ demiş olabilirim!  Peki para dağıtımında ortaya çıkan meczup kimdi dersiniz? (Revize edilmiş Çukur logosuyla ilk defa onun yüzüğünde müşerref olduk)

Sadece kimdir kimlerdendir bilemediğimiz o adamın sahnesi anladık ki Yamaç’ın o muhteşem mezarlık sahnesindeki öngörüsü ‘Kahraman Abi’ sebebiyle olmasa da gerçekleşti işte: “Bu mezar burada durdukça sen çukura sahip olamazsın. Ben olayım ya da olmayayım. Sen Çukur’u sadece ele geçirirsin. Zorla, insanlar sana boyun eğer, zorla…  Ama ‘Çukur evimiz, Salih babamız’ asla. Asla….”

 

 

Sena ilaçların etkisi olmadan normale dönerken asıl zorlu sınavı başlıyordu: ‘iyi olduğuna ikna etmek’. Bu dönemde kırılgan olma ihtimali elbette ki çok normal ama çareyi Emrah’ta bulması? Farkındaysanız Anıl ile birlikte bu iki oldu! Kızgınlık kolay iyileşir de kırgınlık epey zaman alır. Yine de ilerleyen sahnelerde görülen onca zaman atlaması içinde ‘kırgın’ Sena’nın hiç kimseyle iletişime geçmemiş olması mantıklı değil. Yamaç’ı bir kenara bıraktım, Deren, Sadiş? Bu konu flashback ile mi açıklanır dersiniz?  Emrah da öldüğüne göre… (İleride de bol bol yazacağım, zaman atlamasını hiç sevmedim!)

Yamaç’ın Sena’nın başına gelenlerin de BSO’nun planı olduğunu çözmesini merakla bekliyordum. Doktorun söyledikleriyle (Emrah’ın hastanedeki doktoru ayarlamış olma ihtimalini beklemiyordum, haklı çıktım, canım kendim <3) doğru adresleme yaptı tabii: EMRAH!

 

 

Yamaç Emrah dövüşü çok güzel detaylarla renklendirilmiş çok güzel bir koreografi idi… (Düetle başlaması <3 <3 <3 , ‘şimdi adama benzedin işte’ göndermesi… )  Yamaç’ın hamlesiyle yıkılan Emrah’ın onunla özdeşleşen ‘Türk Marşı’ ile atağa geçmesi beklenen bir durumdu. Burada hemen galadan bir anekdot ekleyeyim: Yamaç’ın nakavt olup yere serilmesini takiben yeniden gözlerini ‘Bu hayatın heyecanı meycanı yok’ ile açtığı anda (GOT Jon Snow misali) salonda deli bir alkış koptu. Alkışlayanlardandım ^^ Tek bir yumrukla Emrah’ı devirmesinin ardından eline silahı aldığında ise ‘Vur’ tezahüratlarının arasına az sayıda ‘Vurma’ da karışmıştı. Ben de vurmasını tercih etmeyenlerdendim doğrusu; Emrah’a tek bir mermiyle veda yakışmazdı, çok daha iyisi oldu…

 

 
   
 

 

Çukur’a veda döneminde öğrendi İdris büyük aşkı Meliha’nın yaşadığını. Ama kanlı canlı olsa da onu ‘ölü’ bırakmayı tercih etti kalbinde. Gerek İdris’in bu kararının gerisinde yatan nedenleri gerekse Meliha’nın kimliğini ikinci sezona bıraktık… Bize yine teoriler kaldı ^^ Peki ya ‘Gönlümdeki Meliha’ anketine katıldınız mı?

Sadiş’in sonucuna bakmaya cesaret edemediği hamilelik testini Nedret’in nasıl kullanacağı merak konusuydu ki ‘bireysel tehdit’ diyenler yanıldı! Sultan Anamız varken Sadiş’i Koçovalı’lardan ayıracak kişi Nedret olamazdı. Ve Sultan Sadiş ile bütün ipleri koparttı ve onu evden kovdu. Gerçi İdris’e yaptığı açıklamayla ‘kedi olalı bir kuş tuttu’ misali ‘ana olalı ilk defa analığını gösterdi’ dedim ama yine de bildiğimiz Sultan! Ne tokatlarını unuturuz ne eziyetlerini ne de zehirli dilini…

“Gözün aydın İdris Koçovalı, bir kere daha dede oluyorsun.”  İdris şok. Merak ediyorum; tek günlük mutluluğun ertesinde Sadiş’i Salih’ten koparıp aldığına, kendi elleriyle hem de güle oynaya başkası ise evlendirmeye çalıştığına bir an olsun pişman oldu mu acaba? Bu izleyici seni de unutmaz İdris Baba!

 

 

Bölümün en duygusal sahnesini kaleme almadan koşarak youtube videolarından bir kez daha izlemeye gidiyorum, haydi siz de izleyin ^^

 

 

Gözleri yaşlı olanlar? Ben!

 

Sadiş’in sorusu: “Mutlu musun?”  Ne zor yanıt vermesi… Anlık mutluluk, başarmanın, dediğini/hedeflediğini yapmamanın keyfi var ama Salih için ebedi mutluluk sebebi mi bu? Değil. Tam da bu nedenle gelen itiraf üzerine haberi verdi Saadet.

Peki Sadiş kalmayı kabul etseydi Çukur’da bir hayat kurabilir miydi? Bence evet. Gönlümden geçen bu! ‘Çukur evimiz Salih Babamız’ ı sahiplenmemin etkisi de var tabii ^^ Yine de bu şartlar altında her şeyi geride bırakıp temiz bir sayfa açarak ‘aile’ olarak başlamak belki en doğrusuydu bu onun için. Hele ki ilk defa korku duyuyorken kayıplarının ihtimallerine karşın…  Bu nedenle Selim’le vedası bölümün en içten sahnelerinden biriydi… Bu ikili aileyi dağıtmışlardı ama kısa bir süre de olsa gerçekten ‘kardeş’ olmuşlardı…

Selim… Ailenin kötü çocuğu… Hain… Ne İdris ne de Sultan’ın hatta dolaylı olarak ölümüne sebep olduğu Kahraman’ın ailesinin Selim’in hainliği konusundaki tepkisine dair ne bir cümle duyduk ne bir yüz ifadesi / tavır izledik. Eline silah alıp Vartolu’nun kapısında biten sırf ‘O’nu seviyor diye Saadet’e etmediğini bırakmayan Nedret Selim’in ihanetine tek bir kelime etmedi mi? İhanetinin Beyefendi dönemine kadar dayandığını idrak edememiş olabilirler mi?

 

 

Ve zaman aşımı (Poff!!!) Aradaki zamanda Sadiş- Salih aşkı evlilikle tamamlanmış mıdır bilemem ama öyle böyle Erbaa’da tavuklar, traktörler kendi düzenlerini kurmuşlar… Bu düzende elbette ki Medet’e de yer var. Medet’siz olmaz, o-la -maz…  Yine galadan bir anekdot paylaşayım; Medet abisini sevdiceğiyle evine yerleştirip boynu bükük ayrılmak üzerindeyken Sadiş’in elini uzatması salon alkıştan yıkıldı. Böylesine seviliyor işte Medet ve VarMed gerçeği…

Gelelim Beyefendi’nin oğullarına: Nazım ve Emrah… Beyefendi çok güzel aşılamış hayat mottosunu: ‘Bir savaşın sadece bir galibi olur’. Gerçi oyunun amacı neydi? Kazanan ne kazanacak? Çukur’u ele geçirmek? Anla(ya)madık ama ^^ Birbirlerinin ölümüne sebep oldular. Önce Emrah’ın silahından çıkan kurşunlarla Nazım ardından Nazım’ın zehirli portakal suyuyla Emrah… Vartolu’ya bile olmayan Çukur eğer bu ikisine yar olsaydı sinir kat sayımız tavan yapardı herhalde…

Alın size hiç sevmediğim bir zaman atlaması daha… Tek güzel yanı VarMed’in mutlu mesut nehir kenarında halay çekmesi olabilir mi? Seviyorum bu ikiliyi… (Takipte kalın The Best of VarMed çok yakında bu blogda)

Oğlu olacakmış Salih’in… Önünde doğru(!) bir örnek olmamasına, ‘aile’ kavramını pek yakın zamanda öğrenmiş olmasına rağmen ne güzel bir baba olur oğluna. Hem fikir olmayan var mı?  Ama mutluluğu ne zaman uzun sürmüş ki, bu sefer tamamına ersin. Hep darbe üstüne darbe… Ama bu gelen darbeden öte, bir yıkım… Sadiş kaçırıldı! Dikkatinizi çekerim, can almaktan çekinmeyenler Saadet’e el sürmedi, sadece kaçırdı. Elbet bulunur, rahat, dağılın…  Asıl Medet öldü, Medet… “Biz niçin yaşarız? Abim için yaşarız. Abim yaşayacak, gerekirse biz ölücez” dedi ve öldü.  Bir insanın iki sevdiği de elinden alınır mı? İşte tam da o an Salih de öldü…

Gökhan Bey’ciimin Game of Thrones etkisi ile kaleme aldığını düşündüğüm Kızıl Düğün’e gelelim: El birliğiyle sofralar kuruluyor. Aile eksik olsa da pür neşe… Eksikler de hain Selim dışında birer birer tamamlanıyor, Ayşe ve Karaca iniyor taksiden evden Selim’den haberler getiriyorlar…

Selim yitik, Selim bitik… Elinde sazı… Adım adım evi dolaşıyor, hayallerinde ‘aile’ hala o evde… Saadet her zamanki gibi mutfakta, Yamaç Sena ile koyun koyuna, İdris ve Sultan gülümseyerek Selim’i buyur ediyorlar yanlarına… Öyle güzel bir hayal ki bu tam da bu noktada tadında bırakılmalı diyor olmalı Selim, gülümseyerek veda ediyor hayata…

Ölümü dizi bile olsa iyi/kötü kimseye yakıştırmam ama bazı ölümler vardır ki karakterlere yakışır. İşte intihar da hem zamanlama hem tercih olarak Selim’e çok yakışan bir veda oldu…

 

Bi’ ölürken yüzün güldü be Selim Kardeş…

 

Selim’in biraz daha irdelersek üstü kapalı işlenen cinsel tercihi yerli dizi alanında bir ilki başardı. Bu konuda Gökhan Bey’i tebrik etmek gerekir. Ama bu hikâyenin doğrultusunda eksik kalan alanlar da olmadı değil. Selim’i tercihlerini kim ve ne kadar biliyor? Karaca’nın babası kim yoksa Kahraman mı? Ayşe’nin Kahraman’ın ölümünde Nedret’ten daha çok ağlaması, Nedret’in dönem dönem iğneleyici laflar etmesinin nedeni bu mu? Cemil abisinin ölümünün Selim’in elinden olduğunu öğrenmeyecekse neden o kişi Cemil’di? Biraz daha başa dönersek, Selim’in taa en başından ailesini satma kararı almasının nedeni neydi? İdris ve Sultan Selim’i neden sevmiyor ve dışlıyor? Ve her şeyden öte neden Selim’in ihanetiyle ilgili herhangi bir yüzleşme yaşanmadı? Ah şu zaman atlamaları ^^

Cenazesini görmesek de Selim’in kurtuluşu büyük sürpriz olacağından Öner Erkan’a performansı için yürek dolusu kalpler…

 

 
   
 

 

İdris ve can arkadaşları ‘yeni’ bir lokasyonda ‘yeni’ bir Çukur kurmak üzere plan yapıyorlardı. İlk adım ‘Dostlar Kahvesi’… Gizemli adamlar bu oluşuma izin verecek değildi ya? Varsın İdris Koçovalı’nın kökü Çukur’dan kazınmış olsun başka toprakta kök tutmasına izin verilmeyecekti, verilemezdi. Hem bu amacın gerisindeki nedeni hem de Koçova kanından sadece Yamaç ve Salih’in (bir de Salih jr.)  sağ bırakılmasının nedeni 2.sezonda çözeceğiz.

 

Üç Silahşörler…

 

‘Biz ölsek de ölmeyiz’ dedi İdris Koçovalı. Peki kızıl düğünde ölmeyenler kimler dersiniz? Ankete hala katılmadınız mı?

 

çukur kim ölecek