İzledim

ADIM FARAH – Vicdan İnsanın İçindeki Sınavdır

Adım Farah reyting sonuçlarına göre dizi emin adımlarla bir önceki hafta reytinglerinin üzerine kata kata ilerliyor. Hak edilen bir yükseliş. Sıralamadaki yeri Total’de 4,49 reyting ile 5.lik, AB’de 5,00 reyting ile 2.lik ve ABC1’de 5,78 reyting ile 3.lük. Bölüm izlenimleri Gözde‘den… Keyifli okumalar ^^

 

“Vicdan nedir bilir misin? Türkçesi, Farsçası aynı. İnsanın peşinden gelir, rüyalarına girer, kâbusları olur…”

Geçtiğimiz bölümü Farah ile Tahir’in yollarının yeniden kesişmesiyle noktalamıştık. Farah kaderinden kaçamamış ve yolu yeniden Tahir ile kesişmişti. Tahir, Farah’ı yeniden karşısında görmekten ziyade onun Ali Galip’in hayatını kurtarmasının şokunu yaşadı ve eskiden doktor olduğunu öğrenmenin onu şaşırtırken aynı zamanda içten içe sevindirdiğini hissettim. Evine geldiği gün oğluna duyduğu sevgisi, cesareti, gözü kara oluşu dikkatini çekmişti, şimdiyse Farah’ın bambaşka bir yönüyle karşılaşıyordu ve ona biraz daha hayran oluyordu. Farah her ne kadar Tahir’e yakalanmış ve onun dediklerini yapmak zorunda olsa da duruşunu hiç bozmamasıyla dikkatimi çekti. Hiç korkmadan Tahir’in yüzüne karşı “Canavar.” diyebilmek her kadının harcı değil. Zaten Farah’ın korktuğu şey kendi canı değildi, hiçbir zaman da olmadı, onu endişelendiren tek şey Kerimşah’tı. Farah’ın zayıf noktası, zaafı Kerimşah.

 

 

Farah ile Tahir’in çiftlik evindeki yüzleşme sahnesinde aralarındaki enerji müthişti. İkisinin de altta kalmamaya çalışmaları, doğru bildiklerinden şaşmamaları, Farah’ın Tahir’e duyduğu nefret her zamanki gibi sahnenin enerjisi arşa çıkardı. Ben Farah ve Tahir sahnelerinde aralarındaki o yüksek enerjiye, çekişmeli hallerine bayılıyorum, tam bir güç savaşı yaşıyorlar. Farah tam da düşündüğüm gibi annelik içgüdüsüyle karakola gitmiş. Ve bilmeden Tahir’in yarasını kanattı. Tahir, Farah ona “Seni de bir anne doğurmadı mı?” diye sorana kadar gayet aslan kesilmiş, Farah’ın o kadını tanıyıp tanımadığını anlamaya çalışıyordu. Ama bu soruyla gardı düştü, duraksadı, bakışları değişti, gözleri nemlendi ve oradan düpedüz kaçmak istedi. Tahir’in annesizliği, aileye zaafı olduğu bu bölüm sık sık vurgulandı. Zaten onu Kerimşah ve Farah’a yakınlaştıran şey de bu zaafı oldu, kalbindeki o büyük boşluk, kimsesizlik oldu. Bunu henüz sadece -anlayabildiği kadarıyla- Kerimşah biliyor. Acaba Farah öğrendiğinde ne hissedecek, Tahir’e ne söyleyecek çok merak ediyorum. Farah’ın Tahir’e karşı kırılma noktası bu olabilir.

Farah: “Kimse senden yardım istemedi. Bize misafirmişiz gibi davranma. Sen nasıl rahat uyuyorsun ya geceleri?”

Tahir: “Soluma dönüp uyuyorum, bayağı rahat oluyor.”

Farah: “Bir de eğleniyorsun. Bir kadına, bir çocuğa yetiyor gücün. Zurgu.”

Tahir: “Ne? Bir daha de bakayım.”

Farah: “Zurgu dedim. Bizim oralarda senin gibilere denir. Gücünü kullanıp güçsüzleri ezene.”

Tahir: “Zorba yani?”

Farah: “Zorba evet. Hemen nasıl bildin kendini.”

Tahir: “Şu an buradaysan bunun sebebi sensin. Oğlun bu haldeyken ne işin vardı emniyette? Bir anne nasıl böyle bir hata yapar?”

Farah: “Cinayetlerinize böyle mi kılıf uyduruyorsunuz? Sevenlerinden koparıp aldığınız o gencecik çocuğun annesinin haykırışları, ağlayışları hala etrafta. O genç çocuk değil de keşke sen ölseydin!”

Tahir: “Nasıl duydun annesini? Ne demek haykırıyordu?”

Farah: “Rahat bırak bizi.”

Tahir: “Başladığın cümleyi bitireceksin. Annesini nereden tanıyorsun?”

Farah: “Tanımıyorum. Genç çocuk illa bir annesi vardır. Seni de bir anne doğurmadı mı?” 

Tahir: “Oğlunun yanına git yat. Yarın bugünden daha zor olacak senin için. Haydi.”

Farah’ın gözü kara olması, Tahir’i etkisiz hale getirmeye cesaret etmesi aslında iyi güzel de adam sana “Evin her yerinde kamera var, eğer aklına düşerse de yapma.”  demiş, sen neden kaçmaya çalışıyorsun canım benim? Hayır bir de adamın gözüne limon tuzunu atıp üstüne karbonatlı suyla acısını alır diyorsun. ^^ Adama canavar, katil, zorba deyip üstüne kalkıp yardımcı olmasan mı?

Kerimşah da olmasa Tahir’in Farah’a neden Çorlu’da hastanede olduğunu soracağı yoktu, iyi ki Kerimşah var. İleride FaHir’in arasında bir duygu bağı gelişecekse bunun mimarı bıcır bıcır konuşmayı seven bu oğlan olacak. Ama Tahir duyguları aldırılmış gibi gezdiği için Farah’a iyi olup olmadığını sormadı bile. Kerimşah haklı, Tahir hep korkunçlu bakıyor. ^^ Sevmeyi bilmiyor, sevmek onun için o kadar eskide kalmış ki haliyle de bu insanlara bakışına yansıyor, çocuklara bile. Farah’ın Kerimşah korkmasın diye onu cesaret oyunu oynuyoruz diye kandırmasını sevdim. Böylece Farah, Kerimşah’ı sakinleştirmek isterken bilmeden Tahir ile arasında başlayacak olan sevginin ilk adımını atmış oldu.

 

Çocuklar öyle kolay kolay herkesi sevmezler ve birini seviyorlarsa gerçekten de o kişide sevilesi bir şey vardır. Onların kalpleri sevgiyi hak edeni hisseder. Farah, Kerimşah’a Tahir’den korkmamayı bir oyun gibi söylediyse de Kerimşah’ın kalbi Tahir’de sevilecek bir şeyler olduğunu şıp diye anladı. Tabii bence bunda babasızlığının etkisi de muhakkak var ama Kerimşah, Tahir ona bakarken, rüyasını ilgiyle dinlerken onun kalbinin kapılarının da istemsizce kendi sevgisine açıldığını fark etti. Ve Farah Tahir’e istediği kadar “Oğluma dokunma, ondan uzak dur.” desin, Kerimşah cana yakınlığıyla, gülüşüyle, sevimliğiyle Tahir ile yakınlık kurdu. Tahir aslında Kerimşah’a başta sıcak davranmak istemedi, onu tersledi, bağırmaktan çekinmedi; çünkü çocuk veya kadın olsun birini gerçekten sevmek, ona bağlanmak istemiyordu. Sevmek onun raconuna ters. Severse aklı karışır, görevlerine odaklanamaz. Ali Galip’e duyduğu şey de sevgiden çok sadakat, minnet, görev duygusu. Ama bir çocuğu üzmek istemeyecek kadar şefkat duygusuna sahip olunca Kerimşah’a bağırdığına pişman olup hemen gönlünü almayı da bildi. Çünkü Kerimşah çoktan Tahir’e bir kalbi olduğunu, kalbinde sevgiye yer olduğunu göstermişti. Kerimşah Tahir’e güvenip onun elini tuttuğunda Tahir’in bakışlarında ne çok anlam gizli. Belki de ilk defa birinin koşulsuz sevgisini hissetmenin verdiği heyecan, mutluluk, şaşkınlık. Tahir sayesinde Kerimşah yapmak istediklerinden birini yapabildi. O güne kadar akvaryumdaki küçük kara balıktı, o topa ilk vurduğu diğer çocuklar gibi çocuk olduğunu hissetmeye başladı. Artık onların arasında o andan itibaren özel bir bağ var ve Farah engel olmak istese de o bağ artık kopmaz. O babasız küçük çocuk Tahir’i kendine baba seçti. Hastanede de Tahir’e nasıl aşkla baktığını gördük. Yakında Tahir Kerimşah’ın ısrarıyla o eve gelir, onunla top da oynar. Farah da onu kıramayacak noktaya gelir.

 

 

Mehmet resmen Tahir’i yakalama ve içeri atma hastalığına yakalanmış. Orhan’ın başaramadığı şeyi yapmak ve Akıncıları paketlemek istiyor, bunu yaşam amacı haline getirmiş belli. Bu bölüm ne yazık ki Tahir – Mehmet karşılıklı sahneleri ilk bölüme göre azdı. Atışmaları, tartışmaları eğlenceli, o nedenle sahneleri daha fazla olursa dizideki kasvet biraz dağılır. Nasıl da kavga ederlerken sonunda çocuk gibi ilk okul öğrencisine bağladılar. Orhan resmen sınıfın öğretmeni gibi aralarına girip ayırmak zorunda kaldı. ^^ Mehmet’in devamlı Tahir’e sarıp durmaları görevden alınmasına neden olmasa bari. Resmen ateşle oynuyor ve aslında haklıyken kendini haksız duruma düşürüyor. Bu kadar fevri olmayıp daha planlı, stratejik hareket etmesi lazım. O gece Tahir’in yanındaki kadını bulduğu andan itibaren daha plancı bir Mehmet göreceğimizi düşünüyorum.

 

 

Kerimşah, Tahir sayesinde küçük kara balık gibi yeni maceralar yaşayacak derken Ali Galip’in silahlı adamlarla dolu evine gitmeyi kastetmemiştim. Hayır, ne gerek vardı çocuğu da o eve çağırmaya, ona korku yaşatmaya? Ah Kerimşah, keşke Ali Galip’ten korksaydın da ona Tahir ile çiftlikte yaşadıklarını yumurtlamasaydın. Seni çok seviyorum ama yalnızlıktan olsa gerek biri seninle azıcık ilgilendi mi bülbül gibi şakıyorsun. Bu sahnede dikkatimi çeken en önemli detay Tahir’in Farah’ı korumaya çalışması ve bunun Ali Galip tarafından fark edilmesiydi. Tahir biliyor Farah’ın gözü kara, korkusuz, kendisine söylediklerini ağzından kaçırabilirdi. Ama ben Ali Galip Farah’ın canını bağışladığında ona hiç inanmadım, bakışları hiç de kadına kıymayacak gibi değildi. O yüzden de Farah eve gittikten sonra infaz kararı vermesine şaşırmadım. Resmen Tahir’in kadına zaaf beslemesine engel olmaya çalıştı, çünkü zaaf Tahir’in kendisine duyduğu sadakati zayıflatır, Tahir’in gittiği yoldan dönmek istemesine sebep olur. Ali Galip gibi bir adam hiç sağ kolunun kesilmesini ister mi? Ve bence Tahir kesinlikle bir şekilde Farah’ı öldürmeden bu işi gizlice çözebilmek için bu işi üstlendi. İnfazı başta asla gerçekleştirmek için kabul etmedi. Ah Farah bu dünyaya o kadar yabancı ki nereden aklına gelsin kapalı kapılar ardında bambaşka şeyler konuşulduğu?

Ali Galip: “Çocuğa bundan böyle biz bakacağız. Tedavi için ne gerekiyorsa yapılacak. Kadın ölecek. Şimdi susar, sonra konuşur. Aklı karışır, rüyalarına girer. Vicdanı rahat vermez. Kadın ölecek.”

Tahir: “Benim sözüm teminat olmadı mı AGA?”

Ali Galip: “Kadının bakışı, çocuğun kahkahası bazen biz hiç farkına varmadan derimizden içeri sızar. Hepimiz insanız Tahir.”

Tahir: “Sınav mı bu?”

Ali Galip: “Ne sınavı?”

Tahir: “Aileye zaaf duyduğumu ima edip kadının infazını veriyorsun. Bana mı mesaj?”

 

 

Bölümde en beğendiğim ilk üç sahneden biri kesinlikle Farah ve Tahir’in paralel kurgulanmış temizlik – yemek sahneleriydi. Sahnenin kurgusu, geçişler çok başarılıydı. Her ikisi de bir şeylerle ilgilenmek, gündelik hayatlarına devam etmek, oyalanmak, unutmak istemişlerdi ama başaramadılar… Farah temizlik yaparken vicdanının sesini susturamadı, Tahir ise yemek yaparken… Ve Tahir vicdanının sesini susturmak için görevi yerine getirmek için adım atmayı seçti, Farah, Kerimşah aklından çıksın istedi. Farah ise vicdanı susmadıkça kendinden geçti, bir tür sinir krizi geçirmek üzereydi ki unutmak için kendini temizliğe verdi. İkisinin de vicdanlarıyla verdikleri amansız savaşa tanık olduk. Bu iki insan hiç benzemiyor gibi görünse de ilk dikkat çeken benzerlik belki de bu: Vicdan sahibi olmak.

 

 

Farah, Kerimşah’ın tedavisi için Ali Galip Akıncı’nın parasını reddetmekte haklıydı. Çünkü Farah vicdanlı bir kadın. Başka bir annenin gözyaşlarından mutluluk devşirmeye gönlü el verecek bencil bir kadın değil. O anne ağlarken Farah’ın yüzü gülemez. Farah önceden olduğu gibi yine kendi parasını kazanır, Kerimşah’ın tedavisini hemen olmasa da sağlamayı becerir. Ama Tahir de bir yönden haklı, bu dünya adil değil, parası olan nereden kazandığı fark etmeksizin her istediğini elde ederken, imkanı olmayan iyi bir insan olsa dahi bir şeyleri elde etmek için hep çok fazla didinmek zorunda, tabii o da şansı yaver giderse. Bu arada Tahir, sanki Farah’ı oraya temizlik yaptırmaya getirmiş gibi cevaplarını alamadığı ahret soruları sorup durdu ya, bu soruların cevaplarını, Farah’ın geçmişindeki sırları çok merak ediyorum. Onu ülkesinden kaçmaya iten şeyi, Kerimşah’ın babasını çok merak ediyorum. Aynı şekilde Tahir’in geçmişini, annesinin, babasının nasıl öldüğünü de…

“Bu dünya adil değil. İmkanı olanla, olmayana aynı mesafede hiç değil.”

 

 

Tahir’in Farah’ı temizlik bahanesiyle rezidanstaki daireye getirdiği sahnede inanılmaz derecede gerildim. Tahir’in patronundan aldığı emri yerine getirecek olmaktan duyduğu o gerginliğini (su içmesi, kazağının yakasıyla oynaması, vücut dili),  kendini rahatlatma çabasını, Farah tam düşecekken onun kolunu tuttuğunda vicdanıyla mantığı arasında kalmışlığını çok net gösterdiler bize. Farah tam ölümü kabullenmişken Tahir için kazanan vicdan oldu ve infazı yerine getiremedi. Bunu Farah’tan etkilendiği için değil bir çocuğu da kendi gibi annesiz bırakmak istemediği için yaptı. Bir çocuk daha kendi gibi annesiz büyümesin, onun çektiği yokluğu çekmesin, kalbinde yeri doldurulamaz bir boşluk olmasın istedi. Öncelikle balkondan düşme anındaki, bu tehlikeli sahnedeki cesaretleri için Demet Özdemir ve Engin Akyürek’i çok tebrik ederim. Elbette kamera arkasındaki ekibi ve senaristlerimizi de çok tebrik etmek gerekiyor cesaretlerinden ötürü. Sahnenin vermek istediği mesaj açıktı. Farah’ın da yüksek sesle haykırdığı gibi bu cinayetler işte tam da böyle kaza süsü verilerek işleniyor. Ben sahnenin hiçbir yerinde, Tahir’in Farah kaçmasın diye onu rahatlatmaya çalıştığı anda bile hiçbir şiddet güzellemesi, şiddeti romantize etme çabası görmedim. Burada aksine Farah onun yapmak istediğini gördü ve Tahir’den daha çok nefret etti, ardından Yasemin’i de onlardan uzak durması için uyardı, başka birinin de başına benzer bir şey gelmesin diye çabaladı, yani şiddetle mücadele etti. İleride bir gün Farah’ın Tahir’e aşık olma ihtimali de sahnedeki durumu romantize etmez. Çünkü aşk açıklanabilen, mantıkla karşı konulabilen bir duygu değil. Manavdan meyve, sebze almıyorsun, bu bana zarar verir diye aşık olmamayı seçemiyorsun.

 

 

Farah’ın Mehmet’in evinde ailesiyle olan sahnede de Mehmet ile apartman koridorundaki sahnede de yine çok gerildim. Özellikle koridor sahnesinde iki de bir ışık söndü ya o beni daha da çok gerdi. Resmen sorgu memuru gibi sorguladılar kadını. Perihan resmen Farah’ın açığını arıyor zaten, apartmandan gönderse zil takıp oynayacak. Şükür Orhan çok iyi kalpli de kızının abla bellediği kadını o da bir nevi kızı gibi görüyor, babacan yaklaşıyor. Ama Mehmet bence en beteri. Perihan bir iki cümle kurar, sonra yine susup oturur. Ama Mehmet öyle mi, bir şeye taktı mı takıyor. Farah’ın cinayet gecesi Tahir’in arabasındaki kadın olduğunu öğrendi ya asla yakasından düşmez. Sen nasıl bir şeye bulaştın be Farah’ım…

 

Farah’ın yerinde olsam Tahir’den Mehmet’i tanıdığımı, komşum olduğumu saklar mıydım? Saklamasaydı Tahir buna ne tepki verirdi? Bunu duyduğu için başta vicdanının sesini susturmak için kim öldürürse öldürsün diyerek görevi üstlenmez miydi? Yoksa Farah’ı ev yerine başka bir yerde tutmaya devam mı ederdi? Tahir’in son sahnedeki tavrından anladığım Farah’ın yalan söylemesine incinme sebebi kendisine herhangi birinin yalan söylemesi değil, Farah’ın ona yalan söylemesi. Tahir, Farah ve oğlu için Ali Galip’e ihanet etmeyi göze aldı, arkasından gizli işler çevirdi ama Farah belki de onu satmış bile olabilir veya her an satabilir diye düşündü. Gözlerinde hayal kırıklığı vardı, çünkü kendi belki farkında değildi ama içten içe Farah’a değer vermeye başlamıştı.

Evet, Tahir’in vicdanının sesi susmuş ve Farah’ı infaz etmek için evine girmişti ama kader onu bir kez daha vicdanıyla sınavda baş başa bıraktı. O an Tahir’in başına gelen mi daha kötüydü yoksa Farah için celladından yardım istemek zorunda kalmak mı? Bence Farah’ınki. Ama Tahir’in de Farah’a neden yardım etmek istediği hatırlaması gerekiyordu. Nasıl Farah ilk bölüm sonunda kaderinden kaçamamış ve Tahir’e yakalanmıştı, şimdi de Tahir kaderindeki Farah’tan, Farah’ın ona yaşatacaklarından kaçamayacaktı işte. Çünkü Onların kaderlerini birbirlerine düğümlenmişti.

 

 

Fragmanda Tahir ve Yasemin’i gördüğümde aralarında aşk olmayan, cinselliğe dayalı bir ilişki olduğunu ve o anın devamının geleceğini düşünürken Tahir’in aslında ona hiç yüz vermediğini, hatta evden kovaladığını görmek çok beklenmedik oldu. Adam iç dünyasında gelgitler yaşarken bir de seninle mi uğraşacaktı bayan gurursuz? Tahir’in Yasemin’e açık konuşmasını ve onu kapının önüne koymasını beğendim, ilişkilerinde net insanları sevmişimdir.

Yasemin’in intiharı Farah’ın doktorluğuna tekrar tanık olmamız veya Yasemin’in Tahir’in hayatındaki kadının Farah olduğunu sanması için değil Mehmet’in araştırmasının Farah’a uzanmasını sağlamak için yazılmış. Bunu sevdim. Eğer Yasemin o kadının Farah olduğunu anlamasaydı Mehmet fotoğraftaki kadını biraz zor bulurdu. Yasemin Tahir’in peşini umarım bırakır, Türk dizi klişelerinden birini bu dizide hiç çekemem.

 

 

Orhan ile Vera arasında geçmişe dayalı bir şeyler olduğu açık. Vera ile Perihan’ın düşman kardeşler olduğunu düşünmüyorum. Belki eskiden en yakın arkadaş, dostlardı. Perihan’ın gazetedeki fotoğrafa bakışları bana Vera’yı tanıdığını düşündürdü. Orhan ile Vera’nın geçmişte aralarında bir gönül ilişkisi olmuş olmalı. Benim bu ilişkide merak ettiğim aralarındaki şey neden bitti? Vera böyle iyi bir polisten sonra nasıl kötü bir mafya lideriyle evlendi?

 

 

Kaan karakterini ilk bölümde tam bir şımarık zengin çocuğu, egolu, duygusuz adamın teki gibi görmüş ve pek sevememiştim. 2. Bölümde karakterin iç dünyasına girmemizle birlikte katil de olsa onunla empati kurmaya başlayabildim. Eğer yaptığı şeyden hiç rahatsızlık duymamış olsaydı ve hayatına güle oynaya devam etseydi benim için sıradan bir karakter olarak kalacaktı. Kaan’ın Alp’i öldürdüğü için yaşadığı vicdan azabını gördükçe onun için üzüldüm. Babası gibi olmak istediği, yanlış yollara saptığı, söz dinlemediği için üzüldüm. Kaan’ın bu vicdan azabıyla bundan böyle olmaktan kaçındığı gence dönüşmek için çaba sarf edeceğini düşünüyorum. O dünyaya girmek isterken artık o dünyadan kaçmak için çabalayacak. Gönül ile tanışması ve aralarında oluşacak arkadaşlığın da elbet bunda etkisi olacaktır ama Kaan zaten bunu önce kendi isteyecek. Gönül katili olduğunu bilmeden Alp’i çok seven bir arkadaşı diye Kaan ile hemencecik yakınlık duydu. Kadınlar, genç kızlar ağlayabilen, duygulanabilen erkeklerden etkilenir. Gönül de mezarın başında ağlayan adamdan etkilendi. Görünen o ki bu yakınlık onları aşka sürükleyecek. Gönül’ün hiç tanımadığı birine hemen telefonunu vermesi de onun çok dışa dönük olmasından.

Tahir ve Ali Galip en başından beri Alp’in gizli polis olduğunu biliyorlarmış. Bu da demektir ki bilerek Tahir onu yakınında tuttu, gözünün önünde olmasını sağladı. “Kullanışlı çocuktu.” dendiğine göre bir şekilde Mehmet ile konuşma ve mesajlaşmalarından da haberdar oluyorlardı. Tahir de polis olduğunu bildiği için Kaan onu öldürdüğünde tedirgin olmuş olmalı. Sıradan biri olsa bu kadar gerilmezdi.

 

 

Bu bölüm diziye Bade ve Bekir Akıncı kardeşler katıldılar. Mert Doğan’ın canlandırdığı Bekir’in gizli bir sinsi olduğu ilk sahnesinden belli oldu. Belli ki amcasından kurtulup işlerin başına geçmenin peşinde. Ali Galip’e saldırıyı düzenletenin o olduğunu düşünüyorum. Nasılsa kuzeni Kaan bu işlerden uzak tutuluyor, Vera’nın da isteği bu yönde, Ali Galip ölünce onun başa geçeceği belli. Bade’nin ise kardeşi Bekir gibi düşündüğünü sanmıyorum. Aksine Bekir’in yaptıklarını onaylamıyor gibi görünüyordu. Bade’yi oynayan Burcu Türünz’ün yeni saç imajını beğendim. Bade sert görünümlü ve güçlü bir kadın. Nasıl da Mehmet’e kafa tuttu ama. Mehmet her Akıncılarla uğraşmak istediğinde karşısına çıkacaklardan biri de Bade olacak gibi görünüyor. Bekir de Kaan’da bir durum olduğunu fark etti ya bu işi kurcalayacak gibi geliyor bana. Çünkü kuzenini seviyor görünse de Ali Galip’i alaşağı edecek açık bulma peşinde. Bana Kaan’ın işlediği cinayetin izini sürecek ve bunu kullanacak gibi geliyor.

Tahir’in yanındaki Adil ve Haydar’ın diyalogları eğlenceli görünüyor, o doz biraz artırılabilir. Malum dizide yeterince gerginlik var, abartmadan gülümseten sahneler yazılabilir. Gözlemim Adil ve Haydar’ın Tahir’in sözünden çıkmıyorlar, her türlü onun yanında oluyorlar.

Adım Farah bu hafta yine neredeyse dört dörtlük bir bölümle ekrana geldi. Hiç boş sahnesi olmayan, oldukça akıcı bir bölüm seyretmiş olmanın verdiği memnuniyet için başta senaristlerimiz olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Son olarak iki sahneyi teknik olarak eleştirmek durumundayım. (Farah – Mehmet apartman koridorundaki sahne ve Farah – Tahir final sahnesi.) Bu sahnelerde ne yazık ki oyuncuların bakış yönleri hatalı.

Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Peki siz bu bölümü nasıl buldunuz?

*Adım Farah 2. Bölümde çalan şarkı: Her Şey Bitmek İçin Başlar – Aytekin Ataş

 

Göz atmanızı öneririz: Adım Farah Bölüm Yorumları

 

 

 

Noel Pazarları
AVRUPA – En Güzel Noel Pazarları
sığacık ada masalı
SIĞACIK SEFERİHİSAR – Ada Masalı’nın Çekildiği Yer, Nam-ı Diğer Kırlangıç Adası
Alaçatı Tatil
ALAÇATI – Sanki Ege’de bir Vaha
gezdim gördüm san diego
AMERİKA – San Diego
Mekanlar Tarifler
Sütlü Tatlı
Yılbaşında Yapabileceğiniz 5 Şahane Sütlü Tatlı
LONDRA – Londra’da Öğleden Sonra Çayı
künefe
Bir Değil İki Değil Çok Çeşitli Künefe
BRIDGERTONE
BRIDGERTONE – Gölge Oyunları
BRIDGERTONE – Dearest Gentle Reader
Şimdiki Aklım Olsaydı (Si lo Hubiera Sabido)
ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI (Si lo Hubiera Sabido) – Ne Dilediğine Dikkat Et!
Poldark
POLDARK – Korkunun, Umutsuzluğun ve Sevginin Derinliklerinde
bergen
BERGEN – Bir Tek Şarkı Söylerken Utanmadım Ben
romantik komedi filmler
Latte Kıvamında Romantik Komedi Filmleri
Yarına Tek Bilet Elle Çekim
YARINA TEK BİLET – Belki de Karşılaşmalar Tesadüf Değil Kaderdir
BİZ BÖYLEYİZ – Olsaydı Nasıl Olurdu?
Deli Bayramı
DELİ BAYRAMI – Kim Akıllı Kim Deli, Nasıl Ayırt Etmeli?
evlat oyunu
EVLAT – Her Şey Çok Zor
übü hep übü
ÜBÜ HEP ÜBÜ – Übülük Müessesesi Üzerine
yaşamaya dair
YAŞAMAYA DAİR – Yaşamayı Ciddiye Alacaksın
Copy link
Powered by Social Snap