İzledim

ÇUKUR – Tüm Engellere İnat Birlikte Bir Masal Yaratmak

Twitter’da 280 karakterle ne anlatabilirsiniz ki, peş ğeşe eklerseniz zincir (flood) yapabilirsiniz ancak… İşte bu okuması, takip etmesi keyif veren bazı zincirler vardır ki sadece twitterda kalmamalı. İşte onlardan birine Çukur Bölüm Yazısı yazısında fotoğraf eklemek için twiterda dolaşırken rastladım. La La Land’in EfYam özelindeki tweet zinciri bu kez düz yazı . Keyifli okumalar…

 

Tatlı gülümsemelerin yüzümüze mesken ettiği bir haftayı geride bıraktık. Bize yine güzel malzeme çıktı, nur topu gibi yeni müziklerimiz ve sahnelerimiz var. Öncelikle ‘efso’ müziğimizden başlamak isterim yüksek müsaadenizle.

 

Çukur Bizim Masalımız

 

Şarkımızın adı iyileşmek istiyorum/bizim masalımız. Bundan daha güzel bir isim olabilir mi canına yandığımın Toygar Işıklısı?! Şarkıda iki enstrümanın ağırlığı var, tıpkı Efsunla Yamaç gibi. Biri Yamaç’ı temsilen elektro gitar, diğeri de Efsun’un piyanosu. Yamaç’ın deli dolu elektro gitarına Efsun’un buram buram asalet kokan piyanosu eşlik ediyor. Sonra birlikte yazdıkları bu masalın arasına klasik gitar karışıveriyor birden ve bumm! Biz daha ne isteyelim yani belamızı mı isteyelim?

Yamaç’ın biraz karanlık, biraz hüzünlü melodisine bir anda Efsun’un notaları karışıyor. Melodi bir anda boyut değiştiriyor daha ruhani, daha umutlu bir boyuta. Ardından klasik gitarla ‘masal’ faslı başlıyor. Bu iki kişiyi anlatmak için seçilecek en doğru enstrümanlar seçilmiş. Efsun asaleti ve prensesliği itibarıyla tam bir piyano kadını. Hatırlarsanız, Emrah amir de vakti zamanında piyano çalardı yani bu bir kent geleneği. Efsun’a piyanonun verilmesi ve o hüzünlü melodiyi yumuşatması tıpkı dizideki karakterlerin gidişatı gibi. Yamaç’ın git gide daha koyu bir ruh haline bürünmesi, notalardan da anlaşılıyor. Efsunla tekrar bir araya gelene kadar gıdım yüzü gülmedi malum. Efsun piyanonun ince notalarıyla gitarın karanlık havasını dağıtıyor. Tıpkı Yamaç’ın yüzüne bıraktığı hafif dokunuşlar gibi…

Sonrasında araya klasik gitar giriyor ve ortaya ikisinin ‘masal’ı çıkıyor. Aşkın harmonisi, bağımsız iki enstrümanın ahenkli uyumu. Valla bu müzik için toygar abimize ne kadar teşekkür etsek az, gerçekten hikayeye bağlı bir melodi yaratmış. Tüm alkışlar sana Toygar Işıklı!  Dinlemek için tıklayın

 

Gelelim, bölümde olan bitenlere;

Biz bu hafta artık iki sevgili değil, bayağı bayağı karı kocalık safhasına evrilmiş bir adet Yamaç Koçovalı ve Efsun Kent gördük. Hal ve hareketleri, birbirleriyle konuşmaları, dokunuşlarına olan aşinalıklar ve alttan almalar. Sen de değiştin Yamaç Koçovalı reyiz be heeeyy! Bugünleri de mi görecektik, insan gerçekten hayret ediyor. Eskiden hemen esip gürleyen, kapıları vurup vurup çıkan sayın Koçovalı ormanda on kaplan, evde de on kedi gücünde olmuş. Hayret edilesi iş valla…

 

 

Geçen hafta “Cumali kadınlardan birine acı çektir, ikisine birden değil.” deyince Yamaç bu işi harbiden ciddiye almış. Tahminim o olaylardan sonra iki üç gün geçtiği yönünde. Çünkü Efsun Metin’i tanıyor, evde bunalmış ama çıkamıyor ve bu düzen belli ki birkaç gündür sürüyor böyle. Gündüzleri adamlar, akşamları da Yamaç devralıyor nöbeti yine anladığımız üzere. Çünkü Yamaç’ın kıyafetleri de aynı, yatmaya bu eve yani Efsun’un yanına geliyor olmalı. Bu arada fark ettiniz mi bilmem bazı durumlar da aşılmış, yanlış anlaşılmalar giderilmiş gibiydi. Karşılıklı böğürmeler yerini insan gibi diyalog kurmaya bırakmış. Efsun’un kafasında geçen bölümdeki acaba Nehir’e gider mi sorusu yok, hatta tahminen Yamaç tekrar gitmedi bile o eve Cumali’yle olan konuşmadan sonra. Sınırlar çekilmiş, saflar netleşmiş. Biz göremedik tabii oraları.

Yamaç’a kaybetme korkusunun yaradığını da söylemem gerek. Kesinlikle geri vites modunda, asla Efsun’a sesini yükseltmiyor. Tek diklendiği konu, ev mevzusu. O da yaşadığı travmanın tetiklenmesiyle alakalı. Zaten saniyesinde geri çekiliyor o bağırma modundan, sakinleşiyor hemen.

 

 

Neyse oralara geleceğiz, önce Cumali Abimizle olan davamızı görelim. Cumali Yamaç’ın mutsuzluğunun farkında. Biraz yüzün gülsün oğlum diyor Yamaç’a. Ama derdinin dermanının da farkında. Yamaç olan biten her şeyden kendini sorumlu tutuyor yine. Cumali ne dese boş…Üstüne bir de Aykut’un ölümüyle çocuğun azıcık düzelen psikolojisi yine düşüşe geçmiş durumda, enerji depolaması gerek. Yine de tamamen somurtuk bir Yamaç’dan, Efsun’un dokunuşuyla yine ufak ufak insan moduna geçen bir Yamaç’a evrilmiş durumdayız. Şakalara gülüyor artık kendisi…

Ancak yakıt da bir yerlerde bitiyor yavaştan. O anlarda da koşa koşa Efsun’a gitmek istiyor Yamaç. Huzur bulabildiği başka herhangi bir yer yok onun için yeryüzünde. Gitmesi gerek onun yanına. İğne muhabbeti sonrası, yalnızca tek bir kafa işaretiyle anlatıyor meramını Cumali’ye. Şunun ne demek olduğunun farkında mısınız? İhtiyacını belli etmesi için cümle kurmasına bile gerek yok, yüzündeki o muhtaç bakış anlatıyor zaten her şeyi. Cumali de anlar anlamaz hadi git diye itekliyor onu. Yamaç her şeyi göze almış, vazgeçmeyecek asla. Cumali görüyor bunu.

 

 

Yamaç giderken Cumali’nin yüzünde ‘boku yedik, sonumuz hayrolsun’ ifadesi var. Kıyamet kopacak kopmasına da bu çocuğun mutsuzluğuna da gönlü razı gelmiyor. Kahramanı gitmiş, selimi gitmiş, Salih’le arası zaten yok, kala kala bir Yamaç’ı kalmış elinde. Nasıl ses çıkarsın bebesine? Cumali her ne kadar Efsun Yamaç ilişkisini istemiyor olsa da Yamaç’ın mutluluğunun anahtarını elinde tuttuğunu da görebiliyor. O yüzden itiraz etmeyecek Yamaç’ın Efsun’a gidişine ama onu sahiplenmeyecek de. O mesafeyi nasıl Salih’e koyduysa Efsun’a da koyacak muhtemelen. Ama sorun değil, Salih cephesinden göreceğiz biz o desteği. O kısımlara teorilerimi sizinle paylaşırken değineceğim. Şimdilik kaldığımız yerden devam edelim. Yamaç koşa koşa Efsun’a gidiyor, var mı onu böyle hasretle eve koşarken göreniniz daha önce?

Sena vakti zamanında kaç kere kaçırıldı Yamaç onu evde bırakıp yine dönüyordu mahalleye. Eve uğradığı yoktu neredeyse, binde bir. Sena yolunu gözlüyordu hep gelsin diye. E Nehir deseniz bırak aynı yerde yatmayı, kaç aydır evinde kaldığı adamla aynı havayı bile soluyamadı garibim. Ama Yamaç şimdi işi gücü bırakıp koşa koşa eve gidiyor, Efsun’a sığınıyor. Dikkat ettiniz mi, Efsun’un boynunu koklayınca gerçekten nefes almaya başlıyor sanki Yamaç. ‘Canım’ demesi, ‘siz beni kurtardınız’ teşekkürleri boşuna değil, hakikaten öyle. Efsun=Yamaç olmuş artık…

 

 

Yamaç üzerindeki ağır yükü Efsundan başka kimseyle paylaşamıyor. Çünkü etrafındaki hiç kimse onun yükünü paylaşabilecek kapasitede değil. Hepsi emir eri sadece, Yamaç söyleyecek de onlar yapacak! Metin’in hatası bir sürü insanın ölümüne sebep oldu hatırlayın. Efsunla durum farklı. Yamaç hemen Efsunla dertlerini paylaşıyor, her seferinde fikrini soruyor. Biliyor ki Efsun onu anlar, bir çözüm önerisi sunar. Sunmasa bile yükünü paylaşır çünkü Efsun onun dengi. O koskoca mahallede onun dengi diyebileceğimiz tek bir kişi daha vardı, o da kardeşi Salih… Bu listede şimdi Efsun başı çekiyor. Yamaç Efsun’un zekasını asla hafife almıyor, aksine Efsun onun dayandığı duvar olmaya başlamış. Üzücü detaylar haricinde her derdini ona anlatıp fikrini soruyor artık Yamaç. Efsun tıpkı onun gibi çünkü, Yamaç’ın göremediği şeyleri Efsun görüyor. Çağatay’la olan planını da Efsun’a anlatmıştı hemen. Aslında akıl almak pek de ona göre bir şey değil, hep kendi bildiğini okuyor normalde. Ama planındaki açıkları Efsun söyledi ona, şimdi de kendi göremediği yerleri görsün diye anlatıyor her şeyi. Yamaç Koçovalı tarihinde yine bir ilk…

 

 

Yine Sena’dan örnek vereceğim, evet ona da akıl danışmışlığı var Yamaç’ın. Ama genelde ailevi mevzular söz konusu olduğunda akıl aldığı bir isimdi sena. Şimdi durum çok daha başka, Yamaç düşmanlarıyla olan gidişattan haberdar ediyor Efsun’u. Onunla birlikte plan kuruyor. Sadece buradan bile Efsun’un onun için ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Yamaç Efsun’un yalnızca güzelliğine, hırçınlığına ya da ona karşı merhametine hayran değil zekasına da büyük hayranlık duyuyor. Onu eş görüyor kendine, kimseye göstermediği bir davranış bu bugüne kadar.

Yamaç ikili ilişkilerinde hep üstün olan taraftı. Yeri geldi senayı kolundan sürükleye sürükleye soktu o eve, yeri geldi Nehir’e postayı koydu sen bana razıyım dedin mi dedin diye. İtiraz bile dinlemedi. Hep üstünlüğünü korudu partnerine karşı, son sözü her zaman kendi söyledi. Ama bu sefer durum başka. Yamaç Efsun’u ikna etmeye çalışıyor. Evim ferah diyor, seni korumam lazım diyor, biz ayrılamayız’a kadar varıyor iş. Tek yükseldiği an Efsun’un itiraz anı, onda da travması tetikleniyor zaten. Korkusunu gösteriyor bu kez, kaybetmenin tadını biliyor artık.

 

 

Efsun o an Yamaç’ın bakışlarındaki değişimi fark ediyor. Korkusunu belli etmiş ona Yamaç, Efsun biliyorum diyor. Acaba birlikte uyurlarken Yamaç kabuslar mı görüyordu? Gözlerinin altındaki halkalar buna mı işaret? Efsun bizim göremediğimiz başka nelere tanık oldu kim bilir… Efsun anında geri vites yapıyor, Yamaç’ı sakinleştirmeye çalışıyor. O anki tepkileri bunu daha önce de yapmış gibi sanki, dediğim gibi Yamaç’ın kabus görüyor olma ihtimali yüksek. İşin en güzel tarafı ise ikisinin de alttan almayı öğrenmiş olmaları. Yamaç da Efsun da dersini almış.

 

 

Efsun artık paso itiraz modunda değil, mantıklı bir şekilde ikna etmeye çalışıyor. Her şeye esip gürleyen Yamaç, Efsun gerginleşince ortamı yumuşatıyor. İkisi de ayrılığın tadını biliyor ya, asla tekrar o topa girmek istemiyorlar. Bi’ biri, bi’ öbürü susuyor gerektiğinde. İkisi de duygularını saklamayı, içinde yaşamayı bırakmış. Göstermekten çekinmiyorlar. Efsun için bu büyük bir gelişme, içindeki o güvensizlik kırılmış Yamaç’a karşı. Yamaçtaki bazı güvensizlikler hala yerinde duruyor ama. Kendini prensesin kapısındaki gariban gibi görmeye devam!

 

 

Bu çocuğun bu halleri beni aşırı eğlendiriyor doğrusu. Gözünde Efsun’un değeri hep çok başka olmuş, asla kendini ona layık görmüyor hep bi’ ezik ne hikmetse karşısında. Birbirlerinin babalarının ölümünde parmağı var ikisinin de ama Yamaç’ın derdi ‘kimin evi daha ferah’ var mı ötesi? Yine hiçbir ilişkisinden alışık olmadığımız bir durum bu. Yamaç Efsun’un itiraz sebebinin babası olduğunu düşünemiyor, evi beğenmez diye itiraz edecek sanıyor. İçten içe yalıyla, cam evle kıyaslıyor imkanlarını. Ben bu kıza ne verebilirim modunda sürekli. Dilenci sanacak gören de. Üstelik Efsun’u zorla götürmeye de çalışmıyor dikkat ettiyseniz diğerleri gibi. İkna olsun, o gelmek istesin diye bekliyor. Efsun olur demeden olmaz çünkü. Bu kez ipler tamamen Efsun’un elinde, prenses isterse gelir onun yanına Yamaç bunu biliyor. Hırçınlaşıyor işte o anda da.Efsun’a hırçın diyor da asıl hırçın olan kendisi. İstediği olmadığı için çocuklaşıyor hemen, ufaktan saldırı moduna geçiyor. Beyimiz tabii alışmış tutup tutup götürmelere, fıtratına ters geliyor şimdi böyle icazet almalar falan. Ama Efsun durur mu, durmaz! Yapıştırıyor cevabı ^^.

 

 

‘Ben hırçınsam sen nesin acaba boklu’ diyor, yani onu o demiyor ben diyorum tabii Efsun çiçeğim daha kibar şekilde ifade ediyor durumu. Yamaç o anda gülmeye başlıyor hallerine. Çünkü Efsun haklı, Yamaç nasılsa Efsun da öyle! Her konuda aynılar, Yamaç ondan farklı mı sanki…

Yamaç Efsun’un hormonal gelgitlerinin farkında bu arada. Artık bebek de yavaş yavaş gündeme gelmeye başlamış. Yamaçtaki o sahiplenmeyi, ilgiyi hissediyoruz. Önceden sadece Efsun’aydı ilgisi, bebeğe sevinmişti ama çok bir reaksiyon alamamıştık sonrasında. Yalıda ise kozdu onun için. Efsun’un Çağatay’a gitmesini engelleyebilmesi için Yamaç’ın elinde sadece bebek vardı, o öyle düşünüyordu en azından. Şimdi ‘siz nasılsınız’ diye sormaya başlamış. Yamaç için önceden onu Efsun’a bağlayacak parçayken şimdi ailesi olmuş bu bebek. Yamaç sürekli karnına dokunuyor artık.

 

Bu detaya sevineduralım, bir başka güzel detayımız da birbirlerinin huylarını edinmeye başlamaları. Rockçı asi Yamaç masal anlatır oldu, a komşular! Bilmeceleri masal tadında yazmalar, Efsun’un başını dizine yaslamalar falan. Yamaç meğer Efsun olmuş başımıza!

 

 

Bu arada masal sahnesine bir parantez açmak isterim. Aras cidden böyle kısımları oynamayı özlemiş; şevkini, rahatlığını, doğaçlama tavırlarını hemen fark ediyorsunuz. Çocuk buram buram kasvet koktu tabii, kırk yılda bir yüzünün güldüğü sahne yazdılar diye mutlu olmuş belli ki.

Yamaç kendi anlattığı masalda bize Efsun’u nasıl gördüğünü anlatıyor. O bir prenses, Yamaç da soğukta kapısında bekleyen bir garip prensçik… Sıraya giren adaylar kısmı geçmişe de güzel bir gönderme olmuş bu arada: “Çağatay kapında yatıyordu ya, daha ben varken o vardı!”.  Yamaç anlattığı masalla kıyın kıyın evlenme teklifinin yolunu yapacakken Efsundan veto yiyor. Efsun kariyerinin peşinde koşan bir prenses, kim demiş evlenecek diye? Yamaç bakıyor buradan kendisine ekmek çıkmayacak, Efsun’un istediği şekle sokuyor masalını. Yine onun dediği oluyor.

 

 

Sonra Efsun alıyor sazı eline, o anlatmaya başlıyor kariyer peşinde koşan prensesin masalı nasıl olurmuş. Babamın emaneti masalının ikinci kısmını anlatmaya başlıyor Efsun. Geçmişle günümüz arasındaki kısım burası, sanıldığı gibi henüz gelecekten bahsetmiyor ‘şu an’ sadece. Efsun babamın emanetinde yalnızca Yamaç, babası ve Çukurdan bahsetmişti. Şimdi sıra prensesin sahneye girmesinde. Masalın detaylarına bakalım.

 

 

Prenses halkını görmek istemiş: 3. sezon ilk bölümde Çukuru ele geçirmek isteyen Efsun ortaya çıkıyor.

“Çukur dediğiniz yer burası mıymış?”

 

Efsun’un uzun bir aradan sonra hıçkırmadan, rahat rahat nefes alabildiği bir yer oluyor Çukur. Efsun nedenini merak ediyor içten içe. Efsun’un peşinde Makbule’nin adamları var, her hareketi gözleniyor, babaanneye yetiştiriliyor. Efsun bu işten oldukça rahatsız, düşmanın peşinde olduğu bahanesiyle atlatıyor herkesi. Halbuki Efsun’un derdi başka. O İsviçre’ye kadar gelip kendisini öldürmeye çalışan ve bunu ‘biraz uyumak için’ yapan adamı merak ediyor. Gizliden gizliye izliyor onu. Adam yaralı… Dayanamıyor, yardım ediyor ona. Dizlerinde uyutuyor.

 

 

Adamın yarası dıştan da değil, içten. Adam babasının yarasını taşıyor göğsünde. Bir türlü ‘iyileşmiyor’ bu adam, ta ki prenses karşısına çıkana dek. Uzun zaman sonra ilk kez onun kucağında uyuyor deliksiz…Efsun o günden sonra hep uzaktan takip ediyor onu, elinden geldiğince koruyor. Yeri geliyor kendi babaannesini tehdit ediyor, yeri geliyor müttefikini kandırıyor. Ama her yaptığı şey Yamaç için. Ama Yamaç hala babasına ağlıyor, git gide emanetinin altında ezilip başkalaşıyor.

Yamaç kendini Çukur için Erdenet’lere satıyor, Yamaç artık eski Yamaç değil. Günden güne daha da taşlaşıyor yüreği, Efsun’u da uzaklaştırıyor günden güne kendinden. Prenses “uzak dur benden” diyen, ona hep bağırıp çağıran çocuktan uzaklaşıp saraya dönüyor o yüzden. Sözde ‘doğru insanlarla, ait olduğu yere’ gidiyor prenses. O sırada Yamaç merakla ve hüzünle soruyor Efsun’a: “Eee, gitmemiş mi bir daha çocuğu görmeye?” Yamaç, Efsun onun için geri dönsün istiyor. Prenses o çocuğu orada öylece bırakıp gidecek mi diye korkuyor.

 

 

Buradaki baba göndermesi de Cumali’nin Efsun’a babasının intikamı için gelişine yapılan bir gönderme. Yamaç gerçekleri inkar etse de baba faktörü ikilinin arasındaki en büyük engel. Efsun aslında burada bize bir ipucu veriyor, gidişinin asıl sebebi Nehir değil Cumali yani ‘baba’.

Efsun, yalı tarandıktan sonra Yamaç’ı uyarmaya gidiyor. Ama çocuk artık o eski çocuk değil, bir ağaç. Selimin ölümüyle bambaşka biri oluyor, Efsun o eski Yamaç’ı bulamıyor yerinde. Çocuk elindeki emanetin yüküyle ağaca dönüşüyor. Masal aslında bugüne dek olanı anlatıyor kısaca. Yamaç da durumu anlıyor, yüzündeki hüzünden belli oluyor her şey. Yamaç bundan sonra ne yapacağını bilemiyor, Zaten sorduğu soru da buna işaret: “Biz ne yapacağız böyle?” Ben artık ben değilim, zorluklar kapımızda dağ olmuş, biz bunlarla ne yapacağız böyle?

Sözün özü gelecek henüz muallak, ne olacağı belli değil. Hatırlarsanız, konuya bir de avcı dahil oluyordu ilk masalda. Bu taşı niye taşıyorsun diye soran kişi de Cumali amca olacak, durumdan bu anlaşılıyor. Yani niye uğraşıyorsun, Çukuru bana bırak git lafını duyabiliriz ondan.

 

 

Geçen bölümde “Yamaç teşekkür için bizim üçlünün kalbine teker teker dokundu, kalbimi bana geri verdiniz dercesine”  demiştim. Bu bölüm onun da karşılığını görüyoruz yeniden. ‘Kendi Çukurunun yamacında’ duran Yamaç, Çukur dövmesinin kazılı olduğu kalbinin üzerine Efsun’un elini koyuyor. O kadar ince, o kadar enfes bir detaydı ki mest olmamamız mümkün değildi doğrusu. Yamaç her fırsatta ‘Efsun demek ben demektir’ in altını çiziyor kalın kalın çizgilerle. Kullandığı sevgi sözcükleri bile buna işaret eder gibi; Sena  > Gül, Efsun > Can. Sena sevgili, Efsun kalbin ta kendisi. Gençliğin uçarılığıyla sevmek kolaydır, senayı sevmek de çok kolaydı o yüzden Yamaç için. Onca acının onca tükenmişliğin arasında sevmek ise bambaşka bir savaş…

Çukur Bizim Masalımız

 

Yamaç Efsun’u kendinden sayıyor, ben diyor onun için. Onu kurtarırlarken kendi kurtarılmış sayıyor, öylesine bütünlemiş kendini Efsunla. Efsun demek Yamaç demek artık onun gözünde de gönlünde de. Umudunu, geleceğini, mutluluğunu Efsun’a bağlamış tamamen. O yoksa hiçbiri yok. Aslına bakarsanız, Yamaç Efsun’u ‘gerçekten’ kaybetme korkusunu da yaşamadı tam olarak. Yamaç henüz Efsunla yaşamanın, her güne onunla uyanmanın, onunla gülmenin, onunla ağlamanın, onunla bir gelecek inşa etmenin, çocuk büyütmenin ya da daha küçük zevklerin tadını bilmiyor.Bütün bunları yeni yeni öğreniyor, Efsun henüz varlığını tamamen ortaya koymadı bile! Şimdiden ona böylesine bağlanan biri olur da yarın bir gün kaybettiğinde ne olacak sizce? Geriye Yamaçtan eser kalır mı? Geriye bir Yamaç kalır mı? Mümkün değil artık bu saatten sonra…

O yüzden olur da Efsun ölürse Yamaç da ölecek onunla birlikte. Hayatta kalırsa nefes alan bir kabuk olarak kalır sadece başka bir şey değil. Tabii o da mecbursa. Delirir muhtemelen öyle bir durumda, kimse kurtaramaz onu. Bu konuda Nehir’den medet umanlar da boşuna hayal aleminde yaşamasın. O mektup meselesinden sonra Yamaç’ın yüzünde ferahlamış bir ifade vardı. Çocuğunu görmek için güzel günlerin gelmesini umut ediyor ama hepsi o kadar. Başka bir tımarhanede karşılaşırlarsa bu Efsun öldü diye olur. Zaten yazılan mektupta bile hikayelerindeki ‘olmamışlığın’ izleri göze çarpıyor. Duygu desen yok, giriş-gelişme-sonuç koskoca bir sıfır. Bir şey paylaşmadılar ki kız ne yazsın gerçi mektuba! Baksanıza, hiç düşünmedim bile yazmış. Resmen hikayelerinin özeti bu kelime!

 

Çukur bölüm yazı ve yazı altı yorumları bu linkte: Çukur Bölüm Yazıları

Bu haftaki bölüm yazısı : ÇUKUR – Bizim Masalımız

 

 

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap