İzledim

BAHT OYUNU – Sana İhtiyacım Var

Baht Oyunu ikinci bölüm reytingleri ilk bölüme göre güzel bir ivme ile yükselmiş. Süper değil mi? İkinci bölüm Total’de 3,59 reytingle 5. AB’de 2,91 reytingle 8. ABC1’de 3,41 reytingle 6.oldu. Bölüm yorumu konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

Şanslı Numara 27: Zaman Pazarlık Zamanı

 

Geçen hafta kendisine Rüzgar’ın işe yaramaz bir adam olduğunu defalarca anlatmaya çalışan arkadaşı Selin’in bu hafta “madem peşine düştün almadan gelme” tarzı kışkırtmalarıyla mı yoksa tezahüratlarıyla mı demek daha doğru olur bilemediğim desteğiyle şirkete ilk adımını atan Ada’nın, daha içeriye girer girmez Tuğçe ile yüz yüze gelmesinin hiç hayra alamet olmayacağını biliyordum. Ama içinden geçenin kafasını masaya sürtmek olduğunu tahmin edemezdim. Neyse ki korktuğum gibi olmadı da Tuğçe’yi görünce kendini kaybedip bir rezillik çıkarmadı.

Ama itiraf edin özellikle de kadınlar kaçımız laftan anlamayacağını düşündüğümüz bir hemcinsimizin saçlarını elimize dolayıp onu dövmeyi hayal etmişizdir kim bilir? Ne kadar modern, eğitimli ve savaş karşıtı olursak olalım mağaralarda yaşadığımız dönemlerden beri genetiğimize işlenmiş ve işlenmeye devam eden bir duygu bu. 

Konuya dönersek eğer editör olarak yanında çalışmak için kendisine şantaj yaptığı ama asistanlık pozisyonuyla yetinmek zorunda kaldığı Bora’nın yirmi yedinci asistanı olacağını öğrenmesi Ada kadar benim de gözümü feci bir şekilde korkuttu. İş söz konusu olduğunda Bora’nın mükemmeliyetçi ve aksi biri olmasını tahmin ediyordum da hiçbir asistanının bir aylık süreci tamamlayacağı kadar katı ve diktatör bir patron olmasını hiç beklemiyordum.

İlk bölüm yazımda da Baht Oyunu’nun sıradan bir yaz dizisi olmadığını ve sembollerden çokça faydalandığını hatta senaristinin sadece dikkatli izleyicilerin fark ettiği ayrıntılara yer vermeyi sevdiğini belirtmiştim. Yirmi yedinci asistanı olduğu için ofistekilerin kendisine “27” lakabını taktıkları Ada sayesinde dile gelen bu yirmi yedi rakamına daha önceki bölümde Evren’in Bora’nın annesine oğlunun yıldız/aşk haritasından söz ederken de rastladığımızı hatırlayan var mı hiç bilmiyorum ama Ada’nın bu lakabı almasının bir tesadüf olduğuna inanmıyorum …

Yalnız belirtmeliyim ki ofiste bu tür isim takmaların ve bahislerin gerçekleştirildiği bir ortam olması çok üzücü. Bir insanın hayatı üzerine kumar oynanması ve bunun bir ofis eğlencesine çevrilmesi çok rahatsız edici bir durum. Ancak Bora’nın yanında çalışan asistanlar bir ayı tamamlayamasa da diğerleri gibi bir isim takmak yerine adlarını öğrenmeye dikkat ettiğini ve bu lakap takma mevzusundan rahatsız olduğunu bir sert bakışıyla anlatan bir patron olduğunu görmek biraz içimi rahatlattı. Ama sözleşme imzalatmadan önce okumasına izin vermemesi yanlıştı. Karşındaki insanın önüne bir sözleşme koyup imzalamasını bekliyorsan önce bir okumasına izin vereceksin.

 

 

Ada’nın esnek çalışma saatlerine dayanan bu sözleşme -ki belirttiği saatlere bakılacak olursa kendine bir asistan değil; bir köle arıyor- üzerinden bu işe çok ihtiyacı olduğu halde Bora ile giriştiği pazarlık gerçekten de görülmeye değerdi. Ada’nın kendinden önceki asistanların yaşadığı kovulma sorununu göz önünde bulundurarak en az altı ay kovulmayacağına dair güvence istemesi, kendisini kovmasın diye sözleşmeye bir milyonluk tazminat maddesi koydurması ve bunu yaparken de Bora’nın kendisinden istediği videoyu baskı aracı olarak kullanması akıllıcaydı.

Bu bile kendi başına Ada’nın aslında göründüğünden daha akıllı olduğuna delalet eden bir kanıttı. Üstelik Bora çalışanlarının geçimlerini kazanmaları konusunda taşıdığı sorumluluğu dillendirse de Ada’nın kararlılığına teslim olması Ada’nın istediğinde tuttuğunu koparan ve ikna kabiliyeti yüksek bir kadın olduğunun da en büyük kanıtı. Ada’nın talepleri karşısında -onun şaka yaptığını düşünen- Bora’nın attığı kahkahayı güzel bulan tek kişi de ben olamam herhalde. Nereden bakarsan bak bu ikili birbirlerini daha iyi versiyonları olmaları konusunda zorluyorlar.

Babası gibi güçlü bir adama bile kafa tutan ve kimseye eyvallahı olmayan Bora gibi prensiplerine çok bağlı bir adam, hayatının her alanında iyi niyetinin kurbanı olmuş ve daima kullanılan taraf olan Ada gibi bir kız tarafından yenilgiye uğratılsın. İnanılır gibi değil; kim bilir bu gözler daha ne ilklere şahit olacak. Ada’nın büyüsüne kapılmış o nereye çekerse oraya giden Bora Doğrusöz’ü izlemekten daha keyifli ne olabilir ki? Neyse ki Bora’nın o “gıcık” ortağının babasıyla yapmış olduğu hisse devrine dair konuşmayı duydu da işin ciddiyetinin biraz farkına vardı.

Maaşı dudak uçuklatan bu iş temelde Bora’nın işi ve yeğeni dışında hayatının geri kalan tüm alanlarının kusursuz bir şekilde idame ettirildiğinden emin olma görevi. Bora’ya sadece kahvesini tam zamanında ulaştırmaktan ibaret değil; onun hem beslenme uzmanı hem de şoförü olmayı içeren çoklu görev tanımına sahip bir iş bu. O kadarını anladım da insanlar gerçekten kahve için bir çizelge hazırlıyorlar mı onu geçtim gerçekten kahvesinin hangi ısıda yapıldığına dikkat eden biri var mı yoksa dizilerde bunu zor bir insan olduklarını göstermek için mi kullanıyorlar? Bütün maddeleri görünce asistanlarının neden bir ay bile dayanamadığını anladım. Çünkü bu resmen kölelik…

Rüzgar’ın nankörlüklerinden bu bölüm elimden geldiğince bahsetmemeye özen gösteriyorum. Ada onu seviyor diye o da Ada’yı sevmek zorunda değil; gönül meselelerinde zorlama ya da “ben seni seçtim sen de beni seç” durumu olmaz. Ama sevmediği halde işim görülsün diye seni seven birinin kalbiyle oynamak hele de o insanın duygularını kendi lehine kullanmak unutulup affedilebilecek bir ayıp değil. Geçen bölüm yaptıklarının üstüne bir de hiçbir vasfı olmayan bir kadın olduğunu söylemesi çok acımasızcaydı. Kızın hayalini bile bile yüzüne bakıp “ilkokul seviyesindeki kompozisyonlarınla buradaki kimse ilgilenmez” dedi. Ama ben onun zorunun ne olduğunu iyi biliyorum. Ada’nın ne kadar yetenekli ve sevilen biri olduğunu biliyor; onun gölgesinde kalmaktan korkuyor.

 

Bir Araba Sorunsalı

 

Sözleşmesinde yazdığı gibi patronunu arabasıyla evinde çıkan ufak çaplı bir yangını söndürmeye götürürken ki şoförlüğü Bora ve Ada arasında çıkan bir başka kavganın da fitilini ateşleyen neden oldu. Ada’nın nasıl bir trafik eşkıyası olduğunu gördükten sonra sürücü koltuğuna geçmeye karar vermesi ve de aralarında geçen diyaloglar inanılmazdı. Her zaman demişimdir metropollerde araba kullanmak stresli bir iş diye. Erkek karakterlerin trafikte kavga ettiklerini gösteren sahnelere alışkınız da kadınların trafikte kavga etmelerine alışkın değiliz ama inanın bu tür kadınlardan gerçek hayatta sayamayacağınız kadar çok var. Senaristlere gerçek kadınları resmettikleri için teşekkür ediyorum. Hepimiz kusursuz birer prenses olmayı başaramıyoruz ne yazık ki.

Dürüst olmak gerekirse arabadan inmesini istediği anda tamam her şey daha başlamadan bitti diye düşündüm. Arabayı kullanma daha doğrusu kullanamama becerisinden ötürü kesin işten kovuldu dedim ama korktuğum başıma gelmedi. Ada dışında kaç kişi patronunun ona özel şoförlük yaptığını söyleyebilir ki?

Onu geçtim kaç kişi daha ilk iş gününde patronuna karşı uyuz tabirini kullanıp işinden kovulmamayı başarmıştır acaba? 7/24 birlikte yaşadıktan sonra birbirlerinin en küçük kusurlarına sinir olup kavga çıkaran çiftler vardır ya “diş macununu neden ortadan sıktın” diye kavga ederler. Ada ve Bora da nasıl olduysa daha ilk günden yıllardır birlikteymiş gibi kavga etmeye başladılar. Ama ben onların en çok bu didişen hallerini seviyorum. Çünkü Bora normalde karşısındaki insanla bu tarzda diyaloglar kuracak türden bir adam değil. Ama Ada mevzu bahis olduğu zaman karşısındaki kadını çalışanı değil de dengi olarak gördüğünü hissedebiliyorum.…

 

Bizi Cennetten Görüyorlar Mıdır?

 

Bora’nın iş yerindeki krize rağmen bu saatte işten çıkıp eve gitmesine neden olabilecek tek acil durumun Elif ile ilgili olduğunu biliyordum ve geçen bölümdeki yazımda Elif ve Ada’nın bir araya gelmelerini ne kadar istediğimi de belirtmiştim. O yüzden bu isteğimin daha ikinci bölümde bu kadar çabuk gerçekleşiyor olduğunu görmek beni ziyadesiyle memnun etti. Anne ve babasını kaybetmiş Elif’in “bu hayatta kendisiyle aynı yerden yara almış” Ada ile iyi anlaşacağına ve birbirlerini çok seveceklerine dair en ufak bir şüphem yoktu. Ki tam da tahmin ettiğim şey gerçek oldu. Elif’i yıllardır tanımalarına rağmen onu çok seven dayısı dahil ev halkından hiç kimse onun nerede olduğunu bulamazken Ada “Kendini nerede güvende hissediyorsa oraya sığınmıştır” diyerek Elif’i eliyle koymuş gibi odasındaki dolapta saklanırken buldu. Yetişkinler neden dolapları hesaba katmazlar anlamadım gitti.

Ada’nın çocukları sevdiği ve dillerinden iyi anladığı kimse için şaşırtıcı olmamıştır diye düşünüyorum. Gizlendiği yeri kendiliğinden açık eden Elif ile Ada’nın yaptıkları sohbet ise duygu yoğunluğu bakımından bu bölümün beni en çok etkileyen sahnelerinden biriydi. Neyse ki bu sahnenin duygusallığından etkilenen tek kişi de ben değildim. Ada’nın Elif’i bulma taktikleri sadece bu küçük kızın kalbini değil; aynı zamanda kapı aralığından onları dinleyen Bora’nın da kalbini fethetti. Bu andan sonra Bora’nın Ada’ya âşık olmaktan başka hiçbir seçeneği kalmamıştı.

 

“Ben de senin yaşındayım, küçücüktüm. Babam beni bulsun diye saklanırdım.

Buldu mu peki?

Bulamadı.

Senin baban da mı cennete gitti? Benimki de orada. Annem de öyle. Birlikte cennetteymişler. Sence bizi görüyorlar mı?

Elif, ben dördünün de yani ikimizin de anne-babasının bizi izlediğine gördüğüne eminim.”

 

Anne-babasını küçük yaşta kaybeden çocuklar için hayat nasıl bir şeydir tahmin bile edemiyorum. Ama annem anneannemi kaybettiğinde kırk iki yaşındaydı. Ama o haliyle bile insan ancak bütün ebeveynlerini kaybettiğinde yetişkin olduğunu anlıyor demişti. Çünkü artık hiç kimsenin çocuğu olduğunu söyleyemiyorsun ve kimse de sana annem gibi çocuk muamelesi yapmıyor demişti. Elif daha bunları bile kavrayamayacak yaşta aslında onun evlat olma birinin çocuğu olma evresi daha başlamadan bitmiş. Ev halkı bunu ona sağlamaya çalışsa da o eksikliğin doldurulabilmesi mümkün değil. Tıpkı babasının büyümenin Ada’nın erkek seçimlerinde açtığı yaralar gibi.

 

 

Elif’i bulma konusundaki başarısı ve onunla anne-babaları konusunda yapmış olduğu muhabbet nasıl ki Ada’nın Bora’nın kalbine girmesini sağladı. Onun yeğeniyle olan iletişimi, onu kokusundan bulduğunu söylerken ki tatlılığı ve Elif’e sımsıkı sarılmış olduğu gerçeği de farkında olmadan Ada’nın da ondan etkilenmesine neden oldu. Bora Elif’in yanında çok daha yumuşak ve duygusal bir yüzünü gösteriyor. Tam da bu yüzden bu ilişkide âşık olduğunu kabullenmekte en çok zorlanacak taraf sanırım ilk aşkıyla evlenmezse mutsuz olacağını düşünen Ada olacak. O yüzden de bu tür anların çoğalarak Ada’nın bilinç-altını ele geçirdiği bölümleri izlemek için sabırsızlanıyorum.

Bora’nın Elif’in yanında konuşmadan teşekkür etmesi gibi anneanne ve dedenin de Elif’i bulduğu için kendisine duydukları minneti dile getirmelerinden dolayı yanaklarının kızarması bile Ada’nın güzel kalbinin bir göstergesi… Ada ve Bora’nın o kısacık anda bakışması da başlayacak olan aşkın ilk kıvılcımı. Bora da bunun farkında olacak ki özel hayatını gören Ada ile aralarında bir bağ oluşma ihtimalini araya tekrar mesafe koyarak koparmaya çalıştı. Erkeklerin sorunu ne merak ediyorum. Beş dakika kazayla yanımızda duygusallaştıktan sonra saatlerce hatta kimi zaman haftalarca bizi duygusal bir insan olmadıkları konusunda ikna edebilmek için türlü türlü sevimsiz ve duyarsız eylemde bulunuyorlar. Sanki erkek olduğun zaman duygusallaşmaya karşı cinsten bir insana incinebilir hassas bir yanlarının olduğunu göstermeye hakkın yokmuş gibi davranıyorlar. Halbuki sizi bilmem ama ben bir erkekte en çok duygularını kabullenmesini ve kusurlarını benimle paylaşma cesareti göstermesini seviyorum.

Kahve sahnesi her ne kadar Bora ve Ada arasında gerçekleşen komik anlardan biri olsa da aslında altında yatan motivasyon, Ada’yı kahve yaparken bezdirerek aralarındaki uyuz patron ve beceriksiz/sakar çalışan dinamiğini yeniden yaratmak başka bir deyişle Bora’nın aralarına profesyonel bir mesafe koyma çabası. Gerçi bu girişimin altında Ada’yı ilk iş gününden bezdirip kendi kendine işten ayrılmasını sağlamaya çalışmasının da bir payı var.

 

Acil Sevgili Aranıyor!

 

Ada hem Selin’in gaza getirmelerine hem de eşi Rüzgar’ın kendini aşağılamalarına daha fazla dayanamayarak Tuğçe’nin detoks içeceğine uyku ilacı atmasını fazla bulan seyircilerin aksine gecede yaşanılanları düşününce içimden keşke müshil ilacı satın almış olsaydı dedim. O zaman Rüzgâr ile gelip tüm geceyi mahvedemezdi. Bora Tuğçe’ye ulaşamayınca o kadar çok kadını aradı ki sonra Ada kendisine kadınlar konusunda deneyimli olduğunu söyleyince kızıyor ama görünen köy de kılavuz istemez. Telefonunda arayıp ricada bulunabileceği o kadar kadın varsa onlarla arasının iyi olduğunu hatta kadınlar arasında popüler olduğunu düşünmek de normal.

Ancak bu görüşmelerden sonra Bora’nın kadınların aralarında neler konuştuklarına dair genellemesi hiç hoşuma gitmedi. Biz kadınlar sadece mutfak ya da el işleri hakkında konuşmayı çalışma hayatına girmeye başladığımız zamanda bıraktık. İlgi alanımıza giren erkeklerin de aktif olarak konuştukları her alanda biz de zekice istişareler de bulunabiliyoruz. Üstelik biz bunu daha yüksek olan kelime dağarcığımız ve kadın olmanın verdiği zarafetle yapmayı başarıyoruz. Sanki erkekler kendi aralarında toplandıklarında nelerden konuştuklarını bilmiyoruz!!!!      

Bora’nın denize düşen yılana sarılır misali Ada’nın kendi etrafında dönmesini istemesi ve çok vakti olmadığı için umduğunu değil bulduğuyla idare etmek zorunda kalması restoranda Ada’yı “sevgilisi” olarak tanıtmasına neden olan bir maceranın da kapısını aralayan çözüm olacaktı. Tabi Bora bu çözüm yolunun mevcut probleminden de büyük sorunlara neden olacağını nereden bilebilirdi ki. Halbuki restorandaki bu görüşme çok da güzel başlamıştı. Bölümün en sevdiğim anlarının birçoğu bu restoranda geçti. Yeri geldiğinde romantizmi yeri geldiğinde komediyi ve dramı bu restoranda iliklerime kadar hissettim. Ada ile ben de duygular açısından bir roller-coaster yaşadım. Dünyayı Ada’nın gözlerinden gördüm ama Bora’daki duygu değişimlerini fark etmeyecek kadar da kör olmadım.

 

 

En önemlisi restorandan içeri girer girmez onun için sipariş ettiği elbiseyi giyip gelmesi amacıyla Ada’yı kadınlar tuvaletine göndermesi ve Ada’nın elbiseyi giydikten sonra tuvaletten çıkmayı reddetmesine verdiği tepkiydi. Ne yalan söyleyeyim ben Ada’nın yerinde olsam ben de o tuvaletten çıkmazdım. Oldum olası çok açık elbiselerden hiç hoşlanmamışımdır. Göğüs konusunda da Allah’ın çok cömert davrandığı kullarından biri olduğumdan dekolte elbiseler içinde kendimi hep çıplak hissedermişim gibi gelirdi. Bu yüzden öyle dekolteli bir elbiseyi -içinde kendimi ben gibi hissetmeyeceğimi bildiğim için- asla giyip insan içine çıkmak istemezdim. Kaldı ki geleneksel bir aile yapısında büyüyüp bir anda açık saçık giyinmeye başlayan dizi karakterleri de bana hiç inandırıcı gelmezdi.

Kadınlar tuvaletinin kapısını zorlayarak içeri giren Bora’nın gördüğü manzara karşısında büyülendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Kızı çaktırmadan aşağıdan yukarıya doğru bir güzel süzdü. Sanırım o da Ada’nın bu kadar güzel olmasını beklemiyordu. Rüzgâr ilerde ne kaybettiğini anlayacak kadar akıllanacak mı acaba? Zira onun elinin tersiyle ittiği Bora için dünyanın en güzel şeyi oldu. Ada o elbiseyle kadınlar tuvaletinden çıkmazdı eğer Bora onu işten kovmakla tehdit etmiş olmasaydı. Baktı ki böyle devam ederse ilk günden işten kovulacak planına devam edebilmek için tuvaletten çıkmayı istemeden de olsa kabul etti.

Ada’nın her mazbut ev kızı gibi fermuarını çekerken bir yerini görmesin diye Bora’dan gözlerini kapalı tutmasını istemesi benim hoşuma giden bir detay oldu. Aşk göze hitap etmek değildir. Göz göze gelip uzun uzun bakışmak da değildir. Duyu organlarının sana gösterdiğinden ötesinde bir duyguyu derinlerinde bir yerde hissetmektir.

Fermuar kapatma girişimi sırasında Bora eğer gözlerini kapatmamış olsaydı Ada’nın utanıp göz göze gelemediği ve rahatsız olduğu bir anı ya da o fermuarını çekerken bir anda cesaretlenen Ada’nın onunla göz göze gelerek sıradan yaz klişelerinden birinin yanına artı işareti koydukları bir anı izlemekle yetinecektik. Şimdi ise patronuna işin ehli olduğunu söyleyen ve gözlerini kapamaya ikna eden Ada’nın direktifleri doğrultusunda yolunu bulan bir Bora’nın aşkı ilk kez içine çektiği fazla samimi ve fazla sıcak bir anı izlemiş olduk. Saçlarının kokusuyla birlikte aşkı içine çektiğini söylemek yanlış olmaz. O kadar samimi bir andı ki Rüzgâr yüzünden körleşen Ada bile o anın büyüsünü hissetti. Zira yüzündeki ifade bir anda değişiverdi. Bu henüz bilinçli bir değişme değildi ama olsun…

Ada’nın nefes alış-verişinde meydana gelen gözle görülür değişim dışında saçının kokusunu içine çeken ve onu görür görmez nutku tutulan ya da daha doğrusu dili tutulan Bora’yı izlemek büyük bir zevkti. Onun gibi sosyal platform üzerinden okuyuculara yönelik içerik üreten bir baş editörün kelimelerle arasının daima çok iyi olması beklenir. Bir kadınla konuşurken iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanan bir baş editör ya gafil avlanmıştır ya kafası dağınıktır ya da Bora’ya olduğu gibi karşısındaki kadın güzelliği karşısında dili tutulmuştur. Dudaklarından dökülen “güzel” sözcüğünü söylemeyi planlamamıştı. Bir anda ağzından kaçtı sonra da toparlamaya çalıştı. O istediği kadar çaktırmamaya çalışsın, ses tonundaki değişim onu ele veriyor ama farkında değil.

 

Evde de Böyle

 

Ada’yı o elbiseyle kadınlar tuvaletinden çıkarmayı başarsa da kız arkadaşıymış gibi davranmasını sağlayabilmek için kendisinden ricada bulunmak ve ona lütfen demek zorunda kalması Bora’nın restoranda rezil olmasına ya da restoranda onları izleyen kadınlar tarafından kendisine hayranlık duyulmasına neden oldu. Artık hangi açıdan baktığına göre değişir. Bir restoran dolusu insanın önünde “Sevgilim olur musun?” demeyi o utanç verici bulmuş olabilir ama birçok kadın erkeğin aşkını kamuya açık alanlarda dillendirmesini romantik bir jest olarak görüyor. Onun imajına zarar verdiğini düşündüğü bu hareket orada birçok kadının kalbini çalmasına neden olmuş olabilir.

Bu arada Bora’nın neden sevgili rolünü oynamaları gerektiğini söylediğinde Ada’ya ne şirket için önemli biri ne de kendisi için özel biri olmadığını söylediği sahnede Ada’nın diliyle vermiş olduğu tepkiye beni gömün! Ada neden bu kadar doğal olmak zorunda ki? Ada’nın “sevgili” rolünü oynamak için Bora’yı kıvrandırmasını izlemek keyifliydi de sevgili rolü oynamak için fazla mesai ücreti isteyebileceğini düşünen Bora gerçekten çok kırıcıydı.

 

 

Bu resimdeki sahneye gelince de ne diyeyim bilemedim. Söz konusu ayakkabı olduğunda bu tip yaz dizilerinde sıklıkla görmeye çok alıştığımız “beyaz atlı prens” figürünün satır aralarına sıkıştırılmış ve doğrudan zihinlerimize hatta bilinç altımıza işlenmeye çalışıldığı bir mesaj olduğunu söyleyerek başlayabilirim. Ada farkında olmadan o restoranda kendi masalını yaşamaya başlamıştı aslında. Hiç tanımadığı bir tasarımcının kendisine peri annelik yapıp teslim ettiği elbisenin içinde koluna da farkında olmadan “gerçek prensini” takmış baloya gider gibi gittiği o iş görüşmesinde bütün gözler ondan yansıyan ışıkla adeta kör olmuştu. Ayağından çıkan ayakkabıyı giydirmek için önünde eğilen Bora da prens olmanın ilk koşulunu yerine getirmekle meşguldü.

Prensesinin önünde eğilip ayakkabısını giydirmek. Daha önce de söyledim bu dizinin senaristleri dikkatli gözler için hikâyenin içine deşifre edilmeyi bekleyen birçok metafor yerleştirmişler. Bazılarını anlamlandırabilmek için çok derinlere inmen gerekiyor, bazılarını anlamlandırmak için ise derinlere inmene hiç gerek kalmıyor. O yüzden Ada’nın ayakkabısının ayağından çıktığı sahneye sadece bir komedi unsuru olarak bakmamak lazım…

 

Kalabalıkların Sesine Kulak Verme

 

Ada’nın sakar ve daima aklına ilk geleni söylediği için kendini rezil olacağı durumlara sokan aptal bir kız olduğunu düşünebilirsiniz ama Ada’nın insanlar tarafından sevildiği gerçeğini de inkâr edemezsiniz. Ada’nın içinde daha henüz keşfetmediğimiz birçok nitelik var aslında. İşe girebilmek için o videoyu kullanma biçiminden aslında ne kadar iş bitirici olduğu da ortaya çıkıyor. Ama bana Ada’nın aslında ne kadar ikna edici ve ne kadar zeki bir kadın olduğunu düşündüren şey, kendi küçüklüğüne dair bir hikâyeden yola çıkarak yanlış anlamaların ve ön yargıların ne kadar tehlikeli olduğunu Serdar Bey’e anlattığı konuşmasıydı. Bora’yı savunabilmek için dişini tırnağına taktığı o hali ve daha yeni tanıştığı kendisine sürekli bağıran bir adamı temize çıkarabilmek için elinden geleni yaptığı o sahne bizi olduğu kadar Bora’yı da etkilediği yüzünde beliren gülümsemeden belli oluyordu.

 

“Şimdi böyle hep beraber gülüp geçiyoruz. Çocukça bir yanlış anlaşılma olduğu için. Ama her zaman öyle olmuyor, Serdar Bey. Siz de biliyorsunuz tıpkı Bora’nın başına gelen olay gibi. Özellikle şu sosyal medya çıktığından beri insanlar tetikte bekliyor. Bir şey olsa da biri düşse de bir tekme de biz vuralım diye. Linçlemek için fırsat kolluyorlar. Hani böyle filmler olurdu ya eskiden idam sahneleri olurdu. İşte Yunanlıların beni istiyor olması komik. Ama video komik değil. Hem de hiç komik değil. Videoya inanıp linç eden insanlar da çocuk değil. O yüzden Serdar Bey size gerçekten çok teşekkür ediyorum. O kalabalıkların asın kesin demelerine kulak tıkadığınız için. Bora’nın kendisini anlatmasına izin verdiğiniz için çok teşekkür ederim.”

 

Bora hakkındaki yanlış anlaşılmayı güzel bir şekilde sonuca bağlayan Ada’nın patronunun elini tutma jesti benim çok hoşuma gitti. Bu söylediklerinde samimi olduğunu ve söylediği her şeyi içten gelerek söylediğinin bir kanıtı. Ada’nın en büyük avantajı Bora’nın etrafında görmeye alışkın olduğu boyalı kadınlardan biri olmaması. Onun bu doğallığı öyle içten öyle samimi ki etrafındaki insanların onu kayıtsız şartsız sevmesini sağlıyor. Ada insanlar onu sevsin diye uğraşmıyor; kendi gibi olduğu için insanlar tarafından seviliyor. Onun bu doğallığı Bora’nın bile bu yemekten zevk almasını sağladı. Ta ki Tuğçe ve Rüzgâr gelene kadar ama her hikâyede Tuğçe gibi kıskanç bir cadı ve Rüzgâr gibi saat gece yarısı olduğunda hayalleri paramparça eden bir iş birlikçi mutlaka vardır.

 

Bir Bildiği Vardır

 

Rüzgar’ın Ada’ya karşı senden daha başarılı senden daha zeki diye öve öve bitiremediği Tuğçe’yi parlatabilmek için Ada’nın alkol konusundaki bahtsızlığını kullanması çok alçakça bir hamleydi. Tabi herkes Ada gibi olamıyor. Onun ışığını çalabilmek ve gölgesinden kurtulabilmek için onu karalamak gerekiyor. Neyse ki her fırsatta -elbise olayında bile- Ada’yı savunan Bora vardı da Tuğçe ona 27 dedikçe ısrarla onun adı Ada deyip bizim kızı korudu.

Her ne kadar likörlü bir çikolatanın bünyesine bu kadar çabuk etki etmesini absürt bulsam da Ada’nın alkolün etkisindeyken kendi kendini rezil ettiği sahnelere gülüp restorana girdiğinden beri bir gözünün üstünde olduğu mikrofonla “Arı vız” şarkısını söylemesini bir komedi sahnesi olarak değerlendiremeyeceğim. Bu sahnede komik olan nadide tek şey, çikolatayı yer yermez yüzünde beliren gülümsemeydi, o kadar. Eğer burada o anların komik olduğunu düşünen de varsa bence espri anlayışını gözden geçirmeli. Zira alkolün etkisiyle karar verme yetisini kaybettiği bu anlar aynı zamanda Ada’nın en savunmasız ve en çok korunmaya ihtiyaç duyduğu anlardı.

 

“Erkekler böyleler. Anneleri olmamızı isterler oluruz. Arkadaşları olmamızı isterler oluruz. Bekar erkek güzel kadına, evli erkek her kadına bakar (…) Benim bir arkadaşımın arkadaşının… arkadaşının teyzesinin kuzeninin kızı. Üç yıl boyunca kocası onu aptal yerine koymuş, kızı yemiş iliğini kemiğini kurutmuş. Sonra daha iyisini, güzelini, zekisini, zayıfını, sıfır bedenini bulunca tekmeyi atmış; ona yol vermiş.”  

 

Söylediği her şeyin doğru olmasına rağmen sarhoş kafayla söylediği için herkesin kendisine güldüğü Ada’yı tüm eleştirilerin karşısında koruyan tek kişinin Bora olması kumaşının da karakterinin de ne kadar iyi olduğunu gözler önüne seriyordu. Bora belki “uyuz/gıcık bir patron” olabilir ama kalbi doğru yerde. Çok göstermese de çok güzel ve düşünceli bir kalbi var. Bora Ada’nın mikrofonla söylediği bütün o sözlerin derinliğini o kadar iyi anladı ki başka biri anlamasa da olurdu. Bazı insanlar vardır acınızı saatlerce de kendisine anlatsan asla anlamaz bazı insanlar vardır hiç konuşmasanız da acınızı anlar. Bora ikinci guruba giriyor. Bağlaması gereken antlaşma için adamın suyuna gitmek varken Ada’nın arkasında dimdik durdu. Kimseye çaktırmasa da “Vardır bir bildiği” diyerek aslında aynı acıyı kendisinin de tanıdığını biz izleyicilere hissettirdi. Bu Aslı kimse belli ki Bora’nın çok canını yakmış.

Rüzgâr gibi kimisi kendine adam der üç yıl boyunca kahrını çeken ve bu ülkede kalmasına vesilen olan insanın herkesin içinde rezil olmasını izler hatta bu olayın gerçekleşmesine ön ayak olur; kimisi de Bora gibi tüm şirketinin geleceğinin Serdar Bey’e bağlı olduğu yemeğin ortasında ayrılıp feryatlarını kimsenin duymadığı Ada’ya yardım etmek için her şeyi bırakıp gider. Ada’yı sahneden kucaklayarak götürmesi bile aslında bir metafor. Aynı yarayı alan insanlar birbirlerini iyi tanırlar, bu yüzden de birbirlerine sahip çıkma konusunda empati duyguları daha çok gelişmiştir. Tam da bu yüzden düşen prensesimiz Ada’yı en savunmasız anında bir prens edasıyla kucaklayıp götüren Bora’nın onu evine kadar götürmüş olması ve kapıya kadar kucağında taşıması masallardaki gibiydi.

Serdar Bey’e karşı ona arka çıkan Ada gibi Bora da onun kontrolünde olmadığını bildiği bir durum dolayısıyla gecenin mahvolmasına neden olan Ada’ya sahip çıkıp onu kapısına kadar götürmesi ve kucağında taşıması tam da o anda evde olan teyzeleriyle karşılaşmasına neden olduğundan “her şerde bir hayır vardır” demek istiyorum. Onlara daha kapının eşiğinden girmeden endişelenmesinler diye Ada’nın durumunu anlatması çok düşünceli bir hareketti. Kendisiyle konuşmak zorunda olmadığı halde eniştesiyle gidip mutfakta erkek erkeğe istişare etmesi ise tam bir centilmenlik örneğiydi. Aslan enişteye sen kimsin demedi ya da terslemedi. Sert bir üslupla konuşup tepeden bakar bir tavır da sergilemedi. Aksine olan biteni tane tane anlattı ya benim saygımı kazandı.

Belli ki bu konuda yalnız da değilim. Çünkü yeğeni âşık olacak diye korkan Nergis teyze o gittikten sonra Bora’nın boyunu posunu ve elektriğini öve öve bitiremedi. Ne diyelim Bora kaleyi içten fethetmiş, hadi hayırlısı. Ada da Elif’in kalbini fethettiğine göre belli ki dayısıyla Ada’yı daha çok yakınlaştıracak. Ada kendisine eve getiren kişinin Bora olduğunu öğrendiğinde “Nedir bu adamın benden çektiği? Hep kucaklarda” tepkisini vermesi çok komikti.    

 

Bir Çek Yırtma Meselesi

 

Ada için o sabah hiç iyi başlamamıştı. Dün gece kendisine güven patronunu yarı yolda bırakmış ve ilk günden de işinden olmuştu. Bu işe girebilmek için kendini Bora ile erkekler tuvaletine kilitlemeyi göze alan Ada’nın hatasını bilip iş konusunda Bora’ya yalvarmaması ve gece giydiği kıyafeti kuru temizlemeden alarak hazırlıklı gelmiş olması çok anlamlıydı. Ama bir ofis dolusu çalışanın “arı vız” diyerek ilk okul seviyesinde bir şakayla kendisiyle dalga geçmiş olması hiç hoş değildi. Sosyal içerik üretiyorsunuz ama yaratıcılıktan bir habersiniz.

Bora’nın dün gece yaşanılanlar konusunda kendisini çok kötü hisseden Ada’yı rahatlatmak için göz teması kurup “Senin bir suçun yok” demesi çok anlamlıydı çünkü Bora inanmadığı bir şeyi söylemeyecek bir adam olduğunu ilk bölümün hastane sahnesinde söylemişti. Eğer Ada’nın suçlu olduğunu düşünseydi bunu asla söylemezdi.

 

twitter

Bora için Ada konusunda en azından karakterini tanıması konusunda en büyük ipucu veren sahnelerden biri de onu kovduğu için sözleşmede yazdığı gibi kendisine yazmış olduğu bir milyonluk çeki verdiği sırada Ada’nın bu çeki sıradan bir kâğıt parçasıymış gibi gözünün önünde yırtıp atmış olmasaydı. Kabul edelim ki Ada adına çok havalı bir sahneydi. Bora gözlerinin önünde bir milyonluk çeki yırtıp atmış olmasına inanamıyordu ama aslında bütün işaretler gözünün önündeydi. Ada o maddeyi sözleşmeye Bora kendisini her zaman kovmak istediğinde bu miktarı hatırlayıp fikrini değiştirsin diye yazdırmıştı. Yoksa para hiçbir zaman Ada için değerli bir şey olmadı. Kız arkadaşını oynamasını istediğinde ve fazla mesaini öderim dediğinde Ada bu fikre çok sinirlenmişti. Kadınlar tuvaletinden çıkmayı da bu görüşme olumlu geçmezse batarım dediği için kabul etmişti. Şimdi de o parayı alıp zaten batmak üzere olan Bora’yı batırmaya ve çalışanlarının rızkını yemeye hiç niyeti yoktu.   

 

“Az önce bir milyonu yırttın sen.”

“Hani dediniz ya seni kovarım diye. “Zaten batacağım birazcık daha batayım ne olacak” dediniz ya batmayın, Bora Bey. Daha fazla batmayın. Özür dilerim. Çok özür dilerim.”

 

Sana İhtiyacım Var

 

Yalnız Bora’nın fark etmediği şey, Ada’ya yardım etmek ve arka çıkmak için yirmi milyonluk bir antlaşmanın söz konusu olduğu bir masayı terk etmesinin karakteri hakkında Serdar Bey’e neler söylediğiydi. İnsan her zaman en kötüsüne hazırlıklı olacak ama hayatta hep en kötünün kendisini bulacağına inanmayacak. Bora antlaşmanın iptal olduğunu düşünürken etik davranışı ona antlaşmayı kazandırmıştı. Ancak bu durumda da Serdar Bey’in dile getirdiği gibi tek kaybeden de Ada olmuştu. Üstelik bütün gece zorunlu olmadığı halde sonuna kadar Bora’yı savunmuştu. Tabi Bora’da bunun altında kalacak türden bir adam değildi. Bora’nın hakkaniyetli ve adil yönünü görmeyi seven izleyicilerden biri de benim sanırım. Ada’nın alkollü halde restoranda çıkarmış olduğu skandala rağmen Ada ve kişiliği hakkında kötü düşünmeyen Bora yaz dizileri içinde ilişkilerini yanlış anlamalara kurban etmeyen nadir erkeklerden biri. Başka bir dizide olsaydık kim bilir Bora Ada hakkında ne çirkin şeyler düşünürdü.

Bütün gece kendini savunan ve bir milyonluk çeki alıp batmasına neden olmak istemeyen o kızın hakkına girmek istemediğinden mi yoksa içten içe Ada’nın varlığını özlediğinden mi bilmiyorum ama Bora elinde arabada bulmuş olduğu dün geceden kalan ayakkabıyla Ada’nın kapısına dayandığında ortaya izlemesi çok keyifli bir sahne çıktı. Ada’nın onu pencereden gördüğü halde aşağıya inmeyi reddettiği o sahnede acaba inceden de olsa Romeo ve Juliet’in balkon sahnesi bir gönderme yapılmış olabilir mi diye düşünmedim değil. Ancak o kadar da ileriye gidip abartmayayım istedim. İstedim de liseli aşıklar gibi kapısına dayanıp Ada’yı kolundan tutup zorla yeniden işe götürmeye çalışmasını da “aşık çatışmasından” başka bir şeyle açıklamakta epey zorlandım.

Ada da “istemem yan cebime koy” taktiği mi uyguluyor anlamadım. İşe girebilmek için adamı erkekler tuvaletinde sıkıştıran kız işten bir kere kovuldu diye geri dönmemeye diretiyor. Bana daha çok kız arkadaşı olmasını istediği zamanki gibi biraz nazlanıyormuş belki de yeniden lütfen demesini bekliyormuş gibi geldi. Elindeki ayakkabıyı bırakmadan kapısına dayandığında Bora’nın bana verdiği enerji, telefonların açmayan kız arkadaşının kapısına dayanan sevgili enerjisiydi. Bora daha duygularının farkında değilken bile bu kadar kapısına dayanıyorsa araları iyi olduğunda kapısından hiç ayrılmayacakmış gibi görünüyor. Daha önce işe dönebilmek için ısrar eden çalışanı görmüştüm de hiç eski çalışanı işe dönsün diye ısrar eden, kolundan tutup işe götüren bir işveren görmemiştim.  

 

 

Hiçbir vasfı olmayan bir kadın olduğunu söyleyen Rüzgar’a inat ona ihtiyacı olduğunu söyleyen Bora’nın işe dön teklifine olumlu yanıt veren Ada’nın Bora ile işe dönüşünün en güzel yanı, bölümün öncesinde kendisiyle dalga geçen Rüzgar’a inat Tuğçe’nin getirdiği baş editör masasının Ada’ya gitmiş olması bölümün en ikonik sahnesiydi. Restoranda çıkardığı rezillikten sonra bu iş yerinde daha fazla barınamayacağını düşündüğü Ada’yı karşısında görünce şaşkınlığını gizleyemeyen Rüzgar’ın bir de bölümün başında Ada’nın dile getirdiği gibi o masanın sahibi olması kapak niteliğinde bir sahneydi. Bu yüzden bu sahneye düşünüp yazan senaristlerin eline sağlık…

 

YORUM

 

Ve kapanışı küçük çöpçatan Elif’in doğum günü ile yapmak istiyorum. İşe döner dönmez doğum gününe çağrılan Ada’nın Elif mutlu olsun diye doğum gününe gitmeyi kabul etmesi çok dokunaklı ve ince bir davranıştı. Umarım Bora da en yakın zamanda Ada’nın maddi değil; manevi değerleriyle çoğunlukla da kalbinin sesiyle hareket ettiği gerçeğini kavramaya başlar diye umuyorum. Dayısını herkesten çok seven Elif’in eve girdiklerini görür görmez Ada’nın kucağına atlaması ileride yaşanılacaklar için bir işaret. Ki Bora da aralarında kurulan bağı ebeveynlerine kafasıyla işaret ederek göstermeye çalıştı. İleride Elif’in Ada olmadan yaşamayacağı o günlerde gelecek üstelik o günler düşündüğümüzden de yakın gibi görünüyor. Keşke annesi de bu işareti görüp Tuğçe’nin son şansı olduğunu düşünmeseydi. Kadın Bora’ya âşık olduğunu söylüyor ama onun en kıymetlisi Elif’in adını bile bilmiyor.

Yalnız Ada’nın doğum günü kızı için Bora’ya aldırdığı teleskop belki yaşına çok uygun bir hediye değil ama çok güzel düşünülmüş bir hediyeydi. Şehir hayatında yıldızları görmek pek mümkün olmasa da benim yaşadığım yerde hala yıldızları görebilen bir insan olarak çok güzel bir hediye olduğunu söyleyebilirim. Ada ve Elif arasında geçen bu sahneyi izleyen Rüzgar’ın bozulmasının altında kendisinin değersizleştirmeye çalıştığı Ada’nın daha geleli iki gün olmuşken bu kadar sükse yapmasından duyduğu kıskançlık var. Ada’nın çok sevilen karakteri onun ileride daha çok ciddi sıkıntılar yaşamasına neden olacak. Bu daha iyi günleri…

 

 

Ada’nın yıldızlar konusunda bu kadar çok şeyi nereden bildiğini merak etmekle birlikte Ada, Elif ve Bora çekirdek ailesini birlikte yıldızları izlerken izlemek çok keyifliydi. Bora’nın yeğeni Elif’in yanında olduğu adamı çok sevdim. Ki Bora’nın kalbini fethetmenin yolu da Elif’in gönlüne girmekten geçiyor. Bora’nın ileride hayatını birleştirmeye karar vereceği kadının da Elif’e karşı sevgi ve şefkat beslemesi bu yüzden şart diyerek son dakikada Ada’yı havuza düşmekten kurtaran kahraman prensimiz Bora ile yazımı noktalıyorum. Bu çağda artık beyaz atlı prens kavramına inanmamız gerektiğinin öğretildiği bir dönemde düşünceli, adaletli, mert kişiliği ve güzel kalbiyle bütün klişeleri yaşatan Bora’nın yazarlarını buradan tekrar tebrik etmek istiyorum.

Haftaya Görüşmek Üzere…

Yazı içindeki bazı görseller @mymadnessworld hesabından alındı. Teşekkürler…

 

Göz atmanızı öneririz: Baht Oyunu Bölüm Yorumları

 

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
DARK – Finalde Cevapsız Kalan Sorular
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
BİZ İYİ İNSANLARIZ – İçimde Büyüyen Bir Canavar Var
Copy link
Powered by Social Snap