İzledim

BAHT OYUNU – Mission: Aşk Ateşi

Baht Oyunu 6. Bölüm ile Total’de 3.53 reyting ve 13.93 izlenme payı alarak gün birincisi oldu. AB’de 2.87 reyting ve ABC1’de ise 3.06 reyting ile 3. sırada. Bölüm  yorumu konuk yazar Hande‘den. Keyifli okumalar…

 

Bu yaz hakkında yapılan tüm sert eleştirilere rağmen ilk kez ekran başına oturup kendisini izlemeye başladığımdan beri yaz dizileri içinde bir numaralı dizim olmayı başaran “Baht Oyunu’nun” her yeni bölümünü izleyebilmek için bir haftalık sürenin geçmesini beklemek yeterince zorken bir de Kurban Bayramı dolayısıyla verilen mecburi tatilde o 14 günlük sürenin dolmasını beklemek çok zordu. Özellikle de ikinci fragmandan sonra saatleri ve hatta dakikaları saymaya başladığım bu bölümü izlemek için ekran başına geçtiğimde yerimde duramayacak kadar heyecanlıydım. Araya giren bu fazladan bir haftadan mıdır bilemiyorum ama altıncı bölümü beklediğime gerçekten de değdi.

İmgelere çok önem veren dizide Bora’nın aşk haritasındaki 27 rakamı nasıl ki 27. asistanı olması nedeniyle Ada’yla ilişkiliydi, bu ayın yirmi yedisinde yayınlanan bölümün de çok özel bir bölüm olması gerekiyordu ve itiraf etmeliyim ki beklediğimden de iyi bir bölümdü. O yüzden gönül rahatlığıyla altıncı bölümün dizinin bu zamana kadar izlediğim en iyi bölümü olduğunu söyleyebilirim. Komedi ve romantizmin dengesi mükemmeldi. Senaristler hiçbir art niyetli eleştiriye pabuç bırakmayacak türden bir bölümle kalbimi çaldılar. Akıcı dilinden dolayı ben daha ne olduğunu bile anlayamadan biten bölümdeki #AdBor sahnelerinin her biri kendisinden ayrı olarak söz edilmeyi hak etti diyebilirim.

 

Oyun Başlasın

 

Bora’nın bir bakışta “Eros’un Oku” adlı işletmede ilişki terapist olarak çalıştığını iddia eden kadının bir dolandırıcı olduğunu bilmesi bana çok rastgele bir giriş gibi gelse de bu varsayımla çıktıkları macerada Ada ve Bora arasında yaşanan bütün o özel anları düşününce çok takılmadım. Aksine Bora’nın dedektiflik yeteneklerini taktir ettim. Her ne kadar toplantıda aşkın bir illüzyon olduğunu söyleyerek bana Doğrusöz evinde yaptıkları kavgayı anımsatsalar da Evren’in dediği gibi konuşmadan anlaşmaya başlamaları ayrıntısını sevdim. Konuşmadan da anlaşabiliyorlar.

Ancak asıl hikâye Rüzgar’ı bornozla Ada’nın evinde gördükten sonra onu kendinden uzak tutabilmek için “Eros’un Oku” adlı işletmeye Tuğçe ile gitmeye karar veren Bora’nın bu kararına Ali’nin yaptığı yorumla başladı. Ali’nin favori kuzenim olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama kuzeninin aklını okuma ve ona gaz verme konusundaki yetenekleri sayesinde Bora’nın o işletmeye Ada ile gittiğine şahit olduğuma çok sevindim. O yüzden çok sağ ol Ali!

Bora’nın planların değiştiğini ve o işletmeye Ada ile gideceğini söylerken ki sakin ses tonu da dikkatimden kaçmadı. Fikrini değiştirdiğini ifade ederken ses tonu o kadar duygusuzdu ki bu meseleyi olduğundan küçük göstererek yok saydığını düşündüm. Sonuçta Tuğçe ile kampa katılmaya hevesli değildi; üstelik hiçbir zaman Tuğçe’nin hislerini önemseyen bir adam da olmadı. Bu yüzden Tuğçe’ye kararını değiştirme nedeni olarak Ada’nın yazarlık yeteneğini desteklemenin mantıklı olacağı bahanesini gösterdiğinde yaptığı şeyin mantığa bürüme çabası olduğunu anladım.

Ada konusunda ne kadar hassas olduğu belliyken üstelik bu durum aynı odada kalıp bir çift olarak hareket etmek zorunda kalacağı anlamına gelirken bu durumu küçümsemeyi nasıl başardı bilmiyorum. Ama hali hazırda kampa Tuğçe ile gidecek olmasını kıskanan Ada’nın Bora’ya eşlik edecek kişinin kendisi olduğunu öğrendiğinde ne kadar sevindiği yüzünden okunuyordu. “Seninle gidiyorum” dediğini duyduğunda Ada’nın ağzı kulaklarına vardı.

Kadınlar genellikle erkeğin ses tonundan; erkeklerse kadının isimlerini söyleme biçimlerinden etkilenirler. Neden bilmiyorum ama oraya gitme nedenleri ortaya çıkmasın diye Ada’ya kendisine Bora diye hitap etmesini isteyen Bay Doğrusöz de Ada’nın ismini defalarca tekrar etmesinden büyük zevk alır gibi bir hali vardı.

 

Eros’un Oku: Benim Adım Ne?

 

Bora’nın birbirlerini tanımıyormuş gibi davranmaları gerektiğini tembihlediği operasyonun başında Ada’nın kolunu tutması ve Bora’nın da operasyon ayağına buna ses çıkarmaması aralarında geçecek güzel anların bir işaretiydi.

 

-“Ne yapıyorsun?”

-“Bora, rolle girdim.”

-“Güzel. Benim adım ne?”

-“Bora.”

-“Güzel, güzel. Yakıştı.”

 

Bora adını Ada’nın ağzından duymayı seviyor. Kim bilir belki de tınısı hoşuna gidiyordur ya da bu eylem de Bora için “topuklular” gibi bir fetiş durumdur. Diziyi takip etmedikleri halde diziye yönelik ağır eleştirilerde bulunanların eleştirecek bir yön bulamayacakları ölçüde bir fetiş olabilir. Erkekler isimlerini özellikle de ilgi duydukları kadınların ağızdan duymayı severler. Senaristler de bunun farkında olacaklar ki bölüm boyunca tam üç kere Ada’nın Bora’nın adını söylediği sahnelere yer verdiler. İlki arabadaydı ve o kadar önemli değildi. Ama bu sefer ki dozu attırılmış bir versiyondu zira yanlarında kimse olmadığı halde Bora adını dillendirişini tekrardan duymak istedi ve talep etti.

Tuğçe ve Rüzgâr onları izlerken farkında olmasalar da ayaküstü flörtleşmelerini izlemek çok zevkliydi. İleride sevgili olduklarında birbirlerinin adını dile getirişleri bile onlar için bir flörtleşme yöntemi olacakmış gibi görünüyor. İçimden bir ses Ada’nın ismini fısıldayarak bile birçok kavgadan sıyrılabileceğini söylüyor. Hatta resepsiyondaki adamın yanında “odamıza gidelim” diyen Bora’ya verdiği tepkiyle Ada da az değil demek istiyorum.

Senaristlerin bu sahnede yaptığı gözümden kaçmayan bir diğer nokta ise resepsiyondan odaya kadar olan süreçte #AdBor çiftiyle Tuğçe-Rüzgâr çifti arasındaki kontrastların gözler önüne serilmesiydi. Ada onun eşyalarını taşıyan Bora’ya eşiti gibi davranırken Tuğçe eşyalarını taşıyan Rüzgar’a hizmetkarı gibi davranıyordu. Üstelik Bora eşyaları centilmenliğinden dolayı taşırken Rüzgâr Tuğçe’nin direktifleri yüzünden taşıyordu. Kendisinin üç yıl boyunca bütün yükünü Ada’ya yüklediğini düşününce ona hiç acımadım. Üstelik Tuğçe onu her kullandığında içimin yağları eridi.

Bir arkadaş #AdBor çitinin bölüm boyunca birbirlerine hitap ettikleri isimleri saymış ve sanırım en fazla “Bir tanem” kelimesi geçiyormuş. Bunun büyük bir çoğunluğunun da Bora’nın dudaklarından dökülmesi beni hiç şaşırtmadı. Bu bilinçaltının su yüzüne çıkmasının bir etkisi. Ada’nın eşsiz oluşuna bir gönderme bile olabilir diye düşünüyorum.

Aşk-dolandırıcılık ilişkisinde sonuna kadar Ada’dan yanayım. Dünyanın en güzel duygusunu kullanarak insanları can evlerinden vurmaları korkunç bir dolandırıcılık. İnsanların duygularıyla oynamaları yetmiyormuş gibi bir de en hassas anlarından faydalanıp paralarını ve eşyalarını çalıyorlar. Ama onlar bunu yapıyor diye aşkı suçlamak insan öldürürken dini bahane eden insanlar yüzünden dini suçlamaktan farksız. Onlar bu insani duygudan faydalanıyorlar diye hissetmekten vaz geçmek onların kazanmasına izin vermek olur. Oysaki aşk kendi başına tehlike teşkil etmez.

 

Aşk Sevdiğinin Yüzünü Gözlerin Kapalıyken Bile Ezberlemektir.

 

Kadının adı ister Vildan ister Sevgi olsun, bu kadın bir dolandırıcı ama çiftler konusunda kullandığı bütün yöntemler dışardan bakan bir gözlemci için son derece ikna edici ve kışkırtıcıydı. Onun sayesinde çok güzel #AdBor sahneleri izlemiş oldum. Bunların ilki ve en güzellerinden biri de gözleri kapalıyken birbirlerinin yüzüne dokunma sahnesiydi. Ada’da o büyüleyici gözler ve Bora’da da o yakıcı bakışlar varken yüz yüze bakmaya mecbur kaldıklarında daha fazla bakıştıkları bir sahne görmek isterdim ama birbirinin yüzüne dokunma şansı buldukları sahne de çok güzeldi.

Bora farkında olmasa da o an için rol yapmıyordu. Aksine tek odağı karşısında duran Ada’nın yüz hatlarını parmak uçlarının yardımıyla ezberlemekti. Her dokunuşuyla Ada’nın yüz hatlarını milim milim ezberliyordu da. Bütün dünya kaybolup gitmişti sanki ve onlar tek başlarına kalmışlardı. Sevdiğin bir insanlayken olur ya etrafınızdaki insanlar hiç yokmuş gibi hisseder; birbirinizin varlığında kaybolup gidersiniz. Bu sahnede olan da tam olarak buydu.

Sevdiğin ve arzuladığın insana dokunmak güneşe dokunmak gibidir. Önce elini sonra da bütün vücudunu bir ateşin yakıp kavurduğunu hissedersin. Daha önce hiç tanışmadığın ama ömrün boyunca özlem duyduğun bir şeye en sonunda kavuşmak gibi hissettirir. Hem sıkı sıkıya tutmak istersin hem de dokunmaya korkarsın. Ama nihayet ona kavuştuğunda içindeki özlemin arzu olduğunu hatta ona dokunmaya muhtaç olmak olduğunu anlarsın. Sonra da daha önce varlığını bile bilmediğin bir şey için duyduğun bu muhtaçlıktan ürkersin. Bora’nın hissettiği buydu…

O yüzden Ada’ya dokunmak ne kadar hoşuna gitse de dudaklarına dokunduğunda ürkekleşip titreyen ellerini çekti. Belki de kendini bu aşk oyununa kaptırmaktan ya da aşkın gerçek olduğunu kabul etmekten korktu. Bora aşka hiç inanmayan ve onun bir illüzyon olduğunu düşünen bir adam olsaydı, önceden âşık olmamış ve bu kadar da kalbi kırılmamış bir insan olurdu. “Gözleriniz kapalıyken gördünüz yüz bu muydu?” diye kendisine bir soru yöneltildiğinde cevaplamayı unutacak kadar kendini kaybetmemiş olurdu. Ki evet demeyi ona Ada hatırlatınca yer yüzüne döndü.

Ada’nın dudağına dokunduğunda Bora’nın elleri nasıl titrediyse Ada’nın elleri de daha ona dokunmaya başlamadan öyle titremeye başladı ki birbirleri üzerinde benzer etkileri olduğunu izlemek benim çok hoşuma gittim. Ada Bora’ya kıyasla karşı cins konusunda daha tecrübesiz. O yüzden dokunduğu ilk yüzün de Bora’ya ait olduğunu düşünmek çok da yanlış olmaz. Üstelik bu egzersizde kendini asıl kaybedenin Bora olduğu düşünüldüğünde -çünkü kendisinin çoktan aşka düştüğünü biliyoruz- Ada’nın dokunuşlarında daha acemi ve daha baskın olması bana normal geldi.

Bu dokunuş sırasında elinin değdiği Bora’nın hikayesini önceden anlattığı dut hatırasına denk geldiğinde yüzünde beliren gülümsemeyi gözleri kapalı olması gerektiği halde durumdan istifade ederek izleyen Bora’nın hali fenaydı. Elleriyle yüzüne değil de yüreğine ve ruhuna dokunuyormuş gibi hisseden Bora’nın Ada’nın gülümseyişini izleyişini izlemek içimin erimeme neden oldu. Ki Ada gözlerini açtığında ve ikisi göz göze geldiğinde de olan buydu. İkisi de   birbirlerinin gözlerinde kaybolup etraflarının insanlarla çevrili olduğunu unuttular. Tuğçe olmasa etkinlik bitip herkes odasına gittiğinde onlar bir süre daha bakışmaya devam ederlerdi. Ve belki de bir öpücük izleme şansımız olurdu.

Bu etkinlik onları tahmin ettiklerinden hatta tahmin edebileceklerinden çok daha derin bir şekilde etkiledi. Bu o kadar derin bir etkiydi ki ikisi de kendilerini bu etkinliğin hiçbir anlam ifade etmediğine inandırabilmek için odalarına çekildikleri anda bir sürü bahane üretmeye başladılar. Bahaneleri çoğunlukla Bora uydurdu Ada da ona uydu. Uydu uydu da “dil ne söyler gözler ne anlatır” demişler ya ikisinin de hiperaktif çocuklar gibi yerlerinde duramayışlarından belliydi, kafalarının ve duygularının karışmış olduğu. Bora’nın konuşmadan duramayışı ve Ada’nın incelen ses tonu bana yalan söylediklerini ve bu yalana kendilerini inandırmaya çalıştıklarını anlattı ama bu muhabbetten sonra aynı yatakta yatacak iradeyi nasıl buldukları anlamak benim için bile idrak edilmesi güç bir gizem olarak kaldı.

 

Sevdiğinin Kokusuyla Uyumak

 

Evli olmalarına ve kendisiyle üç yıldır aynı evi paylaşmasına rağmen bir kere bile Rüzgar’la yan yana uyumamış olan Ada’nın diğer dizilerde eşi benzerine çok sık rastladığımız bir klişeye girmeden yani karşısındaki adama sapık muamelesi yapmadan aynı yatakta yatmayı teklif etmesi aslında Bora’ya ne kadar güvendiğinin bir işareti. Bora’yı yerde yatıramayacak kadar düşünceli. Çünkü Ada sevdiği zaman sevdiğinin incinmesini ki bu fiziksel anlamda da olsa göze alamayacak şefkat dolu bir kadın. Ama onun aynı yatakta yatma teklifine Bora’nın mimikleriyle verdiği tepki buna ben bile yorum yapamayacağım. İçinden ne geçtiğini az çok herkes anlamıştır diye düşünüyorum.

Malum sebeplerden ötürü bir türlü uykuya dalamayan Ada ve Bora’nın aralarındaki yastığa rağmen çaktırmadan da olsa birbirlerini izlemeye çalışmaları ve birbirlerine uyuyor numarası yapmaları çok eğlenceliydi. Bora yanında yatan Ada’nın varlığını ve sıcaklığını hissedebiliyorken hemen uykuya dalabilmesi büyük bir mucize olurdu zaten.  Yatarken bir gözünün devamlı olarak yatağın öteki ucuna kayması, yatakta kendini toparlayıp Ada’ya bakmak için boynunu diğer tarafa uzatması ve uyuyan Ada’yı görünce yüzünde beliren gülümseme hep aşktan.

Ada’nın aklını da Bora’yı daha fazla hayal kırıklığına uğratmadan ona tüm gerçekleri anlatma fikri meşgul ediyordu. Yapılacak en doğru şeyin bu olduğunu biliyordu ama aşkın illüzyon olduğunu düşünen bir adama her şeyi aşktan yaptığına nasıl inandıracağını bilemiyordu. Hem öğrendiğinde kalbinin kırılmasından hem de onu hayal kırıklığına uğratacak bir kamufle etme girişiminin her şeyi mahvetmesinden korkuyor. Ada hem her şeyi kendisine anlatıp ona karşı dürüst olmak istiyor hem de tüm bunları öğrenip tüm kapılarını yüzüne kapatmasından korkuyor. İnsan ancak ve ancak sevdiği bir insanı kaybetmekten ve incitmekten korkar. Ada da Bora’yı kendinden bile gizli seviyor. Oysa ki derdini içine atmayı bırakıp Bora’ya açsa belki de onun gibi incinmiş Bora’dan göreceği tek şey anlayış olacaktır.

Sarılmış biçimde uyanmalarını fragmanda gördüğümüzden beri ilk kimin uyanacağı konusunda birçok spekülasyon yapıp kafamızdan senaryolar yazdık. Belli bir kitle geçen sefer ilk uyanan Bora olduğu için bu sefer sıranın Ada da olduğunu düşündü. Ama ben bu sefer de ilk uyananın Bora olması gerektiğine emindim ki tam olarak da öyle oldu. Bora gözlerini açtığında burnuna gelen kokunun Ada’ya ait olduğunu anladığı anın çekim açısı çok güzeldi. Üstelik gece aralarına barikat olarak koydukları yastığın olmadığını ve bütün gece kıza sarılıp uyumuş olduğunu anlayınca ister kendisine güvenip yanına yatan kızın güveninden faydalanmış gibi görüneceğinden diye düşünün isterse de kendi duygularına kapılmaktan korktuğu için olduğunu düşünün, yataktan “kahretsin” diyerek öyle bir fırlayışı vardı ki onun hızını açık hava değil ancak soğuk duş kesebilirdi. Bora’nın kendini toparlamaya değil salmaya ihtiyacı var.

Yanlış anlaşılma olmasın #AdBor ikilisinin gece sarılarak uyumalarını üstelik bu defa sarılan tarafın Bora olduğunu görmekten çok büyük bir zevk aldım. Bu sahneye yönelik hiçbir eleştirim de yok sadece naçizane eklemek istediğim bir şey var. Keşke Bora uyandığında ne yaptığının farkına varıp âşık olmamak için kendini dizginlemeseydi de bir dakikalığına da olsa o pozisyonunu bozmayıp bilinci açıkken Ada’nın kokusunu içine çekseydi. Bütün gece uyurken değil; şuuru açıkken zincirlerini kırıp kendine biraz da olsa içinden geçeni yapma hakkı tanısaydı. Bora’nın o kalın duvarları sadece insanlarla olan ilişkilerine değil; kendisiyle arzu ettiği şeylerin arasına da giriyor. Ah Bora Ah!

Bora bütün bu duygu karmaşasını gözlerini açar açmaz yaşarken etrafında olan bitenden her şeyden habersiz ayrı uyuduklarını düşünen Ada karşısındaki adamın onun için yanıp tutuştuğunu ne zaman anlayacak acaba?

 

Görevimiz Tehlike: Muhteşem İkili

 

#AdBor çiftinin dolandırıcı kadını oyalarken odasının anahtarı alma becerilerini ve odasını karıştırma yöntemlerini göz önünde bulundurunca acaba gelecek bölümlerde başka bir hikâye için de bilgi toplama amacıyla dedektifçilik oynadıklarına şahit olduğumuz bir sahne yazarlar mı merak ettim. İkisinin de bir hikâyenin peşinde zehir hafiyecilik oynadıklarına şahit olmak dizinin romantizm-komedi içeriğine birazcık da aksiyon katarak renklenmesini sağlamaz mı? Çünkü grubun beyni Bora hikâye amaçlı gizli kimliklere bürünmeyi Ada da aksiyonun içine dalmayı seviyor.

Bu arada bu bölümde Bora ne zaman “odamıza gidelim” bahanesini kullansa Ada’nın verdiği tepki hep odada bir yaramazlık yaptıklarına yönelik oluyor. İlk defa resepsiyonistin yanında “seni hınzır” der gibi tepki verdiğinde bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüştüm ama kadının yanında da aynısını yapınca emin oldum. Ada’nın bilinçaltı Bora ile bir “yaramazlık” yapma fikrine kesinlikle yeşil ışık yakıyor. Ada’nın da biraz hınzır olduğunu söylemek lazım.  Üstelik Bora’nın da bulduğu her fırsatta kolunu Ada’nın omuzuna atması da birtakım sinyallere sebep oluyor. Acaba ileride fiziksel anlamda birbirlerinin yanında çok rahat olduklarını vücut dillerine bakarak anlayabilecekler mi?

Elleri kenetlenmiş bir şekilde müdüre yakalanmamaya çalışan ergenler misali duvara kadar koştukları o anda tüm vücutlarında pompalanan adrenalin ve göz göze gelişleri tehlikeli bir karışımın ürünüydü. Karşı cinsten iki insanın birbirlerinin gözlerinin içine bakarken aynı zamanda yürekleri patlayacakmış gibi hızlı hızlı nefes alıp vermeleri de genellikle öpüşmeye alamettir. Özellikle de kız o sahnede tam da Ada gibi sırtını duvara yaslamışsa. Vücutlarında serbestçe dolaşan adrenalin derinlerinde nasıl bir duygu patlamasına neden olduğu birbirlerine attıkları bakışlardan hissediliyordu. Ortamdaki cinsel gerilim tavan yapmış olmalı ki #AdBor çifti gene Duman kartını oynadılar.

 

Zavallı Kedim Duman’ı Düşünürken

 

-“Senin şu kediye ne olmuştu anlatmadın hiç.”

-“Duman mı?”

-“Haaa…Duman.”

-“Üzücü bir hikayesi var anlatırım sonra.”

-“Zavallı Duman!”

 

Bu sefer Duman’ı dile getiren kişinin Bora olması da çok ilginçti. Ben ilk acaba Ada’nın Duman’ı nasıl zamanlarda andığını anladı da onu mu ima etmeye çalışıyor diye düşündüm. Sonra Ada’nın kullanma amacını anladı ve anın ateşini dağıtmak için bu sefer kendisi kullanmaya karar verdi diye düşündüm. Hatta anlamadı halde hissettiği fringe science tadında bilimkurgu tarzı açıklamalara bile başvurdum. Halbuki bunun çok daha basit bir açıklaması varmış. Birbirlerinin gözlerinin içine her baktıklarında aralarındaki cinsel gerilimin neden olduğu aşk ateşini hissettikleri için kendilerinden çıkan duman dolayısıyla “Duman’ı” anımsamaları hiç de zor olmuyordu. Keşke senaristlere kedinin adını bilerek mi Duman koyduklarını sormak mümkün olsaydı. Bu iş alacakaranlık kuşağına dönmeye başladı.

Ada’nın Bora’ya karşı hissettiği duyguları bastırma konusunda pek başarılı olamayan Duman, ikisinin de aynı anda “Zavallı Duman” demelerine neden olarak az kalsın ilk öpüşmenin fitilini ateşliyordu. O sözden sonra ikisinin göz göze geldikleri o anda Bora’nın nefes alıp verişindeki hızlanma bana o anın bu an olduğunu düşündürdü. Bora’nın çelik gibi iradesi ve aşk dair en ufak kırıntıyı bile kendisine yasaklamış bir mizacı olmasaydı ilk öpüşmeyi çoktan izlemiştik. Bora her seferinde bir şekilde kendini dizginlemeyi başarıyor. Bu gidişle ilk öpücük çok zor. Ya bir kavga anında bütün cinsel gerilim patlayacak ya da son bölümün son sahnesindeki gibi bir ilham anında Bora aşka gelmiş olacak. Emin olduğum tek şey var ki biz ilk öpüşmeyle ilgili kafamızda ne kadar çok senaryo yazarsak yazalım, en sonunda konu zavallı Duman’a bağlanacak gibi. Kedi üzerinden romantizm…

Üstelik Duman sadece o sahneyle de sınırlı kalmadı. Bir sonraki çift etkinliğinde ying yang pozisyonunda yüzleri birbirine dönük bir şekilde yatmak zorunda kaldıklarında da gebe Duman’ın adı Ada tarafından gündeme getirildi. Yalnız kadın etkinliğinde “soyunun, çırılçıplak olun dediğinde #AdBor çifti aralarında öyle bir bakıştılar ki gülmeme engel olamadım. Ki daha biraz önce birlikte suç işleyip yakalanma korkusuyla hissettikleri adrenalinde göz göze gelmişken dönüp dolaşıp birbirlerinin gözlerine bakmak zorunda oldukları bir sahneye gelmeleri de kader herhalde.                               

                                                                               

 

-“Ne oldu Ada? Daldın gittin.”

-“Duman geldi aklıma. Çok güzel gözleri vardı.”

-“Senin gibi.”

 

Kadın dolandırıcı olsa da ilişkiler hakkında söyledikleri doğru. İkili ilişkilerde aldatma ve yalan söylemekten sonra ilişkiye en çok zarar veren şey çiftler arası iletişim kopukluğu. Bir bütünün iki yarısı olmayı planlayan çiftler arasında her ne olursa olsun karşılıklı iletişim kanalları daima açık olmalı. Keza bunun yolu da çiftlerin birbirini dinlemesinden geçiyor. Çünkü herkes duyar ama ne söylenmek istendiğini herkes anlayamaz. Bu anlaşmazlık yüzündedir kavga eden çiftlerin birbirlerine bağırmaları. Ve sevişen çiftlerin aşklarını ilan etmek için sadece fısıltıya ihtiyaç duymaları. Ying-yang pozisyonunda kadın/erkeği temsil ettikleri anı bahsedilmeye değer kılan şey, ilişkiler üzerine yapılan yorumların hayatın içinden doğrular olmaları değil; Bora’nın etkinlik sırasında Ada ile ilgili ağzından ne kaçırdığıydı.

Bu sahneyi yüzümde kocaman bir gülümsemeyle izledim. Bölüm bittikten sonra bile bu sahneye dönüp defalarca seyrettim. Demek ki insan iradesine ne kadar sahip çıkmaya çalışırsa çalışsın dil yürekten geçeni söylemenin bir yolunu mutlaka buluyormuş. Bu sahne için de bilinçaltıyla dil sürçmesinin güzel ilişkisine teşekkür etmek lazımmış.  Bora’nın gözlerinin içine bakarken aklına Duman’ın gelmesi normaldi ama “çok güzel gözleri vardı” derken Bora’nın gözlerinin içine bakmasının aslında iki anlamlı olduğunu izleyen herkes anlamıştır diye tahmin ediyorum. Bora’nın gözlerine üstü kapalı bir şekilde de olsa iltifat etmiş oldu. Ki Bora zaten açık açık Ada’nın gözlerine iltifat etti. Benim yüzümü asıl gülümseten de Bora’nın boşluğuna gelen bir anda aklından geçeni ağzından kaçırmış olması oldu.

Bir insanın gözlerinin güzel olduğunu düşünmenin kötü bir yanı yok ama söz konusu aşkın bir illüzyon olduğunu söyleyen adamsa haklı olduğunu kanıtlayabilmek için hissettiği en ufak duyguyu bile göstermemesi çok normal.

 

Uyusana Artık Sen

 

#AdBor çifti gizli gizli odalara girmekti, yakalanmadan kaçmaya çalışmaydı ve üstüne de göz göze diz dize etkinlikti derken gün içinde birbirlerine o kadar yükseldiler ki bir gece daha yan yana uyuyacak cesareti nereden buldular hiç anlamadım. Hadi Ada o sabah nasıl sarmaş dolaş uyandıklarını bilmiyordu. Ama Bora birlikte uyudukları zaman neler olduğunu gayet iyi biliyor. Anlamadım kendi kendisiyle mi inatlaşıyor yoksa içten içe hazır hala imkânı varken bir sonraki sabah da gözlerini Ada’nın kokusuyla mı açmak istiyor, buyurun siz karar verin. Çünkü Bora kendisiyle savaşa girmiş bir ruh halinde. Eylemleri başka bir şey söylüyor dudaklarından dökülen kelimeler başka…

Bora’nın dağ evinde Tuğçe ve Rüzgar’ın aynı odada kalmasından Bora’yı uyandıracak kadar rahatsız olan Ada, daha üzerinden sadece bir ay geçmişken ikisinin aynı odada kalmasından rahatsız olmayı geçtim; onları herhangi bir şekilde düşünüp aklından bile geçirmedi. Ada Rüzgar’dan vazgeçeli çok olmuş. Hangi kadınla nerede ne yaptığı artık katiyen umurunda değil. Bulduğu her fırsatta ne kadar salak olduğu konusunda Rüzgar’a laf sokup duruyor. İlk gece Bora’ya gerçekleri açıkladığında nasıl bir tepki vereceğini ikinci gece de gün içinde yaşadıklarını düşündü. Bu bile artık Ada’nın odağında Bora’nın olduğunu anlatmıyorsa ne diyeyim bence bir kafa doktoruna görünün.

Ada ilk bölümde aşkın işler zorlaşınca kaçıp gitmek ya da sürekli birbirinin gözüne bakmak olmadığını dillendirmişti. Erkekler tuvaletinde Bora’ya yazısını okumaya çalışırken aşkın aynı yöne bakmak olduğunu söylemişti. O yüzden midir bilmiyorum ama aynı yatakta yatıp birbirlerini düşünürken tavana baktıklarını görünce hemen aklıma Ada’nın bu sözleri geldi. Aşk gerçekten de aynı yöne bakmak demek. Çünkü aşk geleceğe yönelik ortak bir hayal kurmaktır. Birlikte tavana bakmaları aynı zamanda gençken tavana bakıp hayaller kurduğumuz ya da âşık olduğumuz insanı düşündüğümüz zamanlara da bir işaret. #AdBor çiftinin artık resmi olarak aşka düştüğünü söyleyebilirim.

Ada’nın etkilendiği an olarak o anın içindeyken çok da etkilenmiş gibi görünmediği Bora’nın yüzüne ve dudaklarına dokunduğu anı seçmesi bana garip geldi. Ben o anın kadının odasından koşarak çıktıktan sonra duvar kenarında göz göze gelişleri olduğunu düşünmüştüm.  Bora için ise Ada yüzüne dokunurken gözlerini kapatmayıp onu izlediği an olduğunu düşünmüştüm ama bu anlar da güzeldi. Senaristlerin bir bildiği vardır deyip geçiyorum. Birbirlerini düşünerek yüreklerindeki aşk ateşini harlayan bu iki aşığın hemen öyle uyuyamamaları çok normaldi de tavandaki su lekesine bakacağız diye kafa kafaya verip dudak dudağa gelmeleri ise resmen şanslarını zorlamaktı.

Ben şimdi tamam dananın kuyruğu koptu. En fazla buraya kadar dayanabildi diye düşünüp aralarındaki o yastığı çekip atmasını ve harekete geçmesini beklerken Bora’nın Ada’ya uyu diyerek karşılık vermesi hem büyük bir hayal kırıklığı hem de Bora’nın da iradesinin bir sınırı olduğunu anlamak açısından aydınlatıcı oldu. Bora’ya helal olsun, daima dürüstlüğüyle övünen adam gece gece ne düşündüğü sorulduğunda Ada’ya hiç diye ne güzel yalan söyledi. Bir de ilişkilerde dürüstlük konusunda ahkam keser. Söz konusu kendi duyguları olunca hemen yalana başvuruyor.

 

Son Etkinlik: Sevgililerden İtiraflar

 

Hislerinden kaçınma ve mümkünse onlara gün yüzü göstermeme konusunda kararlı olan Bora’nın bu kampa geliş amaçlarını hatırlatarak kurduğu planları devreye soktuğu sahnelere de şahit oldum. Özellikle de planları ve gizli girişimleri hususunda Ada’nın bu korkusuz ve cevval tavırları Bora’nın da maceracı ruhunu kamçılıyor. Ada’nın bu konularda olası tehlikelerden korkmak yerine heyecanlanarak ona ayak uydurmaya çalışması hoşuna gidiyor. Bunu hiç dilendirmese de Ada ona planının ne olduğunu sorduğunda gülümseyerek kendini belli ediyor.

Çiftlerin arasına giren en büyük problemlerden biri olan sırlar konusuna geçtiğimizde senaristleri taktir ettim çünkü bu kamp sahneleri sayesinde hem modern ilişkilerdeki sorunlara bir el atmış oldular hem de Bora ile Ada arasında uçurumlara neden olan her sorunu da tek tek ele almış oldular. İlk etkinlik birbirlerine dokunmaktan kaçınan #AdBor çiftinin gözlerini kapattıklarında gördükleri yüzün birbirlerine ait olduğunu kabullenmeleri, ikinci etkinlik aralarındaki tüm mesafeleri aşmalarını sağlayacak olan bakışarak anlaşmayı öğrenmeleri ve son etkinlik de sırları itiraf ederek uzakları yakın yapmaya çalışmalarıyla ilgili. Böyle bakınca tüm kamp macerası ince detaylarla dolu.

Ada’nın Bora’dan saklamak zorunda kaldığı ya da saklamak zorundaymış gibi hissettiği o büyük sırrı düşününce bu etkinliğin Ada için çok zor geçeceğini anlamak hiç zor olmadı. “O büyük sırrı açmak” dendiğinde acaba Ada bu fırsatı kullanıp gerçekleri itiraf eder mi diye düşündüm ama iş peşindeyken ne yeri ne de zamanıydı. Hayal etmeye hayal etti ama gerçeği söyleme gücü kendinde bulamadı ya da Bora’yı kaybetmeyi göze alamadı. Kadın ne zaman gözlerinizi kapatın dese Bora’nın bu fırsatı Ada’yı izlemek için kullanmasını çok romantik buluyorum. Ama gündem sır olduğunda da Bora’dan korkuyorum çünkü adamın sezgileri çok kuvvetli. Başından beri Ada’nın ondan sakladığı bir sırrı olduğunun farkında. Ve bunu nasıl yapıyor hiç bilmiyorum ama Bora’nın A-da Ada’nın da Bora’m deyişine bayılıyorum keşke birbirleriyle daha çok böyle konuşmak zorunda kalsalar.

Bölüm boyunca defalarca adını duyduk sanırım sadece ilk bölümde kendini görme şerefine nail olduğumuz Duman da hikâyenin özellikle de #AdBor ilişkisinin önemli bir parçası. Aramızda başına ne gelmiş olabileceğine dair birçok teori ürettik ve en sonunda da başına ne geldiğini öğrenme şerefine çok geç olmadan nail olduk. Evinde daha önce kedi beslemiş bir “kedi insanı” olarak hikayesinin bu kadar acıklı olmasını beklemiyordum. Zavallı Duman! Benim de en büyük korkularımdan biriydi, kedimin camdan atlaması. Balkondan atlamanın tehlikeli olduğunu bilir de cam kenarlarında dolanmaktan kendini alamazdı. Hatta bir keresinde arka bahçeye atladı da ödümü koparmıştı.

 

-“Bana Duman’ı sormuştunuz ya… kedim. Onu nasıl kaybettiğimi anlatmanın vakti geldi. Ben bir gün işe giderken salonun penceresini açık bırakmışım. O da bir kuşun peşinden…”

-“Tamam. Anladım. Üzüldüm, Ada.”

-“Üzülmeyin. Ben üzülürüm. Çünkü benim suçum bu. Benim hatamdı. Benim yüzümden oldu.”

 

Gerçekten de doğruymuş çiftleri sırları ve trajedileri paylaşmak kadar birbirine yaklaştıran başka bir şey yokmuş. “Duman” Ada için aslında evli olduğu gerçeği kadar büyük bir sır olmasa da bir anlık dikkatsizliğinin bir canın yitip gitmesine neden olduğu çıkarımını yapmasına neden olacak kadar utanç duyduğu bir sırrıydı. O sırrı paylaşmanın getirdiği rahatlamaya ve yakınlığa Bora’nın içten samimiyeti de eklenince trajedi anı, gözlerinin birbirine kilitlendiği kafalarının yavaş yavaş birbirine yaklaştığı bir aşk anına dönüşmek üzereydi ki kadın gelip bu anı mahvetti. Duvar kenarındaki ufak yakınlaşmaları ve birlikte tavana bakma anlarından sonra belki de öpüşmeye en yakın oldukları an buydu. Diyorum size ilk öpücükleri artık en ufak kıvılcıma bakar oldu ve o kıvılcım “Duman” olursa hiç şaşırmam. Biz ilk öpücükle ilgili neler hayal ediyoruz ama o ilk öpücük Duman’la alakalı bir sahnede gelecek gibi görünüyor.

Ofiste sevgili olmaya başladıklarında “Duman” güvenli kelime olarak kullanabileceklerini hayal edebiliyorum.  

 

İlk Kavga ve Kıskançlık: Kıskançlık Vurdu Mu Başa Akıl Hak Getire

 

Bora’nın smokin alma bahanesiyle dışarı çıkabilmek için Ada ile göstermelik ilk çift kavgasına tutuştuğu sahne çok güzeldi. O kadar dinamik ve eğlenceliydiler ki insana böyle çift kavgası mı olur dedirttiler. Önceki yazımda da açık bir dille Ada’yı oynayan Cemre’ye yaptıkları gibi Bora’yı oynayan Aytaç’a da komedi sahneleri yazmaları gerektiğini dillendirmiştim. Aytaç’ın senaristler tarafından henüz keşfedilmemiş bir komedi potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Normalde daima kavga ediyorlardı ama söz konusu çift kavgası olduğunda bir tık tutuk başladılar. Sonrasında ise performansı arşa taşıdılar. İlk gördüğümde #AdBor çiftinin çok güzel olacağını hissetmiştim ama #AyCem çiftinin de bu derece uyumlu olacağını tahmin bile edemezdim. Bizim o ciddiyetinden asla ödün vermeyen Bora’mız anamı babamı karıştırma diyen dansı sevdiğini iddia eden ve bunu derken de elektrik boogie yapan bir adama dönüşmüş.

Ada’nın “Ah ben nerelere gideyim! Ah anam ah! Ama anam bana demişti” gibi feryat edişlerini izlemek çok keyifliydi. Bu kızın içinde istediğinde bir anda dönüştüğü bir Anadolu kadını var. Ve açığa çıktığında sonuç muhteşem oluyor. Ada’nın içindeki o mahalle kadınına hâkim olamayıp işi sizi dava edeceğime kadar getirdikten sonra Bora istediğini alınca saniyeler içinde her şeyi unutup Bora ile yanak yanağa poz vermesi beni epey güldüren bir sahne oldu.

Tuğçe’nin kırk yılda bir de olsa işe yaradığı oluyor. Mesela “Eros’un Oku” etkinliğine katılan dans hocasını yakinen tanıyor olması sayesinde aşk bir illüzyondur diyen Bora’nın kıskançlığına şahit oldum. Ada’ya âşık olduğunu ve aşkın bir illüzyon olduğunu düşünmediğini çok iyi saklayabiliyor ama kıskançlığını bastıramıyor. Bora’nın ne kadar sinirli biri olduğunu hatırlayınca ve dans hocasının Ada ile haşır neşir olduğunu görünce adamın üstüne atlayacak diye düşündüm. Erdinç’in tango yapmayı yeni öğrenen birine o hareketi öğretmekle başlamasını Ada’yla flört etmesi olarak yorumladım. O yüzden adama vurursa şaşırmazdım ama Tuğçe’yi dansa kaldırması sürpriz oldu.

Ada ve Bora arasında gidip gelen kim diğerini daha çok kıskandıracak yarışını izlemek bölümün en komik ve keyifli sahnesiydi. Sözde çift kavgaları sahnesini izlemek bile bunun kadar eğlenceli değildi çünkü kıskançlığın çift taraflı olduğunun ilk ve en gerçek kanıtıydı bu sahne. Ada sırlarını açıklamak için çok geç kalmış olsa da Bora öğrendiği zaman kızacak ve bir ton dram yapılacak olsa da bu çiftin bir ömür boyu #AdBor olmaktan başka çaresi yok artık. Bu saatten sonra Bora’nın dans etmeyi bıraksınlar diye müzik aletinin fişini çekmiş olduğu Ada’nın da sakatlanma numarası yaptığı gerçeğinin üstünü örtebilecek bir yalan yok. Tuğçe ve Erdinç kullanıldıklarını nasıl anlamadılar?

Şahsım adına konuşacak olursam özgürlüğüne düşkün bir yay kadını olarak kıskançlık yapan erkeklerden ve bu duygunun neden olduğu davranışlardan katiyen haz etmem ama kıskançlık maalesef romantik komedi dizilerinin olmazsa olmazı ve Bora gerçekten çok kıskanç bir adam. Eğer âşık olmamış hali buysa gerçekten âşık olduğunu itiraf edip kabullendiğinde neler yapacak kim bilir. Ada’yı gölgesinden hatta o olmayan herkesten bile kıskanabilir.

 

twitter

Aşk Yakar: Ateşle Dans

 

Gelelim bölümün en güzel sahnesine yani #AdBor çiftinin tango yaptığı sahneye. Tango ve öncesinde ayrı yerlerde hazırlanma sahnelerini gözlerimden kalpler çıkan bir şekilde izledim. Ayna karşısında nasıl olduklarına bakarken kıskançlığı sürdürüp kendi kendilerine söylenmeleri tek kelimeyle muhteşemdi. Onlar farkında olmasalar da çoktan #AdBor olmuşlar. Ada banyodan çıkıp odaya arz-ı endam ettiğinde ise nutku tutulan Bora’ya hak verdim çünkü bir kadın olarak ben bile o kırmızı elbisesi içindeki Ada’nın güzelliğine vuruldum. Ada istediğinde çok alımlı ve etkileyici olabiliyormuş. Sanki o çocuksu Ada’dan nasıl bir kadın çıkabileceğini kanıtlamaya çalışır gibiydi. Fulya’nın üstünde kırmızıyı görünce verdiği tepkiyi hatırlayınca acaba bu akşam kırmızıyı bilerek mi giydi diye de düşündüm.

Bu sahnede eksik olan tek şey, Bora’nın topuklu fetişi düşünüldüğünde Ada’nın topuklu ayakkabı giymesine daha fazla tepki vermemiş olmasıydı. Ada’yı baştan aşağıya süzen Bora’nın yüzündeki ifadeye bakılırsa topuklu giymesi durumuna daha fazla tepki vermesini beklerdim ama belki de aşırı tepkilere maruz kalmamak için yapmamışlardır diye düşündüm. Üstelik birbirlerine kıskançlık notası vererek odadan ayrılmadan önce kibarlık edip kendisine kapı açan Bora’ya sadece adıyla hitap etmesiyle de topuklu ayakkabıdan alamadığım tepkiyi ismini fısıldamadan almış oldum. Ada da isteyince kendine kapı açtırmakmış adamın ismini yüzüne fısıldamakmış gibi işlerden anlıyor.

Zavallı Bora! Ada’nın varlığı onun iradesini öyle kolay aşıyor ki sadece adını söylemesi bile eli kapıda kalmasına neden oluyor. Normalde üfleyince ateş söner ama söz konusu aşk ateşi olduğu zaman bir üfleme aşığın içindeki yangının daha da büyümesine neden oluyor. Ada şakalaşıyordu ama Bora adını duyunca beyni kısa devre yaptı.

 

 

#AdBor çiftinin tango yapmasına gelince bu sahneyle ilgili tek naçizane eleştirim sahnenin daha uzun sürmemiş olması oldu. Piste yaklaştıklarında el ele tutuşmaya başlamaları ve parmaklarının birbirlerininkine kenetlenmesi o kadar organik bir şekilde oldu ki sanki yıllardır el ele tutuşan bir çiftler de el ele tutuşmaları alışkanlık olmuş gibiydi. Belki de bu el ele tutuşmanın onlara bu kadar organik ve doğru gelmesidir yüzlerindeki ifadenin değişmesine neden olan kim bilir. Ama el ele tutuştukları andan itibaren kesinlikle aralarındaki elektriği hissetmeye başladılar. Gözlerini kadından ayırmadan diğer çiftlerin arasına karışmak için tango yaptıkları sahnede ise Ada’nın kontrolü eline alması beni çok şaşırttı. Ada henüz gücünün ve aşkının farkında değilken böyle tutkulu bir aşk kadına dönüştüyse kendi gücünün farkına vardığı ve aşkını kabullendiğinde Rüzgar’ın bile dönüp bakacağı türden bir kadın olmuş olacak.

Ada’nın teyzelerine bakılacak olursa ben bir aşk kadını olmasına hiç şaşırmıyorum ama böylesine tutkulu bir dişiye dönüşmesini bile beklemiyordum. Bora dişine göre bir rakip arıyorduysa onu bulmuş oldu. Üstelik sadece edebiyat alanında değil; aynı zamanda da aşk anlamında da. Tangonun aşk ve tutkunun dansı olduğu konusunda genel kanıyla hemfikirim. Dans esnasında Ada Bora’nın etrafında döndüğünde Bora da Ada’nın belini kavradığında her ikisinin de yüzünde beliren ifadeyi ve bedenlerinin bu karşılıklı dokunuşlara verdiği tepkileri görünce bunların ateşini ancak bir okyanus söndürür diye düşündüm. Alev… alev yandıklarını görmemek için kör olmak lazım. Bence Bora bu hızla devam ederse eninde sonunda dayanamayıp Ada’yı öpecek. Ve bu epey tutkulu bir ilk öpücük olacak…

Kendilerini kaptırmamak için ayaküstü ettikleri kavga da aslında bu ateşin önüne set çekebilmek için başvurulmuş bir savunma mekanizmasıydı diye düşünüyorum. Tango sırasında Ada’yı yatırdığı sahnedeki replikler favorimdi:

 

 

-“Göreceğim diye ayağıma basmayın. Ay valla canım kıymetli benim! Canım acımasın.”

-“Endişelenmene gerek yok, Ada. Sen kendi kendine zarar verebiliyorsun zaten.”

-“İnsan kendi kendine nasıl zarar verebilir? Teessüf ederim.”  

-“Ben gördüğümü söylüyorum. Teessüfe gerek yok.”

-“Doğru. Sonuçta ben aşka inanıyorum ya sizin gözünüz açık. Benimki kör.”

-“Aşkın…meşkin…sırası mı şimdi, Ada?”

-“Şey… aşkın dansını yapıyoruz ya bence tam sırası.”

 

Bence de aşkın tam sırasıydı. Ada kollarının arasındayken nefesini nefesinde hissederken tam sırasıydı. Değil dolandırıcı kadını rıhtımda dans eden diğer çiftlerin bile varlığını unuttular. Daha da ileri giderlerdi ve o sahne daha favorim olabilirdi eğer polislerin geldiğini görüp kadının önünü kesmek zorunda kalmamış olsalardı. Bölünmeseler belki de saatlerce dans ederlerdi. Ama polisler gelince oluşan mevcut kriminal durum hem ortamın büyüsünü hem de bir çift gibi davranma zorunluluğunu bölmüş oldu. Ve maalesef #AdBor çifti gerçek hayatın gerçek sorunlarına, Celal ve beyaz evliliğin neden olduğu yalanlar yumağına dönmek zorunda kaldı. Özellikle de son sahnede Celal’in BizdeBöyle.Net gelip Ada’yı tanımasıyla bölüm gerilimli ve üzücü bir şekilde bitti diyerek yorumumu tamamlıyorum.

Haftaya Görüşmek Üzere…

Göz atmanızı öneririz: Baht Oyunu Bölüm Yorumları

Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
İNGİLTERE – Bath Sommerset
İstanbul havalimanı bagaj arabası iade
İstanbul Havalimanı – Bagaj Arabası İadesi için 5 TL’mizin Peşinde…
Mekanlar Tarifler
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
Kars ne yenir
KARS – Kars Yemekleri : Ne Yenir? Nerede Yenir?
emily in paris
EMILY in PARIS – Paris’te bir Amerikalı
the undoing hbo
The Undoing – Gerçeğin Peşinde
years and years dizi
YEARS AND YEARS – Ya Gerçek Olursa…
DARK – Finalde Cevapsız Kalan Sorular
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
GÖRÜLMÜŞTÜR – Gerçek ile Kurmaca Arasında
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
BİZ İYİ İNSANLARIZ – İçimde Büyüyen Bir Canavar Var
Copy link
Powered by Social Snap